K
Külkedisi
Ziyaretçi
Ziyaretçi
(Koğuşta sekiz kadın, bir cezaevi müdürü bir gardiyan.)
Selma: Haydi bayanlar, acıktık, sıra kimde ise kalkıp kahvaltıyı hazırlasın.
Necla: Sıra Nermin’de ama baksana hâlâ uyanamamış, esniyor hanım.
Nermin: (Esneyerek) Uğraşmayın benimle, hanımlaaar… .Hazırlarız hemen kahvaltınızı, hele
bir kendimize gelelim, hem ne diye erkenden uyandınız siz, bugün hafta sonu değil mi?
Selma: Hafta içi olsa ne olacak, hapishanede değişen bir şey mi olacak, yoksa işe mi
gideceksin?
Nermin: Kalktım, kalktım, hele bir yüzümü yıkayım hemen çaydanlığı koyuyorum tüpe.
Elvan: Şu radyonun düğmesini açıversene arkadaşım, güzel türküler çıkıyor sabahları, dinleriz
de açılırız biraz.
Hatice: Radyonun pili bitti ya kız Elvan, bilmiyor musun? Heyecandan unuttun herhalde sen.
Hem sen yarın sabah çıkıyorsun, görüş gününe kadar radyosuz kalacak olan biziz.
Elvan: Ben size pil getiririm. Dinlersiniz.
Hatice: Hadi hadi, biz çok duyduk bu sözleri, her giden bir sürü vaatte bulunur, çıkar çıkmaz
da unuturlar. Sen de, bak şuraya yazıyorum, kapıdan çıktığın anda unutursun burda geçen
yedi yılını.
Elvan: Keşke unutsam, ama sanmıyorum. Unutulur mu hiç bu günler?
Sevda: Bırakın sabah sabah bu tatsız lafları yine, bir arkadaşımız kurtuluyor diye
sevineceğinize, kadını bunalıma sokuyorsunuz, varsın unutsun, iyi olur. Hayata yeniden
başlasın. Pişman olmayacağı şeyler yapsın.
Elvan:Ben zaten utanılacak bir şey yapmadım ki, neden böyle konuşuyorsun Sevda abla.
Zaten artık yere tükürürken bile dikkat ederim, az çekmedim bu dört duvar arasında.
Hatice: Bizde çektik seninle, tek başına değilsin ya. Bak hadi biz bu odada sekiz kişiyiz, yan
odalar başka yerlerdeki tutuklular, onlar çekmiyor da bir sen mi çekiyorsun, her şeyin bir
bedeli var elbet.
Elvan: İyi ya işte, ben de onu diyorum, çok çektik artık dikkat ederim diyorum, kötü bir şey
demedim ki.
Nermin: Biriniz, şu domatesleri doğrasın, ben akşam içilen çay bardaklarını yıkayacağım, hiç
biriniz yıkamadınız ya, ne deyim size. Sıra bana geldiğinde hep akşamdan iş bırakıyorsunuz.
Sevda: Aman, söylenip durma, bırak ben yıkarım, biraz güzel şeyler konuşunda içimiz açılsın
diyoruz, inadına içimizi karartıyorsunuz, alt tarafı iki bardak işte. Yıkasan eline mi yapışacak?
Nermin: Ay tamam, yıkıyorum, bir şey demedim, sustum, senin bu iğneli laflarını
duymaktansa, düğün bulaşığı bile yıkamaya razıyım ben.
Sevda: Ha şöyle, size bir kaynana lazım daima, yoksa burası kokacak, hepiniz birbirinizden
bekliyorsunuz.
Melahat: (Esneyerek) Bu ne gürültü ya sabah sabah, bir uyutmuyorsunuz adamı. Gözünüze
çöp mü düştü ne diye uyandınız?
Hatice: Kalk kalk, alt ranzanda yatan hanımefendiyi de uyandır, kahvaltı hazır sayılır.
Melahat: Tamam, tamam...Şerife kalk hadi, uyan güzelim, herkes uyanmış bir biz kalmışız.
Şerife: Bırak, biraz daha uyuyayım.Uykum var.
Melahat: Bizimde uykumuz var ama, kalkıyoruz işte, burası babanın evi değil, toplu
yaşıyoruz ve kurallarımız var.
Şerife: Tamam, başlama yine, kalkıyorum.
Elvan: Yardım edeyim mi? Ver istersen şu peyniri doğrayım ben de.
