♣ Elvan ♣ 1 - 9 Bölüm

K
  • Kullanıcı Külkedisi
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Roman ve Hikayeler
(Koğuşta sekiz kadın, bir cezaevi müdürü bir gardiyan.)

Selma: Haydi bayanlar, acıktık, sıra kimde ise kalkıp kahvaltıyı hazırlasın.

Necla: Sıra Nermin’de ama baksana hâlâ uyanamamış, esniyor hanım.

Nermin: (Esneyerek) Uğraşmayın benimle, hanımlaaar… .Hazırlarız hemen kahvaltınızı, hele

bir kendimize gelelim, hem ne diye erkenden uyandınız siz, bugün hafta sonu değil mi?

Selma: Hafta içi olsa ne olacak, hapishanede değişen bir şey mi olacak, yoksa işe mi

gideceksin?

Nermin: Kalktım, kalktım, hele bir yüzümü yıkayım hemen çaydanlığı koyuyorum tüpe.

Elvan: Şu radyonun düğmesini açıversene arkadaşım, güzel türküler çıkıyor sabahları, dinleriz

de açılırız biraz.

Hatice: Radyonun pili bitti ya kız Elvan, bilmiyor musun? Heyecandan unuttun herhalde sen.

Hem sen yarın sabah çıkıyorsun, görüş gününe kadar radyosuz kalacak olan biziz.

Elvan: Ben size pil getiririm. Dinlersiniz.

Hatice: Hadi hadi, biz çok duyduk bu sözleri, her giden bir sürü vaatte bulunur, çıkar çıkmaz

da unuturlar. Sen de, bak şuraya yazıyorum, kapıdan çıktığın anda unutursun burda geçen

yedi yılını.

Elvan: Keşke unutsam, ama sanmıyorum. Unutulur mu hiç bu günler?

Sevda: Bırakın sabah sabah bu tatsız lafları yine, bir arkadaşımız kurtuluyor diye

sevineceğinize, kadını bunalıma sokuyorsunuz, varsın unutsun, iyi olur. Hayata yeniden

başlasın. Pişman olmayacağı şeyler yapsın.

Elvan:Ben zaten utanılacak bir şey yapmadım ki, neden böyle konuşuyorsun Sevda abla.

Zaten artık yere tükürürken bile dikkat ederim, az çekmedim bu dört duvar arasında.

Hatice: Bizde çektik seninle, tek başına değilsin ya. Bak hadi biz bu odada sekiz kişiyiz, yan

odalar başka yerlerdeki tutuklular, onlar çekmiyor da bir sen mi çekiyorsun, her şeyin bir

bedeli var elbet.

Elvan: İyi ya işte, ben de onu diyorum, çok çektik artık dikkat ederim diyorum, kötü bir şey

demedim ki.

Nermin: Biriniz, şu domatesleri doğrasın, ben akşam içilen çay bardaklarını yıkayacağım, hiç

biriniz yıkamadınız ya, ne deyim size. Sıra bana geldiğinde hep akşamdan iş bırakıyorsunuz.

Sevda: Aman, söylenip durma, bırak ben yıkarım, biraz güzel şeyler konuşunda içimiz açılsın

diyoruz, inadına içimizi karartıyorsunuz, alt tarafı iki bardak işte. Yıkasan eline mi yapışacak?

Nermin: Ay tamam, yıkıyorum, bir şey demedim, sustum, senin bu iğneli laflarını

duymaktansa, düğün bulaşığı bile yıkamaya razıyım ben.

Sevda: Ha şöyle, size bir kaynana lazım daima, yoksa burası kokacak, hepiniz birbirinizden

bekliyorsunuz.

Melahat: (Esneyerek) Bu ne gürültü ya sabah sabah, bir uyutmuyorsunuz adamı. Gözünüze

çöp mü düştü ne diye uyandınız?

Hatice: Kalk kalk, alt ranzanda yatan hanımefendiyi de uyandır, kahvaltı hazır sayılır.

Melahat: Tamam, tamam...Şerife kalk hadi, uyan güzelim, herkes uyanmış bir biz kalmışız.

Şerife: Bırak, biraz daha uyuyayım.Uykum var.

Melahat: Bizimde uykumuz var ama, kalkıyoruz işte, burası babanın evi değil, toplu

yaşıyoruz ve kurallarımız var.

Şerife: Tamam, başlama yine, kalkıyorum.

Elvan: Yardım edeyim mi? Ver istersen şu peyniri doğrayım ben de.

Nermin:Sağol Elvan, al, bıçak da şurda ama oda pis galiba, bir suya tutuver.

Sevda: Ah kızlar ah, yüz kere söylüyorum, şu bulaşık bırakma adetinizden bir türlü

vazgeçmediniz.

Nermin: İyi de Sevda Abla, bunu bana değil, dünkü nöbetçi bulaşıkçıya söylemelisin. Oooo...

Baksana, onun hiç aldırdığı yok.

Hatice: Şerife, daha kaç kez söyleyeceğiz, kalk ayol, hadi güzelim, bak ben yüzümü yıkadım,

su var daha, hadi bir gayret uyan.Nasıl olsa kalkacaksın. Hem bak, çay ne güzel kokmaya

başladı, kalmaz sonra sana.

Şerife: Niye kalmasın canım, alt tarafı sekiz kişiyiz, çaydanlığı da yeniledik, suyunu çok

koyun.

Nermin: Olur Şerife hanım, siz emredin biz yaparız, başka bir arzunuz var mı, kahvaltınızı

yatağınızda mı yapmak istersiniz?

Şerife: İyi olur, her yerim tutulmuş zaten, kalkamıyorum işte, Nermin abla.

Nermin: Ben kaldırmasını bilirim seni, kız Elvan, dök şu peynir suyunu Şerife’nin yüzüne,

hadi.

Elvan: Yok, ben yapamam vallahi, sabahın bu saatinde kimseyle tartışacak halim yok.

Melahat: ( Güler) Ha ha ha....Seni duyan da, sabahları hariç günün her saati kavgaya hazır

zannedecek. Kız Elvan, kaç yıldır buradasın, hangi bir gün kavga ettin ki bugün edeceksin?

Elvan:Edip de ne olacak be Melahat Hanım? Şurda gün geçirmeye çalışıyoruz, ömrümüzün

yarısı gitti zaten şu dört duvar arasında.

Melahat: Haklısın valla, beni en çok da şu karanlık cam boğdu yıllardı, Elvan yarın

kurtuluyor, darısı bize. Sekiz yıl olacak ben geleli.

Sevda:Bak Melahat Abla, susun diyorum, bu konuları konuşmayın diyorum, insanda kahvaltı

yapacak moral bırakmıyorsunuz canım siz...

Elvan: Evet, Melahat Ablacığım ya, konuşmayalım, bak benim sizlerin arasındaki son günüm,

neşeli geçirelim, şu tabağı uzatır mısın.

Nermin:Ayyy, kırıldı valla, elimden kaydı.

Elvan:Tamam, ben temizlerim, sen şunu al elimden.

Hatice:Süpürgeyi köşeye koymuştum akşam, kürek de orada.

Şerife: Ben yapayım bırak, sen yorulmuşsundur, erken kalkmışsın belli.

Selma: Bırak sen Şerife, git yüzünü yıka bak herkes hazır sen hala dolaşıp duruyorsun.

(Kapı açılır, gardiyan gelmiştir,)

Gardiyan: Elvan, müdür bey seni çağırıyor, hadi hemen gel, bekliyorum.

Elvan: Beni mi? Gerçekten mi?

Gardiyan: Seni dedik ya, hemen gel, haydi, bekletme beni kapı önünde...

Şerife: Hadi kız gitsene, bırak ben devam ederim, çabuk git gel, bekletme gardiyanı.

Elvan: Peki.

Elvan:Girebilir miyim Müdür Bey?

Müdür Bey:Gir Elvan, otur bakalım şöyle, biraz konuşalım.

Elvan: Peki efendim.

Müdür Bey: Eveeeet Elvan, nasılsın bakalım?

Elvan:İyiyim efendim, sağolun.

Müdür Bey: Bak Elvan, yıllardır burdasın, az çok tanıdık seni, geldiğinden beri bir kavgaya,

bir gürültüye sebep olmadın, iyi niyetinle koğuştakileri bile bir hale koydun. Yarında

çıkıyorsun, cezan bitiyor.

Elvan:Evet efendim. Yarın bitiyor nihayet...

Müdür Bey: Yeni bir hayata başlayacaksın, dışarıda sen geldiğinden beri bir çok şey değişti

biliyorsun, zorlanacaksın zaman zaman.

Elvan:Biliyorum efendim.

Müdür Bey: Ama sen bu sıkıntıları da atlatacaksın, inanıyorum. Ailenin haberi var değil mi

yarın çıkacağından?

Elvan: Annem gelecekti bugün ama, bilmiyorum gelir mi?

Müdür Bey:Gelir gelir, merak etme. Annene söyle yarın seni almaya gelsin, yalnız başına

çıkman iyi olmaz, hem İstanbul’un bazı sokakları değişti, gideceğin yeri bulamayabilirsin de.

Elvan:Olur Müdür Bey, söylerim anneme.

Müdür Bey: Bir sıkıntın olursa hep yanındayız, ara sıra gel, nasıl olduğunu görelim ama

bundan sonra çok dikkat et, sakın buralara başka sebeplerden gelme.Anlaştık mı?

Elvan:Anlaştık.

Müdür Bey: Belgelerini hazırladım, gerekli yerlere göndereceğim, yarın sabah sekizde

ayrılabilirsin. Yolun açık olsun Elvan kızım.

Elvan: Sağolun Müdür Bey, çok teşekkür ederim, her şey için. Hakkınızı da helal edin.

Müdür Bey:Helal olsun, güle güle.

Elvan:Müsaadenizle çıkıyorum efendim.

Müdür Bey:Çıkabilirsin,

Gardiyan: Tamam mı?

Elvan: Tamam, sağol.

Gardiyan: Gel o zaman, kapıyı açayım da gir odana.

(içerden uğultulu kadın sesleri duyulur)

Şerife: Hadi Elvan, nerde kaldın, çaylar soğudu kızım...

Nermin: Şerife, gitme kızın üstüne, otur iç çayını, anlatır şimdi ne olduğunu.

Hatice: Hadi oturalım, hem yer hem konuşuruz.

Selma:Koyuyorum çaylarınızı.

Nejla:Koy anam koy, acıktık vallahi, dün de erken yedik, bu peynir kime yetecek iyi de, niye

bu kadar az koydunuz? Yoksa bu Elvan, bizden gizli yiyor mu erzakları, bu kadar çabuk

bittiğine göre.

Nermin: Ayol, ne zaman gizli bir şey yaptı Elvan, günahını alıp durma şu kadının yine. Son

peynirimiz Nejla, yarına yok vallahi, idare edin artık.

Melehat: Eee..Elvan, anlat bakalım, neden çağırmış seni Müdür Bey, gideceğini mi söyledi?

Elvan: Evet, her şey hazırmış, sabah çıkıyorum, seni almaya birileri gelsin dedi, yalnız

başıma çıkmam iyi değilmiş.

Melahat:İyi de sen kan davasından içeride değilsin ki, yalnız çıksan ne olurmuş?

Elvan: O nedenle değil Melahat abla, şehir değişti diye, hem belki psikolojik olarak, kendimi

yalnız hissetmeyim diye belki de.

Nejla: Aman sevsinler senin psikolojini, bizim psikolojimiz ne olacak?

Hatice:Uğraşma Nejla şu kadınla, sesini

çıkarmıyor diye, hep üzerine gidiyorsun

Nejla: Tamam tamam, şu şekeri uzat sen hele. Bir şey demedik.

Gardiyan: Kadınlar, bugün biraz acele edin, misafiriniz gelecek, ortalığı saat on olmadan

toplayın.

Elvan: Misafir mi, yine teftiş mi var? Arama mı yapacaklarmış?

Hatice: Ne misafiriymiş bu sabahın köründe Allah aşkına?

Gardiyan: (Biraz yüksek sesle)Çok konuşmayın, gazeteci bir kadın röportaj yapmaya

gelecekmiş, hazırlanın dediysek hazırlanın işte! Uğraştırmayın beni!

Nejla: İyi be! Gelsin de anlatalım yaptığımız marifetleri.

Elvan:Aaa..Ne anlatacaksın Nejla? Yoksa yine yalan mı katacaksın anlatacaklarına?

Nejla; Anlatırız bir iki masal, zaten kendi de ilave yapar az çok, merak etmiş ki geliyor, gelsin

de öğretelim. Bir insan nasıl doğranırmış!

Gardiyan:Bana bakın, misafire kibar olun, hele sen Nejla hanım, geçen sefer ki gibi olmasın,

canınızın sıkısını misafirlerden almayın, kibar kibar konuşun.

Nejla: Ne demek istiyorsun sen gardiyan! Git işine bak, doğratma kendini, bak burada ne var,

görüyor musun?

Elvan:Bırak o bıçağı Nejla, kötü bir şey demedi ya, iyi davranmamızı söyledi işte.

Nejla: Sesi sert ve yüksek çıkarak,Daha ne diyecek be, ben kendime hakaret ettirmem, o

işine baksın, biz kime nasıl davranacağımızı biliriz.

Sevda:Amaaaaan...Susun da kahvaltınızı bitirin. Çaydanlığı uzatır mısın Nermin?

Nermin:Sen ver bardağını ben koyayım, evet, Sevda haklı, susun. Tamam, tamam, sen merak

etme, haydi git, kibar oluruz, kavga çıkarmayız.

Gardiyan: Pekala, gidiyorum, bir sorun çıkarsa o zaman görüşürüz elbet, müdür beye siz

yaparsınız açıklamanızı.

Elvan: Merak etmeyin, hiçbir sorun çıkmayacak.(Kapı kapanır.)

Hatice:Bu gardiyan da bizi iyice kavgacı yaptı yani, sanki her gelene saldırıp öldürüyoruz.

(Hepsi kahkaha atar.)

Elvan: Kusura bakmayın arkadaşlar ama, ben Nejla’nın bu davranışlarını hoş karşılamıyorum,

sizlerde gülerek ona bilmeden destek oluyorsunuz. Oysa, bazen susmanın en iyi cevap

olduğunu hepiniz benden daha iyi biliyorsunuz, öyle değil mi? Böyle küçük tartışmaların

nereye varacağını biliyoruz az çok, hayat insanları kırmaya değmeyecek kadar güzel, şu an

burada olduğumuz için bile sevinmeliyiz, bizden daha kötü durumda olan kim bilir kaç insan

var, şu an bir hastane de ölüm kalım savaşı da veriyor olabilirdik, öyle değil mi?

Nejla:Bu kadın beni delirtecek eninde sonunda, yine konferansa başladı, sus kadın, sus sus!

Sus!

Kadınlar: Bırak Nejla bırak, ne yapıyorsun, çek elini kadının boğazından boğacaksın , Nejla,

bırak bırak, delirdi yine, vallahi delirdi sabah sabah, gardiyanı çağırın, gardiyaaaaaaan!

Gardiyaaaaan!


 
Elvan 2.Bölüm
Gardiyan: Ne oluyor burda, ne oluyor yine? Birak kizin bogazini Nejla, ne oldu yine, sakin ol,birak!

Kadinlar: Birak Nejla, haydi, birak, öldüreceksin kadincagizi, yeter artik ugrasma su kadinla,birak!

Nejla:Tamam , tamam, biraktim, alin sizin olsun kadincagiziniz!

Gardiyan: Bak Nejla, bana bak, yüzüme, hemen Elvan’dan özür dile ve otur kahvaltini yap,biz ne diyoruz bu ne yapiyor? Misafir gelecek, kavga çikarip durma! Anladin mi?

Nejla:Ne özrü be, o benden özür dilesin, sinirlendirdi beni, sabah sabah...

Elvan: (Öksürür) Tamam, özür dilemesine falan gerek yok, iyiyim, merak etmeyin.

Hatice: Nasilsin Elvan? Otur suraya, otur canim... Al su suyu iç... Iyi gelir, çok acidi mi canin?

Elvan:Yok bir sey, alistim artik, surda bir günüm kaldi zaten, hadi kahvaltiniza devam edin siz...Haydi...Uzatmayalim, iyiyim...

