Fasa Fiso

Konu sahibi son olarak 2606 gün önce görüldü
O kadar yorgun düşmüştü ki
Bir sonra ki güne farklı bir hayatta uyanmak istedi kadın...
 
Kalbi o kadar acıyordu ki ,
Kırılan cam parçalardan biri oraya saplandı sandı.
Panikle baktı, kalbine saplanan bir cam parçası yoktu.
Hissettiği kalbinin derinlerinden su yüzüne çıkan acıydı.​
 
Okuduğu kitabın son sayfasını da bitirdi.
Kitabın sonunda ''Son'' yazıyordu.
Oysa ki bir 'son'a bağlanmamıştı hikaye.
Böyle bitmemeliydi diye geçirdi içinden, kitabı kütüphanedeki
yerine koyarken...​
 
Bazı şeylerin hiç değişmeyeceğini biliyordu kadın;
Mesela; adamın yüzündeki güzel tebessüm, dertleştiği arkadaşının şefkati, sevgisi,sadakati güveni,
adı gibi ezberlediği merhameti
Kötü şeyler de değişmiyordu elbet bunun da farkındaydı;
İnsanların art niyeti, fesatlığı, kıskançlığı
Alışmıştı kadın artık garipsemiyordu. ^^
 
Bu kadar suskunluğun bir sebebi olmalı diye geçirdi içinden,
sonra mayhoş bir gülümseme oluştu dudaklarında
sessizce söylendi;
"Sindiremediklerinden."​
 
Kim bana nasıl davranırsa ona o şekilde davranırım demek
kendi karakterime olan saygımı kaybettirir dedi.
Biliyordu herkesin farklı olduğunu.
karşısındaki kim olursa olsun, nasıl davranırsa davransın
kendi gibi olmaktan vazgeçmemeliydi.
Onu ''o'' yapan bu özelliği olmalıydı.
Zordu ama istese başaramayacağı bir şey yoktu biliyordu...​
 
Aslında her şeyin farkındaydı.
Ama bilinmezleri oynuyordu.
Gözlüyordu gözlemliyordu.
Bu kadar sessizliğin ardında yatan büyük çığlığı duymak istiyordu.
Patlak verecek bir şey bekleniyordu.
Bunun farkındaydı sabırsızlıkla bekliyordu...​
 
Yarım yamalak uykulu gözlerini araladı,
Hemen doğruldu.
Geç kalmıştı biliyordu.
Oysa ki saniyelerle elimizden akıp giden hayatın
her anını doğru değerlendirmek gerekmiyor muydu ?
Geç kalmadan gecikmeden , beklemeden bekletmeden...​
 
Dinlediği müziğin onu çağırdığı diyarlara gitti kadın,
Düşündü hem de uzun uzun.
Bazı kişiler değerini bazı şeyler önemini hiç yitirmiyordu.
Bir insan elleriyle dokunduysa kalbine, ne olursa olsun parmak izleri oradan çıkamazdı.
Emindi artık.​
 
Kalbi sanki ellerinde atıyordu.
Öyle huzur doluydu bugün.
Mesafelerin bir hiç olduğunu biliyordu ama hiç de bu kadar candan hissedememişti.
Güzel günler gelecekti yakındı.
Umudunu kaybetmeden yaşamaya devam ediyordu.
Belki de ilk kez aldığı nefesin ömründen eksilen yanını değil onu güzel günlere götüren yanını farketmişti.
Mutluydu hem de çok ^^​
 
Aslında yabancı olmadığı bir duyguydu hissettiği
ama sanki bu defa başkaydı.
Elleri terliyor kalbi küt küt atıyordu.
Geceleri ansızın uyanıyor ve onu düşünmekten uyuyamıyordu.
Sanki her nefeste iliklerine işleniyordu bu aşk.
Sahip olmadığı bir şeyi kaybetmekten korkar mıydı insan?
Korkuyordu.​
 
İlk kez bugün günlerdir aynı şarkıyı defalarca başa sarıp dinlediğini farketti.
Yeni bir şarkıya geçmek istiyor ama bu şarkıyı dinlemekten vazgeçemiyordu.
Belki de haklıydı söylenenler diye düşündü.
Büyükler her doğru her yerde söylenmez dediklerinde doğru söylemişlerdi.
Ama öyle ki ;
Dilinin kemiği yoktu insanın.
Sivri konuşur keskin keserdi de açtığı yarayı hiç bir şey tedavi edemezdi.
Ahh dedi. Ah etti.
Belki de hiç etmediği kadar içten.​
 
