En sevdiğiniz şiir

Konu sahibi son olarak 249 gün önce görüldü
Evet Türk Edebiyatında ki en sevdiğiniz şiir hangisidir?
 
Atilla ilhan - ağustos çıkmazı

Beni koyup koyup gitme, n'olursun
Durduğun yerde dur
Kendini martılarla bir tutma
Senin kanatların yok
Düşersin yorulursun
Beni koyup koyup gitme, n'olursun

Bir deniz kıyısında otur
Gemiler sensiz gitsin bırak

Herkes gibi yaşasana sen
İşine gücüne baksana
Evlenirsin, çocuğun olur
Beni koyup koyup gitme, n'olursun

Elimi tutuyorlar ayağımı
Yetişemiyorum ardından
Hevesim olsa param olmuyor
Param olsa hevesim
Yaptıklarını affettim
Seninle gelemeyeceğim
Beni koyup koyup gitme
Ne olursun...
 
Ahmet Telli - gülüşün eklenir kimliğime & belki yine gelirim
 
Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar.
Ne de şeytan, bir günahı,
Seni beklediğim kadar.

Geçti istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni;
Bırak vehmimde gölgeni
Gelme, artık neye yarar?

Necip Fazıl Kısakürek
 
Gözlerin bir yeşil fanilaydı balkonda uçuşan
Sicim yağmur taklidi
Bıkmıştım zor geçen kışlarımı anlatmaktan
Bardağa birkaç çiçek ıslamaktan.
Parmağımın ucunda kırmızı kenarlı bir bulut
Onu uzatırdım sana, yalnızlık gibi iri bir damla
Parmağıma düşen bir damla kandı aşk.

Seni sevince pazara çıktım sevinçten
Enginar aldım “süper enginarlar” diye bağıran adamdan
Oturup ağladım sonra, şaşırdın.
Bu “süper” oluşta canımı acıtan bir şeyler vardı.
Canımın acısıydın.
Ben bir tek o canı unutmamak için her şeyi hatırlamıştım.
Sevişmiştik.
Evde binlerce tespih böceğinin ayak izleri
Sevişmiştik.
Biri başımdan aşağı pırıltılarla dolu bir sözlüğü
boşaltmış gibi
Seni sevince kıpırdayan her şiiri
Kahverengi bir çaydanlıkta saklıyorum.

Sonra gittin.
Birlikte kışlıkları naftalinleyecektik.
Söz vermiştim unutmayacaktım gözlerini
Bir yeşil fanila gibi ipte, alıp ütüleyecektim.
Herkese iyi akşamlar demeyi öğretecektim gözlerine.
Sonra gittin.
Çocuk oldum bir daha, ağladım.
Kaç şiir, kaç kere sular altında kaldı.
Kitaplar, aşk, her şey.
Her şeyi son bir kere daha kurtaramazdım.
Keşke nane şeker gibi mentollü bir buluttan doğaydım
Sonra gittin.
Beyaz bir küf büyüdü evde, tersten yağan kar gibi.
Keşke dünya toz şekeri ile kaplı olsaydı.
Çocuk oldum sonra ağladım, yağmur bile beni ayıpladı.
Söz dedim, söz verdim.
Ruhumu gömdüğüm yer hala belli.
Güneşi özledim, sonra seni
Keşke gölgesine razı bir fesleğen olaydım.

Sonra gittin
Gözlerin bir yeşil fanila unutulmuş balkonda
Sicim yağmur taklidiydi
Artık iyice inceldi.


Bıktığım şeyler ve yeşil fanila- Didem Madak
 
GÖĞE BAKMA DURAĞI

İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
Bebe dişlerinden güneşlerden yanab otlarından
Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
Şu aranıp duran korkak ellerimi tut
Bu evleri atla bu evleri de bunları da
Göğe bakalım

Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
İnecek var deriz otobüs durur ineriz
Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya
Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam
Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım
Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
Beni bırak göğe bakalım

Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye bir bir kapattım
Şimdi otobüs gelir biner gideriz
Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
Bir ellerin bir ellerim yeter belleyelim yetsin
Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
Durma kendini hatırlat
Durma göğe bakalım
 
En çok sevdiğim şiir çoktur ama
Aşk İki Kişiliktir-Ataol Behramoğlu
Daha çok etkiler beni
 
İçim, bir suskunsa tekin mi ola?
O Malta bıçağı,kınsız,uyanık,
Ve genç bir mısradır
Filinta endam...
Neden, neden alnındaki yıkkınlık,
Bakışlarındaki öldüren buğu?
Kaç yol ağlamaklı oluyorum geceleri...
Nasıl da almış aklımı,
Sürmüş, filiz vermiş içimde sevdan,
Dost, düşman söz eder kendi kavlince,
Kınanmak, yiğit başına.
Bu, ne ayıp, ne de yasak,
Öylece bir gerçek, kendi halinde,
Belki, yaşamama sebep...

