Esselâm Fasl-ı Aşk...

Konu sahibi son olarak 2672 gün önce görüldü
Yoldaşım ;
Zemheri bir havanın yalnızlığı avazımı kesmişken,
Yüreğimin en derunî yerinden tuttun …
...Önce bir yaprak vesile oldu kalbime düşüşüne..
Korka korka atan kalbim ritmini kaybetmişken,
Gözlerinin karasına düştüm...
Ah yâr, geceyi kıskandıran gözlerinin nur-ı nazarına ,
Beni Leyla diye düşüren Mevla'ya hamd olsun...!

Huzurum;
Her gece dolunayı beklerken pencere önlerine saklardım dualarımı..
Hayalimdeki Kays’a Leyla olma hevesi varken içimde, bir “sen “ süslerdim..
Safer ayının dolunay vakti girince semaya,
Açtım ellerimi dua dua içtim seni..

Sen varken secdelere doyamadım..
O ki, aşkla öptüğün alnımı değerli kılan yegane mekan secde idi,
Sürdüm alnımı secdelere,
Sürdükçe aşkını içime çektim…

Ah yâr,
Özüme sözünü, sözüne de özümü “can can “ diye katan Mevla’ya hamd olsun...

Sırdaşım;
Hiçlik şarkısı söylerken,
Kelama hasret kalan yüreğime dost narinliğinde yetiştin...
Bir kuyu başında su beklerken,
Suya yakın olmanın sevincini yaşattın.
O nûrlu ellerinle içirdin ab-ı hayattan...
Üç yudumda bitecek gibi geldi koca kuyu; ama sen tarifi imkansız bir güven verdin içime..

Ah yâr,
Şemsi kıskandıran çehrenin güven edasını, yüreğime düşüren Mevla’ya hamd olsun...

Gönüldaşım;
Sen ki bir çınar misali köklerini aşk suyu ile beslersin ,
Her yaprağında bir gizem,
Her yaprağında bir ben bulurum..
Serp üstüme toprağından, sen koksun gül edalı sözlerim..
Alem-i cümle sana hayran hayran nazar ederken, titresin içim, lal olsun dilim..
Can diyen dilin düşsün ciğerime ,
Fezaya bakan asil bakışların çöksün içime ,
Kulağımdan silinmesin sadân…

Ah yâr;
Dimağıma düştü sesin, o bereketli sadâyı bana nasip eden mevlaya Hamd olsun...

En kadim sevdam;
Aşk’ın tasavvurunu maziye bıraktım ,
Şimdi senli günlerin sürûrunu yaşarım..
Güldemetin adınla berceste, işlerim sevdamı hece hece…
Bu sevda seninle şayeste, girdin gönlüme aheste aheste…

Ah yâr,
Her hecemi kalbimden söken yüreğin, İki cihanda yanımda olsun,
Seni tanıdığım güne Hamd olsun…

E L H A M D U L İ L L A H…


Tuba Küçük
 
Kaş,
Göz,
Söz... Hikâye hepsi.
Yüreği Yüreğine Denk Olandır "Sevgili" ......!!!
 
Ayn, Şın ve Kaf
Harfler adını yazdı
Küfürden ve siyahtan sonra
Mürekkepten, hokkadan, fırçadan ve âhtan sonra
Sayfalarda görünen beyazdı

Kalem, coşuyordu nehirlerce
Kelâm, koşuyordu şiirlerce
Günlerce, gecelerce…
An bean
İnleyen insan
Dinleyen Kur’ân
Râzı olursan rızânaydı


Rahlenin önünde saf tutuyor alfabe
Elif be kanat kanat
Kat kat açılıyor aşk
Gül gibi…
Gül gibi lâleye dönüyor kâinat


Kol kola girsin artık noktalar
Yüzyılların sevdâsı bu
Duyuyor musun ey yâr!
Semaya yükselen harflerin sedâsı bu


Kitabım damla damla
Elif gibi, Lâm gibi
Vahdet boyundan, kesret saçından düştü
Dudağımın payına hiç yoktan Mim düştü
Gâlib’e pâre pâre gönül
Banaysa alev alev, kül kül
Elem düştü


