Fikriniz Nedir ?

  • Kullanıcı EkSen
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Forum Meydanı
Konu sahibi son olarak 43 gün önce görüldü
İnsanın yaratılış süreci ve ilk insanın Adem olup olmaması hakkında daha önce duymadığım bir yorum olmuş bu .. Açıkçası ne düşüneceğimi bilemedim .. Zamanı olanlar izleyip fikrini paylaşabilir mi ?

[YOUTUBE]va3NFdUZpy4[/YOUTUBE]
 
Sureti insan olan canlı ne demek acaba :)die baktımda karşıma bu yazı çıktı :)

Suret İnsan siret hayvan olur ise kişinin
Daima susuz dolaşıp insanı bulmazsa ne güç
Niyazi MISRİ
Ayette de bildirildiği gibi;
“Onlar hayvanlar gibidir,belki daha da sapıktırlar,işte onlar (Allah'tan) gafildirler.”(7/179)
Kur’anı Kerimde “Belhüm Adal” denilen aşağıların aşağısı mertebe nefs cehennemidir.Eski
devirlerde Allah yolundan sapanlar daha bu dünyada iken kötü amelinin karşılığı olarak,sureten
hayvana dönüşür,halk onları ibret ve merakla izlerdi.Fakat,Hz.Peygamberimizin duası üzerine yüce
Allah peygamber ümmetine bu cezanın uygulanışı ahrete ertelenmiştir.Fakat,suret’en olmasa da
manen bu işin devam ettiğini bildiren alimler vardır.Kalp gözü açık olan Allah dostları kimin hangi surette olduğunu Allah’ın izniyle görür ve bilir.İşte bu hale düşen bir insan,hakiki bir insanı kamili bulmazsa sureten hayvana dönüştüğünü,manen kalbinin öldüğünü bilemez.Nesh edildiği hayvan sir’etinden kendi başına kurtulması çok güçtür.Zira,şeytan ona amellerini güzel gösterir ve nefsini beğenmesi nedeniyle düşmüş olduğu cehennem gayyasından bir türlü kurtulamaz.İnsanı kamilin nazarı,sohbeti ve himmetiyle tekrar insanlık mertebesine dönebilir.Niyazi MISRİ Hz.leri bu manaya işaret ediyor beytinde.
Su burada hakikat ilmi,hikmet-i ilahi manalarına gelir.
Allah’u Teala bu duruma Kur’anda şöyle misal veriyor;
“Ölü bir beldeye ölümünden sonra hayat veren biziz.”
Ayrıca bahsedilen nesh olayı Hz.Musa zamanında gerçekleşmiş,Mısırdan topluca göç edip çölü geçerken peygamberlerinden men ile selva istemiş (Bıldırcın eti ve helva) bunlar cennetten indirildikten sonra bununla da yetinmemiş ve soğan,sarmusak gibi sıradan besinler isteyince kuraklığa tabi tutulmuş,Filistin civarında yaşayan halkın güçlü ve yaman savaşçılar olduğunu görünce peygamberin cihat emrine karşı
Gelerek,’sen git,Rabbinle birlikte savaş biz sonra geliriz.” Deyince bu kavmin bir kısmını Allah’u Teala maymuna çevirerek cezalandırmış ve lanetlemiştir.

Ayine’si iştir kişinin lafa bakılmaz
Şahsın görünür rütbeyi aklı eserinde
Ziya PAŞA
Her insan bu aleme yaratılış gayesini gerçekleştirmek için gelir.Bazı insanlar iş üretmeden
icraat yapmadan her konuda ahkam keser,ne kadar iyi insan,Müslüman olduklarını halka ispat
etmek istercesine atıp tutarlar.Oysa,söyledikleriyle icraatları,yaşantıları farklıdır.İç dünyaları
farklı oldukları halde insanları kandırmak,yanıltmak için adeta kuzu postuna bürünmüş kurt
rolünü oynarlar.Halbuki,inandıkları gibi yaşamak kendilerine ağır gelir.Kendi nefislerine vaaz-ü
nasihat etmez,hallerini düzeltmezler.Niyetlerini düzeltip samimi bir şekilde Hakka sığınmadıkça
Allah onların gidişatlarını hayır ve Hak yola çevirmez,hidayete erdirmez.Niyet,amele dönüşmedikçe sadece lisan’en inandım yada ben bu işin ehliyim demek Hak Teala katında değer kazanmaz..
Şahsın akıl derecesi akli yüceliği,eserlerinde görünür.İş,lafı güzafla olsa herkes atıp tutar bol
Keseden.Hiç kimse ayranım kötü,demez.Ama,ecdadımızın dediği gibi “Lafla peynir gemisi yürümez.
 
