Sevgi ve bilim gibi kavramlar yan yana gelince absürt sonuçlar çıkabiliyor ortaya.
Duygulardan arınırsak, insan et yemeli. Yalnızca et değil;yumurta,peynir,yoğurt hayvansal ürünleri de bolca hayatına dahil etmeli. Kobalamin(B12),protein emilebilirliği,ruh ve beden gelişimi ve daha aklıma gelmeyen bir çok faktör için önemli.Kaplan da geyiği yemeli,yılan da kurbağayı yutmalı. Sosyolojik açıdan üzerine duygular katılıp ne kadar ayrı tutulsak da, biz de bu piramidin bir parçasıyız. (Hayvansal ürünleri bolca tüketen ülkeler ile AB ve sanırım ABD, Ekmek ve tahıl ağırlıklı beslenen ülkelerin konumunu kıyaslayan müthiş bir grafik vardı,bulamadım.)
Duyguları katınca işin rengi değişiyor. Sevgi ve kan yan yana gelmiyor ya da bir insan bir ineği seviyorsa; onun östrus siklusuna çok ciddi müdahale edip, onu doğal yaşamından koparıp,makine gibi doğurtup, yavrularını görmeden elinden alıp, doğal şartlarda ömrü boyunca üreteceği sütün onlarca kat fazlasını tıbbi ya da yemsel yöntemlerle üretmesini sağlayıp sütünü de aldıktan sonra hastalığında 'işim bitti' deyip kesime sevk etmesi doğal mıdır ya da tüm bunlara hakkı var mıdır? (Ay ben sadece peynir yiyorumcular çamura yatmasın yani)
Tavuk için de, Çin'deki köpek için de işleyişler sayfa sayfa sıralanabilir. Bu noktada insanın üstünlüğü kabul edilmiş,çeşitli deontoloji kürsüleri kurulmuştur. İşkencesiz kesim, konforlu besleme ve konforlu sağım gibi ilkeler belirlenmiştir ve bu etik ilkeler ile sevgi yan yana konulabilmiştir.
Şu ot yiyincileri de anlamıyorum.
Sinir sistemi yok diye nedir şu bitkileri hiçe sayışınız?
Hayatınızda kaç kere çiçek suladınız, kaç kere bir çiçekle konuştunuz? ama ben çiçek yemiyorum derler şimdi. Neyse...