Nermin:Sağol Elvan, al, bıçak da şurda ama oda pis galiba, bir suya tutuver.
Sevda: Ah kızlar ah, yüz kere söylüyorum, şu bulaşık bırakma adetinizden bir türlü
vazgeçmediniz.
Nermin: İyi de Sevda Abla, bunu bana değil, dünkü nöbetçi bulaşıkçıya söylemelisin. Oooo...
Baksana, onun hiç aldırdığı yok.
Hatice: Şerife, daha kaç kez söyleyeceğiz, kalk ayol, hadi güzelim, bak ben yüzümü yıkadım,
su var daha, hadi bir gayret uyan.Nasıl olsa kalkacaksın. Hem bak, çay ne güzel kokmaya
başladı, kalmaz sonra sana.
Şerife: Niye kalmasın canım, alt tarafı sekiz kişiyiz, çaydanlığı da yeniledik, suyunu çok
koyun.
Nermin: Olur Şerife hanım, siz emredin biz yaparız, başka bir arzunuz var mı, kahvaltınızı
yatağınızda mı yapmak istersiniz?
Şerife: İyi olur, her yerim tutulmuş zaten, kalkamıyorum işte, Nermin abla.
Nermin: Ben kaldırmasını bilirim seni, kız Elvan, dök şu peynir suyunu Şerife’nin yüzüne,
hadi.
Elvan: Yok, ben yapamam vallahi, sabahın bu saatinde kimseyle tartışacak halim yok.
Melahat: ( Güler) Ha ha ha....Seni duyan da, sabahları hariç günün her saati kavgaya hazır
zannedecek. Kız Elvan, kaç yıldır buradasın, hangi bir gün kavga ettin ki bugün edeceksin?
Elvan:Edip de ne olacak be Melahat Hanım? Şurda gün geçirmeye çalışıyoruz, ömrümüzün
yarısı gitti zaten şu dört duvar arasında.
Melahat: Haklısın valla, beni en çok da şu karanlık cam boğdu yıllardı, Elvan yarın
kurtuluyor, darısı bize. Sekiz yıl olacak ben geleli.
Sevda:Bak Melahat Abla, susun diyorum, bu konuları konuşmayın diyorum, insanda kahvaltı
yapacak moral bırakmıyorsunuz canım siz...
Elvan: Evet, Melahat Ablacığım ya, konuşmayalım, bak benim sizlerin arasındaki son günüm,
neşeli geçirelim, şu tabağı uzatır mısın.
Nermin:Ayyy, kırıldı valla, elimden kaydı.
Elvan:Tamam, ben temizlerim, sen şunu al elimden.
Hatice:Süpürgeyi köşeye koymuştum akşam, kürek de orada.
Şerife: Ben yapayım bırak, sen yorulmuşsundur, erken kalkmışsın belli.
Selma: Bırak sen Şerife, git yüzünü yıka bak herkes hazır sen hala dolaşıp duruyorsun.
(Kapı açılır, gardiyan gelmiştir,)
Gardiyan: Elvan, müdür bey seni çağırıyor, hadi hemen gel, bekliyorum.
Elvan: Beni mi? Gerçekten mi?
Gardiyan: Seni dedik ya, hemen gel, haydi, bekletme beni kapı önünde...
Şerife: Hadi kız gitsene, bırak ben devam ederim, çabuk git gel, bekletme gardiyanı.
Elvan: Peki.
Elvan:Girebilir miyim Müdür Bey?
Müdür Bey:Gir Elvan, otur bakalım şöyle, biraz konuşalım.
Elvan: Peki efendim.
Müdür Bey: Eveeeet Elvan, nasılsın bakalım?
Elvan:İyiyim efendim, sağolun.
Müdür Bey: Bak Elvan, yıllardır burdasın, az çok tanıdık seni, geldiğinden beri bir kavgaya,
bir gürültüye sebep olmadın, iyi niyetinle koğuştakileri bile bir hale koydun. Yarında
çıkıyorsun, cezan bitiyor.
Elvan:Evet efendim. Yarın bitiyor nihayet...
Müdür Bey: Yeni bir hayata başlayacaksın, dışarıda sen geldiğinden beri bir çok şey değişti
biliyorsun, zorlanacaksın zaman zaman.
Elvan:Biliyorum efendim.
