Fetva Nedir? Caiz olan ve olmayan şeyler

Konu sahibi son olarak 3707 gün önce görüldü
Kur’ân’da müzik yapmayı ve dinlemeyi yasaklayan bir ayet yoktur. Ama yasaklayıcı gibi görünen hadisler vardır. Bu hadislerin ana konusu, içinde birçok haramın işlendiği eğlencelerdir .

Müzik dinleme konusunda temel ölçüt, dinlenen şeyin içeriğidir. Eğer dinlenilen şeyde Allah’a isyan, zina, şirk, şehveti hareketlendiren, batıla benzemeye neden olan, vakit israf ettiren, faziletli bir işle meşguliyetin yerini alan müzik caiz müzik değildir.

Müziği dini olan ve olmayan diye ayırmak doğru değildir. Önemli olan sözlerdir, içeriktir. Bazı ilahilerde Allah’ın kesin olarak yasakladığı ve en büyük suç saydığı şirk günahına özendirme vardır. Mesela Peygamberimiz için söylenen bir ilahide “Gel şefaat eyle kemter kuluna”, “Mahşerde nebiler bile senden medet ister” gibi sözler böyledir. Bunlar; kendisi de bir beşer/insan olan Peygamberimiz için söylenecek sözler değildir. İşte içinde bu ve benzeri sözler bulunan ilahileri yazmak, söylemek ve dinlemek caiz değildir.

Kulluk şuurumuzu ve cihad heyecanımızı eriten her şey batıldır ve sakıncalıdır. Adının müzik veya başka bir şey olması önemli değildir. Bunun dışındaki müziğin caiz olacağını söyleyen âlimler vardır. Neyi nasıl ve neden dinlediğinizi kendiniz takdir edebilirsiniz.

F. Onat

yanlış müzik hakkında ayet-i kerime var özelden atayım
 
Lokman sûresinin 6. âyetindeki lehv-el hadis ifadesini âlimler musiki, çalgı aleti olarak bildirmiştir. İbni Mesud hazretleri yemin ederek lehv-el hadis’ten kasıt, çalgı aleti ve musiki olduğunu söylemiştir. (Tefsir-i ibni kesir, Tefsir-i medarik) [İbni Mesud gibi büyük bir zata inanmayan cahillere ne denir ki?]

(Mevahib-i aliyye) ismindeki tefsirde, lehv-el hadis âyeti şöyle tefsir ediliyor:

Yalan hikâyeler yazarak veya şarkıcı kadınlar tutup herkese ses nağmeleri dinleterek, Kur’an dinlemelerine engel olmaya çalışanlara Cehennem ateşini müjdele! (Mevâkib tefsiri)

Bir hadis-i şerifte debuyuruluyor ki:
(Üçü hariç, her lehv bâtıldır.) [Deylemî]

Demek ki lehv, bir oyun, bir eğlence, bir çalgı olduğu için böyle buyuruluyor.

Müfessirler, İsra suresinin 64. âyetinde şeytana, (Vestefziz... bi savtike [Sesinle oynat]) demenin çalgı ile oynat demek olduğunu, bu âyetin, her çeşit çalgıyı haram ettiğini bildirmişlerdir. (Şeyhzade)

Müfessirler Enam suresinin 70. âyetini, (Dinlerini [şarkı ile, musiki ile] oyun ve eğlence haline sokanlardan uzak dur) şeklinde tefsir etmişlerdir.

(Şimdi siz bu söze [Kur’âna] mı şaşırıyorsunuz? Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz ve siz gafletle oynuyorsunuz.) [Necm 59-61]

Medârik tefsirinde entüm samidün ifadesi, (Kur'an okunduğunu işittikleri zaman onu dinletmemek için teganniye [şarkı türkü söyleyerek şamataya] başlarlar, oynarlardı) diye açıklanıyor. İbni Abbas ve Mücahid hazretleri de bu ifadenin şarkı olduğunu söylemiştir. (İgaset-ül-Lehfan)
 
Gamer Okuyamadım lan haram mıymış? Yok yani haramsa daha fazla müsic dinleyelim.
 
Gamer Okuyamadım lan haram mıymış? Yok yani haramsa daha fazla müsic dinleyelim.

türkçe pop -500 points
türkçe slow -250 points
yabancı pop -200 points
yabancı slow -150 points
dj akman +10 points
heijan +25 points
eminem & tupac +500 points

original.jpg
 
SORU:

Halı sahada turnuva düzenleniyor. Maçlarda kazanan takımlar da ücret ödüyor, kaybedenler de. Ama turnuva sonunda şampiyon olan takıma bir miktar ödül var. Bu parayı organize edenler veriyor. Bu şekilde düzenlenen turnuvalara katılmak ve kazanılması halinde ödül almak kumara girer mi?