Hatice: Peki dur senin çayini doldurayim...

Selma: Ben doydum, eline saglik Nermin Abla.

Nermin: Afiyet olsun Selmacigim. Bugün biriniz bulasiga yardim edin bari, belki erken falan gelirlerde, pis karsilamayalim onlari.

Elvan: Tamam ben yardim ederim.

Melahat: Birak Elvan, o onun görevi, misafirleri bahane edip de kaytarmasin yine.

Elvan: Yok canim, o yikar ben durularim, ne olacak sanki elime mi yapisacak?

Serife: Aaaa! Benim en çok kullandigim cümle buydu biliyor musunuz, gelmeden önce,görümcem yalandan ‘ben yikayim,’ falan derdi, ben de olmaz ben yikarim, derdim, o da bu seferde ben yikayim, her yemek bulasigini sen yikiyorsun derdi, ben de olsun canim elime mi yapisacak derdim, hiç de yikamamisti ama... Yine bana kalirdi bu günlük, bayatlamis konusmanin ardindan.

Elvan: Valla, ben görümcen gibi göstermelik teklif yapmam, biliyorsun, yikayim diyorsam,yikarim.

Hatice: Durun, toplamaniza yardim edeyim, bulasik yikamaktan çok toplamak marifettir,benim bir komsum vardi son oturdugum daire de, hayatimda hiç o kadar güzel bulasik toplayanini görmedim, öyle bir toplardi ki dag gibi bulasik, insanin gözüne azicikmis gibi görünürdü, hem öyle her yemekten sonra da yikamazdi ha, çok deterjan gidiyor diye sadece aksam yemeklerinden sonra yikardi, bogazlarina da çok düskündüler, sürekli bir sey yedikleri için sürekli de bulasik çikardi evlerinde.

Sevda:O ne öyle ya, bulasik bekletilir mi? Hemen yikanmasi lazim, ben hiç hoslanmam mutfakta bulasik görmekten. Hemen yemegin ardindan gireceksin mutfagina, önce tencereleri küçük kaplara bosaltacaksin, sonra bulasiklari çesmenin altinda bir sudan geçirip, yikanmak için yigacaksin tezgaha, lavaboyu temizleyip köpüklü suyla yikayacaksin, gerekirse telleyeceksin, sonra sicak suyu dökeceksin naylon legenine, biraz da deterjan, alacaksin süngerini eline, köpürteceksin bir güzel, ha burda önemli malzemelerin basinda bulasik süngeri gelir, öyle köpürmeyen, yikarken tutulup kalan süngerlerden istemem, kayip gidecek, kaydigi yeri temizleyecek, yikadigin belli olacak yani. Bardaklari ve küçük camlari yikayip hemen durulayacaksin, onlar bulasik sepetinde süzerken sen kalanlari yikayacaksin ve durulamaya geçmeden önce, daha önceki duruladiklarini kuru bir bezin üstüne alacaksin ki hem sepette yer açilsin, hem diger tabaklar bardak ve camlari kirmasin, degil mi? En son isin bitince de lavaboyu temizleyip, bezlerini tekrar durulayip güzelce asacaksin, yas birakirsan kokar bez. Bu mutfak bezlerinin siki sik da degistirilmesi gerekir, ne de olsa bütün tabaklara, çatallara degiyor ister istemez...

Elvan: Oooo..Sevda hanim, ne kadar istahli anlattin öyle, nerdeyse simdi hepimiz bulasigi ben yikayayim diye siraya girecegiz. Sen neymissin de haberimiz yokmus!

Sevda: Ne zannettin Elvan, bir zamanlar biz de mutfaktan çikmazdik, iyi kadindik, aksama ne pisirecegimi sabahtan düsünürdük, esimizin sevdigi yemekleri yapmak için özen gösterirdik.

Bakma, basimiza bu isler gelmeseydi yine mutfakta olurduk ya. Zaten kadinin temiz olup olmadigi mutfak be lavabosundan belli olur derdi, kaynanam.

Hatice: Kaynana lafi etmeyin, demiyor muyum size? Hadi kizlar siz de çabuk kaldirin artik su bulasigi, yerleri silme sirasi bende bugün, masadan akan köpükleri de alin hemen...

Elvan:Bitti, bitti, sen basla, ben bunlari kurulayip kutuya kaldiriyorum hemen. Bu kutunun da alti gitti gidecek, islat konulmus tabaklar, yirtilmak üzere sanki.

Hatice:Su benim ranzanin altinda bir kutu var, içini çirp da ona koy istersen Elvan.

Elvan:O kutu da esyalarin yok mu senin Hatice ?

Hatice: Yok yok, ben onlari bosaltmistim zaten.Simdi bombos.

Elvan:Peki, aliyorum hemen.Sen isine basla istersen.

Hatice:Basliyorum, önce su köseyi silerek baslayim, deterjani da dökelim, oldu iste. Haydi bana kolay gelsin. Ev gibi degil tabi, ahhh.... Güzel evim, her gün o halilari silkelerdim balkondan, her gün altlarini temizlerdim, komsular temizlik hastasi oldugumu söyler durulardi. En çok da alt komsu Hayriye hanim kizardi bana, hele de çamasir astigi günler ama ben ona haber verirdim, ayagimla üç kez sertçe vururdum yere, o da anlar hemen toplardi çamasirini, toplamasa olan çamasira olacak biliyordu, ögrenmisti inadimi, illa hemen yapacagim, onun çamasirlarini bekleyecek halim yoktu ya bütün gün, halilari çirpip temizlige baslardim, isim de hiç bitmezdi.

Melahat:Yaparsan is bitmez tabi, is çikarirsan kendine. Tembelin isi niye hiç olmaz?Yapmazda ondan. Çünkü, gündüz iyi dinlenirler, gece yorgun yorgun uyuyamazlar onlar.

Sevda: Bizim yan gecekonduda da senin gibi temizlik hastasi bir kadin vardi, Hatice.Kadintemizligi bitirince beyaz çoraplarini giyermis ayagina evin her yerinde gezermis, eger çorapkirlense azicik, yeniden baslarmis temizlige. Aslinda sizin gibilerin bence tedaviye ihtiyacivar, her seyi kirli görüyorsunuzdur ve bos yere caninizi sikiyorsunuzdur, insanlarin mikrobada ihtiyaci vardir degil mi?

Elvan: Ha evet, benim küçük kizi bir kere doktora götürdügümde bu çocuk mikropsuz kalmis,birakin biraz oynasin disari da bu kadar da üzerine düsmeyin demisti.

Sevda: Elvan, kiz birak sen simdi kizini mizini da hadi eline al baglamani, az bizi neselendir yine, zaten yarin çikiyorsun, bir daha çalamazsin bize.

Elvan:Yok be Sevda abla, bu saat de kizar belki gardiyan falan, hem misafir gelecek, su camlarin önünü de ben sileyim de Hatice’ye yardim olsun.

Sevda:Ben silerim senin yerine, hadi sen otur da çal bir seyler, biz de söyleyelim, hem müzik esliginde temizlik yapmayi da özlemistir Hatice, öyle degil mi kiz?

Elvan:Peki peki, sizi mi kiracagim, hemen aliyorum elime, siz de söyleyin ama ha.

Kadinlar: Tamam, olur söyleriz, çal Elvan çal, efkarli yanindan olsun yine...

Elvan: Ne istiyorsunuz, ne çalalim?

Hatice: Hapishane önüne günes dogmuyor’u çal...

Serife:Hastane önünde incir agaci’ni çal be, haydi, uzun zamandir çalmadin onu.

Elvan: Peki,tamam, incir agaciyla baslayalim.

Kadinlar:

Hastane önünde incir agaci, annem agaci

Doktor bulamadi bana ilaci, annem ilaci,

Bas tabip geliyor zehirden aci,annem vay aci,

Garip kaldim yüregime dert oldu, annem dert oldu

Ellerin memleketi de bana yurt oldu, annem yurt oldu...

Gardiyan: Bayanlar, misafiriniz geldi, sessiz olun. Buyurun, girin lütfen.

Aysen: Tesekkür ederim, merhaba bayanlar, burasi oldukça eglenceli bir kogus anlasilan,

lütfen devam edin, bitirin, güzel geliyordu sesiniz, bende yaniniza geleyim söyle.

Kadinlar:

Mezarimi kazin bayira düze,anam vay düze,

Yönümü döndürün anam siladan öne,anam vay öne,

Benden selam olsun sevdigim kiza, anam vay kiza,

Garip kaldim, yüregime dert oldu anam dert oldu,

Ellerin memleketi de bana dert oldu, anam dert oldu.

Serife:Aferin be Elvan, güzel çaldin yine. Parmaklarina saglik.

Aysen:Tebrik ederim, gerçekten güzel çaliyorsunuz, üstelik ben de bu türküyü çok severim dogrusu.

Hatice:Ooo...Elvan da daha ne türküler var, dinle dinle bitmez, sagolsun burada sayesinde iki gülüp egleniyoruz ara sira.Bu arada hos geldiniz.

Aysen:Hosbulduk.

Bütün kadinlar:Hosgeldiniz.

Aysen:Hos bulduk sagolun. Ben önce kendimi tanitayim, sizlerle konusalim sonra Elvan belki bize bir parça daha çalar ha?Olur mu?

Elvan:Olur, çalarim.

Aysen:Benim adim Aysen, gazetede çalisiyorum ve buraya sizlerle röportaj yapmak için

geldim, gelecek aydan itibaren kösemde cezaevindeki kadinlarin sikintilarini, düsüncelerini,

isteklerini falan anlatacagim, bunun içinde öncelikle hangi sebeplerden burada oldugunuzu

bilmem gerekiyor tabi, eger bana yardimci olursaniz çok sevinirim.

Hatice:Oluruz tabi canim, neden olmayalim, zaten canimiz sikiliyor, konusacak yeni birilerini istiyoruz biz de.

Melahat:O ne demek kiz, bizden sikildin mi?

Hatice:Sikildik tabi, ayni yüzleri her sabah gör dur. Sen benden bikmadin mi sanki?

Selma:Bayanlar, bayanlaaaar! Susun da Aysen Hanim görevini yapsin, sizin dirdirinizi dinlemeye gelmedi ya buraya!

Nejla: Iyi de dirdir yapmak kadinin bas görevidir, bilmiyor musun?(Güler)

Aysen: Önce sizden baslayalim mi? Neydi isminiz?

Hatice: Ben mi? Hatice benim adim.

Aysen: Peki, bir saniye çantamdan defterimi çikarayim ve sizi taniyalim önce. Siz anlatin ben yazayim.

Hatice:Ne anlatacagim ki Aysen Hanim?

Aysen: Yani, yasiniz, burda olmanizin nedeni, aileniz, çiktiginiz da neler yapacaginizi falan,siz anlatin ben gereken yerde sorularla müdahale ederim zaten.

Hatice: (Güler)Ay, kizlaaar...Ben heyecanlandim vallahi, kendimi televizyona çikacak gibi oldum.

Melahat: Hadi hadi, yillardir bize anlatiyorsun, bir de Aysen Hanim’a anlat, sen konusmaya üsenmezsin.

Hatice: Iyi, basliyorum o zaman, ne yapalim, anlatalim bari. Ben yirmi dört yasindayim, üç yildir burdayim, annemlerle kaliyordum yani hiç evlenmedim daha.(Güler) Amcamin oglu

yüzünden bu çileye maruz kaldim, adi Murat. Bir kiz sevmis, annesi ve babasi bosuna

gelmesinler demisler, ‘taksiciye kiz vermeyiz,’ diye söylemisler, kizinda pek gönlü yok idi

aslinda, bizim oglan inada bindirdi isi, kaçirmaya karar vermis, yardim et dedi, ben de kolay olur sandim. Ama zormus, burda yatmak. En çok da yumusak yatagimi özledim dogrusu.

Aysen:Anlamadim, kaçirdiniz mi kizi yani?

Hatice: Valla, hem kaçirdik hem kaçiramadik, ayrintili mi anlatayim?

Aysen:Evet, yoksa nasil yazayim ben?

Hatice: Simdi, önce ben kizi aradim ve arkadasinin arkadasiymis gibi yaptim, güya arkadasi

kaza geçirmis de hastaneye gelmesi gerekiyormus gibi anlattim, oda inandi evden çikti, biz

de Murat ile apartmana saklandik, tam çikacakken kizi yakaladik ve bayilttik kokuyla,

arabaya bindirdik, hemen ayrildik oradan. Bu arada balkondan bakan bir komsulari, kizin

kucak ta taksiye bindirilmesinden anlamis bir seyler oldugunu ve taksinin plakasini almis,

polisi aramis, kizin evine gitmis falan. Kizi Murat’in arkadasinin evine götürdük, bir gece

orada kaldilar, bir sey yapmadi kiza ha, aklina bir sey gelmesin, Murat iyi çocuktur, dügün

olmadan bir sey yapmaz, delikanlidir anlayacagin, tabi ertesi gün sabah bizi hemen

yakaladilar, kiz sandigimizin aksine sikayetçi oldu hatta çantasindaki paralari da aldigimizi

iskence ettigimizi falan söyleyerek cezamizin artmasina neden oldu. Murat da ben de tutuklandik iste.

Aysen : Kiz ne oldu peki?

Hatice: Ne olacak, ailesiyle evine döndü, olan bize oldu anlayacagin.

Aysen:Peki, pisman misin Hatice? Yani yapmamis olmayi tercih eder miydin?

Hatice: (Iç çeker) Evet, çok pismanim, kendimi o kizin yerine koydum ve ne kadar kötü bir

sey yaptigimi fark ettim, bu tam bir yilimi aldi, ben cezami çekiyorum, hak ettim ama

kizcagizin adi çikti, bizimde buralarda canimiz çikiyor her aksam, sebebi biziz, bütün bunlar

bizim yüzümüzden, belki de bütün hayatini bilmeden kararttik, insanlar bazi seylere hemen

inanir, yoklari var kabul eder, varlari yok kabul eder, kizin ailesi çok üzülmüstür, ben Murat’a

inanmakla hata yaptim, bana kiz beni istiyor kaçir beni dedi diye anlatmisti ama isin asli öyle

degilmis, kiz bunu hiç istemiyormus meger. Hatta, gazetelerin yazdigina göre kiz Almanya daki dayi ogluyla zaten nisanliymis bir yili askin bir süredir.

Aysen: Yaaa? Bak simdi çok üzüldüm, kizcagiz nisanlisina da açiklama yapmak zorunda kalmistir.

Hatice: Bilmiyorum artik orasini. Ben,iste bu yüzden burdayim ve bir yaptigim hata bana

nelere mal oldu diye düsünüp üzülüyorum, pismanim yani, her seyi düsünerek yapmak lazim,

enine boyuna düsünmeden hiç adim atmamali insan, en azindan ben bundan böyle öyle

yapacagim. Hem düsünüyorum da bir kiz bir erkegi istiyorsa, ne yapar ne eder, zaten evlenir onunla. Degil mi?

Elvan: Ya da söyle düsünmek lazim:Bir kizi annesi babasi bir erkege uygun görmüyor

vermiyorlarsa, mutlaka bir bildikleri vardir, hangi anne baba çocugunun mutsuz olmasini ister ki?

Aysen: Dogru, evet, ama bazi aileler hep daha fazlasini ister.Hani bir kuru gül masali vardir

bilir misiniz siz? Hani çok güzel bir kizla çirkin bir oglanini evliligi ile ilgili olan...

Kadinlar:Kuru gül mü? Hayir, anlatin. Dinleyelim, haydi.
 
Elvan 3.Bölüm
hanim hikayeyi bilmediklerini duyunca anlatmaya karar vermistir.

