Follow along with the video below to see how to install our site as a web app on your home screen.
Not: This feature may not be available in some browsers.
Foruma hoş geldin 👋, Ziyaretçi
Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için lütfen foruma kayıt olun veya giriş yapın. Üyelik tamamen ücretsizdir ve sadece birkaç dakikanızı alır.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
Dağınıklıkla baş etmek artık imkansız hale mi geldi?
Yapmanız gerekenleri biliyor musunuz? İşte dağınıklık baş gösterdiğinde organize olmak için izlemeniz gereken 5 strateji…. 1) Bu Bir Aile İşidir Durum: Eviniz temiz görünüyor ancak aynı zamanda her yer dağınık. Yatak odasında bir giyim karmaşası, lavaboda kirli tabaklar, çocuk odasının önünde etrafa saçılmış oyuncaklar… Sanki evinize bir hortum vurmuş ya da gerçekten düzeniniz yok. Peki aile bireyleri arasında iş birliği yaparak bu kargaşanın üstesinden nasıl gelebilirsiniz? İşte cevabı… Çözüm: Ailede iş birliği, günlük ev temizliği planlaması açısından en iyi çözümdür. Profesyonel organizatörler, çocuklara her gün yeni görevler verilmeli, örneğin haftada bir gün alışveriş görevi bir başka gün temizlik görevi verilmesi önerisinde bulunuyorlar. Çocuklarınız kendi kendilerini derleyip toplamadıklarında ise onlara neden yapmadıklarını sorun ve karşılıklı fikir alış verişi yaparak bu duruma çözümler üretmeye çalışın. Sorunu bu şekilde çözmek daha fazla askı ya da daha büyük bir dolap almaktan da etkili olabilir. Aile üyelerinin her birine en uygun olan işi verin ve bu sistem sayesinde günlük işlerin sadece 5 dakikalarını alacağını göreceksiniz. Çocukların günlük işlerini yapmaları için yıldız tablosu hazırlamanız, özellikle de tablo dolduğunda ödül varsa (eğlenceli bir aile aktivitesi olabilir) teşvik edici olacaktır. Organizatörler, işbirliği yapamayan çiftlerde en iyi çözümün samimi bir tartışmadan geçtiğini söylüyor. “ Düzeni sağlamak için yardım istemek yerine yardım etmelerini söyleyin” diye öneriyorlar. Ayrıca bütün işler sizi çıldırtmaya çalışırken, ailece yapılan temizlik çok daha eğlenceli olur. Aynı zamanda çocuklar yararlı hayat dersleri alırlar. 2) Tatil Sonrası Şaşırtıcı Değişiklikler! Durum: Tatilden getirdiğiniz hediyeler çocuğunuzun küçük odasını kaplamış durumda. Adım atacak ve daha fazlasını depolayacak yeriniz de yok. Çözüm: Tatil ve doğum günleri çocuklar için çoğu zaman oyuncaklar ve kıyafetler akını anlamına gelir. Aslında bu akın, eski oyuncaklardan ve elbiselerden kurtulmanın fırsatıdır. Organizatörler ise “Bir al, iki at” kuralını savunuyor. Sürekli depolama yapamazsınız. Her yeni bir oyuncak için, eski olan bir ya da ikisinden kurtulun.” önerisinde bulunuyorlar. Çocuklarınıza bu oyuncak yığınının kendileri için bir fayda sağlamayacağını ve duygusal davranmamaları gerektiğini anlatın. Bu onlara nasıl organize olacaklarını öğretir. Onlara artık yararlı olmadıklarını, başka bir akranına yararlı olabileceğini anlatın ve teşvik edin. Çocuğunuzun odasında birkaç oyuncak için bölüm oluşturun ve sonra kalanları bir dolapta saklayın. Bu sistemle hem tasarruf edeceksiniz hem de çocuğunuz tüm yıl boyunca yeni oyuncaklar edinmiş gibi olacaktır. 