Müdür Bey: Ama sen bu sıkıntıları da atlatacaksın, inanıyorum. Ailenin haberi var değil mi
yarın çıkacağından?
Elvan: Annem gelecekti bugün ama, bilmiyorum gelir mi?
Müdür Bey:Gelir gelir, merak etme. Annene söyle yarın seni almaya gelsin, yalnız başına
çıkman iyi olmaz, hem İstanbul’un bazı sokakları değişti, gideceğin yeri bulamayabilirsin de.
Elvan
lur Müdür Bey, söylerim anneme.
Müdür Bey: Bir sıkıntın olursa hep yanındayız, ara sıra gel, nasıl olduğunu görelim ama
bundan sonra çok dikkat et, sakın buralara başka sebeplerden gelme.Anlaştık mı?
Elvan:Anlaştık.
Müdür Bey: Belgelerini hazırladım, gerekli yerlere göndereceğim, yarın sabah sekizde
ayrılabilirsin. Yolun açık olsun Elvan kızım.
Elvan: Sağolun Müdür Bey, çok teşekkür ederim, her şey için. Hakkınızı da helal edin.
Müdür Bey:Helal olsun, güle güle.
Elvan:Müsaadenizle çıkıyorum efendim.
Müdür Bey:Çıkabilirsin,
Gardiyan: Tamam mı?
Elvan: Tamam, sağol.
Gardiyan: Gel o zaman, kapıyı açayım da gir odana.
(içerden uğultulu kadın sesleri duyulur)
Şerife: Hadi Elvan, nerde kaldın, çaylar soğudu kızım...
Nermin: Şerife, gitme kızın üstüne, otur iç çayını, anlatır şimdi ne olduğunu.
Hatice: Hadi oturalım, hem yer hem konuşuruz.
Selma:Koyuyorum çaylarınızı.
Nejla:Koy anam koy, acıktık vallahi, dün de erken yedik, bu peynir kime yetecek iyi de, niye
bu kadar az koydunuz? Yoksa bu Elvan, bizden gizli yiyor mu erzakları, bu kadar çabuk
bittiğine göre.
Nermin: Ayol, ne zaman gizli bir şey yaptı Elvan, günahını alıp durma şu kadının yine. Son
peynirimiz Nejla, yarına yok vallahi, idare edin artık.
Melehat: Eee..Elvan, anlat bakalım, neden çağırmış seni Müdür Bey, gideceğini mi söyledi?
Elvan: Evet, her şey hazırmış, sabah çıkıyorum, seni almaya birileri gelsin dedi, yalnız
başıma çıkmam iyi değilmiş.
Melahat:İyi de sen kan davasından içeride değilsin ki, yalnız çıksan ne olurmuş?
Elvan: O nedenle değil Melahat abla, şehir değişti diye, hem belki psikolojik olarak, kendimi
yalnız hissetmeyim diye belki de.
Nejla: Aman sevsinler senin psikolojini, bizim psikolojimiz ne olacak?
Hatice:Uğraşma Nejla şu kadınla, sesini
çıkarmıyor diye, hep üzerine gidiyorsun
Nejla: Tamam tamam, şu şekeri uzat sen hele. Bir şey demedik.
Gardiyan: Kadınlar, bugün biraz acele edin, misafiriniz gelecek, ortalığı saat on olmadan
toplayın.
Elvan: Misafir mi, yine teftiş mi var? Arama mı yapacaklarmış?
Hatice: Ne misafiriymiş bu sabahın köründe Allah aşkına?
Gardiyan: (Biraz yüksek sesle)Çok konuşmayın, gazeteci bir kadın röportaj yapmaya
gelecekmiş, hazırlanın dediysek hazırlanın işte! Uğraştırmayın beni!
Nejla: İyi be! Gelsin de anlatalım yaptığımız marifetleri.
Elvan:Aaa..Ne anlatacaksın Nejla? Yoksa yine yalan mı katacaksın anlatacaklarına?
Nejla; Anlatırız bir iki masal, zaten kendi de ilave yapar az çok, merak etmiş ki geliyor, gelsin
de öğretelim. Bir insan nasıl doğranırmış!
Gardiyan:Bana bakın, misafire kibar olun, hele sen Nejla hanım, geçen sefer ki gibi olmasın,
canınızın sıkısını misafirlerden almayın, kibar kibar konuşun.
Nejla: Ne demek istiyorsun sen gardiyan! Git işine bak, doğratma kendini, bak burada ne var,
görüyor musun?