Belî dendi ilkin, oysa dünyâ hep belâ
Sonra arza indi sayfalarca elif-bâ
İllâ!
İllâ gözlere harfler dokunsun
Ezanlar okunsun
Ezanlar…
Mihrapta ebru niyetine
Mehtapta hilâl hürmetine
Râ’nın oklarına kurbanlar, dünyâlar kadar

Bırak Dal sûretinde iyice bükülsün beller
Bırak Vav sûretinde secdeye dökülsün eller
Ve seller…
Bırak Nun gemisi süzülsün hicran denizinde
Kur’an-ı Kerîm izinde

Adını harfler yazdı
Küfürden ve siyahtan sonra
Mürekkepten, hokkadan, fırçadan ve âhtan sonra
Sayfalarda görünen beyazdı
Ayn, Şın ve Kaf
Harfler adını yazdı
Aşk, Aşk, Aşk…

Senem GEZEROĞLU​
 
1535539_759351030745142_159029313_n.jpg
 
Yağmur da var
Çok sevdiğim rüzgar da
Bugün Pazar
Daha uyanmadı komşular
Damların üzerinde kuşlar
Daha rahatlar
Radyolarda eski şarkılar çalıyorlar bu saatlerde
Gönül penceresinden ansızın bakıp geçenlere doğru
Yağmur da var
Çok sevdiğim rüzgar da
Daha uyanmadı komşular
Bugün Pazar
Ve ben seni çok özledim
Dışan çıkmak istiyor canım
Tek başına haytalık etmek
Islanmak Pazar sabahında yağmurda
Boş caddelerde dolaşmak
Vitrinlerine bakmak mağazaların
Sinemaların afişlerine
Sokakların isimlerine
Telefon kulübelerinde uyuyan çocuklara
Bir merhaba demek sessizce
Sahilde martılara simit atmak
Otobüslerin ilk seferlerine binmek
Gitmek istiyor canım
Hayatın gittiği yere
Islık çalıp şarkılar uydurmak kendi kendine
Fırından taze ekmek alıp
Buğusunu çekmek içine
Ve ben seni çok özledim
Tam böyle bir şey
Çiçeğe su yürümesi
Bebeğin ağlaması
Toprağın uyanması
Yağmurun yağması
Ateşin sıcağı
Bu Pazar sabahı
Tam böyle bir şey
Bir sabahçı kahvesine uğramak
Bir bardak çay
Taze dem kokusu
Hayatın atardamarlarında dolaşmak
Bölmeden şehrin uykusunu
Bir siir yazmak
Pazar bulmacasının boş karelerine
Şiirde tam da bunu anlatmak delice
Tam böyle bir şey
Hesapsız gölgesiz bedelsiz kimsesiz
Bir şiir yazmak
Bir bardak çay içmek
Sokaklarda gezmek
Yağmurda ıslanmak
Ve ben seni çok özledim

İbrahim Sadri
 
Seni her gördüğümde gönlümde kopan velvelenin adıdır vaveylâ.
Hem de öyle bir vaveylâ ki boğazımdaki sessizlik urganıyla, vav ile lâ arasında râm olmuş bir velvele …
Bir ey mesafesinde sana seslensem!
Ey serv-i revanım duyar mısın bu vav-ey-lâ’nın sesini?
Nur-ı nazarıma bin anlam yükleyenim , bir leyl vakti şimdi ertelemeden, gönlüme çöken o süveydayı bertaraf edebilir misin ?
O maverân yalnızlığında , hani o bilindik ayrılık terennümlerini bahşettiğin gibi, öylece susacak mısın?

Tövbe bu sessizlikten şikayetçi değilim , lâkin bilir misin ey yâr ;


Ömrümün fasl-ı baharında , elim kalem gönlüm aşk tuttu.
Hülâsâ, gönlümün bam telinde , Kays’a hasret vaveyla koptu.