3) Kutu Temizliği Durum: Yarın kayınvalidenizin de katılacağı 10. yıldönümünüz için akşam yemeği daveti vereceksiniz. Tüm haftanın yoğunluğu omuzlarınızdaydı ve hala yemek masanızın üzerinde postalar, çocuğunuzun ev ödevleri, okul projeleri bulunmakta. Ayrıca hazırlamanız gereken yemekler dışında da planlarınız var. Çözüm: Organizatörler organize olmanın anahtarını “Kategorize et ve kutulara koy” şeklinde veriyor. Ailenin her bireyine isimlerini üzerine yazarak bir kutu hazırlayınız. Eşyaları hızlı bir şekilde toplayarak, bireylere ait olan kutulara koyup, kendilerine veriniz. Ayrıca bu yöntemi postalar, oyuncaklar ya da çamaşırlar için de uygulayabilirsiniz. Aile üyelerine birer sepet vererek bu sistemi her gün uygulayabilir ve böylece yığılmayı engelleyebilirsiniz. Eğer her şeyi bir sepette toplamayı denerseniz yine benzer durumla karşılaşabilirsiniz ve gecenin sonunda misafirleriniz gittikten sonra bitkin düştüğünüzde, kalan zaman ne işinize yarayacaktır ne de her hangi bir iş yapacak haliniz kalacaktır” diye uyarıyor organizatörler. 4) Hatıralarınızı Saklayın Durum: Yığın haline gelen eşyalarınızın bir bölümünü birilerine vermek istiyorsunuz ancak, hepsinin birer hatırası var. Örneğin üniversite yıllarında üzerinize tam olan yırtık kot pantolonunuz, ilkokul 5. sınıfta kullandığınız sırt çantanız, ilk tatilinizde giydiğiniz sandaletleriniz… Ancak tüm bu eşyalar dolabınızda çok büyük yer kaplıyor ve asıl amaçladığınız kullanım alanını daraltıyor. Peki bu eşyalardan, hatıralarınızdan silmeden nasıl kurtulabilirsiniz? Çözüm: Alan daralmasının yarattığı sıkıntıyla işkence çekmek yerine, bu eşyalara neden bu kadar bağlı olduğunuzu düşünmelisiniz. Organizatörler, aslında bağımlılığınızın bu eşyalara olmadığını, taşıdıkları bir anıya, anlama bağlı olduğunu söylüyorlar. “ Bunlar sizler için gerekli eşyalar değil ancak hatıralarınızı saklamak istiyorsunuz” cümlesiyle açıklıyorlar. Fotoğraflarını ya da videolarını çekmeniz halinde anısı olan ancak çok fazla yer kaplayan bu eşyalardan kurtulabileceğinizi öneriyorlar. Bu anlayış anılarınızı hem muhafaza etmeye hem de evinizde gözle gürülür bir alanın açılmasına yardımcı olacaktır. 60’lardan kalan kemerlerinize koca bir yer ayırmışsınız. Ancak biliyorsunuz ki bunları asla bir daha kullanmayacaksınız. Belki moda tasarımı konusunda eğitim almakta olan bir tanıdığınıza ya da 60’lara hayranlığı olan bir arkadaşınıza verebilirsiniz. Sizin duygusal olarak bağlı olduğunuz bu eşyalar başka biri için büyük bir heyecan duygusu olabilir. Örneğin, anısı olan eşyaları bir yerde saklamak yerine evinizin görülebilecek farklı yerlerine yerleştirebilirsiniz. Hem yaratacağı atmosferi her zaman soluyabilir hem de evinize farklı bir karakter kazandırabilirsiniz. 5) Kullan ya da At! Durum: Bir yıl önce kilerinizi temizlediniz. Uzun zamandır kullanmadığınız o kadar çok şey var ki… Bir ekmek makinesi gözünüze çarpıyor, yalnızca bakıyor ve belki bir gün ihtiyacınız olacağını düşünüp, arkanızı dönüp gidiyorsunuz. Ama belki bir gün… Çözüm: Organizatörler, evinizin en fazla kalabalık olan köşesinin kilerler, tavan araları, büyük dolapların içleri olduğunu söylüyor. Kullanmadığınız ama aynı zamanda da atmaya kıyamadığınız eşyalardan kurtulma vakti artık geldi. Eğer 6 ay boyunca bir eşyayı kullanmıyorsanız, bu eşyaya ihtiyacınız yok anlamına gelir. Birilerine vererek ya da satarak bu eşyalardan kurtulmalısınız. Örneğin yıllardır kullanmadığınız fritözünüzü, bozulmuş çamaşır makinenizi atmanın vakti gelmedi mi? Kendinize ferah alanlar açmak için önce kullanmadığınız eşyalardan kurtulmanız gerekiyor. Eğer hala onları atarken içiniz cız ediyorsa ya da atamıyorsanız tek çözüm küçük kutular kullanmak olacak. Dekoratif görünümlü kutulara eşyalarınızı koyarak hoş ve ferah ortamlar yaratabilirsiniz .