Aysen: Peki anlatayim, çok güzel, insanin bakmaya doyamayacagi güzellige sahip, ay parçasi gibi bir kiz varmis ve esi de onun aksine çirkin mi çirkinmis. Güzel kiza sormuslar: “Bu kadar güzelsiniz, neden böyle çirkin bir adamla evlendiniz?” diye. Kiz anlatmis: Bana uzun bir bahçe gösterdiler, bu bahçenin ortasi yol, yolun iki kenari da rengarenk güllerle doluydu, bu bahçeden yavas adimlarla yürümemi, yürüdügüm yerlerden geçerken iki yanimdaki güllere bakmami, en çok hosuma giden bir gülü koparip almami istediler. Yürümeye basladim, öyle güzeldi ki güller, kirmizi, sari, pembe, beyaz... Tomurcuk olani, açmis olani, her çesidi vardi. Ben farkinda olmadan ilerleyip gidiyordum, hep daha güzel bir gül bulacagima inaniyordum yürürken de. Tabi, bu hirsim yüzünden, daha iyisini bulacagim ümidiyle yürürken bahçenin sonuna gelmistim ve en sonunda bir kuru güle kaldim, demis. Anlatabildim mi? Yani bu hikayede o yol, hayat oluyor, güller kizin seçebilecegi esler oluyor,kizlar hep daha yakisikli daha kültürlü daha zengin olsun derler ya, iste bu hikaye onu anlatmak içindir. Bu hikâyeyi herkes bilir, siz hiç duymadiniz mi?

Kadinlar: Yo... Duymadik, çok güzelmis… Diline saglik.(Gibi seyler söylerler ve bir ugultu )

Aysen: Peki, simdi kim anlatsin bize hikâyesini?

Serife: Ben anlatayim, benimkini de yazacak misin?

Aysen: Tabi ki yazacagim haydi ismini söyleyerek basla.

Serife: Benim adim Serife, otuz üç yasina geçen hafta girdim, bilirsiniz yirmiden sonrasi hemen geçip gider nasil olursa.

Sevda: Haydi Serife, felsefeye baslama yine hemen, anlat da oyalama misafirimizi.

Aysen: Lütfen, birakin istedigi gibi konussun. Düsünceleri de önemli bizim için. Sizlerde sonuçta içimizden birilerisiniz, burada olmaniz belki bir kader, belki bir anlik bir sey.çiktiginizda yine aramizda olacaksiniz ve karakter yönünden de sizleri tanimam iyi olur.

Serife: Ben, sahte belge düzenlemekten buradayim.

Aysen: Sahte belge mi?

Serife: Evet ama sahte oldugunu bilmiyordum ilk baslarda, alti ay sonra asil isin bu oldugunu anladigimda açikçasi iyi para kazaniyorum diye birakmadim isi, patron ne derse ben onu yapiyordum, sirkete gelen giden hiç eksik olmazdi, sahte nüfus cüzdanlari, sahte pasaportlar,en son da sahte dolar basarken yakalandik iste.

Aysen: Buna kisaca para hirsi diyebiliriz degil mi?

Serife: Aç gözlülügümün sonuçlarina katlaniyorum, cezami çekiyorum, o gün kazandigim her kurusun ceremesini ödüyorum anlayacaginiz.

Aysen:Peki sizin aileniz var mi?

Serife:Babami bu olay yüzünden kaybettim ama annem var, agabeyim ve digerleriyle de aram bozuldu bu yüzden, benden utandilar açikçasi, ama burasi insana düsünme firsati veriyor,hatalarini, yaptiklarini gözden geçirmen, yeni kararlar almak için oldukça çok zamanin oluyor burada. Her seyi ayrintili düsünüp dogru kararlar vermeye basliyor ve çikis gününü bekliyorsun.

Aysen: Çikis gününüze ne kadar var? Çok mu daha?

Serife: Az kaldi sayilir, sekiz ay kadar yani.

Aysen:Peki size de geçmis olsun diyelim o halde.

Melahat: Simdi de ben anlatayim izin verin de.

Aysen: Buyurun anlatin, burada en büyük sizsiniz galiba, zaten söz büyügündür, sizi dinliyoruz.

Melahat: Benim adim da Melahat, bunlar bana bazen melo abla diyorlar ama, neyse. Ben esimi öldürdüm, yillardir buradayim.

Aysen:Sizin ki biraz daha ciddi galiba.

Melahat:Herkesin hayati ciddidir a kizim. Ama ben kendi hayatimi elimle mahvetmis olanlardan sadece biriyim.

Aysen:Kaç yasindasiniz?

Melahat:Kirk dokuz falan. Iyice aldik yasimizi, ömrümün ne kadari kaldi, artik neler sigdirabilirim bilmiyorum.

Aysen: Niye öldürdünüz esinizi Melahat Hanim?

Melahat: Niye olacak, üzerime kuma getirmeye kalkti, her gün bu yüzden tartismaya baslamistik, her Allah’in günü bu konu, benim rizam olmadan da getiremiyordu, ben biraz çatlak dogmusum, kadina bir sey yaparim diye korktu herhalde. Kaç yildir evliydik,hizmetinde kusur etmedim, ayaklarini yikadigim bile oldu, teyzesinin kizi dul kalinca derdi buna düstü, orta da mi kalsin dedi, eskiden de evlenmek istemisler de olmamis zaten,biliyordum, firsatçi adam ne olacak, tepemim tasinin attigi bir gece kalktim, mutfaga gittim,elime bir biçak aldim, uyuyordu, sapladim karnina, sapladim bacagina, engel olmaya dermani
bile kalmamisti ikinci darbeden sonra. Öldü oracikta. Sonra kani görünce ben de
bayilmisim, uyandigimda, kizim gelmis, polisleri falan aramis, beni mahkemeye sevk ettiler,ordan buraya. Kasten adam öldürmekten girdim anlayacagin kizim. Yaktim kendimi, yaktim.

Aysen: Bu son söylediginiz ‘yaktim’ sözleriyle pismanliginizi anlatmak istediniz?

Melahat: Tabi ya. Ne diye kendimi yaktim bos yere diye kahroldum burada her gün,bosanacaktim, ne hali varsa görecekti, o an kendimi kaybetmisim, düsüne düsüne kafayi yemis olmaliyim ki bir anlik öfkem hayatima mal oldu iste, yine kendime yapmis oldum, daha mantikli çözümler üretebilirdim ama nefsime yenildim Aysen kizim. Çok pismanim çok.

Aysen: Peki sizi bu konu da hakli bulan oldu mu? Iyi yapmissin diyen yani Melahat: Olur mu hiç? Herkes beni kinadi, erkek iste dediler, birakacaktin evlenecekti, alip çocuklarini gidecektin, bosuna kendini yaktin diye üstüme geldiler, iyi yaptin demis olsalardi da burda fark ederdim zaten yanlis oldugunu. Bir yanlis bütün hayatimi götürdü anlayacagin.

Aysen: Çocuklariniz küçük mü?

Melahat: Yok, bir kizim evli bir de oglum var, oglum hiç gelmedi ziyaretime, beni babasinin katili olarak gördü, hiç benden yana olmadi o nedense, çalisiyormus simdi, kizimin da esiyle,kaynanasi ve ailesiyle arasi bozuldu benim yüzümden, annen bizi de öldürmesin diye evlerinde güya espri yapmaya baslamislar, bir sey söylesem inanir misin, eski bir komsumuz vardi, bir miktar alacak yüzünden bir adam öldürmüstü ve ben evde o zamanlar benimkine
gülerek aman adam hapisten çikinca görüsme artik, belki seni de öldürür diye tembihliyor ve gülüyordum, benimki de bana bir sey olmaz, kaygilanma diyordu. Yani anlayin ne demek istedigimi.

Elvan:Evet, kimse söyledigi sözü duymadan ölmezmis.Öyle derler. Haklilar sanirim.

Aysen: Peki, burada en çok neyi özlüyorsunuz Melahat Hanim, yani çocuklarinizin, ailenizin disinda bir sey söyleyecek olsaniz ne dersiniz?

Melahat: (Güler,) Derim ama gülersiniz, (Biraz susar,) Pazar gezmeyi özledim, Pazar alisverisi benim en büyük zevkimdi, bir uçtan baslar diger uca kadar her tezgaha mutlaka ugrar, en ucuzlarini almaya çalisirdim, Pazar da her yeri dolasmak, karistirmak bütün stresimi alirdi benim. Alt komsum Pembe ile bütün ögleden sonramizi pazarda geçirirdik Çarsamba günleri. O günleri çok özlüyorum, evimi, çocuklarim...

Aysen: Peki, komsunuz pembe hiç ziyaretinize geldi mi siz buradayken?

Melahat:Geldi evet, bir kez geldi, sonra kocasi yasaklamis benimle görüsmesini, benim kiz görmüs pazarda ona söylemis, yaninda yeni bir komsu Pazar geziyorlarmis, o gün kizim çok aglamis. Anne dedi, hem babadan, hem anadan ettin bizi dedi, keske biraz daha sabretseydin,her sey yoluna girerdi dedi. Beni de aglatti, sonradan keske demek ne ise yarar ki.

Aysen: Buradaki günleriniz de hiç mesgul olacaginiz bir is veriyorlar mi size, hani bazi cezaevlerinde kurslar oluyormus, boyama kurslari, hali kilim kurslari falan, yok mu burada?

Sevda: Valla, bir ara açilacak falan dediler ama henüz kurs falan yok, açilirsa gideriz tabi.Vakit geçer, bir seyler ögreniriz, iyi olur.

Nejla: Erkekler kogusunda zaten elisi yapanlar varmis.(Hepsi güler)

Nejla: Ne gülüyorsunuz bayanlar, elisi dediysem dantel demiyorum ya, tahtalardan gemi maketleri, boncuklardan anahtarlik, yine tahtalardan tablolar falan yapip, satiyorlarmis, ne güzel para kazaniyorlar iste.

Aysen: Evet, peki, simdi de sevgili müzisyen arkadasi dinleyelim, isminiz neydi?

Elvan:Elvan.

Aysen: Nerde ögrendiniz böyle güzel baglama çalmayi, gerçekten çok güzel çaliyorsunuz,sanirim bu odanin nese kaynagi sizsiniz, yaniliyor muyum?

Hatice: Dogru, dogru, sayesinde egleniyoruz, bazen böyle acikli çalar bazen de oyun havasi,misketine az oynamadik, Nermin sirf bunun için kasik ismarladi disardan.(Diger kadinlarda evet, dogru gibi sözler söyleyerek onaylarlar.)

Elvan: Yok canim abartmayin arkadaslar, çok iyi degilim, burada yeni parçalar ögrenemiyorum, bildigim yetmis parça alti üstü, dönüp dolasip aynilarini çaliyorum iste.

Aysen: Saniyorum Elvan, oldukça da mütevazi bir insan, nerde ögrendiginizi söylemediniz?

Elvan: Liseden sonra, halk egitim kurslarina katildim bir yil, sonra da evde tekrarlar yaptim,bilenlerden bir iki parça daha ögrendim, oldu iste. Çok seviyorum baglamayi, buraya gelmeden önce komsularla günler yapardik, çalardim, oynarlardi, güzeldi o günler, simdilik Sekiz kisiye konser veriyorum ara sira, hem vakit geçiyor hem de ben rahatliyorum,müzik aleti çalmak bambaska bir sey, imkani olan herkes yapmali, çalisinca da yapiliyor yani,azicik müzik kulagi olsun yetiyor insana. Ben yapabildiysem her kes yapar diye düsünüyorum açikçasi.

Aysen; Olur mu canim, yetenek de lazim, herkes her seyi yapamaz elbet.

Elvan: Bilmem, ben yapilacagina inaniyorum, benim içimde bir ukde idi bu baglama, babami razi ettim kursa göndermesi için, kaç gün agladim, baglamayi kendi çabamla aldim, onun için kiymetlidir ben cezaevine girince annem arkamdan ilk bunu getirmisti.

Aysen: Baska yetenekleriniz de var mi peki?

Elvan: (Utangaç bir ses tonuyla,)Yok canim, ne yetenegi... Ama bazen günlügüme yaptigim felsefeleri begendigim oluyor, aslinda amacim da var ama simdilik zamanini bekleyen bir amaç.

Aysen: Nedir, ögrenebilir miyiz eger çok özel degilse?

Elvan: Sey... Ben bu yazdiklarimi ilerde bir kitap haline getirmeyi düsünüyorum son bir yildir aklimda hep bu var, birkaç dakikalik bir dikkatsizligin bir aileyi nasil parçaladigini anlattim orada. Gerçek duygularim, gerçek gözyaslarim ve karanlik gecelerle dolu olan satirlarim yani.

Aysen: Desene sen benim isime el atacaksin? Satilacagina inaniyor musun peki, önüne gelen kitap yaziyor yanlis anlamayin ama.

Elvan: Hayir, haklisiniz tabi ki, herkes en iyi bildigi isi yapmali ama klasik bir laf olmasina karsin kullanmak zorundayim, hayat okulu meselesi yani, yasananlar, ögrenilenler, ögrenmek zorunda kalinanlar… Satilir mi satilmaz mi orasini bilemiyorum, bu haliyle olmaz tabi ama düzeltilir gözden geçerse, bilen birileri destek olursa neden olmasin, insanlarin buruya gelmemeleri için de bir uyari olacak bir nevi, denenmis çileleri çekmemeleri için, her seyden daha çok önemli olan çocuklarini koruyabilmeleri için...

Aysen: Siz neden buradasiniz, asil konumuzu unutuyorduk nerdeyse.

Elvan: (Ses tonu biraz azalarak) Ben... Sey, ben kizimi öldürdüm.
 
Elvan 3.Bölüm
hanim hikayeyi bilmediklerini duyunca anlatmaya karar vermistir.

Aysen: Peki anlatayim, çok güzel, insanin bakmaya doyamayacagi güzellige sahip, ay parçasi gibi bir kiz varmis ve esi de onun aksine çirkin mi çirkinmis. Güzel kiza sormuslar: “Bu kadar güzelsiniz, neden böyle çirkin bir adamla evlendiniz?” diye. Kiz anlatmis: Bana uzun bir bahçe gösterdiler, bu bahçenin ortasi yol, yolun iki kenari da rengarenk güllerle doluydu, bu bahçeden yavas adimlarla yürümemi, yürüdügüm yerlerden geçerken iki yanimdaki güllere bakmami, en çok hosuma giden bir gülü koparip almami istediler. Yürümeye basladim, öyle güzeldi ki güller, kirmizi, sari, pembe, beyaz... Tomurcuk olani, açmis olani, her çesidi vardi. Ben farkinda olmadan ilerleyip gidiyordum, hep daha güzel bir gül bulacagima inaniyordum yürürken de. Tabi, bu hirsim yüzünden, daha iyisini bulacagim ümidiyle yürürken bahçenin sonuna gelmistim ve en sonunda bir kuru güle kaldim, demis. Anlatabildim mi? Yani bu hikayede o yol, hayat oluyor, güller kizin seçebilecegi esler oluyor,kizlar hep daha yakisikli daha kültürlü daha zengin olsun derler ya, iste bu hikaye onu anlatmak içindir. Bu hikâyeyi herkes bilir, siz hiç duymadiniz mi?

Kadinlar: Yo... Duymadik, çok güzelmis… Diline saglik.(Gibi seyler söylerler ve bir ugultu )

Aysen: Peki, simdi kim anlatsin bize hikâyesini?

Serife: Ben anlatayim, benimkini de yazacak misin?

Aysen: Tabi ki yazacagim haydi ismini söyleyerek basla.

Serife: Benim adim Serife, otuz üç yasina geçen hafta girdim, bilirsiniz yirmiden sonrasi hemen geçip gider nasil olursa.

Sevda: Haydi Serife, felsefeye baslama yine hemen, anlat da oyalama misafirimizi.

Aysen: Lütfen, birakin istedigi gibi konussun. Düsünceleri de önemli bizim için. Sizlerde sonuçta içimizden birilerisiniz, burada olmaniz belki bir kader, belki bir anlik bir sey.çiktiginizda yine aramizda olacaksiniz ve karakter yönünden de sizleri tanimam iyi olur.

Serife: Ben, sahte belge düzenlemekten buradayim.

Aysen: Sahte belge mi?

Serife: Evet ama sahte oldugunu bilmiyordum ilk baslarda, alti ay sonra asil isin bu oldugunu anladigimda açikçasi iyi para kazaniyorum diye birakmadim isi, patron ne derse ben onu yapiyordum, sirkete gelen giden hiç eksik olmazdi, sahte nüfus cüzdanlari, sahte pasaportlar,en son da sahte dolar basarken yakalandik iste.

Aysen: Buna kisaca para hirsi diyebiliriz degil mi?

Serife: Aç gözlülügümün sonuçlarina katlaniyorum, cezami çekiyorum, o gün kazandigim her kurusun ceremesini ödüyorum anlayacaginiz.

Aysen:Peki sizin aileniz var mi?