Konuşmadan anladığım kadarıyla İnsan insan olmadan önce başka basit bir canlıydı sonra sonra evrimleşerek insan oldu diyor gibi .. Ben mi yanlış anlıyorum ?
 
Bu soruların cevabını vermek yine size düşüyor :)
 
Bilemiyorum düşünmek ve araştırmak lazım konuyu .. Henüz bir kanıya varabilecek kadar bilgili değilim ..
 
Bence gereginden fazla bilgilisiniz bu tür konularda.Sadece bilgi ölçümü yapıyorsunuz :)
 
İnsanın “var olmayı” sorgulaması ne kadar doğrudur?

'Neden yaratıldık?' sorusunu sormak, akıl sahibi olmanın bir alametidir. Çünkü insana aklın verilmesinin bir amacı da; 'Nereden geldim, niçin yaratıldım, nereye gidiyorum?' sorularını sorup, cevap araması içindir.
Fakat bu sorularancak 'bir insan olarak kainattaki vazifelerimizi öğrenmek' amacıyla sorulabilir. Yoksa, 'Neden yaratıldım ki(!) Beni yaratırken, Allah bana mı sordu?' şeklinde insanın sonsuz kudret sahibi olan yaratıcısını sorgulamaya kalkışır gibi sorular sorması edebini ve haddini aşmasından başka bir şey değildir. Bir sinek kanadını dahi icat etmeye aklı ve gücü yetemeyen aciz insanın, sonsuz ilim ve kudretiyle tüm kâinatı yaratmış olan Allah’a ukalaca hesap sormaya kalkışması; üç yaşındaki bir çocuğun bir profesörü hesaba çekmeye kalkışmasından binlerce kez daha saçmalık olacaktır.
İnsan “sonradan” var olmadı!

İnsan, genel bir yanılgı ile Allah’ın, ‘insanın var olmasını istediğini ve sonra insanı yarattığını’ düşünüyor. Oysa ki zaman kavramı sadece insanlar (yaratılmış olanlar) içindir. Dolayısıyla Allah (cc) için ‘önce istedi ve sonra yaptı’ diye bir zamanlamadan bahsedilemez! Allah’ın ilminde her şey bir 'an' içinde vardır. O’nun ilminde her şey ezeli ve ebedidir, 'sonradan' var olmaz.
Kâinat ve insan, görünen şu âleme henüz çıkmadan yani yaratılmamışken Allah'ın katında ‘ilmî varlıkları’ vardı. Demek ki gerçek anlamda ‘yokluk’ yoktur. Sadece görünüşte bir yokluk var. Yani insan; daha dünyada yokken de Allah’ın ilminde hep vardı. Sonra Allah'ın dilemesi ve kudreti ile yaratıldı ve şu görünen aleme çıktı.
Allah'ın iki çeşit yaratması vardır. Birincisi, bir şeyi sebepler olmaksızın ‘yoktan bir anda var etmesi’dir. Buna ibda’ denir. İkincisi ise, bir şeyi ‘var olan şeylerle aşama aşama yaratması’dır. Buna da inşa denmektedir.
Fakat bir şeyin var olması için öncelikle elbette ilmî bir proje gerekir. Bu ilmî proje o şeyin 'ilmî vücudu' hükmündedir.
Mesela bir makinenin yapımını düşünelim. Bunun için -elbette akıl sahibi bir mühendis ile birlikte- bir tasarım gerekir. Makinenin proje ve tasarımı makinenin ‘ilmî varlığı’ demektir. Ortada mühendis yok, proje de yoksa o makinenin yapılabilmesi mümkün olabilir mi?
Madem insan Allah’ın ilminde hep vardı. Bu durumda, 'İnsan neden var oldu, olmasa olmaz mıydı, neden yaratıldık?' cümleleri anlamsız sorulardan ibaret oluyor.
Demek ki insan, Allah (cc) var olduğu için vardır!
İnsanın yaratılış sebebi “Var olmanın güzelliğidir”