Evet, ağlamaklı oluyorum, demdir bu.
Hani, kurşun sıksan geçmez geceden,
Anlatamam, nasıl ıssız, nasıl karanlık...
Ve zehir - zıkkım cıgaram.
Gene bir cehennem var yastığımda,
Gel artık...

Ahmed Arif.
 
Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
“O olmazsa yaşayamam.” demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
Senin onu sevdiğinden…
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları…
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
“O benim.” diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasın istiyorsan birşeylerin…
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, ya da pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak…
 
Hep sarhoş olmalı.
Her şey bunda; tek sorun bu.
Omuzlarınızı ezen sizi toprağa doğru çeken Zaman’ın korkunç ağırlığını duymamak için durmamacasına sarhoş olmalısınız.
Ama neyle?
Şarapla
şiirle
ya da erdemle
nasıl isterseniz.
Ama sarhoş olun.
Ve bazı bazı bir sarayın basamakları bir hendeğin yeşil otları üstünde odanızın donuk yalnızlığı içinde sarhoşluğunuz azalmış ya da büsbütün geçmiş bir durumda uyanırsanız sorun yele dalgaya yıldıza kuşa saate sorun her kaçan şeye inleyen yuvarlanan şakıyan konuşan her şeye sorun; “Saat kaç?” deyin. Yel dalga yıldız kuş saat hemen verecektir yanıtı size: “Sarhoş olma saatidir! Zamanın inim inim inletilen köleleri olmamak için sarhoş olun durmamacasına! Şarapla şiirle ya da erdemle nasıl isterseniz.”

Charles Baudelaire
 
İlk sıra her zaman bu şiire aittir nazarımda;

Orhan Veli Kanık || Anlatamıyorum...

Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Gözyaşlarıma, ellerinizle?

Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.

Bir yer var, biliyorum
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum…

ve ikinci sırada Kişisel Sayfamı da süsleyen;

Ümit Yaşar Oğuzcan || Esmer...
şiiri.​
 
BİR GÜN ANLARSIN

Uykuların kaçar geceleri, bir türlü sabah olmayı bilmez.
Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya,
Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında
Ne çarşaf halden anlar ne yastık.
Girmez pencerelerden beklediğin o aydınlık.
Onun unutamadığın hayali,
Sigaradan derin bir nefes çekmişçesine dolar içine.
Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın aslında her şeyin boş olduğunu.
Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin.
Gün gelir de sesini bir kerecik duyabilmek için,
Vurursun başını soğuk taş duvarlara.
Büyür gitgide incinmişliğin kırılmışlığın.
Duyarsın,
Ta derinden acısını, çaresiz kalmışlığın.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin.
Niçin yaratıldığını.
Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini.
Uzun uzun seyredersin aynalarda güzelliğini.
Boşuna geçip giden günlerine yanarsın.
Dolar gözlerin, için burkulur.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın tadını sevilen dudakların.
Sevilen gözlerin erişilmezliğini.
O hiç beklenmeyen saat geldi mi?
Düşer saçların önüne, ama bembeyaz.
Uzanır, gökyüzüne ellerin.
Ama çaresiz,
Ama yorgun,
Ama bitkin.
Bir zaman geçmiş günlerin hayaline dalarsın.
Sonra dizilir birbiri ardına gerçekler, acı.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın hayal kurmayı;
Beklemeyi, ümit etmeyi.
Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir
Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi.
Lanet edersin yaşadığına...
Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın.
O zaman bir çiçek büyür kabrimde, kendiliğinden.
Seni sevdiğimi işte o gün anlarsın.



Ümit Yaşar OĞUZCAN
 
Acılarımın en tatlısıydın.
Kalsam kendimi üzecektim, gitsem Seni...
Ne gidecek kadar korkaktim, ne kalacak kadar cesaretli.