Elvan:Bırak o bıçağı Nejla, kötü bir şey demedi ya, iyi davranmamızı söyledi işte.
Nejla: Sesi sert ve yüksek çıkarak,Daha ne diyecek be, ben kendime hakaret ettirmem, o
işine baksın, biz kime nasıl davranacağımızı biliriz.
Sevda:Amaaaaan...Susun da kahvaltınızı bitirin. Çaydanlığı uzatır mısın Nermin?
Nermin:Sen ver bardağını ben koyayım, evet, Sevda haklı, susun. Tamam, tamam, sen merak
etme, haydi git, kibar oluruz, kavga çıkarmayız.
Gardiyan: Pekala, gidiyorum, bir sorun çıkarsa o zaman görüşürüz elbet, müdür beye siz
yaparsınız açıklamanızı.
Elvan: Merak etmeyin, hiçbir sorun çıkmayacak.(Kapı kapanır.)
Hatice:Bu gardiyan da bizi iyice kavgacı yaptı yani, sanki her gelene saldırıp öldürüyoruz.
(Hepsi kahkaha atar.)
Elvan: Kusura bakmayın arkadaşlar ama, ben Nejla’nın bu davranışlarını hoş karşılamıyorum,
sizlerde gülerek ona bilmeden destek oluyorsunuz. Oysa, bazen susmanın en iyi cevap
olduğunu hepiniz benden daha iyi biliyorsunuz, öyle değil mi? Böyle küçük tartışmaların
nereye varacağını biliyoruz az çok, hayat insanları kırmaya değmeyecek kadar güzel, şu an
burada olduğumuz için bile sevinmeliyiz, bizden daha kötü durumda olan kim bilir kaç insan
var, şu an bir hastane de ölüm kalım savaşı da veriyor olabilirdik, öyle değil mi?
Nejla:Bu kadın beni delirtecek eninde sonunda, yine konferansa başladı, sus kadın, sus sus!
Sus!
Kadınlar: Bırak Nejla bırak, ne yapıyorsun, çek elini kadının boğazından boğacaksın , Nejla,
bırak bırak, delirdi yine, vallahi delirdi sabah sabah, gardiyanı çağırın, gardiyaaaaaaan!
Gardiyaaaaan!
Selma: Haydi bayanlar, acıktık, sıra kimde ise kalkıp kahvaltıyı hazırlasın.
Necla: Sıra Nermin’de ama baksana hâlâ uyanamamış, esniyor hanım.
Nermin: (Esneyerek) Uğraşmayın benimle, hanımlaaar… .Hazırlarız hemen kahvaltınızı, hele
bir kendimize gelelim, hem ne diye erkenden uyandınız siz, bugün hafta sonu değil mi?
Selma: Hafta içi olsa ne olacak, hapishanede değişen bir şey mi olacak, yoksa işe mi
gideceksin?
Nermin: Kalktım, kalktım, hele bir yüzümü yıkayım hemen çaydanlığı koyuyorum tüpe.
Elvan: Şu radyonun düğmesini açıversene arkadaşım, güzel türküler çıkıyor sabahları, dinleriz
de açılırız biraz.
Hatice: Radyonun pili bitti ya kız Elvan, bilmiyor musun? Heyecandan unuttun herhalde sen.
Hem sen yarın sabah çıkıyorsun, görüş gününe kadar radyosuz kalacak olan biziz.
Elvan: Ben size pil getiririm. Dinlersiniz.
Hatice: Hadi hadi, biz çok duyduk bu sözleri, her giden bir sürü vaatte bulunur, çıkar çıkmaz
da unuturlar. Sen de, bak şuraya yazıyorum, kapıdan çıktığın anda unutursun burda geçen
yedi yılını.
Elvan: Keşke unutsam, ama sanmıyorum. Unutulur mu hiç bu günler?
Sevda: Bırakın sabah sabah bu tatsız lafları yine, bir arkadaşımız kurtuluyor diye
sevineceğinize, kadını bunalıma sokuyorsunuz, varsın unutsun, iyi olur. Hayata yeniden
başlasın. Pişman olmayacağı şeyler yapsın.
Elvan:Ben zaten utanılacak bir şey yapmadım ki, neden böyle konuşuyorsun Sevda abla.
Zaten artık yere tükürürken bile dikkat ederim, az çekmedim bu dört duvar arasında.
