Acılarımın en tatlısıydın.
Kalsam kendimi üzecektim, gitsem Seni...
Ne gidecek kadar korkaktim, ne kalacak kadar cesaretli.
Korkma dedim kendi kendime.
Ölünce geçer korkma!..
Ama ölmedim!
Ruh kanserimle birlikte yaşamayi ögrendim.
Senden çok daha erken çikmistim ben yola.
Ve yola çiktigimda aşkin, ömrün en uzun, en sessiz üç harfi oldugunu biliyordum.
Aşk bir kelimeyse, bin kelimesizlikti çünkü.
Öyle çok sustum ki sana, kendi sesimi unuttum adeta.
Sana dilsizliklerden yapilma bir lisanla geldim, anlamadin...
Iki ayri uykuda, iki ayri rüyanin birbirine dokunmasi gibiydi aşk.
Sen bunu bilmiyordun.
Toydun. Aramizdaki fark buydu : Sen, ateşin yaktigini bilirdin; ben ateşte yanmayi.
Öyle bir yerdeyim ki şimdi, ne seni sevebiliyorum ne senden başka birini.
Belki de uzatmalar bile bitti bu mücadelede, duymazdan geldigimiz o son düdükle...
Ve biz kandirdik ayriligi..
Kandirdik, bittigini kabul eden yanlarimizi...
Kendi yoklugumuza birbirimizin varligini ödedik.
Anladim ki, ne sensiz yaşayabiliyorum ne de sensiz ölebiliyorum.
O Kadar farkliydik ki birbirimizden ve aşk o kadar ayni yapiyordu ki bizi..
Zamanla ben sana, sen de bana benzemeye başladin.
Içimizde felakete benzeyen bir ümitle, tanidik bir uçurum kenarinda uyuyorduk; bir gün düşecegimizi bile bile..
O kadar eksikti ki hikâyemiz, bitip bitmedigini bile anlayamiyorduk.
Üç yanlisimiz bile olmadan, elimizdeki tek dogruyu kaybettik sonra.
Ve birbirimizden hayatlarimizi çalmaya başladik. Bu çalinti hayatlarla elbet kendimize yakalanacaktik.
Ömrümün bekle odalarinda ben senden derdime deva isterdim,
Sen bana devam dedin.
Kimin sonu kimin başinda bilemedik.
Bekledigim her istasyonda içimden seni götüren bir şiir geçti.
Yepyeni sensizlikler oldu.
Yoktun!
Peki, yoksan bu yaşadigim neyin yokluguydu ?
Olmayan bir senin yoklugunu yaşadim.
Içimdeki yabancilara adresler sordum.
Ve bildigim bütün yollarda kayboldum.
Kalir gibi gidişlerini izledim önce, sonra gider gibi kalişlarini...
Ve anladim ki ne sen gidebiliyorsun ne ben kalabiliyorum.
Öyle bir hayat yaşiyoruz ki şimdi,
aglamak gülmenin mahkûmu,
gülmek aglamanin gardiyani gibi sanki...
Ve anladim ki, ne seninle aglayabiliyorum ne de sensiz gülebiliyorum.
Belki de sen aşka âşiktin, ben üstüme alindim.
Bilmiyorum.
Bir gün gerçekten seni terk edebilecek miyim,
onu da bilmiyorum.
Üzerine sinen benin kokusunu duymadan yaşayabilecek misin ?
çünkü, senden geriye sadece sen kalana dek terk edilmiş olmuyorsun.
Insan yaşadigi anin degerini yaşadiklarindan ötürü degil, neler yaşayacagini bilmediginden ötürü bilmez.
Seni çok Seviyorum : bir gün seni terk etme gücünü kendimde bulup bulamayacagimi bilmeye bilmeye...
Anliyor musun ?
Gel Biz olalim demek kolay ...
Benimle Hiç olur musun ?
Kahraman Tazeoğlu