Korkma dedim kendi kendime.
Ölünce geçer korkma!..
Ama ölmedim!
Ruh kanserimle birlikte yaşamayi ögrendim.
Senden çok daha erken çikmistim ben yola.
Ve yola çiktigimda aşkin, ömrün en uzun, en sessiz üç harfi oldugunu biliyordum.
Aşk bir kelimeyse, bin kelimesizlikti çünkü.

Öyle çok sustum ki sana, kendi sesimi unuttum adeta.
Sana dilsizliklerden yapilma bir lisanla geldim, anlamadin...

Iki ayri uykuda, iki ayri rüyanin birbirine dokunmasi gibiydi aşk.
Sen bunu bilmiyordun.
Toydun. Aramizdaki fark buydu : Sen, ateşin yaktigini bilirdin; ben ateşte yanmayi.

Öyle bir yerdeyim ki şimdi, ne seni sevebiliyorum ne senden başka birini.
Belki de uzatmalar bile bitti bu mücadelede, duymazdan geldigimiz o son düdükle...

Ve biz kandirdik ayriligi..
Kandirdik, bittigini kabul eden yanlarimizi...
Kendi yoklugumuza birbirimizin varligini ödedik.

Anladim ki, ne sensiz yaşayabiliyorum ne de sensiz ölebiliyorum.

O Kadar farkliydik ki birbirimizden ve aşk o kadar ayni yapiyordu ki bizi..
Zamanla ben sana, sen de bana benzemeye başladin.
Içimizde felakete benzeyen bir ümitle, tanidik bir uçurum kenarinda uyuyorduk; bir gün düşecegimizi bile bile..

O kadar eksikti ki hikâyemiz, bitip bitmedigini bile anlayamiyorduk.

Üç yanlisimiz bile olmadan, elimizdeki tek dogruyu kaybettik sonra.
Ve birbirimizden hayatlarimizi çalmaya başladik. Bu çalinti hayatlarla elbet kendimize yakalanacaktik.

Ömrümün bekle odalarinda ben senden derdime deva isterdim,
Sen bana devam dedin.
Kimin sonu kimin başinda bilemedik.
Bekledigim her istasyonda içimden seni götüren bir şiir geçti.
Yepyeni sensizlikler oldu.

Yoktun!
Peki, yoksan bu yaşadigim neyin yokluguydu ?
Olmayan bir senin yoklugunu yaşadim.
Içimdeki yabancilara adresler sordum.
Ve bildigim bütün yollarda kayboldum.

Kalir gibi gidişlerini izledim önce, sonra gider gibi kalişlarini...
Ve anladim ki ne sen gidebiliyorsun ne ben kalabiliyorum.

Öyle bir hayat yaşiyoruz ki şimdi,
aglamak gülmenin mahkûmu,
gülmek aglamanin gardiyani gibi sanki...

Ve anladim ki, ne seninle aglayabiliyorum ne de sensiz gülebiliyorum.

Belki de sen aşka âşiktin, ben üstüme alindim.
Bilmiyorum.
Bir gün gerçekten seni terk edebilecek miyim,
onu da bilmiyorum.

Üzerine sinen benin kokusunu duymadan yaşayabilecek misin ?

çünkü, senden geriye sadece sen kalana dek terk edilmiş olmuyorsun.

Insan yaşadigi anin degerini yaşadiklarindan ötürü degil, neler yaşayacagini bilmediginden ötürü bilmez.

Seni çok Seviyorum : bir gün seni terk etme gücünü kendimde bulup bulamayacagimi bilmeye bilmeye...

Anliyor musun ?


Gel Biz olalim demek kolay ...

Benimle Hiç olur musun ?

Kahraman Tazeoğlu
 
Güzel olan
Her günü seninle tekrar tekrar yaşamak
Erimek yarını olmayan zamanlarda
Durdurmak bir yerde bütün saatleri
Bütün kuralları kırıp parçalamak
Sonra varmak o yerlere
Mevsimlere dur demek
Kar yağarken çiçek açtırmak ağaçlara
Güneşi bir akşam saatinde tutup bırakmamak
Sonra doldurmak ay ışığını kadehlere
Delicesine içmek
Ve unutabilmek her şeyi ansızın
Sevmek seni en yücesiyle sevgilerin
Birlikte geçmis, gelecek bütün çağlari aşmak
Güzel olan
Sevmek seni Tanrılar gibi
Seninle Tanrılaşmak...