CEVAP:

Katılımcıların ortaya belli bir miktar para veya bir mal koyup oyun sonunda kazananın o paraya/mala sahip olduğu bütün eylemler, adı her ne olursa olsun kumardır, dolayısıyla haramdır.

Fakat üçüncü bir kişi yani bir organizatör, ortaya bir ödül koyar da turnuva sonucunda kazanan takım o ödülü (parayı/malı) alırsa o zaman helal olur.

Turnuvalarda buna göre bir düzenleme yapılması gerekir.

KAYNAK: Süleymaniye Vakfı
 
alın teri ne zamandan beri kumar oldu. yediğim baklavaları boğazıma dizdiniz be!
 
SORU:

Fal bakmanın dinimizde yeri var mıdır?

CEVAP:

Bu tarz şeyler ayetler ve hadisler ışığında kesin olarak haramdır.

Kısaca fal bakmak, falcılık yapmak olarak adlandırılabilecek olan bu gibi şeyleri dinimiz kesin olarak yasaklamıştır. Bu tür işlerle uğraşan insanlar geleceği bildiklerini iddia ederler. Eğlence maksadı ile bile olsa bundan uzak durmak gerekir.

Gaybı ne insan ne melek ne cin ne de Allah’ın Elçisi bilebilir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“De ki, göklerde ve yerde, hiç kimse gaybı bilmez, onu sadece Allah bilir.” (Neml 27/65)

Şu ayetler, özellikle meleklerle ilgilidir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Şurası bir gerçek ki, insanı yaratan biziz. Ona şahdamarından da yakın olduğumuzdan biz, içinin ona ne fısıldadığını biliriz.

Sağında ve solunda oturmuş iki kayıt memuru bulunur.

Bu sebeple ağzından çıkan her sözü kayıt için hazır bekleyen bir gözcü mutlaka vardır”. (Kaf 50/16–18)

Demek ki, Allah kişinin içini bildiği halde melekler ancak ağızdan çıkan sözü bilebilirler.

Cinlerin gaybı bilemeyecekleri ile ilgili olarak da şöyle buyurulur:

“… Rabbinin izniyle, yanında çalışacak cinleri Süleyman’ın emrine verdik. Onlardan hangisi buyruğumuzdan çıksa ona alevli ateşin azabını tattırırdık.

Süleyman’ın istediği her şeyi, yüksek binaları, heykelleri ve büyük havuzlara benzer çanakları ve taşınması güç kazanları yaparlardı. Ey Davud ailesi, şükredin! Kullarımdan şükredenler pek azdır dedik.

Süleyman’ın ölümüne karar verdiğimiz zaman, onun öldüğünü gösterecek bir işaret yoktu; yalnız bir güve böceği değneğini yiyordu. Ne zaman Süleyman yere yıkıldı, iyice ortaya çıktı ki eğer cinler gaybı bilselerdi, kendilerini küçük düşüren o azap içinde kalmazlardı.” (Sebe 34/12–14)

Peygamberler sadece Allah’ın ken*dilerine vahyettiği şeyleri bilirler. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“De ki: “Ben size, Allah’ın ha*zineleri yanım*dadır, demiyorum. Gaybı da bilmem. Size, “işte ben bir meleğim.” de demiyorum. Ben bana vah*yolu*nandan başkasına uymam.” De ki: “Görenle görmeyen bir olur mu? Hiç zihninizi yormaz mısı*nız?” (En’am 6/50)

“De ki: “Eğer gaybı bilseydim, daha çok iyi*lik yapmak isterdim ve bana kötülük de gelmezdi. Ben, inanan kesim için bir uyarıcı ve bir müjdeciden başka bir şey değilim.” (Araf 7/188)

KAYNAK: Süleymaniye Vakfı
 
SORU:

Müzik haram mıdır? Müzik aletleri ile ile ilahi söylemek doğru mudur?