Dünya üzerinde en fazla değer verdiğiniz, en çok sevdiğiniz bir insanın bir suç işlediğini düşünün. Ve kesin ceza görecek. Ya ‘müebbet hapis’ ya da ‘idam’ verilecek. Hangisini seçersiniz? Varlığı mı, yokluğu mu!?
Bir de masmavi bir okyanus içerisinde müthiş güzellikte bir ada düşünelim. İçinde hiç görülmemiş çeşit çeşit ağaçlar, rengarenk çiçekler, insanı dinlendiren rahatlatıcı bir hava, büyüleyici güzellikteki hayvan türleri bulunuyor. Hem bu ada her türlü teknolojiye, gelişmiş bir hayat düzeyine sahip. Bu muhteşem ada, çok zengin ve çok cömert birine ait. Bu cömert zat çok sevdiği ve ihtiyaçlı- fakir birisini tüm sevdikleriyle beraber bir süreliğine o adaya göndermek istiyor. Adayı içindeki hizmetçilerle birlikte onun hizmetine verecek. Ondan hiç bir ücret istemiyor. Çünkü çok cömert ve çok zengin, hiçbir şeye ihtiyacı yok. Fakat bütün bu güzelliklerin yanında ona şart koyduğu bir şey var; 'kendisine ve adaya faydalı olacak işler' yapmasını istiyor. Bu şarta dikkat ederse, bu adadan daha mükemmel bir yaşam ödülü var. Hem orada vazife de, çalışmak da yok.
Bu muhteşem adaya gönderilen kişinin; ‘Yaa.. keşke beni göndermeseydi, istemiyorum ben... Ne gerek vardı? Niye gönderdi ki beni buraya? Ben yok olmak istiyorum. Burada olmak da istemiyorum, buradan sonraki memleketi de istemiyorum…’gibi laflar etmesi acaba hangi aklın kabul edeceği bir durumdur!? Ve onu çok seven, o çok cömert zata karşı ‘hesap sorar gibi’ haksızlık etmesi bozulmamış bir vicdanın kabul edeceği bir durum olabilir mi? (!)
Yaratılışın sebebi; var olmanın güzelliğidir. Allah (cc)sonsuz rahmetiyle varlığı dilemiş ve insanı yaratmıştır. Belki de insan ‘yokluğu’ anlayamadığı için ‘varlığın’ kıymetini idrak edemiyor(!) Akıl almaz bir şekilde ‘neden var olduk ki!?’ diye sorgulayabiliyor.
İnsanın yaratılma sebebi, yaratıcısının yüksek sıfatlara sahip olmasıdır

İnsan 'yaratıldı'. Çünkü Allah’ın isimleri ve sıfatları var. Bu isim ve sıfatların varlığı ‘insanın var olma sebebi’dir.
Çünkü insanın yaratılmasının önemli bir sebebi de; Allah’ın kendi isim ve sıfatlarını seyretmek istemesidir. Allah (cc) isim ve sıfatlarını, mükemmelliğini, güzelliğini, gücünü kendi sanat eserlerinde seyretmek ister. Bu; Allah’ın sahip olduğu sıfatların bir gereğidir. Çünkü her sanat sahibi kendi maharetini, yaptığı ve icat ettiği sanatlarda görmek ve göstermek ister.
Varlıkları harekete geçiren -bir fiilde bulunmalarını sağlayan- iki çeşit sevkedeci vardır:

Birincisi; ‘ihtiyaçtan kaynaklanan’ ve yalnızca ‘yaratılmışlara özgü’ olan iş ve fiillerdir. Ki; bu fiiller yerine getirilmediği takdirde, kişiyi ‘aciz’ bırakan bedensel ve maddi gerekliliklerdir. Mesela; insan için solunum, yemek-içmek gibi fiiller bu tarz ihtiyaçtan kaynaklanan fiillerdir. Bu faaliyetlerin tümünde fiilin yönü ‘dışarıdan içeriye’ doğrudur. Yani ‘muhtaç’ olan varlık güç duruma düşmemek için ihtiyaçlarını dış alemden karşılamak zorundadır.