Bir gün bu akan sele dur diyecegim, göreceksin
Ne bu sehir kalacak
Ne bu duygusuz sürü
Bu korkunç kalabalik
Her vapur seni getirecek bana
Bütün istasyonlarda seni bekleyecegim
Kapilar sana açilacak
Senin için söylenecek sarkilar
Siirler senin için yazilacak
Her evde bir resmin
Her meydanda bir heykelin olacak
Ve sen kimi gün bir rüzgar gibi
Kimi gün denizler gibi, bulutlar gibi
Kopup ötelerden, ötelerden
Yalniz bana geleceksin
Bir gün bu akan sele dur diyecegim göreceksin.

Ben eskimeyen tek güzelligi sende gördüm
Sende buldum erisilmez hazlari
Yaninda siyrildim korkulardan, yalanlardan
Duygularin en ölmezini sende duydum
Susuzlugum dudaklarinda dindi
Yalnizligim ellerinde
Çogu gün unuttum açligimi
Sende doydum...

Ilk defa seninle bütünlendim, anliyor musun
Anladim yasadigimi her nefes alista
Seninle geçtim bütün zamanlardan
Seninle var oldum
Eridim seninle bir sonsuz çalkanista.

Boynunda bir yer vardir, ben bilirim
Ne zaman oradan öpsem,
Degisir gözlerinin rengi
Yanar dudaklarin, terler avuçlarin
Dökülür kapkara aydinlik gibi
Omuzlarina saçlarin
Gitgide artar kalbinin vuruslari
Bir musiki halinde dünyami doldurur
Ansizin bütün sesler kesilir
Zaman durur
Bir bas dönmesi baslar o en yükseklerde
Her gün seninle yeniden var oluruz
Eriyip kayboldugumuz yerde...

Sesini duymadigim gün
Yasanmis degil
Açan çiçek degil
Öten kus degil
Yüzünü görmedigim gün
Içimde yildizlar sönük
Günesler günes degil
Seni sevmedigim gün
Seni anmadigim gün
Olacak is degil...

Her günüm seninle geçsin
O günese en yakin
Kimsenin varamayacagi bir dag basinda
Uçsuz bucaksiz uzak denizlerde
Insan ayagi degmemis ormanlarda
Uzaklarda, en uzaklarda
O gemilerin ugramadigi limanlarda
Isigim ol, alinyazim ol benim
Vatanim ol, evim ol
Yeter ki bir ömür boyu benim ol
Her günüm seninle geçsin...



-Ümit Yasar Oğuzcan
 
sen beni öpersen belki de ben fransız olurum
şehre inerim bir sinema yağmura çalar
otomobil icad olunur, zarifoğlu ölür
dünyadaki tüm zenciler kırk yaşından büyüktür.

-senegalliler dahil değil

sen beni öpersen belki de bulvarlar iltihablanır
çağdaş coğrafyalarda üretir cesetlerini siyaset bilimi
o vakit bir sufiyi darplarla gebertebilirsin
hayat bir yanıyla güzeldir canım, sen de güzelsin

-yoksa seni rahatsız mı ettim?

sen beni öpersen belki de aşkımız pratik karşılık bulur
ne ikna edici bir intihar girişimidir şimdi göz göze gelmek
elbette ata binmek gibidir seni sevmek sevgilim
elbette gayet rasyoneldir attan atlamak

-freud diye bir şey yoktur.

sen beni öpersen belki de ben gangsterleşirim
belki de şair olurum seni de aldırırım yanıma
bilesin; göğsümde hangi yöne açmış tek gülsün
yani ya bu eller öpülür, ya sen öldürülürsün.

-haydi iç de çay koyayım.
 
Ahmet Telli'nin Gidersen Yıkılır Bu Kent'i ile Ümit Yaşar Oğuzcan'ın Ben Bir Eylül Sen Haziran'ı başı çekiyor sanırım, çok var ya, yazık oluyor diğerlerine.

Gülten Akın'ın İlkyaz'ı da var mesela.
 
Doğuşum, müddetim, miadım sensin
Zaman'a attığım ilk adım sensin
Hazreti İsa'nın doğumu değil
Ben seni tanırım miladım sensin..
 
Önce büyük büyük düşündüm
Sonra büyük büyük yaşadım
Ne varsa, onlar aldı
Şimdi bana küçük bir ölüm kaldı

Bir Şeyin Adı - Özdemir Asaf

Gerisinde sadece Cemal Süreya şiirleri ..
 
Geri