Serife:Babami bu olay yüzünden kaybettim ama annem var, agabeyim ve digerleriyle de aram bozuldu bu yüzden, benden utandilar açikçasi, ama burasi insana düsünme firsati veriyor,hatalarini, yaptiklarini gözden geçirmen, yeni kararlar almak için oldukça çok zamanin oluyor burada. Her seyi ayrintili düsünüp dogru kararlar vermeye basliyor ve çikis gününü bekliyorsun.

Aysen: Çikis gününüze ne kadar var? Çok mu daha?

Serife: Az kaldi sayilir, sekiz ay kadar yani.

Aysen:Peki size de geçmis olsun diyelim o halde.

Melahat: Simdi de ben anlatayim izin verin de.

Aysen: Buyurun anlatin, burada en büyük sizsiniz galiba, zaten söz büyügündür, sizi dinliyoruz.

Melahat: Benim adim da Melahat, bunlar bana bazen melo abla diyorlar ama, neyse. Ben esimi öldürdüm, yillardir buradayim.

Aysen:Sizin ki biraz daha ciddi galiba.

Melahat:Herkesin hayati ciddidir a kizim. Ama ben kendi hayatimi elimle mahvetmis olanlardan sadece biriyim.

Aysen:Kaç yasindasiniz?

Melahat:Kirk dokuz falan. Iyice aldik yasimizi, ömrümün ne kadari kaldi, artik neler sigdirabilirim bilmiyorum.

Aysen: Niye öldürdünüz esinizi Melahat Hanim?

Melahat: Niye olacak, üzerime kuma getirmeye kalkti, her gün bu yüzden tartismaya baslamistik, her Allah’in günü bu konu, benim rizam olmadan da getiremiyordu, ben biraz çatlak dogmusum, kadina bir sey yaparim diye korktu herhalde. Kaç yildir evliydik,hizmetinde kusur etmedim, ayaklarini yikadigim bile oldu, teyzesinin kizi dul kalinca derdi buna düstü, orta da mi kalsin dedi, eskiden de evlenmek istemisler de olmamis zaten,biliyordum, firsatçi adam ne olacak, tepemim tasinin attigi bir gece kalktim, mutfaga gittim,elime bir biçak aldim, uyuyordu, sapladim karnina, sapladim bacagina, engel olmaya dermani
bile kalmamisti ikinci darbeden sonra. Öldü oracikta. Sonra kani görünce ben de
bayilmisim, uyandigimda, kizim gelmis, polisleri falan aramis, beni mahkemeye sevk ettiler,ordan buraya. Kasten adam öldürmekten girdim anlayacagin kizim. Yaktim kendimi, yaktim.

Aysen: Bu son söylediginiz ‘yaktim’ sözleriyle pismanliginizi anlatmak istediniz?

Melahat: Tabi ya. Ne diye kendimi yaktim bos yere diye kahroldum burada her gün,bosanacaktim, ne hali varsa görecekti, o an kendimi kaybetmisim, düsüne düsüne kafayi yemis olmaliyim ki bir anlik öfkem hayatima mal oldu iste, yine kendime yapmis oldum, daha mantikli çözümler üretebilirdim ama nefsime yenildim Aysen kizim. Çok pismanim çok.

Aysen: Peki sizi bu konu da hakli bulan oldu mu? Iyi yapmissin diyen yani Melahat: Olur mu hiç? Herkes beni kinadi, erkek iste dediler, birakacaktin evlenecekti, alip çocuklarini gidecektin, bosuna kendini yaktin diye üstüme geldiler, iyi yaptin demis olsalardi da burda fark ederdim zaten yanlis oldugunu. Bir yanlis bütün hayatimi götürdü anlayacagin.

Aysen: Çocuklariniz küçük mü?

Melahat: Yok, bir kizim evli bir de oglum var, oglum hiç gelmedi ziyaretime, beni babasinin katili olarak gördü, hiç benden yana olmadi o nedense, çalisiyormus simdi, kizimin da esiyle,kaynanasi ve ailesiyle arasi bozuldu benim yüzümden, annen bizi de öldürmesin diye evlerinde güya espri yapmaya baslamislar, bir sey söylesem inanir misin, eski bir komsumuz vardi, bir miktar alacak yüzünden bir adam öldürmüstü ve ben evde o zamanlar benimkine
gülerek aman adam hapisten çikinca görüsme artik, belki seni de öldürür diye tembihliyor ve gülüyordum, benimki de bana bir sey olmaz, kaygilanma diyordu. Yani anlayin ne demek istedigimi.

Elvan:Evet, kimse söyledigi sözü duymadan ölmezmis.Öyle derler. Haklilar sanirim.

Aysen: Peki, burada en çok neyi özlüyorsunuz Melahat Hanim, yani çocuklarinizin, ailenizin disinda bir sey söyleyecek olsaniz ne dersiniz?

Melahat: (Güler,) Derim ama gülersiniz, (Biraz susar,) Pazar gezmeyi özledim, Pazar alisverisi benim en büyük zevkimdi, bir uçtan baslar diger uca kadar her tezgaha mutlaka ugrar, en ucuzlarini almaya çalisirdim, Pazar da her yeri dolasmak, karistirmak bütün stresimi alirdi benim. Alt komsum Pembe ile bütün ögleden sonramizi pazarda geçirirdik Çarsamba günleri. O günleri çok özlüyorum, evimi, çocuklarim...

Aysen: Peki, komsunuz pembe hiç ziyaretinize geldi mi siz buradayken?

Melahat:Geldi evet, bir kez geldi, sonra kocasi yasaklamis benimle görüsmesini, benim kiz görmüs pazarda ona söylemis, yaninda yeni bir komsu Pazar geziyorlarmis, o gün kizim çok aglamis. Anne dedi, hem babadan, hem anadan ettin bizi dedi, keske biraz daha sabretseydin,her sey yoluna girerdi dedi. Beni de aglatti, sonradan keske demek ne ise yarar ki.

Aysen: Buradaki günleriniz de hiç mesgul olacaginiz bir is veriyorlar mi size, hani bazi cezaevlerinde kurslar oluyormus, boyama kurslari, hali kilim kurslari falan, yok mu burada?

Sevda: Valla, bir ara açilacak falan dediler ama henüz kurs falan yok, açilirsa gideriz tabi.Vakit geçer, bir seyler ögreniriz, iyi olur.

Nejla: Erkekler kogusunda zaten elisi yapanlar varmis.(Hepsi güler)

Nejla: Ne gülüyorsunuz bayanlar, elisi dediysem dantel demiyorum ya, tahtalardan gemi maketleri, boncuklardan anahtarlik, yine tahtalardan tablolar falan yapip, satiyorlarmis, ne güzel para kazaniyorlar iste.

Aysen: Evet, peki, simdi de sevgili müzisyen arkadasi dinleyelim, isminiz neydi?

Elvan:Elvan.

Aysen: Nerde ögrendiniz böyle güzel baglama çalmayi, gerçekten çok güzel çaliyorsunuz,sanirim bu odanin nese kaynagi sizsiniz, yaniliyor muyum?

Hatice: Dogru, dogru, sayesinde egleniyoruz, bazen böyle acikli çalar bazen de oyun havasi,misketine az oynamadik, Nermin sirf bunun için kasik ismarladi disardan.(Diger kadinlarda evet, dogru gibi sözler söyleyerek onaylarlar.)

Elvan: Yok canim abartmayin arkadaslar, çok iyi degilim, burada yeni parçalar ögrenemiyorum, bildigim yetmis parça alti üstü, dönüp dolasip aynilarini çaliyorum iste.

Aysen: Saniyorum Elvan, oldukça da mütevazi bir insan, nerde ögrendiginizi söylemediniz?

Elvan: Liseden sonra, halk egitim kurslarina katildim bir yil, sonra da evde tekrarlar yaptim,bilenlerden bir iki parça daha ögrendim, oldu iste. Çok seviyorum baglamayi, buraya gelmeden önce komsularla günler yapardik, çalardim, oynarlardi, güzeldi o günler, simdilik Sekiz kisiye konser veriyorum ara sira, hem vakit geçiyor hem de ben rahatliyorum,müzik aleti çalmak bambaska bir sey, imkani olan herkes yapmali, çalisinca da yapiliyor yani,azicik müzik kulagi olsun yetiyor insana. Ben yapabildiysem her kes yapar diye düsünüyorum açikçasi.

Aysen; Olur mu canim, yetenek de lazim, herkes her seyi yapamaz elbet.

Elvan: Bilmem, ben yapilacagina inaniyorum, benim içimde bir ukde idi bu baglama, babami razi ettim kursa göndermesi için, kaç gün agladim, baglamayi kendi çabamla aldim, onun için kiymetlidir ben cezaevine girince annem arkamdan ilk bunu getirmisti.

Aysen: Baska yetenekleriniz de var mi peki?

Elvan: (Utangaç bir ses tonuyla,)Yok canim, ne yetenegi... Ama bazen günlügüme yaptigim felsefeleri begendigim oluyor, aslinda amacim da var ama simdilik zamanini bekleyen bir amaç.

Aysen: Nedir, ögrenebilir miyiz eger çok özel degilse?

Elvan: Sey... Ben bu yazdiklarimi ilerde bir kitap haline getirmeyi düsünüyorum son bir yildir aklimda hep bu var, birkaç dakikalik bir dikkatsizligin bir aileyi nasil parçaladigini anlattim orada. Gerçek duygularim, gerçek gözyaslarim ve karanlik gecelerle dolu olan satirlarim yani.

Aysen: Desene sen benim isime el atacaksin? Satilacagina inaniyor musun peki, önüne gelen kitap yaziyor yanlis anlamayin ama.

Elvan: Hayir, haklisiniz tabi ki, herkes en iyi bildigi isi yapmali ama klasik bir laf olmasina karsin kullanmak zorundayim, hayat okulu meselesi yani, yasananlar, ögrenilenler, ögrenmek zorunda kalinanlar… Satilir mi satilmaz mi orasini bilemiyorum, bu haliyle olmaz tabi ama düzeltilir gözden geçerse, bilen birileri destek olursa neden olmasin, insanlarin buruya gelmemeleri için de bir uyari olacak bir nevi, denenmis çileleri çekmemeleri için, her seyden daha çok önemli olan çocuklarini koruyabilmeleri için...

Aysen: Siz neden buradasiniz, asil konumuzu unutuyorduk nerdeyse.

Elvan: (Ses tonu biraz azalarak) Ben... Sey, ben kizimi öldürdüm.
 
Elvan 4.Bölüm
Aysen: (Çok sasirmis bir ses tonuyla)Kizinizi mi öldürdünüz?

Elvan: Evet.

Aysen: Nasil oldu? Neden yani? Kaç yasindaydi?

Elvan: Nasil anlatayim, bir kaza oldu yani, isteyerek olmadi tabi.

Nejla: (Alayci)Hep öyle derler! Çok duyduk bunlari...(Bir sessizlik olur.)

Aysen: Lütfen. Müdahale etmeyin, anlatsin, rica ediyorum.

Nejla:Tamam, tamam, anlatsin, biz çok dinledik biraz da siz dinleyin, bir sey kaybetmezsiniz.

Aysen: Lütfen...Siz anlatin Elvan hanim, nasil oldu kaza?

Elvan: Ben mutfakta yemek, salata yapiyordum... Babasi da isten dönmüs, üzerini degistirip,ekmek almak için disari çikmisti. Kizim da salonda oyuncaklariyla oynuyordu.

Aysen: Kaç yasindaydi kiziniz?

Elvan: Haftasina alti yasina girecekti. Bir ara sesi kesildi, merak ettim, gidip bakayim dedim.Bir baktim ki, elinde babasinin silahi.

Aysen (Saskin) Babasinin silahi ortada miydi?

Elvan: Evet, yani yatagin üzerindeydi, üzerini degistirip hemen çiktigi için ortada duruyormus iste. Yatak odasina baktim, evet, kiz ordaydi ve silah elindeydi.

Elvan: Aysegül! Ne yapiyorsun birak onu.

Aysegül: Bakiyoyum anne. Babam kizmaz.

Elvan:Ver onu bana, ver diyorum, silahla oynanmaz, patlar!

Aysegül:Bane ne, vermiyorum, oynayacagim. Babamin...

Elvan: Ver diyorum kizim ver sunu...(Silah sesi duyulur.)

Elvan: Hayir! Hayiiiiiiir!Aysegül.Kizim....Aysegül, aç gözlerini yavrum, aç....

Aysen: Gerçekten kötü bir kaza, insanin evladini kaybetmesi çok aci olmali.

Elvan: Evet, bir anne evladi için ölmeyi yegler, inanin.

Aysen: Peki, babasi, babasi ne yapti gelince, sizi öyle görünce?

Elvan: O geldiginde ben hâlâ delirmis gibi bagiriyormusum, bana bir tokat atip kizi kucakladi ve kosarak hastaneye gittik. Yetisemedik, silahi almak için ugrasirken, kursunu tam kalbinden saplamisim yavrumun...

Aysen: Peki, sonra ne oldu, siz mi teslim oldunuz?

Elvan: Esim polis oldugu için bu isleri olmasi gerektigi gibi yapti, bir saskinlikla belki de beni hemen karakola götürüp teslim etti.

Aysen: Peki esiniz size inanmamis olabilir mi?

Elvan: Hayir, inandi tabi ki. Aysegül’ü canimdan çok sevdigimi biliyordu ve zaten her sey ortada idi. Insan kendi çocugunu bile bile öldürür mü?

Aysen: Hayir ama ne bileyim, bazen inanmiyor esler.

Elvan: Esimin ailesi inanmadi evet, baska birini sevdigimi ve kizimdan kurtulup onunla evlenmek istedigimi falan iddia ettiler.

Aysen: Niye yaptilar ki böyle bir seyi?

Nejla: Niye olacak, gerçekleri ortaya çikarmak içindir.(Kahkaha atar.)

Elvan: Bilmiyorum, bastan beri istemediler zaten beni, bunu da bana hep hissettirdiler. Esimi kaybettikten sonra da....

Aysen: Ne? Esinizi de mi kaybettiniz? O nasil oldu?

Elvan: Bu olanlardan sonra iyice dalginlasmis, bakislari bile bir tuhaf olmustu, ayakta duramayacak kadar içmeye baslamis, annem anlatiyordu.

Aysen: Evet, sonra...

Elvan: Bir aksam yine sarhos bir halde dönerken birden bire bir araba çikmis önüne, oracik da ölüvermis.

Aysen: Çok büyük geçmis olsun, az sey geçmemis basinizdan. Ama hayat devam ediyor iste.Buradan çikinca neler yapmayi düsünüyorsunuz? Planlariniz var mi gelecege yönelik?

Elvan: Evet, aslina bakarsaniz, son bir yildir düsündügüm sey, biraz önce bahsettigim gibi burada geçen yillarimla ilgili kitabimi çikartmak... Hiçbir annenin bir dakika bile çocugunu yalniz birakacak kadar önemli bir isi olmamali. En büyük hayalim bu, sanirim gider gitmez de bu amaç için ugrasmaya baslayacagim, belki babam bana yardimci olur, kendisi emekli bir ögretmendir.

Hatice: Bu kadincagiz, sakinlestiricilerle bir yil geçirdi, her gece bagirarak uyanirdi, az çekmedik biz bu Elvan’dan.

Elvan: (Mahcup bir ses tonuyla) Kusura bakmayin arkadaslar, çok üzdüm sizi...

Nejla: (Sevinerek) Neyse ki yarin gidiyorsun da kurtuluyoruz senden...

Aysen: (Sasirmis bir ses tonu)Saka yapiyorsunuz arkadasiniza galiba?

Nejla: Yooo, vallahi saka degil, birbirimizden pek hoslanmayiz zaten.

Gardiyan: Elvan! Ziyaretçin var, haydi görüs odasina.

Elvan: Tamam, geliyorum. Müsaadenizle, annem gelecekti, bekletmeyim.

Elvan: Hos geldin anne. Nasilsin? Iyi görünüyorsun.

Anne: Hos bulduk kizim, iyiyim, sen nasilsin? Çikiyor musun yarin?

Elvan: Evet anne, sabah sekizden sonra çikabilecegimi söylediler, yarin bitiyor.

Anne: Sükürler olsun, sabah erken gelip alirim seni.

