Evlilik konusu, her birey için farklılık gösterebilecek bir konu. Bazı erkekler evlenmekten korkabilirken bazıları için evlenmek hayatlarında önemli bir hedef olabilir. Evlenmekten korkma durumu kişisel deneyimlere, geçmiş ilişkilere, toplumsal ve kültürel etkilere, mali duruma ve gelecek planlarına bağlı olarak değişebilir. Bağımsızlık korkusu, maddi kaygılar, geçmişte yaşamış olduğu ilişkilerindeki deneyimleri ve toplumsal baskılar erkeklerin evlenmek istememesinin sebeplerinden bir kaçı olabilir.
Yukarıda saydığım kriterlerin bir çoğu eskiden dikkate alınmıyordu. Mesela; geçmişte toplumsal ve kültürel durumlar evliliklerin uzun ömürlü olmasını teşvik ediyordu. Boşanma sosyal olarak kabul edilmeyen bir durumdu ve birçok çift ilişkilerinde zorluklarla karşılaştıklarında bile evliliklerini sürdürmek için çaba gösteriyordu. Ama günümüzde bu durum söz konusu değil. En küçük zorluk yaşanma durumunda boşanmalar gerçekleşiyor.
Ayrıca geçmişte aile ve toplum desteği evliliklerin sürdürülebilirliğine katkıda bulunuyordu. Aile üyeleri ve yakın çevre çiftlerin ilişkilerinde karşılaştıkları sorunları çözmelerine yardımcı olur ve destek sağlarlardı. Bu, çiftlerin evliliklerini sürdürme konusunda motivasyonlarını artırıyordu. Peki günümüz de bu var mı, hayır yok. Herkes ailesiyle bireyselleşti. Anne, baba, ve ailesinden soyutlanmaya çalıştığı için -erkeklerin en büyük korkusu- ailesinden uzaklaşmak istemediğinden evlilikten çekiniyor olabilir.
Ekonomik faktörler de önemli bir rol oynuyordu. Geçmişte, kadınların işgücüne katılımı daha sınırlıydı ve ekonomik bağımsızlıkları sınırlıydı. Bu durum, kadınların evliliklerinde daha sabırlı olmalarını ve ilişkilerini sürdürme konusunda daha istekli olmalarını sağlıyordu. (Linç edilebilirim ama kaçınılmaz gerçek)
Asıl sebeplerden biri de iletişim ve teknolojinin sınırlı olduğu dönemlerde insanlar arasındaki ilişkiler daha samimi ve güçlüydü. Çiftler birbirleriyle daha fazla zaman geçirir ve daha derin bağlar kurarlardı. Bu da evliliklerin daha güzel olmasıyla birlikte evliliği teşvik edici bir unsur olarak gösterdiği için uzun ömürlü olmasına katkıda bulunuyordu.