Bir grup gönüllünün nefeslerini test ettikleri bir deneyde Japon araştırmacılar,
bozuk yumurta kokusu yarattığı bilinen sülfürlemeye özel dikkat gösterdiler. Kokunun kökleri, dilin gerisindeki derin oyuklarda bulunuyordu. Burası sülfat üreten bakterilerin geliştiği az oksijenli bir bölgedir. Gönüllüler yiyecek, ilaç ve diş fırçalama rutinleriyle ilgili katı kurallara uydular. Yapılan bir sıfır-ölçümün (nefesin normal şartlarda ölçümü) ardından gönüllüler altı hafta boyunca günde iki kez 90 gram, şeker içermeyen yoğurt yediler. Normal beslenmelerine ek olarak tükettikleri yoğurt, sülfat üreten bakteri sayısında belirgin bir düşüşe ve dolayısıyla daha taze bir nefese kavuşmalarına neden oldu.
Otomobil seçerken beğendiğiniz rengin, aracınızın güvenliğini doğrudan etkilediğini biliyor muydunuz? Dünyanın çoğu yerinde güvenli olduğu düşünülerek okul araçları sarı yapılıyor. Peki istatistiklere göre en çok kazayı hangi renk otomobiller yapıyor? Otomobilin rengi ve kaza geçirme riski arasında iki bağlantı var. Rengin sürücüler üzerinde yarattığı etki ve çevresel faktörler… Yani otomobilinizi nasıl bir yerde sürdüğünüz önemli. Eğer havanın sürekli yağışlı, gri bulutların hâkim olduğu bir bölgede yaşıyorsanız o zaman yumuşak renkler sizin için daha riskli. Ama büyük şehir trafiğinin ortasındaysanız açık renkli araçlar daha görünür oldukları için şanslılar. Geceleri beyaz daha iyi gözükürken, kırmızı siyah gibi algılanıyor. Yağmurlu ve sisli havalarda ise sarı en dikkat çekici renk olarak göze çarpıyor. Renkler stresi arttırabiliyor, görme oranını düşürebiliyor ve dikkati dağıtarak güvenliği tehdit edebiliyor. Renkler üzerine çalışma yapan bilim adamları mavinin rahatlattığını, kırmızının ise kalp atışını ve kan akışını hızlandırdığını söylüyor. Aracınızın rengi de aynı duyguları diğer sürücüler üzerinde uyandırıyor. Farklı bölgelerde yapılan araştırmaların sonuçları değişiklik gösterse de yaralanmayla sonuçlanan kazalara karışan gümüş grisi araç sayısı daha az. Özellikle beyaz renk otomobillerle karşılaştırıldığında gümüş grisi yüzde 50’ye yakın daha şanslı. Görünürlük listesinde daha düşük olsa da, siyah, mavi ve gri gibi renkler beyazla karşılaştırıldığında, daha az kaza yapma riski taşıyor. Gün ışığında siyah otomobillerin, beyazlara oranla hasarlı kazalara karışma riski yüzde 12 daha düşük. Bu sayı gri için yüzde 11’e, gümüş için yüzde 10’a, kırmızı ve mavi otomobiller için ise yüzde ediye kadar geriliyor. Gün doğumu ve batımı gibi havanın yarı karanlık olduğu saatlerde ise siyah otomobiller beyazlara göre yüzde 47 daha riskli hale geliyor. Sadece gece saatlerinde kırmızı ve gümüş renkli araçlar beyazdan daha riskli oluyor ve bu oran yüzde sekize çıkıyor. Kısaca her durumda en büyük riski beyaz taşıyor. Kaza oranlarındaki farklılığın bir diğer nedeninin de açık renkli otomobillerin daha rahat görünebilmesi olduğu düşünülüyor. Bu da siyah ve lacivert renkli otomobillerin güvensiz gözükmesine neden oluyor. Yeni Zelanda’nın en büyük üniversitesi olan University of Auckland’da yapılan araştırmalar sonunda önemli kazaların büyük çoğunluğunun siyah, kahverengi ve yeşil otomobiller tarafından gerçekleştiği sonucuna varılmış. Beyaz daha masum gözükse de, araştırmanın yapıldığı bölgede kar yağmadığı için bunu genele uyarlayabilmek pek de