Elvan: Zahmet etme anne, ben gelirim, sen evin adresini yaz, bulurum.

Anne: Yok yok, gelirim, zaten bulamazsin, çok karisik, belki sasirirsin yollari, ne olur ne olmaz. Istersen, baban gelsin almaya, nasil istersen.

Elvan: Yok, o zaman sen gel anne. Hem biraz çarsiyi dolasiriz, çok özledim, dolasmayi.

Anne:Aman kizim, çarsiyi bos ver hele, yarin eve gideriz, dinlenirsin, ertesi gün gezersin,günler torbaya mi girdi? Hele bir çik da düsünürüz. Var mi bir istegin, ben daha senin eve ugrayacagim, kiracilarin çikmak istemiyorlarmis. Eger yanimizda kalirsan, onlarda otursunlar inat etme de, hem artik o evde oturmani da istemiyorum kizim.

Elvan: Neden anne? Evin ne suçu var?

Anne: Olsun, o evde oturmaya devam edersen, her sey her gün gözünün önüne gelir,unutamazsin.

Elvan: Baska bir evde oturunca unutacak miyim anne? Unuttururlar mi?

Anne: Tamam, bunlari yarin evde konusuruz, gelirken bavul getireyim mi? Esyalarini neye koyacaksin? Çantan falan var mi? Varsa da eskimistir ranzalarin altinda sürünmekten.

Elvan: Getirme, hiçbir sey götürmeyecegim, bir iki kiyafetim var onlari da arkadaslara birakirim, isteyen kullanir, bu günleri, çektiklerimi hatirlatacak hiçbir sey olsun istemiyorum ama bir tek baglamami alip çikacagim.

Anne: Peki kizim, nasil istersen, ben gidiyorum, sabah görüsürüz, hadi canim, kendine dikkat et, olur mu?

Elvan: Tamam.... Anne?

Anne: Efendim kizim?

Elvan: Sag ol...

Anne: Sen de sag ol canim kizim benim...

Elvan: Annem... Canim... Siz de olmasaniz ne yapardim, iyi ki varsiniz. Kizim da annem derdi bana. Aysegül’üm... Biricik yavrum...

Nermin: Peki maasiniz iyi mi Aysen hanim, gerçi bekar kizmissin yetiyordur sana degil mi?

Aysen: Aslina bakarsaniz, param yetiyor diyen kimseyi bulamazsiniz, insanin geliri ne kadar olursa gideri de o kadar oluyor, ister istemiz harciyorsunuz yani, bir de genç ve yalniz olanlarin masraflari daha çoktur, düsündügünüzün aksine.

Melahat:Olsun kizim, aaa...Olur o kadar. A, geldin mi elvan? Annen miymis gelen?

Elvan: Evet Melahat abla, yarin beni almaya gelecek, onu görüstük.

Nejla: Ne malum annen oldugu, yoksa ara sira gelen su yakisikli adam olmasin gelen?

Elvan: Nejla, sus, ayip ediyorsun ayrica da sana bir açiklama yapmak zorunda degilim.

Aysen:Ben de müsaade istiyorum, baska bir kogusa daha gidecegim, hepinize tesekkür ediyorum tekrar tekrar, ayrica geçmis olsun diyorum. Ha... Elvan, bak bu benim kartim,yarin çikiyormussun ya, bu yazilar için belki bana yardimci olursun, hatta belki senin düsündügün seyi ben yaparim, burada olanlari sen anlatirsin ben yazarim, ne dersin? Ararmisin beni, ben bak kartta yazildigi gibi Emek gazetesinde çalisiyorum, olur ya belki sensöyle derinden bir iki can alici olay anlatirsinda yazimiz okunur, bekleyecegim aramani.

Elvan: Tamam, aramaya çalisirim, hele bir çikayim, bakalim disari da beni neler bekliyor, su an söz vermek de istemiyorum açikçasi.

Aysen: Hanimlar, hadi hosça kalin, hepinize iyi günler...

Kadinlar:Güle güle, güle güle, Yine gel bekleriz.

Hatice:Offff...Offfff....Disarida olmak gibisi var mi? Ne zaman bitecek bu çilemiz? Güzel kizdi dogrusu, hem de okumus, ne seviniyordur annesi babasi kim bilir?

Elvan: Sevinmez olur mu hiç Hatice, onlarda okumasi için az emek sarf etmemislerdir eminim, kolay mi çocuk büyütmek...

Nejla: (Alayci sesle) Of, sevsinler, çocuk büyütmenin zorlugunu fark edip mi öldürdün yoksa küçücük kizi.

Elvan: Bak Nejla, ben yarin gidiyorum, yeter artik ugrasma benimle, seni inandirmak zorunda degilim, hem seni ne ilgilendiriyor kaza ile ya da kasten, sen mi vereceksin benim ceza mi?

Su son günümüz de böyle seyler konusmak istemiyorum, zaten misafirin yaninda da anlattiklarima inanmamasi için epeyce ugrastin, beni yalanci durumuna düsürdün, eline ne geçti?

Nejla:Evet canim ben verecegim, hosuna gitmedi mi?

Melahat:Sus Nejla, baslama yine, misafir artik o, bir geçinemedin su kadinla sen de.

Hatice: Bos verin onu, hadi Elvan bize birkaç sarki türkü daha çal, dinleyelim.

Elvan:Peki, çalayim, nereye koymustum? Hah, buraya asmistim, akordu bozulmamistir, ne

istersiniz? (Kadinlardan degisik yorumlar gelir.)

Kadinlar:Çal da ne çalarsan çal, ‘Metris’i çal, yok seyi çalsin, neydi onun adi, bu da gelir buda geçer’i.

Nejla: (Sinirli bir sesle) Bence hiç birini çalmasin, yeterince kafamizi sisirdi zaten bugün,yeter artik!

Elvan: Neyse Nejla, bir aksam daha sabret, sabah gidiyorum.

Nejla:Sabredemem efendim,(sesi yükselir, ayak sesleri gelir), ver bakayim su baglamani

bana! Ver bakalim, ver, bak simdi ne yapacagim sevgili baglamana!

Elvan: Birak Nejla, ne yapiyorsun? Birak Necla! Birak lütfen!
 
Elvan 5.Bölüm


Özet: Elvan, sekiz kisilik bir odada cezaevinde
diger bayanlarla kalmakta olan, genç, olgun ve
iyi niyetli bir kadindir. Kogusta kendisiyle bir

türlü anlasamayan Nejla, sürekli sorunlar
çikarmak da ve Elvan’i huzursuz etmektedir. Müdür
Bey, bir gün sonra çikacak olan Elvan’i

yanina çagirip, davranislarindan dolayi takdir
etmis ve bundan sonrasi için uyarilarda
bulunmustur.Ayni gün koguslarina gelen bir

gazeteci bütün bayanlarin neden orada
olduklariyla ilgili röportaj yapmis, bu esnada da
Elvan’in da kizini öldürdügünü ögrenerek

sasirmis, olayin kaza oldugunu duyunca da biraz
rahatlamistir. Elvan’in bundan sonra ki en
büyük hayali hapishanede geçen günleriyle ilgili

yazmis oldugu günlügü kitap sekline getirip
bastirmak istemesidir.Gazeteci bayanin gidisinden
sonra kadinlar Elvan’dan kendileri için

baglamasiyla birkaç sarki türkü çalmasini
istemislerdir. Baglamasini eline alan Elvan,yine
Necla’nin gereksiz kaprislerine maruz kalmis ve

kafa sisirdigini iddia ederek baglamasini
birden bire elinden almistir.

Nejla:Ver dedim, kirdirma bana bu aptal aleti. Çek su ellerini Elvan, sinirlerimi iyice tepeme
çikarma!Çek!

Elvan:Çekistirme Nejla, tellerini koparacaksin, lütfen birak.

Nejla:Telini koparacagim demek ha? Bak simdi nereleri kopacak baglamanin!Bak, böyle iyi
mi? Al iste al, al, al!(Yere vurup kirma sesleri)

Kadinlar:Yapma Nejla, yapma, ne yapiyorsun birak kirdin güzelim aleti. Ne yaptin!

Nejla:Iyi yaptim, kafa sisirip durmasaydi o da, çalma dedim ona! Kendi kirdirdi zorla.

Selma:Tamam, Elvan, otur söyle, aglama, lütfen, yine alirsin, bakma sen buna, kudurdu
yine. Kiskaniyor, yarin çikacaksin ya...

Hatice: Birak, kirarsa kirsin, aramizda Para toplar aliriz yenisini sana, hem yarin çikinca,
Kendine yeniden alirsin, ha? Sil gözlerini, al bu peçete temiz…

Elvan: (Aglayarak) Sagol...

Sevda: Aglama kiz Elvan, biliyoruz en çok sevdigin tek sey oydu ama, bosver, yine alirsin, eli
kirilsin, bak geçti oraya oturdu gülüyor, hadi aglama artik...Yat biraz en iyisi sen...

Serife:Hadi anam hadi, yat yatagina, gel ben yatirayim, bir türlü sevemedi seni nedense, en
sonunda yine yapti yapacagini.

Melahat: Kör olasi Nejla, daha kadinin eline döktügün çayin yanigi geçmedi, hiç mi
utanmiyorsun?

Nejla:Ne diye utanacakmisim, ne yaptim ki ben?! Kendi kasindi, çalma dedim ona.

Sevda: Biz istedik Nejla, güzelce çaliyordu iste, sanki ölür müydün dinleseydin, burda
çogunlugun dedigi olacak diye kaç kez konustuk aramizda, dinlemedin herhalde.

Hatice: Üzerini de örtelim, hadi uyumaya çalis, biz toplariz ortaligi, canini sikma, aliriz bir
daha...

Elvan: (Aglayarak) Ben onu kaç ay para biriktirip almistim, ilk baglamamdi...

Hatice: Biliyorum canim, biliyoruz, üzülme, cana gelecek mala gelsin... Hadi uyu, hadi...
(Müzik girilir)

Nermin: Ne dersin saat sekiz oldu, kaç saattir uyuyor, uyandiralim mi artik?

Hatice: Çay da hazir, ne dersin Melo abla?

Melahat: Tamam, uyandiralim, sabah gidecek ama bu gece uyumak yok ona, bir daha kim bilir
ne zaman nerde görecegiz, hadi kaldirin madem her sey hazir diyorsunuz...

Selma: Dur ben uyandirayim, Elvan, elvan, hadi uyan canim, bak sana bir sürprizimiz var...

Elvan: (Esneyerek) Ahh... Saat kaç oldu Selma, ne kadar da uyumusum öyle...

Selma: Saat sekiz canim, kalk bak neler hazirladik, kaldir basini...

Elvan: Aman Allah’im...Bu sofra nedir böyle? Inanamiyorum, ne zaman yaptiniz bütün
bunlari.

Serife: Senin veda gecen için hazirladik canim, sabah gideceksin, bu gece uyumak yok artik,
bütün gece sohbet edecegiz, hadi kalk bekletme artik bizi.

Elvan: (Mutlu ve saskin bir ses tonuyla) Siz... Siz bir harikasiniz, neden bu kadar yordunuz
kendinizi arkadaslarim.

Melahat: Haydi Elvan, bu birlikte son gecemiz, elini yüzünü bir yika da oturalim artik masa
basina. Senin adina sevinsek de seni kaybedecegimiz için zaten üzgünüz, uyumanin sirasi mi?

Elvan:Kalktim, kalktim, hadi siz oturun, hemen su çarpip yüzüme geliyorum....Nasil tesekkür
etsem azdir size. Burada ki arkadaslik ve dostluk disaridakinden daha farkli oluyor...

Sevda: Çaylari dolduruyorum ben, hadi hepiniz gelin, sogutmayin bari. Elvan, sen suraya
otur...Bugün biz hizmet edecegiz artik, sen misafirsin burada, degil mi?

Nermin: Elvansizliga nasil alisacagiz, bilemiyorum, o gidince kogus bos kalacak öyle degil
mi arkadaslar? Haksiz miyim?(Çay karistirma sesleri)

Melahat: Haklisin Nermin, sazini sözünü birak sohbetini tavsiyelerini özleyecegiz.

Sevda: Kiz gidince bizi unutma emi? Firsat bulursan da mektup yaz.

Elvan: Unutur muyum hiç arkadaslar, bu günler unutulur mu? Yazarim tabi, gelirim de arada.
Merak etmeyin. Haberlesiriz.

Melahat: Sen de zaten özlersin bizi, disarida bundan sonra iyi bir dost bulman yillarini alacak
belki de. Biliyorsunuz benim ikinci girisim, kocami öldürmeden önce de bir komsuyla tartisip
girmistim, dört ay kalmistim ama bizim toplum niye yaptin diye sormaz, önyargilidirlar,
çiktigimda esim bile bir farkli davranmaya baslamisti dogrusunu söylemek gerekirse.

Elvan:Neden Melahat abla? Neden öyle oluyor?

Melahat: Diyorum ya kizim, hapis yatmis insanlari kimse istemiyor, ev bulmada, is bulmada,
dost bulmada zorlaniyorsun, bir suç islemissindir cezani da çekmissindir ama o orda
kapanmaz. Illa ki biraz da insanlardan çekeceksindir. Kavgadan yatmistim ama benim her
türlü suçu isleyebilecegimi düsünüyorlardi, komsunun tavugu çalinsa, ilk süpheli ben
oluyordum, kavga yüzünden yatmis olmak diger suçlari da kesin yapmak anlamina geliyor,
her sey beklenir ondan diyorlar her geçtigin yerde. Bunlar insanin çok zoruna gidiyor ama
zamanla alisiyorsun, onlar da seni taniyor, yillar sonra, yapana degil yaptirana bak diye
düsünenlerden belki bir iki arkadasin oluyor ama onlar da tedirgin bir arkadas olarak
kaliyorlar hep, görüsüp görüsmemek de kararsiz olanlar yani.

Elvan:Iyi de Melahat ablacigim, belki onlar da haklidirlar kendi çaplarinda, kizmamak lazim,
anlayisli olmaliyiz, buraya gelmeden önce ben de önyargiliydim bu konularda, yakinlarimda
hiç olmadi cezaevi görmüs ama okudugum da izledigim de pek hos karsilamiyordum, ama
insanogluyuz ve herkesin basina her sey gelebiliyor, kimse durup dururken yapmiyor elbet
bunlari, bir anlik sinir, cahillik, ne bileyim iste bir çok sebeplerle yapiliyor
bunlar...Kizdiklarim, hirsizlik yapanlar, gasp yapanlar, gereksiz cinayetler... Cinayet dedim de
sabah Müdür beyin odasinda ki dergide gördüm, bir anket yapilmis, cezaevlerinde yatanlarin
yarisi kadinmis ve bunlarinda yüzde elli dördü cinayetten yatiyormus, bu cinayetlerin yüzde
yirmi üçü de eslerini öldüren kadinlarmis, ben de açikçasi üzüldüm, kadinlik bu kadar basit
olmamali, belki de sabirlari tükenmisti ama baska bir yolu olmali bunun yerine. Bos yere
kendi hayatini karartmak, bak bu sabah sende söyledin iste, ayrilsaydim da öldürmeseydim
dedin degil mi?

Melahat: Evet kizim da iste dedigin gibi bir anlik bir kararin kurbani oldum iste, enine boyuna
düsünmeden hareket ettim, bosuna kendimi yaktim. Neyse birak simdi bu konulari da anlat
bakalim sen, neler yapacaksin çikinca? Bu arada hadi çayla sisirme mideni, ye her seyden,
senin için hazirlandi, biliyorsun.

Elvan: Ellerine saglik hepsinin de. Çok tesekkür ederim, hadi siz neden yavas yiyorsunuz, hem
konusalim hem yiyelim iste. Ben... Biliyorsunuz, önce annemlere gidecegim, annem artik
ayni evde oturmami istemiyor, çünkü kurdugum, emek harcadigim mutlu yuvam, bir iki
dakikalik dikkatsizlik sonucu bitti. Bundan sonra o evde oturmamin da pek anlami kalmadi,
hem su aralar, bu yalnizligin agir yükünü tek basima kaldiramam, senin de dedigin gibi eski
komsularimin benimle görüsüp görüsmeyecegini bile bilmiyorum aslina bakarsaniz,
alinganim, biri bir sey söylese, eminim günlerce onu düsünüp aglarim, kaldiramam, bu
yüzden annemlerde kalacagim ve burda geçen günlerimle ilgili çikacak kitabimla
ilgilenecegim. Bu beni uzunca bir süre oyalar. Sonra da belki bir is bulmaya çalisirim, eger
dedigin gibi çok zorlanirsam, evde bir seyler yapip satacagim.