İkinci tarz 'faaliyete geçirici (sevkedici)' ise; ‘erdem’dir. Erdem sahibi olmak ve yüksek ruhluluk, kişiyi sahip olduğu güzel sıfatların gereği olarak harekete geçirir. Bu tarz fiillerde, erdem sahibi harekete geçmediğinde ‘kendisi aciz duruma düşmez’ fakat sahibi olduğu ‘sıfata gölge düşer’. Mesela bir doktor için herhangi bir trafik kazasında yaralanan insanlara yardım etmek onun ‘hekimlik’ sıfatının gereğidir. Bu yardımı yerine getirmediği takdirde, doktor acziyete düşmez. Fakat sahip olduğu sıfatın gereğini yerine getirmemiş olur. Bu durum o ‘sıfatı’ çirkinleştirir ve ona gölge düşürür.
Erdemli, yüksek ruh sahiplerinin meydana getirdiği bu tarz fiillerde eylemin yönü ‘içeriden dışarıya’ doğrudur. Yani içerideki sıfatsal zenginlikler, manevi güzellikler, yüksek derece kazanmış mükemmellikler ve erdemler dışarıda görünmek isterler... Dolayısıyla; erdem ile harekete geçen fiiller her zaman güzellikleri netice veren fiillerdir. Mozart’ı beste yapmaya, Yunus’u şiirler söylemeye, Mevlana’yı Mesnevi’yi yazmaya iten özlerinde var olan çoşku ve erdemdir...
İşte şu kâinat bize apaçık gösteriyor ki; Allah (cc), erdem sahiplerinin en erdemlisidir. Allah (cc), en güzel olan ve en güzel sıfatların sahibi olandır. Allah (cc) en yücedir ve en yüce isim ve sıfatların sahibidir.
Bilinmez ve kavranamaz derecede yüksek coşkular, erdemler sahibi olan Zat-ı Akdes, zatındaki mükemmelliği, kainatı ve kainatın en güzel meyvesi olan ‘insanı yaratmak’ ile ortaya koymuştur. Allah (cc), neredeyse bütün sıfatlarının numunelerini üzerinde taşıyan bir eseri olan ‘insan’ı sahip olduğu sonsuz erdem ve mükemmel sıfatların gereği olarak yaratmıştır. Yaratmak hiç bir şekilde Allah’ın muhtaç olduğu bir şey değildir. Fakat Allah (cc), ‘insanı ve kainatı’ yaratmasaydı; bu durum mükemmel sıfatlarının tam olarak anlaşılmamasına sebebiyet verecekti.
İnsan; Allah’ın bazı sıfatlarının bilinmesi için yaratılmıştır

Allah'ın bir kısım sıfatları (sıfat-ı ayniye) kendinden başka varlıklara gerek olmadan sadece kendisi ile bilinebilir. Fakat bazı sıfatları vardır ki (sıfat-ı gayriye) onların bilinebilmesi için, başka varlıkların vücudu gereklidir. Mesela Allah'ın vahdaniyet sıfatını (birliğini) Allah'ın zatıyla bilebiliriz. Fakat Allah'ın sıfât-ı gayriyesinden olan hallakiyet (yaratma) veya rezzakıyet (rızık verme) gibi bir kısım sıfatlarını anlayabilmek için başka varlıkları görmeye bizim ihtiyacımız vardır. Allah’ın, yaratılmışlar olmadan ‘Hallak’ sıfatı, rızka muhtaç olanlar bulunmadan ‘Rezzak’ sıfatı anlaşılamaz. İnsan Allah’ın bu çeşit sıfatlarını görmek ve kendi varlığı ile de göstermek için yaratılmıştır.
İnsan; Allah’ın isimlerini görmek ve göstermek için yaratılmıştır

İnsan üç şekilde Allah’ın isimlerini görür ve gösterir;
1. İnsan, Cenab-ı Hakk’ın isimlerini göstermek için yaratılmıştır
İnsan; vücudu, terbiyesi, hisleri, maddi manevi sahip olduğu her şey ile Cenab-ı Hakk’ın isimlerine bir aynadir. Mesela; yaratılışı Allah’ın Sani’ (Sanatkar), Halık (Yaratıcı) gibi isimlerini gösterirken; güzel terbiyesi ile Kerim (yüksek şeref ve izzet sahibi, cömert olan), Latif (güzel, çok lutf edici) isimlerine ayna vazifesi görür.