mümkün gözükmüyor. Araştırma İstanbul’da yapılsaydı bu sapmanın bir benzeri sarı renkli otomobiller aleyhinde çıkabilirdi. Zira sarı otomobiller taksi olarak kullanılıyor ve taksiciler diğer sürücülere göre daha dikkatsiz, sıkkın ve sinirli araç kullanıyor. Bu taksi örneğinde olduğu gibi otomobilin rengi ve kaza yapma oranı düşünüldüğünde, yollarda bazı renk araçların adet olarak diğerlerine göre daha fazla olduğunu da göz önünde bulundurmak gerekiyor. Belirli tipteki sürücüler, her zaman öncelikli olarak bazı renkleri tercih ediyorlar. Agresif kişilerin siyah otomobilleri tercih etmesi ve siyahın da hasarlı kazalara daha sık karışması bununla da ilgili. Genç erkeklerin kırmızı otomobilleri seçmesi de, onların dikkatsiz sürüşleriyle birleşince istatistiklerdeki oranların değişmesine neden oluyor. Beyaz: % 25.6 Mavi: % 15.1 Kırmızı: % 15.0 Kahverengi: % 9.7 Gri: % 9.2 Yeşil: % 7.4 Siyah: % 6.4 Sarı: % 5.5 Gümüş: % 5.3 Aracın cinsi, yolun ve havanın durumu gibi etmenler trafik kazalarında en çok bilenen gerekçeler. Ancak son yıllarda yapılan araştırmalar otomobil renklerinin de trafik kazalarında önemli bir unsur olduğunu ortaya koyuyor. Grafikte de göründüğü gibi beyaz renkli araçların kaza yapma oranları daha yüksek. En az kazaya neden olan renkler ise gümüş ve sarı.
Biber acı değildir. Acı, tatlının tersidir ve acıya örnek olarak kininin veya greyfurdun tadı gösterilebilir. Biber acı değil yakıcıdır. Bunun tersi ise serinletici olup, buna da örnek olarak nane veya mentol gösterilebilir. Biberin yakıcılığı, içinde bulunan kapsaisin adı verilen bir tür bileşikten kaynaklanır. Bu maddenin büyük bir kısmı, biberin etli kısmında ve tohumlarında bulunur. Bu nedenle ucu pek yakıcı olmayan biberin, yenildikçe yakıcılığı daha çok hissedilir. Kapsaisin maddesi bibere yakıcılık vermekle kalmaz, cilde temas ettiğinde tahrişe de yol açar. Hatta bu özelliğinden dolayı bazı romatizma ilaçlarının formüllerinde de kullanılır. Yeşil biber kırmızı olanından daha yakıcı değildir. Yakıcı biberler koyu renkli ve çok sivri uçludur. Biberler A ve C vitaminleri bakımından çok zengin olup, sıcak havada yenilen yakıcı biberler insanı terletirler ve terin buharlaşmasıyla insanda bir serinlik hissi duyulur. Buna karşın, biberin içindeki kapsaisin maddesi, insanda tükürük salgısını da arttırır, solunum ve kan basıncında değişimler yaratır, bağırsaklarda emilimin azalmasına yol açar. Hayvanlar üzerinde yapılan deneyler sonucunda, diğer kanserojen maddelerle birlikte alındığında, karaciğer kanserinin ortaya çıkmasında, hızlandırıcı rolü olduğu konusunda ciddi kuşkular vardır. Biberden ağzımız yanınca çoğumuz hemen su içeriz ve bir işe yaramadığını görürüz. Peki nasıl oluyor da, biberin yakıcı tesirini su gideremiyor? Sebebi basit, yağ ve su kesinlikle birbirlerine karışmaz. Biberlerin yakıcılık veren maddesi yağlı olduğu için, ne kadar su içerseniz için onunla birleşmez. En iyi metot ekmek yemektir. Ekmek bu yağı absorbe eder ve mideye taşır. Bir diğer etkili yol da süt içmektir. Sütün içindeki kasein maddesi bir deterjan görevini üstlenir, biberin yağı ile karışarak ağzı temizler. Bu da yeterli değilse rakı içilmesi Önerilir. Rakı da diğer alkol içeren sıvılar gibi yağı çözer ve sorunu giderir, ama sonuçları ertesi sabah ortaya çıkacak başka sorunlar getirir.