Hatice: Ne yapabilirsin ki Elvan?

Elvan:Bilemiyorum, elisi falan türü bir seyler iste. Bakir tablolar yapabilirim, kumas çiçekler
hazirlayabilirim, zaten bos duramam ben, mutlaka bir mesgalem olmasi lazim, bence kadinlar
bu yönden sansli, üretkenlik de istedikleri zaman kimse ellerine su dökemiyor, her seyi
beceriyor bizim kadinlar, yaniliyor muyum?

Nermin: Evet, katiliyorum sana, hem üretebiliyorlar, hem de satabiliyorlar, çene de var
masallah bizimkilerde. Üretmek insani mutlu ediyor ayrica, stresi kalmiyor insanin, ben de bir
ara elyaf ve naylon posetlerden sarimsak yapip satmistim da eve ufak tefek bir seyler
Almistim, kendi paramla aldigim için öyle degerliydi ki gözümde onlar, anlatamam size.
Serife: Benim alt komsuda kumas boyama yapiyordu konuya komsuya, bana da az çok
gösterdi, basina geçsem belki yaparim, çok da zor degildi aslinda. Modeli çizip uygun
renklerle ebruli bir sekilde boyuyordu, ve çok da hos oluyordu dogrusu, kadin onlari satarak,
kizinin bütün çeyizini tamamladi. Ona çok imrenmistim dogrusu.

Sevda: Ben de bir akrabamizin kizi piko yaparak parasiyla da üniversite okudugunda çok
imrenmistim, okumak gibisi var mi? Okumayi çok istemistim, en büyük hayalim bir doktor
olmakti ama simdi nerdeyim ve ne haldeyim...

Elvan: Seni anliyorum, Sevda, ama Atamiz ne demis: “Türk, ögün, çalis , güven.” Bu söz çok
sey anlatmiyor mu sizce de. Tamam, insaniz, hatalar yaptik ama vazgeçmek olur mu? Ümitsiz
olur mu? Çalismadan olur mu? Geçmisi düsünüp de kahrolmakla elimize bir sey geçmez,
bakin aklima ne geldi? Hatice, sana zahmet su çayi mi tazeleyebilir misin?

Hatice: Ne demek, uzat bu tarafa.

Elvan: Madem, hepimiz bir seyler yapma taraftariyiz, o halde güçlerimizi birlestirelim,
yapalim bir seyler.

Melahat: Ne gibi bir seyler yani? Elimizden ne gelir ki?

Elvan:Çok sey, herkesin elinden gelen bir seyler var anladigim kadariyla, isbirligi yaparsak,
istersek basaramayacagimiz bir sey yok. Herkes elinden geleni yapar, bunlari satabilecek bir
dükkan buluruz, kiralariz, çalisiriz...

Serife: (Alayci)Hayal bu!Mümkün degil!

Elvan:Neden hayal olsun ki, hiç de degil, zaten hayal kurulmadan basari olur mu, önce
hayalini kuracaksin, sonra planlayacaksin ve uygulayacaksin, bak nasil becerecegiz kendin
bile inanamayacaksin?

Hatice: Haklisin aslinda, eger sen istedigimiz malzemeleri getirirsen hemen baslariz ise. Ben
boncuk oyasini çok güzel yaparim, ezberimde bir sürü model var.

Elvan:Bak gördünüz mü? Hatice boncuk oyasi yapacak, sizler neler yapabilirsiniz, arkadaslar
iyi düsünün, oturmakla menzil alinmiyor biliyorsunuz.

Sevda:Haklisin galiba Elvan, istersek güzel seyler basarabiliriz. Benim elimden de gelir bir
seyler ama malzemeleri pahali makrame falan yapabiliyorum. Sarkaçlar, gazetelikler,
çantalar...

Elvan:Çok güzel, bakin o halde bu gece bir liste yapalim, ihtiyaçlarimizi belirleyelim, ben en
kisa zamanda bunlari almaya çalisirim, getiririm siz de hemen baslarsiniz,. O arada ben
satacak olan dükkanlari arastirim, annem ve bazi tanidiklari bu konuda bana yardimci olur
saniyorum.

Melahat:Iyi de kizim, hos seyler söylüyorsun da bizim yaptiklarimizi kim begenip kim alacak,
hadi satilmadi ne olacak o zaman? Bir sürü para, emek bosa gidecek, yazik degil mi?

Elvan: Melahat abla, bence denemeliyiz, tamam satilmama riski var ama bence bos oturunca
da elimize geçen bir sey yok, artik sabikali damgasini da yedik ki kolaylikla bir is de
bulamayiz, denemeden böyle vazgeçmek olmaz, her is emek ister biliyorsun, özenerek
yaparsak isimizi neden satilmasin, belki de çok iyi satariz belli mi olur? Hem yapilan isin
kötüsü olmaz derler, ne diyorsunuz kizlar, yapalim mi listeyi? Yorulmaya, kazanmaya,
üretmeye, mutlu olmaya hazir misiniz?

Bütün kadinlar: Haziriiiiiiz!(Herkes bir seyler söyler, ugultu olur.) Yapalim, evet, elimizde
kalmaz ya, kalsa bile kendimiz kullaniriz, bence satariz, satilanlari kim yapiyor ki, o elisleri
de kadinlarin elinden çikmiyor mu, yapalim yapalim, hemen yazalim listeyi.

Elvan: Tamam o halde, durun, çantamdan kâgit kalem çikarayim, kime ne alinacak kalem
kalem yazalim, bakin birlikten nasil kuvvet dogacak, sey kizlar, kagit buldum da kalemim
yok, su göze koymustum ama... Sey, bu arada Nejla nerde, yeni farkettim yoklugunu, nereye
gitti, ha söylesenize? (Bir sessizlik olur.)

Hatice: Sey, müdür beyin odasina gitti, sanirim bir sey konusacakmis, önemliymis.

Melahat:Ne konusacakmis o müdürle, önemli neyi var ki onun, kim bilir yine ne uyduracak?
Nermin: Belli olmaz onun isi. Son gidisinde beni sikayet etmisti hatirlarsaniz. Güya parasini
çalmistim ya...

Selma: Ondan her sey beklenir, o zamanlar sana gicikti, senle iyi oldu simdi de Elvan’a takti
kafayi aylardir, belki bu kez de onu sikayete gitmistir?

Elvan:Benim neyimi sikayet edecek ki… Görüyorsunuz, hep haksiz olan ben oluyorum, alttan
almaktan canim çikiyor...

Serife: Sen merak etme, o bulur bir seyler, yalan makinesi gibi bir kadin, çikmasina da çok,
kaybedecek bir seyi olmayandan kork diye bosa demiyorlar ya... Ben sahsen onun gibi bir
düsman istemezdim.( Kapi açilma sesi)

Gardiyan: Elvan...Elvan...Gel. Müdür Bey seni çagiriyor...

Elvan: Beni mi? Neden? Niye çagiriyor?

Gardiyan: Gelince ögrenirsin.

Elvan: Peki, geliyorum, gideyim arkadaslar, bakalim Nejla mi yine mesele.

Hatice: Kesin odur, yarim saattir orda eminim bir seyler bulmustur anlatacak hain kadin.

Elvan: Ne bulacak Allah askina, kim inanir ona artik...(Kapi kapanma, ayak sesleri, kapi
vurulma sesi.)

Müdür Bey: Gir Elvan, otur söyle. Bu mektubu sen mi yazdin? Dogru söyle, kizmayacagim.
Elvan: Mektup mu? Ne mektubu müdür bey?

Müdür Bey: Iste bu mektup, son gecemde bitirecegim Nejla’nin isini yazan mektup. Kizima
bile acimadim ki ben yazan mektup... Bana yaptiklarinin cezasini ödetecegim yazili mektup?
Sen mi yazdin? Üzerinde Elvan yazili bir kalem çikan bu mektup? Tanidin mi?
 
Elvan 5.Bölüm


Özet: Elvan, sekiz kisilik bir odada cezaevinde
diger bayanlarla kalmakta olan, genç, olgun ve
iyi niyetli bir kadindir. Kogusta kendisiyle bir

türlü anlasamayan Nejla, sürekli sorunlar
çikarmak da ve Elvan’i huzursuz etmektedir. Müdür
Bey, bir gün sonra çikacak olan Elvan’i

yanina çagirip, davranislarindan dolayi takdir
etmis ve bundan sonrasi için uyarilarda
bulunmustur.Ayni gün koguslarina gelen bir

gazeteci bütün bayanlarin neden orada
olduklariyla ilgili röportaj yapmis, bu esnada da
Elvan’in da kizini öldürdügünü ögrenerek

sasirmis, olayin kaza oldugunu duyunca da biraz
rahatlamistir. Elvan’in bundan sonra ki en
büyük hayali hapishanede geçen günleriyle ilgili

yazmis oldugu günlügü kitap sekline getirip
bastirmak istemesidir.Gazeteci bayanin gidisinden
sonra kadinlar Elvan’dan kendileri için

baglamasiyla birkaç sarki türkü çalmasini
istemislerdir. Baglamasini eline alan Elvan,yine
Necla’nin gereksiz kaprislerine maruz kalmis ve

kafa sisirdigini iddia ederek baglamasini
birden bire elinden almistir.

Nejla:Ver dedim, kirdirma bana bu aptal aleti. Çek su ellerini Elvan, sinirlerimi iyice tepeme
çikarma!Çek!

Elvan:Çekistirme Nejla, tellerini koparacaksin, lütfen birak.

Nejla:Telini koparacagim demek ha? Bak simdi nereleri kopacak baglamanin!Bak, böyle iyi
mi? Al iste al, al, al!(Yere vurup kirma sesleri)

Kadinlar:Yapma Nejla, yapma, ne yapiyorsun birak kirdin güzelim aleti. Ne yaptin!

Nejla:Iyi yaptim, kafa sisirip durmasaydi o da, çalma dedim ona! Kendi kirdirdi zorla.

Selma:Tamam, Elvan, otur söyle, aglama, lütfen, yine alirsin, bakma sen buna, kudurdu
yine. Kiskaniyor, yarin çikacaksin ya...

Hatice: Birak, kirarsa kirsin, aramizda Para toplar aliriz yenisini sana, hem yarin çikinca,
Kendine yeniden alirsin, ha? Sil gözlerini, al bu peçete temiz…

Elvan: (Aglayarak) Sagol...

Sevda: Aglama kiz Elvan, biliyoruz en çok sevdigin tek sey oydu ama, bosver, yine alirsin, eli
kirilsin, bak geçti oraya oturdu gülüyor, hadi aglama artik...Yat biraz en iyisi sen...

Serife:Hadi anam hadi, yat yatagina, gel ben yatirayim, bir türlü sevemedi seni nedense, en
sonunda yine yapti yapacagini.

Melahat: Kör olasi Nejla, daha kadinin eline döktügün çayin yanigi geçmedi, hiç mi
utanmiyorsun?

Nejla:Ne diye utanacakmisim, ne yaptim ki ben?! Kendi kasindi, çalma dedim ona.

Sevda: Biz istedik Nejla, güzelce çaliyordu iste, sanki ölür müydün dinleseydin, burda
çogunlugun dedigi olacak diye kaç kez konustuk aramizda, dinlemedin herhalde.

Hatice: Üzerini de örtelim, hadi uyumaya çalis, biz toplariz ortaligi, canini sikma, aliriz bir
daha...

Elvan: (Aglayarak) Ben onu kaç ay para biriktirip almistim, ilk baglamamdi...

Hatice: Biliyorum canim, biliyoruz, üzülme, cana gelecek mala gelsin... Hadi uyu, hadi...
(Müzik girilir)

Nermin: Ne dersin saat sekiz oldu, kaç saattir uyuyor, uyandiralim mi artik?

Hatice: Çay da hazir, ne dersin Melo abla?

Melahat: Tamam, uyandiralim, sabah gidecek ama bu gece uyumak yok ona, bir daha kim bilir
ne zaman nerde görecegiz, hadi kaldirin madem her sey hazir diyorsunuz...

Selma: Dur ben uyandirayim, Elvan, elvan, hadi uyan canim, bak sana bir sürprizimiz var...

Elvan: (Esneyerek) Ahh... Saat kaç oldu Selma, ne kadar da uyumusum öyle...

Selma: Saat sekiz canim, kalk bak neler hazirladik, kaldir basini...

Elvan: Aman Allah’im...Bu sofra nedir böyle? Inanamiyorum, ne zaman yaptiniz bütün
bunlari.

Serife: Senin veda gecen için hazirladik canim, sabah gideceksin, bu gece uyumak yok artik,
bütün gece sohbet edecegiz, hadi kalk bekletme artik bizi.

Elvan: (Mutlu ve saskin bir ses tonuyla) Siz... Siz bir harikasiniz, neden bu kadar yordunuz
kendinizi arkadaslarim.

Melahat: Haydi Elvan, bu birlikte son gecemiz, elini yüzünü bir yika da oturalim artik masa
basina. Senin adina sevinsek de seni kaybedecegimiz için zaten üzgünüz, uyumanin sirasi mi?

Elvan:Kalktim, kalktim, hadi siz oturun, hemen su çarpip yüzüme geliyorum....Nasil tesekkür
etsem azdir size. Burada ki arkadaslik ve dostluk disaridakinden daha farkli oluyor...

Sevda: Çaylari dolduruyorum ben, hadi hepiniz gelin, sogutmayin bari. Elvan, sen suraya
otur...Bugün biz hizmet edecegiz artik, sen misafirsin burada, degil mi?

Nermin: Elvansizliga nasil alisacagiz, bilemiyorum, o gidince kogus bos kalacak öyle degil
mi arkadaslar? Haksiz miyim?(Çay karistirma sesleri)

Melahat: Haklisin Nermin, sazini sözünü birak sohbetini tavsiyelerini özleyecegiz.

Sevda: Kiz gidince bizi unutma emi? Firsat bulursan da mektup yaz.

Elvan: Unutur muyum hiç arkadaslar, bu günler unutulur mu? Yazarim tabi, gelirim de arada.
Merak etmeyin. Haberlesiriz.

Melahat: Sen de zaten özlersin bizi, disarida bundan sonra iyi bir dost bulman yillarini alacak
belki de. Biliyorsunuz benim ikinci girisim, kocami öldürmeden önce de bir komsuyla tartisip
girmistim, dört ay kalmistim ama bizim toplum niye yaptin diye sormaz, önyargilidirlar,
çiktigimda esim bile bir farkli davranmaya baslamisti dogrusunu söylemek gerekirse.

Elvan:Neden Melahat abla? Neden öyle oluyor?

Melahat: Diyorum ya kizim, hapis yatmis insanlari kimse istemiyor, ev bulmada, is bulmada,
dost bulmada zorlaniyorsun, bir suç islemissindir cezani da çekmissindir ama o orda
kapanmaz. Illa ki biraz da insanlardan çekeceksindir. Kavgadan yatmistim ama benim her
türlü suçu isleyebilecegimi düsünüyorlardi, komsunun tavugu çalinsa, ilk süpheli ben
oluyordum, kavga yüzünden yatmis olmak diger suçlari da kesin yapmak anlamina geliyor,
her sey beklenir ondan diyorlar her geçtigin yerde. Bunlar insanin çok zoruna gidiyor ama
zamanla alisiyorsun, onlar da seni taniyor, yillar sonra, yapana degil yaptirana bak diye
düsünenlerden belki bir iki arkadasin oluyor ama onlar da tedirgin bir arkadas olarak
kaliyorlar hep, görüsüp görüsmemek de kararsiz olanlar yani.