Hatice: Bizde çektik seninle, tek başına değilsin ya. Bak hadi biz bu odada sekiz kişiyiz, yan
odalar başka yerlerdeki tutuklular, onlar çekmiyor da bir sen mi çekiyorsun, her şeyin bir
bedeli var elbet.
Elvan: İyi ya işte, ben de onu diyorum, çok çektik artık dikkat ederim diyorum, kötü bir şey
demedim ki.
Nermin: Biriniz, şu domatesleri doğrasın, ben akşam içilen çay bardaklarını yıkayacağım, hiç
biriniz yıkamadınız ya, ne deyim size. Sıra bana geldiğinde hep akşamdan iş bırakıyorsunuz.
Sevda: Aman, söylenip durma, bırak ben yıkarım, biraz güzel şeyler konuşunda içimiz açılsın
diyoruz, inadına içimizi karartıyorsunuz, alt tarafı iki bardak işte. Yıkasan eline mi yapışacak?
Nermin: Ay tamam, yıkıyorum, bir şey demedim, sustum, senin bu iğneli laflarını
duymaktansa, düğün bulaşığı bile yıkamaya razıyım ben.
Sevda: Ha şöyle, size bir kaynana lazım daima, yoksa burası kokacak, hepiniz birbirinizden
bekliyorsunuz.
Melahat: (Esneyerek) Bu ne gürültü ya sabah sabah, bir uyutmuyorsunuz adamı. Gözünüze
çöp mü düştü ne diye uyandınız?
Hatice: Kalk kalk, alt ranzanda yatan hanımefendiyi de uyandır, kahvaltı hazır sayılır.
Melahat: Tamam, tamam...Şerife kalk hadi, uyan güzelim, herkes uyanmış bir biz kalmışız.
Şerife: Bırak, biraz daha uyuyayım.Uykum var.
Melahat: Bizimde uykumuz var ama, kalkıyoruz işte, burası babanın evi değil, toplu
yaşıyoruz ve kurallarımız var.
Şerife: Tamam, başlama yine, kalkıyorum.
Elvan: Yardım edeyim mi? Ver istersen şu peyniri doğrayım ben de.
Nermin:Sağol Elvan, al, bıçak da şurda ama oda pis galiba, bir suya tutuver.
Sevda: Ah kızlar ah, yüz kere söylüyorum, şu bulaşık bırakma adetinizden bir türlü
vazgeçmediniz.
Nermin: İyi de Sevda Abla, bunu bana değil, dünkü nöbetçi bulaşıkçıya söylemelisin. Oooo...
Baksana, onun hiç aldırdığı yok.
Hatice: Şerife, daha kaç kez söyleyeceğiz, kalk ayol, hadi güzelim, bak ben yüzümü yıkadım,
su var daha, hadi bir gayret uyan.Nasıl olsa kalkacaksın. Hem bak, çay ne güzel kokmaya
başladı, kalmaz sonra sana.
Şerife: Niye kalmasın canım, alt tarafı sekiz kişiyiz, çaydanlığı da yeniledik, suyunu çok
koyun.
Nermin: Olur Şerife hanım, siz emredin biz yaparız, başka bir arzunuz var mı, kahvaltınızı
yatağınızda mı yapmak istersiniz?
Şerife: İyi olur, her yerim tutulmuş zaten, kalkamıyorum işte, Nermin abla.
Nermin: Ben kaldırmasını bilirim seni, kız Elvan, dök şu peynir suyunu Şerife’nin yüzüne,
hadi.
Elvan: Yok, ben yapamam vallahi, sabahın bu saatinde kimseyle tartışacak halim yok.
Melahat: ( Güler) Ha ha ha....Seni duyan da, sabahları hariç günün her saati kavgaya hazır
zannedecek. Kız Elvan, kaç yıldır buradasın, hangi bir gün kavga ettin ki bugün edeceksin?
Elvan:Edip de ne olacak be Melahat Hanım? Şurda gün geçirmeye çalışıyoruz, ömrümüzün
yarısı gitti zaten şu dört duvar arasında.
Melahat: Haklısın valla, beni en çok da şu karanlık cam boğdu yıllardı, Elvan yarın
kurtuluyor, darısı bize. Sekiz yıl olacak ben geleli.
Sevda:Bak Melahat Abla, susun diyorum, bu konuları konuşmayın diyorum, insanda kahvaltı
yapacak moral bırakmıyorsunuz canım siz...
