Geleceğe Mektuplar.
Bu dizinin konusu çok güzel ve çok güzel işlenebilirdi ama bence biraz fiyasko. Konusunu hemen özetleyeyim, alzheimer olan annesinin eşyalarına bakarken kendi adına yazılan bir mektup bulan elif, mektubu okuduğunda annesinin, biyolojik annesi olmadığını öğrenir ve biyolojik annesini bulmanın peşine düşer. Bundan sonrasını izlemeyen kişilerin etkileneceklerse okumamasını tavsiye ederim, ben spoilerlardan pek etkilenmem ama sizi bilemem:d
Elif’in “gerçek” annesini bulma yolculuğunda, geçmişe yolculuk yapıyoruz, bu kez 2003 yılına. Karakterlerin lise yılları yani. neredeyse karakterlerle aynı yaştayım ve o yüzden dizi soundtracki beni tam kalbimden vurdu. Onun dışında bence duygusal olarak etkileyici değildi, arkadaş grubu ya da edebiyat grubunun arasında çok saçma toksik bir bağ var, sevgi desen değil, arkadaşlık desen değil. Belki sadece banu ile seda arasında bir dostluk vardı. O yüzden grubun yıllar sonra bir araya gelme motivasyonunu pek anlayamadım. Yıllar sonra gelişen aşkı da hiç anlayamadım.
Bunun dışında beni en irrite eden karakter Banu oldu. Mert de iğrenç biri ama Banu, evet bu kadın, beni sonunda bile hayal kırıklığına uğrattı. Murat da keza. Ben Zuhal dışında hiçbir karakteri pek sevmedim. Bence samimi olarak mutlu olmak isteyen de Zuhal'di. Bence gerçek mutluluğu yakalayacak olan da o. Ben Elif’in yerinde olsam, anne yerine koymasam da yoldaş olarak Zuhal’i seçer ve hayatıma devam ederdim.
Edebiyat öğretmeni yani Fatma Ayar’ın doğru dürüst bir anaçlığını görmedik, neden bir lise öğrencisi bebeğini buna emanet etti, güvendi, motivasyonu neydi; bunu da çok manasız buldum. Yani eksik çok nokta vardı. Çoook güzel bir konu bence boşa gitti. Kulüp senaristinden daha güzel bir şey beklerdim. Son olarak Gökçe Bahadır gerçekten hem çok güzel hem de aurası aşırı yüksek bir kadın.