Elvan:Iyi de Melahat ablacigim, belki onlar da haklidirlar kendi çaplarinda, kizmamak lazim,
anlayisli olmaliyiz, buraya gelmeden önce ben de önyargiliydim bu konularda, yakinlarimda
hiç olmadi cezaevi görmüs ama okudugum da izledigim de pek hos karsilamiyordum, ama
insanogluyuz ve herkesin basina her sey gelebiliyor, kimse durup dururken yapmiyor elbet
bunlari, bir anlik sinir, cahillik, ne bileyim iste bir çok sebeplerle yapiliyor
bunlar...Kizdiklarim, hirsizlik yapanlar, gasp yapanlar, gereksiz cinayetler... Cinayet dedim de
sabah Müdür beyin odasinda ki dergide gördüm, bir anket yapilmis, cezaevlerinde yatanlarin
yarisi kadinmis ve bunlarinda yüzde elli dördü cinayetten yatiyormus, bu cinayetlerin yüzde
yirmi üçü de eslerini öldüren kadinlarmis, ben de açikçasi üzüldüm, kadinlik bu kadar basit
olmamali, belki de sabirlari tükenmisti ama baska bir yolu olmali bunun yerine. Bos yere
kendi hayatini karartmak, bak bu sabah sende söyledin iste, ayrilsaydim da öldürmeseydim
dedin degil mi?

Melahat: Evet kizim da iste dedigin gibi bir anlik bir kararin kurbani oldum iste, enine boyuna
düsünmeden hareket ettim, bosuna kendimi yaktim. Neyse birak simdi bu konulari da anlat
bakalim sen, neler yapacaksin çikinca? Bu arada hadi çayla sisirme mideni, ye her seyden,
senin için hazirlandi, biliyorsun.

Elvan: Ellerine saglik hepsinin de. Çok tesekkür ederim, hadi siz neden yavas yiyorsunuz, hem
konusalim hem yiyelim iste. Ben... Biliyorsunuz, önce annemlere gidecegim, annem artik
ayni evde oturmami istemiyor, çünkü kurdugum, emek harcadigim mutlu yuvam, bir iki
dakikalik dikkatsizlik sonucu bitti. Bundan sonra o evde oturmamin da pek anlami kalmadi,
hem su aralar, bu yalnizligin agir yükünü tek basima kaldiramam, senin de dedigin gibi eski
komsularimin benimle görüsüp görüsmeyecegini bile bilmiyorum aslina bakarsaniz,
alinganim, biri bir sey söylese, eminim günlerce onu düsünüp aglarim, kaldiramam, bu
yüzden annemlerde kalacagim ve burda geçen günlerimle ilgili çikacak kitabimla
ilgilenecegim. Bu beni uzunca bir süre oyalar. Sonra da belki bir is bulmaya çalisirim, eger
dedigin gibi çok zorlanirsam, evde bir seyler yapip satacagim.

Hatice: Ne yapabilirsin ki Elvan?

Elvan:Bilemiyorum, elisi falan türü bir seyler iste. Bakir tablolar yapabilirim, kumas çiçekler
hazirlayabilirim, zaten bos duramam ben, mutlaka bir mesgalem olmasi lazim, bence kadinlar
bu yönden sansli, üretkenlik de istedikleri zaman kimse ellerine su dökemiyor, her seyi
beceriyor bizim kadinlar, yaniliyor muyum?

Nermin: Evet, katiliyorum sana, hem üretebiliyorlar, hem de satabiliyorlar, çene de var
masallah bizimkilerde. Üretmek insani mutlu ediyor ayrica, stresi kalmiyor insanin, ben de bir
ara elyaf ve naylon posetlerden sarimsak yapip satmistim da eve ufak tefek bir seyler
Almistim, kendi paramla aldigim için öyle degerliydi ki gözümde onlar, anlatamam size.
Serife: Benim alt komsuda kumas boyama yapiyordu konuya komsuya, bana da az çok
gösterdi, basina geçsem belki yaparim, çok da zor degildi aslinda. Modeli çizip uygun
renklerle ebruli bir sekilde boyuyordu, ve çok da hos oluyordu dogrusu, kadin onlari satarak,
kizinin bütün çeyizini tamamladi. Ona çok imrenmistim dogrusu.

Sevda: Ben de bir akrabamizin kizi piko yaparak parasiyla da üniversite okudugunda çok
imrenmistim, okumak gibisi var mi? Okumayi çok istemistim, en büyük hayalim bir doktor
olmakti ama simdi nerdeyim ve ne haldeyim...

Elvan: Seni anliyorum, Sevda, ama Atamiz ne demis: “Türk, ögün, çalis , güven.” Bu söz çok
sey anlatmiyor mu sizce de. Tamam, insaniz, hatalar yaptik ama vazgeçmek olur mu? Ümitsiz
olur mu? Çalismadan olur mu? Geçmisi düsünüp de kahrolmakla elimize bir sey geçmez,
bakin aklima ne geldi? Hatice, sana zahmet su çayi mi tazeleyebilir misin?

Hatice: Ne demek, uzat bu tarafa.

Elvan: Madem, hepimiz bir seyler yapma taraftariyiz, o halde güçlerimizi birlestirelim,
yapalim bir seyler.

Melahat: Ne gibi bir seyler yani? Elimizden ne gelir ki?

Elvan:Çok sey, herkesin elinden gelen bir seyler var anladigim kadariyla, isbirligi yaparsak,
istersek basaramayacagimiz bir sey yok. Herkes elinden geleni yapar, bunlari satabilecek bir
dükkan buluruz, kiralariz, çalisiriz...

Serife: (Alayci)Hayal bu!Mümkün degil!

Elvan:Neden hayal olsun ki, hiç de degil, zaten hayal kurulmadan basari olur mu, önce
hayalini kuracaksin, sonra planlayacaksin ve uygulayacaksin, bak nasil becerecegiz kendin
bile inanamayacaksin?

Hatice: Haklisin aslinda, eger sen istedigimiz malzemeleri getirirsen hemen baslariz ise. Ben
boncuk oyasini çok güzel yaparim, ezberimde bir sürü model var.

Elvan:Bak gördünüz mü? Hatice boncuk oyasi yapacak, sizler neler yapabilirsiniz, arkadaslar
iyi düsünün, oturmakla menzil alinmiyor biliyorsunuz.

Sevda:Haklisin galiba Elvan, istersek güzel seyler basarabiliriz. Benim elimden de gelir bir
seyler ama malzemeleri pahali makrame falan yapabiliyorum. Sarkaçlar, gazetelikler,
çantalar...

Elvan:Çok güzel, bakin o halde bu gece bir liste yapalim, ihtiyaçlarimizi belirleyelim, ben en
kisa zamanda bunlari almaya çalisirim, getiririm siz de hemen baslarsiniz,. O arada ben
satacak olan dükkanlari arastirim, annem ve bazi tanidiklari bu konuda bana yardimci olur
saniyorum.

Melahat:Iyi de kizim, hos seyler söylüyorsun da bizim yaptiklarimizi kim begenip kim alacak,
hadi satilmadi ne olacak o zaman? Bir sürü para, emek bosa gidecek, yazik degil mi?

Elvan: Melahat abla, bence denemeliyiz, tamam satilmama riski var ama bence bos oturunca
da elimize geçen bir sey yok, artik sabikali damgasini da yedik ki kolaylikla bir is de
bulamayiz, denemeden böyle vazgeçmek olmaz, her is emek ister biliyorsun, özenerek
yaparsak isimizi neden satilmasin, belki de çok iyi satariz belli mi olur? Hem yapilan isin
kötüsü olmaz derler, ne diyorsunuz kizlar, yapalim mi listeyi? Yorulmaya, kazanmaya,
üretmeye, mutlu olmaya hazir misiniz?

Bütün kadinlar: Haziriiiiiiz!(Herkes bir seyler söyler, ugultu olur.) Yapalim, evet, elimizde
kalmaz ya, kalsa bile kendimiz kullaniriz, bence satariz, satilanlari kim yapiyor ki, o elisleri
de kadinlarin elinden çikmiyor mu, yapalim yapalim, hemen yazalim listeyi.

Elvan: Tamam o halde, durun, çantamdan kâgit kalem çikarayim, kime ne alinacak kalem
kalem yazalim, bakin birlikten nasil kuvvet dogacak, sey kizlar, kagit buldum da kalemim
yok, su göze koymustum ama... Sey, bu arada Nejla nerde, yeni farkettim yoklugunu, nereye
gitti, ha söylesenize? (Bir sessizlik olur.)

Hatice: Sey, müdür beyin odasina gitti, sanirim bir sey konusacakmis, önemliymis.

Melahat:Ne konusacakmis o müdürle, önemli neyi var ki onun, kim bilir yine ne uyduracak?
Nermin: Belli olmaz onun isi. Son gidisinde beni sikayet etmisti hatirlarsaniz. Güya parasini
çalmistim ya...

Selma: Ondan her sey beklenir, o zamanlar sana gicikti, senle iyi oldu simdi de Elvan’a takti
kafayi aylardir, belki bu kez de onu sikayete gitmistir?

Elvan:Benim neyimi sikayet edecek ki… Görüyorsunuz, hep haksiz olan ben oluyorum, alttan
almaktan canim çikiyor...

Serife: Sen merak etme, o bulur bir seyler, yalan makinesi gibi bir kadin, çikmasina da çok,
kaybedecek bir seyi olmayandan kork diye bosa demiyorlar ya... Ben sahsen onun gibi bir
düsman istemezdim.( Kapi açilma sesi)

Gardiyan: Elvan...Elvan...Gel. Müdür Bey seni çagiriyor...

Elvan: Beni mi? Neden? Niye çagiriyor?

Gardiyan: Gelince ögrenirsin.

Elvan: Peki, geliyorum, gideyim arkadaslar, bakalim Nejla mi yine mesele.

Hatice: Kesin odur, yarim saattir orda eminim bir seyler bulmustur anlatacak hain kadin.

Elvan: Ne bulacak Allah askina, kim inanir ona artik...(Kapi kapanma, ayak sesleri, kapi
vurulma sesi.)

Müdür Bey: Gir Elvan, otur söyle. Bu mektubu sen mi yazdin? Dogru söyle, kizmayacagim.
Elvan: Mektup mu? Ne mektubu müdür bey?

Müdür Bey: Iste bu mektup, son gecemde bitirecegim Nejla’nin isini yazan mektup. Kizima
bile acimadim ki ben yazan mektup... Bana yaptiklarinin cezasini ödetecegim yazili mektup?
Sen mi yazdin? Üzerinde Elvan yazili bir kalem çikan bu mektup? Tanidin mi?
 
Elvan 6.Bölüm
Elvan çok sasinmis ve saskinliktan uzun süre konusamamistir.

Müdür Bey: Evet Elvan, ne diyorsun, bu mektubu sen mi yazdin? Son gecende gerçektenNejla’yi öldürmeye kararli misin?

Elvan: Hayir efendim, benim mektuptan falan haberim yok, bu Nejla’nin iftirasi besbelli ki.Zaten sürekli benimle ugrastigini biliyorsunuz, daha bu sabah baglamami kirdi, ben gelip sikayet bile etmedim, ben çikmak için saatleri sayiyorum, siz neler diyorsunuz, benim böyle bir sey yapacagima inanabiliyor musunuz Müdür bey, yapmayin lütfen?

Müdür bey: Diyelim ki mektubu sen yazmadin, peki bu kalemi nasil açiklayacaksin, üzerinde adin yazili bir kalem, Nejla mektubun için de bulmus bu kalemi…

Elvan: Peki mektubu nerde bulmus müdür bey, kendi yastiginin altinda mi? Biraz önce bende çantamda kalemimi ariyordum ve bulamamistim, demek ki Nejla arkadasimiz habersiz ödünç almis ve böyle bir mektup yazmis, hem bu yazinin benim olmadigi belli degil mi? Bunu anlamadiniz mi?

Müdür bey: Yazina baktim, bu mektupta ki ‘r’ harfleriyle senin ‘r’lerin ayni.
Elvan; Bir ‘r’ harfinden mi benden süphelendiniz, bana güvendiginizi, davranislarimi takdir ettiginizi söylememis miydiniz daha bu sabah? Inanamiyorum.

Müdür Bey: Güvenmek yapamayacagin anlamina gelmez, her neyse, simdi ikiniz de çikin,adam gibi durun, beni kizdirmayin. Kavga ettiginizi duyarsam, üzerim sizi bilmis olun.

Tamam mi?

Nejla: Ama müdür bey, Elvan bu mektuptan dolayi bir ceza almayacak mi? Benim bu gece can güvenligim yok, uyuyamam...

Müdür Bey: Sen de git kogusuna ve sus. Kime inanacagimizi da sasiriyoruz... Çikin hadi,yormayin daha fazla.

Melahat: Ne oldu? Ne dedi müdür bey? Yoksa yine Nejla mi?

Elvan:Offf... Offf… Biktim, sabah olsa da kurtulsam artik, buradan ve bu iftiraci kadindan…

Hatice: Yaa... Ben demedim mi, bu bir isler karistirmaya gitti diye? Neler uydurmus yine?

Önemli bir sey mi?

Elvan: Aldirmayin, kapatalim bu konuyu, sonuç da amacina ulasamadi ya. Biz liste hazirlamaya devam edelim, hadi bir kalem ver de yazalim Serife.

Nejla: Bana bak Elvan!(Sinirli ve yüksek) Iyi kadin numaralarini birak artik, beni
öldürecegini yazmissin iste. Mektubu gördün orda, niye kapatiyorsun konuyu, seni tanimalarindan mi korkuyorsun, söylesene...

Hatice: Ne mektubu bu? Ne diyor bu Nejla?

Nejla: Elvan’a sorun, o daha iyi anlatir kendi yazdigi seyleri... Beni bu gece öldürecekmis,artik cezami verecekmis... Kizina bile acimamis ki bana acisinmis, anlatsaniza hanfendi...

Elvan: Birakin kizlar sunu, kendi kendine mektup yazmis, suçu da bana atiyor, gidecek zaman beni kizdirmaga çalisiyor iste. Hadi söyleyin, neler alinacak yazalim.

Hatice: Peki, tamam, bana... Sey, bir iki metre kadar beyaz keten kumas ve kumas boyasi...Ama her renkten al...Yâda dur dur, bazilarini birbirine karistirarak degisik renkler elde ederim, mesela yesil alma, sari ve maviyi karistiririm, kahverengide alma, onu da sari ve siyah miydi galiba onlari karistirarak hazirliyorduk, ha palet al, iki üç firça al, inceli kalinli,bu kadar, ha asil model kitabi almalisin, bir de parsömen kagidi...

Melahat: Oooooo... Sen de çok sey istedin canim, herkes bu kadar sey isterse yandi kiz, nerden alsin bu kadar parayi?

Elvan: Bulurum, annemden alirim yani, öderiz sonra ona. Yeter ki siz elinizden geldigince güzel seyler yapinda satilsin.

Sevda: Elvan, benimde makrame ipine ve üç dört adet plastik halkaya ihtiyacim var,alabilirsen birkaç da çiçek al, belki nazarlik falan da örerim, onlari süslemek için yani, olur mu?

Elvan: Olur, çi...çek... Tamam. Evet, Serife, sen ne istiyorsun, ne yapacaksin?

Serife: Bana da etamin al, bir metre olsa yeter, bir de paspas ipi, iki üç renk, ama uyumlu olsun ha, modeli kafamdan çizerim, dokuma kirlent yapacagim, ama bir de kalin uçlu tig lazim. Bitince çok güzel olacak inan ki, hepiniz sasiracaksiniz, hatta kogus arkadaslarimizdan birisi almak isteyecek, ben satmayacagim ama onlara.( Kadinlar, gülerler,)

Melahat: Suna da bak! Nasil da güveniyor becerisine, kizim hele bir yap da görelim...

Elvan: Aferin kiz Serife, böyle kendine güvenmek çok güzel, kendine güvenmeden basarilir mi hiç, basaramam diyerek, kim begenecek diyerek basina geçilen isten de kimse bir sey beklemesin zaten, degil mi?

Serife:Evet, en güzelini ben yapacagim, göreceksiniz, birkaç kez yapmistim, herkes bayilmisti, hayran olmuslardi.

Selma. Yaparsin kiz sen vallahi, beceriklisin, elin yatkindir eminim. Nasil yapiliyor o...Zor mu? Kolaysa bende kendime yapayim, çikinca evde televizyon seyrederken sirtimi yaslar,keyfimi çikaririm özgürlügümün, yumusak oluyor mu bari dokuyacagin kirlent?