Elvan: Evet, Melahat Ablacığım ya, konuşmayalım, bak benim sizlerin arasındaki son günüm,
neşeli geçirelim, şu tabağı uzatır mısın.
Nermin:Ayyy, kırıldı valla, elimden kaydı.
Elvan:Tamam, ben temizlerim, sen şunu al elimden.
Hatice:Süpürgeyi köşeye koymuştum akşam, kürek de orada.
Şerife: Ben yapayım bırak, sen yorulmuşsundur, erken kalkmışsın belli.
Selma: Bırak sen Şerife, git yüzünü yıka bak herkes hazır sen hala dolaşıp duruyorsun.
(Kapı açılır, gardiyan gelmiştir,)
Gardiyan: Elvan, müdür bey seni çağırıyor, hadi hemen gel, bekliyorum.
Elvan: Beni mi? Gerçekten mi?
Gardiyan: Seni dedik ya, hemen gel, haydi, bekletme beni kapı önünde...
Şerife: Hadi kız gitsene, bırak ben devam ederim, çabuk git gel, bekletme gardiyanı.
Elvan: Peki.
Elvan:Girebilir miyim Müdür Bey?
Müdür Bey:Gir Elvan, otur bakalım şöyle, biraz konuşalım.
Elvan: Peki efendim.
Müdür Bey: Eveeeet Elvan, nasılsın bakalım?
Elvan:İyiyim efendim, sağolun.
Müdür Bey: Bak Elvan, yıllardır burdasın, az çok tanıdık seni, geldiğinden beri bir kavgaya,
bir gürültüye sebep olmadın, iyi niyetinle koğuştakileri bile bir hale koydun. Yarında
çıkıyorsun, cezan bitiyor.
Elvan:Evet efendim. Yarın bitiyor nihayet...
Müdür Bey: Yeni bir hayata başlayacaksın, dışarıda sen geldiğinden beri bir çok şey değişti
biliyorsun, zorlanacaksın zaman zaman.
Elvan:Biliyorum efendim.
Müdür Bey: Ama sen bu sıkıntıları da atlatacaksın, inanıyorum. Ailenin haberi var değil mi
yarın çıkacağından?
Elvan: Annem gelecekti bugün ama, bilmiyorum gelir mi?
Müdür Bey:Gelir gelir, merak etme. Annene söyle yarın seni almaya gelsin, yalnız başına
çıkman iyi olmaz, hem İstanbul’un bazı sokakları değişti, gideceğin yeri bulamayabilirsin de.
Elvan
Müdür Bey: Bir sıkıntın olursa hep yanındayız, ara sıra gel, nasıl olduğunu görelim ama
bundan sonra çok dikkat et, sakın buralara başka sebeplerden gelme.Anlaştık mı?
Elvan:Anlaştık.
Müdür Bey: Belgelerini hazırladım, gerekli yerlere göndereceğim, yarın sabah sekizde
ayrılabilirsin. Yolun açık olsun Elvan kızım.
Elvan: Sağolun Müdür Bey, çok teşekkür ederim, her şey için. Hakkınızı da helal edin.
Müdür Bey:Helal olsun, güle güle.
Elvan:Müsaadenizle çıkıyorum efendim.
Müdür Bey:Çıkabilirsin,
Gardiyan: Tamam mı?
Elvan: Tamam, sağol.
Gardiyan: Gel o zaman, kapıyı açayım da gir odana.
(içerden uğultulu kadın sesleri duyulur)
Şerife: Hadi Elvan, nerde kaldın, çaylar soğudu kızım...
Nermin: Şerife, gitme kızın üstüne, otur iç çayını, anlatır şimdi ne olduğunu.
Hatice: Hadi oturalım, hem yer hem konuşuruz.
Selma:Koyuyorum çaylarınızı.
Nejla:Koy anam koy, acıktık vallahi, dün de erken yedik, bu peynir kime yetecek iyi de, niye
bu kadar az koydunuz? Yoksa bu Elvan, bizden gizli yiyor mu erzakları, bu kadar çabuk
bittiğine göre.
Nermin: Ayol, ne zaman gizli bir şey yaptı Elvan, günahını alıp durma şu kadının yine. Son
peynirimiz Nejla, yarına yok vallahi, idare edin artık.