Nasıl da kaçmak istediğim gerçeklerin girdabında buluyorum kendimi dedi kadın.
Başladığın yere geri dönmek her şeye sıfırdan başlamak dedikleri bu olmalıydı.
Kabuk bağlayan yarayı kanatmak insana nasıl bir haz verebilirdi ki?
Vazgeçemiyordu kaşımaktan...​
 
Göz göre göre kayboluyordu.
Kaybolmak kaybetmek istemiyordu.
Uğraşıyordu.
Başka şeylere meyledip unutmaya çalışıyordu.
Tutunacak bir şeyler aradı çevresinde.
Öyle bulanıktı öyle karanlıktı ki her yer bulamadı.
Çok geçmemişti ki gözükmez oldu.
Arkasında büyük bir toz bulutu bıraktı.
Ne yaparsa yapsın dağıtamadığı o toz bulutunun içinde kaybolmak düşmüştü payına
Razı oldu ses etmedi.​
 
Gecelerdir uykusuz olmasına rağmen enerji doluydu.
Hayatı değerlendirerek kendine notlar çıkaracak kadar hem de.
Yaşadıklarım yazıyordu yaşadıklarımız
Belki de hayatta sahip olduğum en güzel şey.
En güzel değil hatta tamamen sahip olduğum tek şey diye düzeltti yazısını.
Başkalarının hayatına karışmasına izin vermemeyi de not aldı kadın.
Göz ucuyla bakıp geçtiği hayatları dahil etmeyecekti ömrüne.
Çünkü zaman biçilmiş yaşamı boş yere geçirmek
Yapılacak en aptalca davranıştır diye yazdı ve altını çizdi.

 
İstemiyorum dedi;
Samimiyetsiz samimiyetinizi
Yüzüme gülerken, arkadan iş çeviren iyi niyetinizi
Olmasa da olur dediğim kimseyi
İstemiyorum hayatımda.
Kimseye güvenerek yaşamamayı, düştüm mü kendi başıma kalkmayı
Çok sevdiğim saçlarımı kestiğimde öğrendim ben.​
 
Okuduğu kitabın etkisinde kalmıştı kadın;
Bir çocuğun yalnızlığını , bir babanın çaresizliğini
Bir kızın güzelliğinin yok oluşunu ve bir aşkın son buluşunu okuyordu.
Bu kadar acı ne çok bir ömre diye düşündü.
Kendi hayatına şükretmesi gerektiğini bir kere daha anladı.
Yüzüne baktı.Güzeldi.
Zümrüdüanka kuşunu duymuştu kitapta araştırdı.
''Küllerinden yeniden doğmak'' diye bahsedilmişti.
Bir lakap bulmalıysa kendine
O ''Zümrüdüanka kuşu'' olmalıydı.​
 
İnsan aklı ile kalbi arasında kaç defa kalabilir?
Kaç defa düşüp yerden kalkabilir?
Kaç kere aynı yerden defalarca kırılıp onarılabilir?
İnsan en fazla ne kadar acımasız olabilir?
Kendi canını hiç düşünmeden defalarca yakan birinden merhamet beklenebilir mi?
Kendine acımayan insan hiç kimseye acımaz.
Acımamalıydı.
Bütün bildiğim doğruları yanlışa çevirdi bu adam dedi.
Kendinde cevap bulduğu tüm sorulara yeniden yanıt ararken...​
 
Başka şeylerle meşgul olmadığı her an onu düşündüğünün farkına vardı.
Elinde uğraş varken ise yüzündeki aptal gülümsemenin ona ait olduğunun.
İnsan yaşamadığı şeylerin özlemini çeker miydi?
Çekiyordu.
Hiç yapmadığı şeyleri delice özlüyordu.
Mesela hiç koklamadığı koku burnunda tütüyordu.
Ya aklını kaçırmış ya da aşkın girdabına girmiş olmalıydı.
Hangisine bir adım daha yakındı bilmiyordu...​
 
Duyduklarına inanamıyordu kadın;
Aynanın öteki yüzü ne kadar farklı olabilirdi ki?
Okuduğu sonu hüzünle biten hikayelerin belki de en sancılısıydı.
Kendisini hiç bağlamayan aşka üzülüyor içi acıyordu.
Bir ömür kaç aşk acısı yaşamaya yeterdi?
Ve bir can kaç aşk acısını taşıyabilirdi?
Bilmiyordu.
Bildiği bir şey varsa yaşananlar gerçek olunca çekilen acının da kutsal oluşuydu.
Aşıkların o acısını gözlerinden okuyamıyordu belki ama yazdıklarından görüyordu.​
 
Geri