CEVAP:

Dinde asıl olan her şeyin mubah olmasıdır. Yasaklar sınırlıdır ve Allah Teala bunları Kur’an-ı Kerim’de bizlere bildirmiş, Peygamberimiz de söz ve uygulamalarıyla bizlere en güzel bir şekilde örnek olmuştur. Dolayısıyla Allah ve Resulünün yasaklamadığı bir şeyi yasaklamaya kimsenin yetkisi yoktur. Müzik aletleri çalmanın yasaklandığına dair ne Kur’an’da ve ne de sünnette bir delil bulunmaktadır. Bu yüzden müzik aletleri çalmak yukarıda da belirtildiği gibi aslı gibi mubah olarak kalmıştır.

Sorunuzun ikinci bölümüne gelince, o da mubahtır. Ancak dikkat etmeniz gereken nokta başkadır: Bugün ilahi adıyla okunan musiki parçalarında çok miktarda hurafe bulunmakta, bunların bir kısmı şirke kadar uzanmaktadır. Asıl bunların ilahi diye (üstelik bir sevap umularak!) okunması ve dinlenmesi sakıncalıdır.

KAYNAK: Süleymaniye Vakfı
 
SORU:

Zayıf hadislerle amel etmek caiz midir?

CEVAP:

Zayıf veya uydurma olduğu bilinen bir hadisle amel etmek asla ve asla doğru değildir.

Hadis kitaplarında yer alan hadislere “sahihlik”, “zayıflık” vasfı, anlamlarının Kur’an’a uygunluğuna göre değil; rivayet zincirlerinin sahih olup olmamasına göre verilmiştir. Kendisine “sahih” vasfı verilen hadis, onu kitabına alan âlime ve senedine göre sahihken aynı hadis bir başka âlime göre sahih olmayabilir. Bu yüzden temel ölçüt daima Kur’an olmak durumundadır. Yani bir hadis senet itibariyle sahih olsa ama anlamı Kur’an’a açıkça aykırı olsa onunla amel edilmez. Bunun gibi senedi zayıf görülen ama anlamı Kur’an’a uygun hadislerle amel edilebilir. Fakat hadis kitaplarında zayıf hadislerle amel meselesi anlatılırken bu konu üzerinde pek durulmaz. Kitaplarda anlatılan, Kur’an’da yer almayan bazı faziletli ameller/ibadetler konusunda gelen zayıf hadislerle amel edilip edilmeyeceğidir. Bu konuda Subhi es-Salih’in söyledikleri gerçekten kayda değerdir. Okumanızı tavsiye ederiz:

“Fezâil-i a’mâl (amellerin faziletleri) mevzuunda zayıf hadisle amel etmek caizdir” sözünü herkes söyler durur. Bu sözle, rivayetinde müsama*halı davrandıkları, kendilerince sahih olmayan bütün hadisleri bu gruba katarlar ve böylece sabit ve malum bir esasa dayanmadan bir*çok prensipleri dine ilâve ederler. Aradan asırlar geçmesine rağmen bu söz, Ahmed b. Hanbel, Abdurrahman b. Mehdî ve Abdullah b. Mübârek gibi üç büyük Hadis imamının söylediği buna benzer bir sözün aks-i sadâsıdan başka bir şey değildir. Bu üç büyük imâmın sözü şudur: “Helâl ve haram mevzuunda bir şey rivayet ettiğimizde pek sıkı, fezâil ve benzeri mevzularda bir şey rivayet ettiğimizde de müsa*mahakâr davranırdık.”

Bu imamların sözleri tam olarak anlaşılmamıştır. Nasıl ki bizim nazarımızda sahîh’in mukabili zayıfsa, onların pek sıkı davranmak sözünden kastettikleri de, böyle karşılığı olan bir şey değildir. Helâl ve harama dâir bir şey rivayet ettiklerinde daha temkinli davranarak ancak hadisin en yüksek derecesinde bulunanlarla ihticâc ediyorlardı ki, bu da kendi zamanlarında ittifakla “sahih” diye adlandırılan dere*cedir. Helâl ve haram ile ilgisi olmayan, fezâile dâir bir şey rivayet ettiklerinde pek sıkı davranmak ve sadece sahihleri rivayet etmek zaruretini duymuyorlar, aksine mertebece sahihten aşağıda bulunup, kendi asırlarında henüz yerleşmemiş bir tabir olan Hasen’i de kabule taraftardırlar. Her ne kadar hasen, kendilerinden sonra zayıf adı verilen hadislerden mertebece daha üstün görülüyorsa da, mütekaddimînin ıstılahında zayıf hadisin bir nev’i olarak kabul ediliyordu. Halk bu imamların fezâil babında müsamahalı davranmaları sözüyle, sahih derecesine varmayan hasen hadisleri rivayete elverişli bulmaları şek*linde anlasalar bile, “Fezâil-i a’mâlde zayıf hadisle amel etmek caiz*dir” sözünü pek doğru bulmuyorlardı.

