son günlerde canım beni sarsacak, biraz ağlatacak filmler izlemeyi istiyordu. o umutla seçtiğim üç filmi iki gündür izliyorum ve benim daha çok sinirim bozuldu.
ilk film: incendies.
bu film ağır bir film, bu filmi izlerken öyle bir yandan da mesaj atayım aman mısır yiyeyim, yok biramdan fıttırayım diyemezsiniz. bütün ciddiyetinizle izlemeniz gerekiyor çünkü her şey çok gerçek. filmi ağlarım düşüncesiyle açmıştım ama daha çok boğazımda bir düğüm, suratımda bir ekşime, kalbimde bir sızı oldu. sonunu nedense çok az tahmin eder gibi olmuştum, bir hissiyat vardı ama ona rağmen yapıştırdı geçti. ba yine hatırladım sinirlendim.
ikincisi: atonement.
allahsız, kitapsız bir veledin b*k yemesi yüzünden benim güzeller güzeli keira ablam bu kadar üzülmeli miydi? bunda da ağlarım dedim ama yine sinirden fıttırdım sjhjh. sonuna gelince tabii gözüm doldu ve ah be dedim... ah bu yarım kalan aşklar. yaktınız ulan bizi. briony sen benim için artık aşk-ı memnu cemile'sin, senin yüzün gülmesin. james mcavoy daha az mavi gözlü olsaydın keşke <3
üçüncüsü: the book of henry.
işin içinde çocuklar olunca, heh dedim iyi üzülürüz misler gibi. e ben yine sinir oldum? sanırım kick boksa başlamam lazım... filmde annesine ebeveyn olan hatta yeri geldi mi eş bile olan dünyalar zekisi çocuğun planlarını izlerken, yürü git lan diyorsunuz. ses çıkarmak isteyip çıkaramadığı şeyler bize o dakikalarda ayna oluyor ama tıpkı yetişkinlerin yaptığı gibi ve henry'nin isyanı gibi duyarsızlaşarak yolumuza devam ediyoruz. filmde cinsel istismarı da görüyoruz, bi de bence henry'nin anasının çocuğuna yaptığı istismarı. çocuğuna ''sana anne olamadım ki'' dediği bi sahne vardı, orada henry ''onu sana öğretmedim ki'' diyor, al sana işte çocuğa biçilen rollerin sonucu. neyse işte bu da sinirimi bozdu, sonunda küçük kardeşin sihir gösterisinde bi göz dolması yaşandı. onun dışında bence biraz kopuk ve izlenmese de olur bi film. yine de her hikaye farklı, her hikaye birine başka bir yerden dokunabilir.