2. İnsan, kendi sıfatları ile Allah’ın sıfatlarını bilmek için yaratılmıştır
İnsan, kendisine verilen sınırlı yetenekler ile Allah’ın sıfatlarını tanır. Mesela, insan evini idare eder, bilir, gözetir. Böylece anlar ki, bu kainat sarayını da idare eden, bilen, gören bir Zat vardır.

3. İnsan, kendinde olmayanlar ile Allah’ın varlığını göstermek için yaratılmıştır
Mesela; insan ölür. İnsanın ölümü, ‘Bakî (ölümsüz) olan bir zatın’ varlığını gösterir.
Karanlık aydınlığın güzelliğini farkettirmek içindir. İnsanın ‘güçsüzlüğü, fakirliği, ihtiyaçları, zaafı’ da Cenab-ı Hakk’ın muhteşem sıfatlarının farkedilmesini sağlar. İnsan, yaşamını sürdürebilmek için neredeyse herşeye muhtaç yaratılmıştır. Fakat ‘küçücük bir mikroba bile söz geçirecek kadar’ kuvveti yoktur. İnsanın bu zaafı; bütün kainatı insana hizmetkar eden ‘Kadir-i Rahim’in (sonsuz güç ve merhamet sahibi Allah)’ varlığını göstermektedir.
İnsan, Allah’a kulluk etmesi için yaratılmıştır

“(Ben) cinleri ve insanları, ancak bana ibâdet etsinler diye yarattım!” (Zariyat, 56)
Elbette ki cinlerin ve insanların yaratılışı belli bir gayeyle sabittir. Bu gaye Allah’ın emirlerini yapıp yasakladıklarından kaçmak demek olan ibadet vazifesi halinde ortaya çıkmaktadır. Vazifesini yapan varlığının gayesini yerine getirmiş olur. Yerine getirmeyen veya aksatan ise varlığının gayesini yitirmiş ve başıboş kalmış olur.
İbadet etmeyen asıl anlamını yitirir.
İnsanın harika yaratılışı, dünyaya gönderilmesiyle açığa çıkmıştır

Şayet insanoğlu yanılgısı sebebiyle kovulmayıp hep cennette kalsaydı, acaba harika nimetler içindeyken ‘neden yaratıldık?’ diye bir soruyu sormak aklına gelecek miydi? Bu soruyu insana sorduran şey, dünyadaki bir takım zahmet ve sıkıntılar ve bazı isteklerine dünyada kavuşamayışıdır. Fakat:
Allah (cc), insanın kendisine ibadet etmesini istemiştir. Hayrı, iyiyi, güzeli seçmesini ve manen yükselerek hadsiz manevi makamları kat etmesini emretmiştir. Ve Allah (cc) insanı bu emrine, bu isteğine en uygun bir kabiliyetle yaratmıştır.
Dünya ise, insanın maddi-manevi bu muhteşem kabiliyetlerini ortaya çıkaracak, hayır ve şerrin karışık olduğu güzel bir imtihan yeridir. İnsan şayet cennette kalsaydı melekler gibi makamı sabit kalacaktı. Halbuki sabit bir makamla Allah’a ibadet eden melekler çoktur, bu tarz ibadet için insanlara gerek yoktur.
İnsanın meleklerden ve tüm varlıklardan daha üstün kabiliyetle yaratıldığı, Hz. Âdem’in (as) cennetten çıkarılmasıyla anlaşılmıştır. Şayet insan cennette kalsaydı, Allah’ın insana yerleştirdiği harika isimler, sıfatlar ve istidatlar görülemeyecekti.

Sonuç olarak; İnsanlar ve cinler dünyaya belirli vazifeler için gönderilmiştir. İnsanları ve cinleri varlık kanunlarıyla münasebettar kılan bu belirli vazife Allah’a ibadettir ve ubudiyyettir. Kul, kulluk edecek olan, Rab ise kendisine kulluk edilecek olandır. Ve kulun hayatı ancak bu değerlendirmeler dahilinde istikamet kazanabilir.