Bundandır sesimin ah u zarı, bundadır üç lâ`nın ortasında kalmışlığım. Bundandır sensizliğin feryadı ve bundandır sessizliğin duası…

Ey yâr vaveylâyı sessiz yapan gözlerine maşallah…
Dualardaki içtenlikse , elimi açtığımda ki kelamın güzelliği, amin diyen meleklerin Rabbin’e Elhamdulillah .
Adının gizeminde , her hecesindeki zikri bana nasip eden yüreğe nasip olsun cennet inşAllah…

Lâ ile sonsuzluğa uzanan ayrılıklarda Kays’a hasret Leyla kaderini yaşamaksa bu aşkın adı eyvAllah, her hecesi sen olan şiirlerin , aşk-ı vaveyla ise adı , her rüyada senden uzak kalmaksa bu kaderin adı , başından sonuna EyvAllah …
Aşka, acıya,geceye ve sana EyvAllah, yâr EyvAllah..

Tuba Küçük
 
Aşk bir fidandır;
Gözyaşı ister ki, bu aşk fidanı, neşv ü nema bulsun ve serpilip gelişsin.

Aşk bir paylaşmadır;
Fedakarlık ister ki, bu vesileyle bu uğurda bütün geçilmez ve aşılmaz gibi görünen geçit ve patikalar bir bir aşılır.

Aşk, bir hasrettir ;
Sabır ister ki, bu kutlu sabır, sevgiliye vuslata gebedir.

Aşk bir imtihandır;
Dua ister ki, dua altından kalkılmayacak olan imtihanların bertaraf edilmesinde, maruz kalındığı takdirde ise o imtihandan alnı ak çıkma mevzuunda en büyük silah ve iksirdir.

Aşk bir bütünleşmedir;
Sevgilide fani olmayı ister ki, aşık, aşkının hakikat derecesini öğrenmek için sevgilisinden elini kesip kendisine göndermesini isteyen Leyla'ya "Kimin elini kime göndereyim?" diyen Mecnun misali maşukuyla bütünleşir ve artık o, vuslat aşkıyla her dem inleyip durur.

Aşk bir efendidir;
Sadakat ister ki, aşığın gözlerine başka hayallerin girmesi haramdır ve bu haramın irtikabı ise aşkın ölümü demektir.

Aşk bir mürşiddir;
İtaat ister ki, aşık gassalin elindeki meyyit gibi naslar çerçevesinde her meselede maşukunun isteklerine boyun eğer.

Aşk çile ve ızdırap yüklü uzun bir yoldur meveddet;
Gözyaşı, fedakarlık, sabır, dua, sevgilide fani olma, sadakat ve itaat ister...
 
Gel dese, gitsem.
Birer çay alsak, yürüsek sahil boyunca.
O sussa ben dinlesem...
Serdar Tuncer


944210_510118142389835_245797441_n.jpg

 
Âşık önce sevdiğini yüceltir, mükemmelleştirir, sonra aşık olur." Halbuki mesele hiç de öyle değildir. Evet aşkı yaşayan kişinin kalbindeki sevgili ile zahirdeki sevgilinin "şimdiki hali" aynı değildir...... Çünkü aşık "zahirdeki sevgilinin" müteal alemdeki aslına aşıktır. Her şeyin "asl"ı mükemmel-güzel-iyi olduğu için aşığın kalbindeki sevgili de mükemmeldir, iyidir, güzeldir. İşte Mecnun'un: "Siz benim gözümle Leyla'ya bakın" derken kastettiği göz, kalbin gözüdür. Gördüğü de Leyla'nın semavi aslıdır. İşte aşığın:
"Ben senin aslını gördüm
Sen ise hala gölgendesin sevgili"
demesi bundandır.

Fakat aşık bu durumu fark edemez, önce sevdiğinin "zahirini" mükemmel zanneder, görür ki o henüz mükemmel değil;
o zaman kalbine döner ve şöyle der:
"Öyleyse kalbimdeki kimdir?" Bu aşığın bilmecesidir.
Yani kalbindeki sevgili ile, zahirdeki sevgili bir açıdan ayınıdır bir açıdan gayrıdır. Aşık bu iki gerçeklik düzeyinin " farkına" varıncaya kadar huzur bulamaz. Ümit ve ümitsizlik arasında bocalar.
Halbuki bilmelidir ki her şey aslına döner.
Ama aşık beklemekte zorlanır.
"Sabredenleri müjdele!"