Melehat: Eee..Elvan, anlat bakalım, neden çağırmış seni Müdür Bey, gideceğini mi söyledi?
Elvan: Evet, her şey hazırmış, sabah çıkıyorum, seni almaya birileri gelsin dedi, yalnız
başıma çıkmam iyi değilmiş.
Melahat:İyi de sen kan davasından içeride değilsin ki, yalnız çıksan ne olurmuş?
Elvan: O nedenle değil Melahat abla, şehir değişti diye, hem belki psikolojik olarak, kendimi
yalnız hissetmeyim diye belki de.
Nejla: Aman sevsinler senin psikolojini, bizim psikolojimiz ne olacak?
Hatice:Uğraşma Nejla şu kadınla, sesini
çıkarmıyor diye, hep üzerine gidiyorsun
Nejla: Tamam tamam, şu şekeri uzat sen hele. Bir şey demedik.
Gardiyan: Kadınlar, bugün biraz acele edin, misafiriniz gelecek, ortalığı saat on olmadan
toplayın.
Elvan: Misafir mi, yine teftiş mi var? Arama mı yapacaklarmış?
Hatice: Ne misafiriymiş bu sabahın köründe Allah aşkına?
Gardiyan: (Biraz yüksek sesle)Çok konuşmayın, gazeteci bir kadın röportaj yapmaya
gelecekmiş, hazırlanın dediysek hazırlanın işte! Uğraştırmayın beni!
Nejla: İyi be! Gelsin de anlatalım yaptığımız marifetleri.
Elvan:Aaa..Ne anlatacaksın Nejla? Yoksa yine yalan mı katacaksın anlatacaklarına?
Nejla; Anlatırız bir iki masal, zaten kendi de ilave yapar az çok, merak etmiş ki geliyor, gelsin
de öğretelim. Bir insan nasıl doğranırmış!
Gardiyan:Bana bakın, misafire kibar olun, hele sen Nejla hanım, geçen sefer ki gibi olmasın,
canınızın sıkısını misafirlerden almayın, kibar kibar konuşun.
Nejla: Ne demek istiyorsun sen gardiyan! Git işine bak, doğratma kendini, bak burada ne var,
görüyor musun?
Elvan:Bırak o bıçağı Nejla, kötü bir şey demedi ya, iyi davranmamızı söyledi işte.
Nejla: Sesi sert ve yüksek çıkarak,Daha ne diyecek be, ben kendime hakaret ettirmem, o
işine baksın, biz kime nasıl davranacağımızı biliriz.
Sevda:Amaaaaan...Susun da kahvaltınızı bitirin. Çaydanlığı uzatır mısın Nermin?
Nermin:Sen ver bardağını ben koyayım, evet, Sevda haklı, susun. Tamam, tamam, sen merak
etme, haydi git, kibar oluruz, kavga çıkarmayız.
Gardiyan: Pekala, gidiyorum, bir sorun çıkarsa o zaman görüşürüz elbet, müdür beye siz
yaparsınız açıklamanızı.
Elvan: Merak etmeyin, hiçbir sorun çıkmayacak.(Kapı kapanır.)
Hatice:Bu gardiyan da bizi iyice kavgacı yaptı yani, sanki her gelene saldırıp öldürüyoruz.
(Hepsi kahkaha atar.)
Elvan: Kusura bakmayın arkadaşlar ama, ben Nejla’nın bu davranışlarını hoş karşılamıyorum,
sizlerde gülerek ona bilmeden destek oluyorsunuz. Oysa, bazen susmanın en iyi cevap
olduğunu hepiniz benden daha iyi biliyorsunuz, öyle değil mi? Böyle küçük tartışmaların
nereye varacağını biliyoruz az çok, hayat insanları kırmaya değmeyecek kadar güzel, şu an
burada olduğumuz için bile sevinmeliyiz, bizden daha kötü durumda olan kim bilir kaç insan
var, şu an bir hastane de ölüm kalım savaşı da veriyor olabilirdik, öyle değil mi?
Nejla:Bu kadın beni delirtecek eninde sonunda, yine konferansa başladı, sus kadın, sus sus!
Sus!
Kadınlar: Bırak Nejla bırak, ne yapıyorsun, çek elini kadının boğazından boğacaksın , Nejla,
bırak bırak, delirdi yine, vallahi delirdi sabah sabah, gardiyanı çağırın, gardiyaaaaaaan!
Gardiyaaaaan!