Bu yazı azda olsa yardımcı olurmu dersiniz:)
 
Teşekkür ederim ama yazı felesefi bir sorgu daha çok .. Ben işin biyolojik kısmına takıldım şu an ..
Gerçi ne kadar araştırsak da doğrusunu bilemeyiz ama kafamda " acabalar " tohumu atıldı bir kez daha :)
Sağol LySha
 
Birincisi siz fikir sahibi olmadığınız hiçbişeyi tartışmaya sunmazsınız ki cevabınıda bildinize eminim :) ikincisi ise birilerine gönderme yaptınız aşikar gibi :)bizde merakla bekliyoruz verilcek cevapları :)
 
Birincisi siz fikir sahibi olmadığınız hiçbişeyi tartışmaya sunmazsınız ki cevabınıda bildinize eminim :) ikincisi ise birilerine gönderme yaptınız aşikar gibi :)bizde merakla bekliyoruz verilcek cevapları :)

Yok bu kez durum farklı .. Elbette az da olsa fikrim var ama daha oturtamadım kafamda .. Kimseye gönderme yapmıyorum aksine bana gönderme lazım .. Başkalarının fikirlerinden benimkine ..
 
Konuşmadan anladığım kadarıyla İnsan insan olmadan önce başka basit bir canlıydı sonra sonra evrimleşerek insan oldu diyor gibi .. Ben mi yanlış anlıyorum ?

Youtube'da video altında konuşmanın tamamı var. Videoyu izlemek yerine oradan yazıyı okuyabilirsiniz. Oradan önemli kısımları paylaşayım.

Kuran sureti insan olan canlıya Beşer der.Sireti (Ahlakı) insan olan canlıya Adem, Ademoğlu der. Beşeran bir şeyin görünür haline gelmesidir.

İnsanın irade verilmeden önceki haline beşer denir.
Allah beşere Ruh üflemiştir o zaman adem olmuştur.

İsrailiyeti üreten akıl insanı iki unsurdan ibaret sayıyor: Ceset ve Can.Oysa beşere üflenen ruh üçüncü unsurdur. Beşere üflenen ruh beşeri cansız iken canlı yapan şey değildir, canlı iken Akıllı iradeli ve vicdanlı yapan şeydir. Üflenen Ruh iradedir, Akıldır, Vicdandır.Hayvandan İnsanı arayan şeydir. Taştan insanı ayıran şey değildir üflenen.Beşer insan oldu.

Beşerin hem canı hem bedeni vardır. Beşer irade, akıl ve vicdan dan yoksun olduğu için canlı türünün en vahşi unsuru oldu.

Hocam şimdi ruh üfleme falan var, direkt basit bir canlıdan insana geçiş olarak açıklamamış, ben öyle anladım. Bu konu benimde kafamı kurcalıyor, bu konu hakkında fazla bilgim yok ama ben de bu adam gibi düşünenlerdenim. Hz.Adem'den önce insanımsı varlıkların olduğuna inananlardanım.
 
İşte o beşer kısmında biz neydik ki acaba ?
Arapça hakimiyetim olsaydı keşke :(
 
EkSen Hocam biyolojik evrime atıflar var konuşma boyunca. Yakın dönem fıkıh ilimcileri arasında biyolojik evrim ile Kuran arasında bir ilişki kurmak gittikçe sık gözlenen bir durum oldu. Bunda sanıyorum ki Kuran'ın teşbihlerle dolu dilindeki sonsuz olasılığa gebe olma potansiyelinin de etkisi var.

Ama sorunuzu anlayamadım tam olarak. Eğer din ile evrim arasındaki ilişkiyi merak ediyorsanız benim bu konudaki bilgim kısıtlı çünkü hiç bu çerçeveden incelemedim evrimi. (Bunun sebebi de evrim hakkında araştırma yaptığım dönemlerde zaten inançsız olmam ve bununla ilgili araştırmaya gerek duymamam)

Ama eğer evrimsel biyoloji hakkında kulaktan dolma bilgilerin ötesinde bu konudaki araştırmalar, saptanan şeyler üzerine kısa bir ön bilgi istiyorsanız yardımcı olabilirim. Kaynak da önerebilirim.

Not: Kısa dememin sebebi konunun akıl almaz derecede kapsamlı olması.
 
hangi deli taşı çıkardı :haha:
 
EkSen Hocam biyolojik evrime atıflar var konuşma boyunca. Yakın dönem fıkıh ilimcileri arasında biyolojik evrim ile Kuran arasında bir ilişki kurmak gittikçe sık gözlenen bir durum oldu. Bunda sanıyorum ki Kuran'ın teşbihlerle dolu dilindeki sonsuz olasılığa gebe olma potansiyelinin de etkisi var.