Aşk Bensizlik Ülkesidir-İsmail ACARKAN
 
Ey AşK!!!

yetim kalmış bir günün ahirinde…

ruhun aleminde zamanın ve mekanın sözü olmazmış ;

yüreğin ruh alemini özlediği yerde de zaman, bereketten çalarmış;

mekan aşktan…

gün geçermiş hızlıca; yüreğin özlemi artarmış.

mekan şahit olduğu aşk’ın sırrından vermezmiş artık yüreğe/

…..

aşk, aşk’ı hakkıyla dileyenlerin diyarına hicret etmiş; ensarlarının yüreğine inşirahı yaşatmaya gitmiş…

geride kalanlar yetimliğinden bihaber kalmışlar; iç acılarının yetimliklerinden olduğunu bilememişler. geride kalanlar sol taraflarının, aşk’a olan özlemden sızladığını anlayamamışlar. onlar, aşk’ın dileyen’e, özleyen’e vefasını anlayamamışlar.

aşk…

ey, yar’e en ziyade yakışan,

geride kalanların her şeyi yetim kaldı aslında;

sözleri yetim; yar’e dokunmadan, yürek ikliminden geçmeden dudağa dokunur; muhatabının yüreğine yaralar açar…

sükutları yetim; duaya burak olmaz; tebessümü setreyler.

geceleri yetim; bir boyun eğişe şahitlik etmez; bir yorgunluğun ahirinde gelir ve geçer…

günleri yetim; halleri aşk’ı örmez; günlük telaşların gölgesinde kalır; aik’ın güneş olması bir şey ifade etmez onlar için.

ey aşk!

ey vefanın sadık dostu; inşirahın hira’sı…

geride kalanların yetimliğini hatırla; vefasızlıklarını cehaletlerine ver. sen bir yüreği dahi bıraksan orası artık talan olur; bir çorak toprak misali…bir çöl misali…oysa bir yürek değil binlerce yürek gerilerde kaldı.

ey aşk,

bilir misin buralara yetimlik çok dokundu; özlediğimizin sen olduğunu hissettir de gel artık…

sana vefa yakışır; bize acziyetin yakıştığı kadar.

sana cömertlik yakışır; bize ‘dileyen’ vasfının yakıştığı kadar.
sana dönmek yakışır; dönmek ve geride kalanların yüreğine inşirahı yaşatmak…

ey aşk;

gel ….

günümüze, gecemize, sükutumuza, kelamımıza mana kat…

gel….

/…çölde bir iz var;

belli ki aşk geçmiş buralardan,

çünkü çöldeki tek mahfuz iz aşk’ındır…./
 
Aşk!..
Tıpkı nefes gibi, zaman gibi, güzellik gibi…
Hep var ve ebedi var olacak.
Çünki kaynağı ezelidir onun. “Canlar canını bulan”dır elbette “Bu canıma yağma olsun” diyebilen. Bestami Hazretlerinin diliyle: “O, aramakla bulunmaz; ancak bulanlar, yine de arayanlar”dır elbet.
Yunus Emre bir aşk adamı, bütün çağların en muhteşem aşıklarının ser-halkası. Allah aşkına tutulmuş, sonra da o ummanlara sığmayan aşkını insanlar için coşturup taşırmış, bütün mutasavvıf şairler gibi baştan sona aşkı tekellüm etmiştir onu. “Aşk gelicek cümle eksikler biter” demesi bu yüzdendir. O, iç dinamizmini bu aşk ile diri tutup halk arasında kendine bir aşk mabedi inşa eden adamdır. Bu mabedde cümle yollar hakikate çıkar ve bütün aşklar Mutlak varlığa ulaşır. Kendi basit hayatı içinde yalın bir anlatım ve ritmik bir eda ile devamlı aşkı tekrarlar ve “aşksız olımazın” dediği gibi kimseciklerin de aşksız olmasına gönlü razı gelmez. “Benden benliğim gitti hep mülkümü dost tuttu” diye dalıp içinde kaybolduğu o yüce sevgide Vahdet-i vücud’u yaşayıp bütün ikilikleri inkar ile bir Tek olana vuslatı arayan Yunus, insanlığın manasını aşkta bulur. Dünya aşk üzerine kurulmuştur ve aşk olmadan durması mümkün değildir. Yaratılanın Yaratıcı’yla tamamlanması, varlığın sırrı, kainatın idraki ve kemal, ancak aşk ile mümkündür. Aşk ki hakikattir, ölüm ona ilişemez.
Yunus’a göre aşk, İlahi’dir ve yaratılışın sırrını taşır. Bu bakımdan bütün cihanı kuşatmıştır. Sarhoşluğu ve coşkunluğu ile insan olmanın tecellisi aşkta görülür. Aşık bir harabeye dönmedikçe aşkı hissetmiş sayılmaz. Aşkı hissettikten sonra da bütün kınanmışlıklar, bütün ayıplamalar onun için boştur. Aşk çıplak hakikattir ve ne dünyayı, ne de maddeyi ayakta bırakır. Aşktan şikayet edilemediği gibi aşka yine ancak kendisinden derman erişebilir. Aşk, sahili olmayan bir deniz misali benliği yutar, kendinde eritir ve sırrını asla ham gönüllere açmaz. Aşkın olduğu yerde ilim bir hiçtir ve aşksız iman taş misali kurudur, katıdır. Bilineni unutturan da, boşaltıp yeniden dolduran da aşktır. Aşkta menfaatten söz edilemez; ancak uğruna feda olunabilinir. Böylece bütün menfiler müspete dönüşür, kuruları yeşertir, durgunu coşturur.
Aşk bir güzel ahlaktır. Aşık ki idrak eder, o asla yok olası değildir.
Aşk, bir hakikattir ki bütün hakikatleri ortaya çıkarır.
Kısacası aşk varlığı eriten varlıktır ve “Aşk oldur ki Hakk’ı seve.”