Şu noktada hiç şüphe yoktur ki, -din nazarında- zayıf rivayetler ne şer’î bir hüküm, ne de ahlâkî bir fazilet için kaynak olur; zira zan, gerçekten hiçbir şey ifade etmez. Fezâil de ahkâm gibi dinin esas prensiplerindendir. Binaenaleyh bu prensipleri çürük bir temel üzerine, paramparça olacağı bir uçurum kenarına bina etmek doğru olamaz.

Müsamahakâr davrananların, fezâil-i a’mâl mevzuunda zayıf hadis rivayet edebilmek için öne sürdükleri şartlar ne kadar çok ve müsait olursa olsun, anlattığımız sebebe binaen bunu kabul etmiyoruz. Bilindiği üzere bu şartlar üç tanedir:

1 – Rivayet edilen hadis pek zayıf olmayacak.

2 – Kitap veya sahîh sünnetle sabit olan bir asla dayanacak.

3 – Kendinden daha kuvvetli bir delile muhalif olmayacak.

Zayıf hadis rivayetini – bu şartlara rağmen – kabul etmiyoruz.

Gerek şer’î ahkâm ve gerekse fezâil babında, elimizde, başkasına lüzum bırakmayacak kadar çok sahîh ve hasen hadis vardır. Biz -bu şart*ların çokluğuna rağmen- zayıf hadislerin sabit olduğuna bir türlü inanamıyoruz. Böyle olsaydı ona hiç zayıf der miydik? Hâsılı, zayıf hadisler hakkında şüphe etmekten kendimizi alamıyoruz. Zaten dinde, yakînî olmayan şeylerin hiçbir değeri yoktur.” (Subhi es-Sâlih, Hadis İlimleri ve Hadis Istılahları, Tercüme: M. Yaşar Kandemir, 4. Bs, Ankara, 1986, s: 177-180)

KAYNAK: Süleymaniye Vakfı
 
Soru: Kurbağa yemek caiz midir?
Cevap: Bir doktor Peygamberimize kurbağadan elde edilen bir ilacın hükmünü sorduğunda Peygamberimiz kurbağanın öldürülmesini yasaklamıştır. (Ahmed b. Hanbel, 3/453; Ebu Davud, Tıp, 11; Nesai, Sayd, 36; İbn Mace, Sayd, 10.)

Başka bir hadiste Peygamberimiz pis (habîs) sayılan şeylerin ilaç olarak kullanılmasını yasaklamıştır. (Ebu Davud, Tıb, 11, Edeb, 165)

Bu iki hadisi birlikte değerlendirdiğimiz zaman Peygamberimizin kurbağayı habîs gördüğü anlaşılmaktadır. Kur’an-ı Kerim’de ise Allah-u Teala sadece temiz (tayyib) olanları yeme emri vermiştir. “Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz / tayyib olanlarından yiyin, eğer siz yalnız Allah’a kulluk ediyorsanız O’na şükredin.” (Bakara, 2/172 ) (Diğer ayetler için bkz: Bakara, 2/168; Mâide, 5/88; Enfâl, 8/69; Nahl, 16/114; Tâhâ, 20/81; Mu’minûn, 23/51)

Bir başka ayette ise Peygamberimiz hakkında “…o Peygamber onlara iyiliği emreder, onları kötülükten meneder, onlara temiz şeyleri helâl, pis şeyleri haram kılar…” (A’raf, 7/157) buyurmuştur.

Bu deliller ışığında kurbağanın habîs (pis) olduğu dolayısıyla yenilmesinin caiz olmadığı anlaşılmaktadır. Nitekim Maliki mezhebi hariç diğer mezhepler de kurbağanın öldürülmesini yasaklayan hadisi delil alarak kurbağa yemeyi caiz görmezler. Maliki mezhebi ise –yarasa hariç- Kur’an’da belirtilen haram yiyeceklerin dışında hiçbir yiyeceği haram kabul etmez. Tâbiûn ulemasından Şa’bi (ö. 103 h.) de “ailem eğer kurbağa yeselerdi ben de onlara yedirirdim” diyerek kurbağayı haram görmediğini belirtmiştir. (Buhari, Zebaih, 12)

d04194e18f8668b721753e0d6bd57c18.jpg
 
Bazı rüyalarım bire bir gerçek hayatta yaşıyorum ben bazen. :T:
 
Geri