Ama sorunuzu anlayamadım tam olarak. Eğer din ile evrim arasındaki ilişkiyi merak ediyorsanız benim bu konudaki bilgim kısıtlı çünkü hiç bu çerçeveden incelemedim evrimi. (Bunun sebebi de evrim hakkında araştırma yaptığım dönemlerde zaten inançsız olmam ve bununla ilgili araştırmaya gerek duymamam)

Ama eğer evrimsel biyoloji hakkında kulaktan dolma bilgilerin ötesinde bu konudaki araştırmalar, saptanan şeyler üzerine kısa bir ön bilgi istiyorsanız yardımcı olabilirim. Kaynak da önerebilirim.

Not: Kısa dememin sebebi konunun akıl almaz derecede kapsamlı olması.


Bence de evrime atıf da bulunmuş gibi konuşması ..
Şimdilik Kuran'ın dışına çıkmadan düşünmeye çalışalım zira toparlamakta zorlanabiliriz ..
Dur bakalım ben bir ara İnsanın yaradılışı ile ilgili ayetleri ve Adem ile Havva'nın Cennetten çıkarılışı ile ilgili olanları da bulup paylaşıp onun üzerine tefekkür etmeye çalışalım bakalım ne olacak ..
 
HİCR 26....42 . Ayet

Andolsun ki biz insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık.

Cinleri de daha önce insan vücudunun gözeneklerinden geçebilen güçlü bir ateşten yarattık.

Ey Peygamber! Rabbinin meleklere şöyle dediğini hatırla: "Ben, kuru balçıktan, şekil verilmiş kokuşmuş çamurdan bir insan yaratacağım."

Ben, onun yaratılışını tamamladığım ve ona ruhumdan üflediğim zaman, siz hemen onun için secdeye kapanın."

Bunun üzerine meleklerin hepsi toptan secde ettiler.

Yalnız İblis hariç. O secde edenlerle beraber olmaktan çekinmişti.

Allah buyurdu ki: "Ey İblis! Ne oluyor sana da, secde edenlerle beraber olmuyorsun?"

İblis şöyle dedi: "Kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattığın bir insana secde edemezdim."

Allah şöyle buyurdu: "Öyle ise oradan çık! Sen, artık kovulmuş birisin."

"Kıyamet gününe kadar lanet senin üzerindedir."

İblis: "Rabbim! Öyle ise insanların kabirlerinden kaldırılacakları güne (kıyamete) kadar bana mühlet ver" dedi.

Allah buyurdu ki: "Sen mühlet verilenlerdensin."

"Allah katında bilinen vaktin gününe kadar..."

İblis şöyle dedi: "Rabbim! Beni saptırdığın için, mutlaka ben de yeryüzünde onlara günahları süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım!"

"Ancak içlerinden ihlaslı kulların müstesnâdır."

Allah şöyle buyurdu: "İşte bana ulaşan dosdoğru yol budur."

"Sana uyan azgınlardan başka, kullarımın üzerinde hiçbir nüfuzun yoktur."


ARAF 11...27. Ayet

Sizi yarattık, sonra size biçim verdik, sonra da meleklere: "Âdem'e secde edin" dedik; hepsi secde ettiler, yalnız İblis, secde edenlerden olmadı.

(Allah) buyurdu: "Sana emrettiğim zaman, seni secde etmekten alıkoyan nedir?" (İblis): "Ben, dedi, ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın."

(Allah) buyurdu: "Öyleyse oradan in, orada büyüklük taslamak senin haddin değildir. Çık, çünkü sen aşağılıklardansın."

(İblis) dedi: (Bari) bana (insanların) tekrar diriltilecekleri güne kadar süre ver."

(Allah) buyurdu: "Haydi sen süre verilmişlerdensin."

"Öyleyse, dedi, beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onlar(ı saptırmak) için senin doğru yolunun üstüne oturacağım."

"Sonra (onların) önlerinden arkalarından, sağlarından sollarından onlara sokulacağım ve sen, çoklarını şükredenlerden, bulmayacaksın."

(Allah) buyurdu: "Haydi, sen, yerilmiş ve kovulmuş olarak oradan çık. And olsun ki,onlardan sana kim uyarsa, (bilin ki) sizin hepinizden (derleyip) cehennemi dolduracağım."