İSKENDER PALA
 
Oysa Sadece Aşk İstemiştim...
Züleyha/ca....
Ama anladım ki ZÜLEYHA olmak yetmiyor....
Karşındaki YUSUF olmayınca....
 
"Çay karası, gönül yarası derler, bilir misiniz?
İşte çayın karasında gizlenir sevdâlar,
Bu yüzden bazen çay içerken sızlar yüreğiniz.
Ve her yudumda özlenir yara sahibiniz..
Hayat Leylâ ile geçer ama gönül her zaman Mevlâ'yı seçer..

Leylâ belki bırakıp gider ama ne biz Mevlâ'dan, ne de 'O' bizden vazgeçer.."
 
1507206_265748756883263_1027692478_n.jpg



"İki kere ikinin Bir edişi Aşk'tandır."

Serdar Tuncer




 
Öyle bir dua ettim ki sevgilim,
Benden önce ölemezsin !
Ben seni böyle sevdim.
Ödüm koparcasına,
Korkuyla,
Uyandım kalbini avuçladım,
Nefesini yokladım geceleri,
Kokundan öptüm..
İhanet sayılır diye kimsenin adını bile değdirmedim dilime..
Kızdım,
Darıldım,
Kırıldım,
Yine de ilk bendim yakacak olan bu dünyayı saçının tek teline..
Ağladım,
Bağırdım,
Yoruldum,
Yine de sana sarıldım beni en derinden yaraladığın günlerde bile..
Bütün veda cümlelerini unuttum, ayrılıkları yakıştırmadım bize.
Ben seni böyle sevdim.
Bilenmiş bıçak oldum senden başka herkese.
Senin terinle arındım kirinden bu hayatın.
Sen ellerimi tuttukça güçlendim.
Unuttum eksik olan ne varsa, seninle tam oldum. Tamamlandım.
Gözlerine bakınca sevgilim,
"Burası" dedim "Benim memleketim. Burası evim. Burası benim cennetim."
Gözlerine bakınca,
"Burası bayrağım" dedim "Bayramım. Burada yeşeriyor benim özgürlük çiçeğim."
Gözlerine bakınca,
"Burası" dedim "O her yerde aradığım. Burası uğruna can vereceğim."
Gözlerine bakınca, güzelliğine ayıp olmasın diye nefes almayı erteledim..

Sonra birdenbire gece çöktü gözlerine,
Diz kapaklarımdan vurulmuşcasına bağırmak istedim.
Vurulmuş olmak istedim.
Beynime çivi çaksınlar,
Başka türlü mümkün değilim ben.
Senin canın sağolsun da sevgilim,
Keşke benim canım sağ olmasaydı sen giderken.

UMUT ÖZTÜRK...
 
Geri