bir önsezi, öngörü ya da adına her ne denirse işte...
"daha ilk telefonlar... dün müydü ilk elinin değişi elime, ya da bir öncesi. sonrasının aksi, senin en havada zamanların, benimse en sağlam basışları ayaklarımın. henüz yeni kendime gelişlerim, ağzım fena yanmış bir kere. kararlıyım, sana kapılmayacağım...
çalan müziğe takılıyor kulağım seni es geçip, "bak" diyorum, "dinle, mutlu aşk yoktur diyor.. hakkaten de yoktur". aklımca sana, "ayağını sağlam bas" diyorum. aslında sana "ne olur, beni sürükleme seninle. bir yıkımı daha kaldıramam" demek istemişim, nereden bileyim... kırgın geliyor sesin, "neden bana hep mutsuzluk üstüne sözler söyleyip şarkılar dinletiyorsun, hem de daha en başta"...
"boşveerr, sen bana gözlerini söyle, ben en çok onu severim. sahi bir gün bana söyleyecek misin?"...
sen, mutlulukların ispatıydın. ben, ilk kez mutluluktan ağladım...
kaç sene geçti üstünden... yüzlerin bir kısmı değişmiş, kimisi yeni gelmiş, bazısı yarın gidecek zaten. sen az sonra birilerinin içinin geçeceğini bile bile yine ilk notalarını vurmaya başladın şarkı-mız-ın... kaçamak bir bakıştan bile sakınarak; "...elini avcumda bulup yitirmek, yitirmek..."
sahi, yeni farkettim... sen bunca zaman her şarkıyı bana çalıp bir bunu söylememişsin, mutlu aşk yoktur dememişsin...
bir sen söylüyorsun, bir ben dinliyorum o kalabalıkta...
"bir kenti öylece birakip gitmek
icinde bin kaygi bin bir soruyla
bitmemiş bir şarki dudaginda bir yarim ezgi..."
evet mutluyduk, ama biz seninle bu şarkıda biryerlerde kaybolduk"...