(Sonra Allah, Âdem'e hitab etti): "Ey Âdem! Sen ve eşin cennette durun, dilediğiniz yerden yeyin; fakat şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz."

Derken onların, kendilerinden gizli kalan çirkin yerlerini kendilerine göstermek için onlara fısıldadı: "Rabbiniz, başka bir sebepten dolayı değil, sırf ikiniz de birer melek ya da ebedî kalıcılardan olursunuz diye sizi şu ağaçtan men etti." dedi.

Ve onlara: "Elbette ben size öğüt verenlerdenim." diye de yemin etti.

Böylece onları aldatarak aşağı sarkıttı (önceki mevkilerinden indirdi). Ağacı(n meyvesini) tadınca, çirkin yerleri kendilerine göründü ve cennet yapraklarını üst üste yamayıp üzerlerini örtmeğe başladılar. Rableri onlara seslendi: "Ben sizi o ağaçtan men etmedim mi ve şeytan size apaçık düşmandır, demedim mi?"

Dediler ki: "Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik, eğer bizi bağışlamaz ve bize rahmetinle muamele etmezsen muhakkak ziyana uğrayacaklardan oluruz!"

(Allah) buyurdu: "Birbirinize düşman olarak inin, sizin yeryüzünde bir süreye kadar kalıp geçinmeniz gerekmektedir."

"Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve yine oradan (dirilip) çıkarılacaksınız!" dedi.

Ey Âdemoğulları, size çirkin yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise indirdik. Hayırlı olan, takva elbisesidir. İşte bu(nlar), Allah'ın âyetlerindendir, belki düşünüp öğüt alırlar.

Ey Âdemoğulları. Şeytan, ana babanızı, çirkin yerlerini onlara göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi, sizi de (şaşırtıp) bir belaya düşürmesin! Çünkü o ve kabilesi, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Biz, şeytanları, inanmayanların dostu yaptık.

ENAM 98. Ayet

Sizi bir tek candan yaratan O'dur. Sonra sizin için bir karar yeri, bir de emanet yeri vardır. Biz âyetlerimizi, anlayan bir toplum için apaçık beyan ettik. (6/98)

MÜMİNUN 12. Ayet

And olsun biz insanı, çamurdan, bir sülâleden (süzülüp çıkarılmış çamurdan) yarattık. (23/12)

MÜRSELAT 20,21,22,23 . Ayet

Biz sizi âdi bir sudan yaratmadık mı?(77/20)

Onu sağlam bir yerde oturttuk. (77/21)

Belli bir süreye kadar. (77/22)

Demek ki biçimlendirmişiz. Ne güzel biçimlendireniz biz.(77/23)

ZÜMER 6. Ayet

O, sizi bir nefisten yarattı. Hem sonra onun eşini de ondan var etti. Sizin için yumuşak başlı hayvanlardan sekiz çift indirdi. Sizi analarınızın karınlarında üç karanlık içinde yaratılıştan yaratılışa yaratıp duruyor. İşte Rabbiniz Allah O'dur. Mülk O'nundur, O'ndan başka tanrı yoktur. O halde nasıl haktan çevrilirsiniz? (39/6)

İNSAN 2. Ayet

Doğrusu biz insanı, imtihan etmek için karışık bir nutfeden (erkek ve kadın sularından) yarattık da onu işitici, görücü yaptık. (76/2)

NUR 45. Ayet

Allah, her hayvanı sudan yarattı. İşte bunlardan kimi karnı üstünde sürünür, kimi iki ayağı üstünde yürür, kimi dört ayağı üstünde yürür... Allah dilediğini yapar; çünkü Allah her şeye kâdirdir.(24/45)

FURKAN 54. Ayet

O (hakir) sudan, bir insan yaratıp ona bir neseb bahşeden ve sıhriyet bağı ile akraba yapan O'dur. Rabbinin her şeye gücü yeter. (25/54)
 
Konu ile ilgili yukarıda paylaştığım ayetler ışığında düşünmeye çalışalım ..
Şahsen ben toparlayamıyorum şimdilik .. Sorulması gereken o kadar çok soru var ki ..
Şu anda iyi çok iyi derecede Arapça bilmeyi çok isterdim ..
Bize Arapça hakimiyeti olan birileri lazım ..
 
Geri