Serife: Hem de nasil, içine de elyaf doldurdun mu, satmaya degil, yaslanmaya kiyamazsin vallahi, zaten zor yapilan isler daima güzel olur, ben ona inanirim, öyle degil mi Melahat Abla?

Melahat: Öyle, öyle... Eskiden kanaviçeler çok modaydi, rahmetli anam, ha kizim Melahat,diyerek beni sözleriyle istaha getirirdi, ignemi kumasima dürterken... Ah, en güzel çeyiz benim olacak diye, mum isiginda az islemedim o kalin kalin modelleri. Ama simdi onlar kalkti tabi, her seyin haziri çikti, kanaviçeyi geç, danteller bile hazir, naylon türü oldu simdi.Paran varsa, kiz evlendirmek de artik çok kolay...

Elvan: Dogru vallahi... Ama el isleri, el emegi göz nuru yapilanlar daha bir mutlu ediyor Insani, üretmenin verdigi bir mutlulukla seriyorsun evine, ona bakarak seviniyorsun,begenilmesi ayrica bir hosuna gidiyor, evi güzellestiriyor, baktikça olumlu düsünüyorsun ve etrafa da pozitif enerji saçiyorsun, yaniliyor muyum?

Nermin: Dogru kiz ... Ben de çok pano yaptim bakirlardan, evimin duvarina astigim gün ki mutlulugumu anlatamam, hem burada ne isimiz var, çene çal, uyu, yemek bulasik, dedikodu… Bir seyler yaparsak vakit daha çabuk geçer. Bakir tablo malzemelerine izin vermeyebilirler,ben tülbent oyalari yapayim, igne oyasindan, alir misin ince ip?

Elvan: Alirim tabi arkadasim, ne demek, hem dedigin gibi bunlari yaparken sadece vakit geçmeyecek ki... Yaparken mutlu olacaksiniz, bitince para kazanacaksiniz,birbirinizden baska yeni seyler yapmayi ögreneceksiniz, paralariniza ihtiyaçlarinizi alabileceksiniz, alan insanlarda bakip sasiracak, ne güzel seyler diye.

Selma: Ay kiz, benim begendigim bir kolye vardi, belki para biriktirip o kolyeyi alirim çikinca, modasi geçmis midir ki? ‘Dört toplu Midas zinciri’ diyorlardi adina, duymus muydunuz?

Melahat: Vallahi ben uzay yolundan baska taki bilmiyorum Selmacigim… Bizim zamanimizda onlar modaydi, her nisanli kiza, bir uzay yolu takimi takarlardi, kiz da o hevesle evlenirdi zaten, bir kiza ne kadar çok taki takilirsa o kadar degerli sanirdik, annem bana kizken gelin olmaya heveslendigim de ayni seyi söyler dururdu, ‘Gelinler takar takistirirmis da kizlar bir sey var sanirmis’ derdi, hakliymis, önemli olan taki maki degilmis, anlasabilmekmis, olgun davranabilmekmis, her seyde bir sorun çikarmak degil, mutlu olmaya ve mutlu etmeye çalisabilmekmis, fedakar olabilmekmis...

Nermin: Aman Melahat abla, nerelere gittin ya sen, konuyu nereye getirdin, her gün biraz daha fazla pisman oluyorsun galiba yaptiklarina.

Melahat: Hem de nasil kizim, hem de nasil, okusaydim, cahil kalmasaydim, bu kadar yanlis yapmazdim, daha mantikli düsünür ve daha iyi çözümler bulurdum, ama iste sanirim seytana uydum ben de.

Hatice: Seytani sinirlendirme Melahat abla, yapip yapip benim üzerime atiyorlar suçu diye kizacak sana...(Gülerler.)

Elvan: Evet, hadi, bekliyorum, elim de kâgit kalem, söyleyin baska bir sey isteyen var mi?

Nermin: Bana plastik çiçek paletleri, tel ve bir adet çiçek sepeti al, benim en iyi yaptigim odur, evi bir ara çiçek bahçesine çevirmistim de annem komsulara herkesin bir hastaligi var iste diye fisildamaya baslamisti.

Elvan: Tamam, bunu da yazdim, baska bir sey isteyen var mi?

Melahat: yok kizim yok... Ben de bu yastan sonra ugrasamam böyle seylerle zaten...

Elvan: Bence sen de boncuklarla kolye yap Melahat abla, gençler öyle seylere çok düskün, ne dersin, alayim mi biraz boncuk cincik sana? Yapar misin?

Melahat: Yok kizim yok, benim gözüm bile görmez, sen bunlara al, birak beni.

Elvan:Peki o halde, hadi su masayi toplayalim da yatalim geç oldu...

Hatice:Birak Elvan, biz toplariz, sen misafirsin, listeni koy çantana yat, kaç kisiyiz bak, hadi sen kalk, sofrayi kuran kaldirsin derler, biz senin için kurduk, senin için de kaldiririz...

Elvan:Peki sag olun, o halde, çantami yerlestirip yatiyorum, yarin benim için yorucu bir gün olacak.Annemle biraz dolasacagiz eve gitmeden, sonra belki hosgeldine gelenler olur, gündüz de uyudum ama, zorla uyumaya çalisacagim...

Digerleri: Hadi, hadi... Yat dinlen, heyecandan da sabah olmaz artik sana. Iyi geceler...

Nejla: (Sessizce konusur)Allah kahretsin, çok karanlik, saati bile göremiyorum... Herkes uyumustur her halde, sessiz olmaliyim, kimseyi uyandirmadan bitirmeliyim bu isi.

Hatice: (Fisiltiyla) Kiz Nejla, ne oldu, ne dönüp duruyorsun yatak da, kendi kendine ne mirildaniyorsun, tam da uyumustum, gecenin üçünde sen daha uyumadin mi?

Nejla: Uyuyorum, merak etme, yeni uyanir gibi oldum da, böcek yemis kolum kasiniyordum,sen uyu hadi...

Hatice: (Esneyerek)Tamam...

Nejla:Bu kadinda beni sinir ediyor, Elvan’dan sonra onun da isini bitirmeliyim, nerde bu?Hay Allah, yastigin altindaydi, karanliktan göremiyorum ki...Nereye
gitti bu sey ya? Hah! Iste burda, tam yüzüne saplamaliyim ki, o bana bakan kinli gözleri artik hiçbir yeri göremesin, zaten bu aptal çatal da baska bir ise yaramaz... Niye bu kadar yüksek yaparlar ranzalari bilmem ki...Kahretsin, eski püskü ranzalar yüzünden bu aptal sesler yüzünden uyanacak simdi bu kadinlar da. Daha sessiz olmaliyim.Iste indim. Sadece dört adim atip Elvan denilenin yatagina ulasiyorum, hadi Nejla, bu senin son sansin, becer su isi, bitir su aptal kadinin isini. Evet... Basi bu tarafta, son bes saniye kaldi, iyice siki tutmaliyim mizrabimi...Evet…(Yüksek sesle)Al sana al...

Elvan:Ahhhh! Ahhhh!

Melahat: Ne oluyor? Bu çiglik nedir, açin su lambayi, Elvan’dan geldi ses! Yakin su lambayi,uyanin!
 
Elvan 6.Bölüm
Elvan çok sasinmis ve saskinliktan uzun süre konusamamistir.

Müdür Bey: Evet Elvan, ne diyorsun, bu mektubu sen mi yazdin? Son gecende gerçektenNejla’yi öldürmeye kararli misin?

Elvan: Hayir efendim, benim mektuptan falan haberim yok, bu Nejla’nin iftirasi besbelli ki.Zaten sürekli benimle ugrastigini biliyorsunuz, daha bu sabah baglamami kirdi, ben gelip sikayet bile etmedim, ben çikmak için saatleri sayiyorum, siz neler diyorsunuz, benim böyle bir sey yapacagima inanabiliyor musunuz Müdür bey, yapmayin lütfen?

Müdür bey: Diyelim ki mektubu sen yazmadin, peki bu kalemi nasil açiklayacaksin, üzerinde adin yazili bir kalem, Nejla mektubun için de bulmus bu kalemi…

Elvan: Peki mektubu nerde bulmus müdür bey, kendi yastiginin altinda mi? Biraz önce bende çantamda kalemimi ariyordum ve bulamamistim, demek ki Nejla arkadasimiz habersiz ödünç almis ve böyle bir mektup yazmis, hem bu yazinin benim olmadigi belli degil mi? Bunu anlamadiniz mi?

Müdür bey: Yazina baktim, bu mektupta ki ‘r’ harfleriyle senin ‘r’lerin ayni.
Elvan; Bir ‘r’ harfinden mi benden süphelendiniz, bana güvendiginizi, davranislarimi takdir ettiginizi söylememis miydiniz daha bu sabah? Inanamiyorum.

Müdür Bey: Güvenmek yapamayacagin anlamina gelmez, her neyse, simdi ikiniz de çikin,adam gibi durun, beni kizdirmayin. Kavga ettiginizi duyarsam, üzerim sizi bilmis olun.

Tamam mi?

Nejla: Ama müdür bey, Elvan bu mektuptan dolayi bir ceza almayacak mi? Benim bu gece can güvenligim yok, uyuyamam...

Müdür Bey: Sen de git kogusuna ve sus. Kime inanacagimizi da sasiriyoruz... Çikin hadi,yormayin daha fazla.

Melahat: Ne oldu? Ne dedi müdür bey? Yoksa yine Nejla mi?

Elvan:Offf... Offf… Biktim, sabah olsa da kurtulsam artik, buradan ve bu iftiraci kadindan…

Hatice: Yaa... Ben demedim mi, bu bir isler karistirmaya gitti diye? Neler uydurmus yine?

Önemli bir sey mi?

Elvan: Aldirmayin, kapatalim bu konuyu, sonuç da amacina ulasamadi ya. Biz liste hazirlamaya devam edelim, hadi bir kalem ver de yazalim Serife.

Nejla: Bana bak Elvan!(Sinirli ve yüksek) Iyi kadin numaralarini birak artik, beni
öldürecegini yazmissin iste. Mektubu gördün orda, niye kapatiyorsun konuyu, seni tanimalarindan mi korkuyorsun, söylesene...

Hatice: Ne mektubu bu? Ne diyor bu Nejla?

Nejla: Elvan’a sorun, o daha iyi anlatir kendi yazdigi seyleri... Beni bu gece öldürecekmis,artik cezami verecekmis... Kizina bile acimamis ki bana acisinmis, anlatsaniza hanfendi...

Elvan: Birakin kizlar sunu, kendi kendine mektup yazmis, suçu da bana atiyor, gidecek zaman beni kizdirmaga çalisiyor iste. Hadi söyleyin, neler alinacak yazalim.

Hatice: Peki, tamam, bana... Sey, bir iki metre kadar beyaz keten kumas ve kumas boyasi...Ama her renkten al...Yâda dur dur, bazilarini birbirine karistirarak degisik renkler elde ederim, mesela yesil alma, sari ve maviyi karistiririm, kahverengide alma, onu da sari ve siyah miydi galiba onlari karistirarak hazirliyorduk, ha palet al, iki üç firça al, inceli kalinli,bu kadar, ha asil model kitabi almalisin, bir de parsömen kagidi...

Melahat: Oooooo... Sen de çok sey istedin canim, herkes bu kadar sey isterse yandi kiz, nerden alsin bu kadar parayi?

Elvan: Bulurum, annemden alirim yani, öderiz sonra ona. Yeter ki siz elinizden geldigince güzel seyler yapinda satilsin.

Sevda: Elvan, benimde makrame ipine ve üç dört adet plastik halkaya ihtiyacim var,alabilirsen birkaç da çiçek al, belki nazarlik falan da örerim, onlari süslemek için yani, olur mu?

Elvan: Olur, çi...çek... Tamam. Evet, Serife, sen ne istiyorsun, ne yapacaksin?

Serife: Bana da etamin al, bir metre olsa yeter, bir de paspas ipi, iki üç renk, ama uyumlu olsun ha, modeli kafamdan çizerim, dokuma kirlent yapacagim, ama bir de kalin uçlu tig lazim. Bitince çok güzel olacak inan ki, hepiniz sasiracaksiniz, hatta kogus arkadaslarimizdan birisi almak isteyecek, ben satmayacagim ama onlara.( Kadinlar, gülerler,)

Melahat: Suna da bak! Nasil da güveniyor becerisine, kizim hele bir yap da görelim...

Elvan: Aferin kiz Serife, böyle kendine güvenmek çok güzel, kendine güvenmeden basarilir mi hiç, basaramam diyerek, kim begenecek diyerek basina geçilen isten de kimse bir sey beklemesin zaten, degil mi?

Serife:Evet, en güzelini ben yapacagim, göreceksiniz, birkaç kez yapmistim, herkes bayilmisti, hayran olmuslardi.

Selma. Yaparsin kiz sen vallahi, beceriklisin, elin yatkindir eminim. Nasil yapiliyor o...Zor mu? Kolaysa bende kendime yapayim, çikinca evde televizyon seyrederken sirtimi yaslar,keyfimi çikaririm özgürlügümün, yumusak oluyor mu bari dokuyacagin kirlent?

Serife: Hem de nasil, içine de elyaf doldurdun mu, satmaya degil, yaslanmaya kiyamazsin vallahi, zaten zor yapilan isler daima güzel olur, ben ona inanirim, öyle degil mi Melahat Abla?

Melahat: Öyle, öyle... Eskiden kanaviçeler çok modaydi, rahmetli anam, ha kizim Melahat,diyerek beni sözleriyle istaha getirirdi, ignemi kumasima dürterken... Ah, en güzel çeyiz benim olacak diye, mum isiginda az islemedim o kalin kalin modelleri. Ama simdi onlar kalkti tabi, her seyin haziri çikti, kanaviçeyi geç, danteller bile hazir, naylon türü oldu simdi.Paran varsa, kiz evlendirmek de artik çok kolay...

Elvan: Dogru vallahi... Ama el isleri, el emegi göz nuru yapilanlar daha bir mutlu ediyor Insani, üretmenin verdigi bir mutlulukla seriyorsun evine, ona bakarak seviniyorsun,begenilmesi ayrica bir hosuna gidiyor, evi güzellestiriyor, baktikça olumlu düsünüyorsun ve etrafa da pozitif enerji saçiyorsun, yaniliyor muyum?

Nermin: Dogru kiz ... Ben de çok pano yaptim bakirlardan, evimin duvarina astigim gün ki mutlulugumu anlatamam, hem burada ne isimiz var, çene çal, uyu, yemek bulasik, dedikodu… Bir seyler yaparsak vakit daha çabuk geçer. Bakir tablo malzemelerine izin vermeyebilirler,ben tülbent oyalari yapayim, igne oyasindan, alir misin ince ip?

Elvan: Alirim tabi arkadasim, ne demek, hem dedigin gibi bunlari yaparken sadece vakit geçmeyecek ki... Yaparken mutlu olacaksiniz, bitince para kazanacaksiniz,birbirinizden baska yeni seyler yapmayi ögreneceksiniz, paralariniza ihtiyaçlarinizi alabileceksiniz, alan insanlarda bakip sasiracak, ne güzel seyler diye.

Selma: Ay kiz, benim begendigim bir kolye vardi, belki para biriktirip o kolyeyi alirim çikinca, modasi geçmis midir ki? ‘Dört toplu Midas zinciri’ diyorlardi adina, duymus muydunuz?

Melahat: Vallahi ben uzay yolundan baska taki bilmiyorum Selmacigim… Bizim zamanimizda onlar modaydi, her nisanli kiza, bir uzay yolu takimi takarlardi, kiz da o hevesle evlenirdi zaten, bir kiza ne kadar çok taki takilirsa o kadar degerli sanirdik, annem bana kizken gelin olmaya heveslendigim de ayni seyi söyler dururdu, ‘Gelinler takar takistirirmis da kizlar bir sey var sanirmis’ derdi, hakliymis, önemli olan taki maki degilmis, anlasabilmekmis, olgun davranabilmekmis, her seyde bir sorun çikarmak degil, mutlu olmaya ve mutlu etmeye çalisabilmekmis, fedakar olabilmekmis...

Nermin: Aman Melahat abla, nerelere gittin ya sen, konuyu nereye getirdin, her gün biraz daha fazla pisman oluyorsun galiba yaptiklarina.

Melahat: Hem de nasil kizim, hem de nasil, okusaydim, cahil kalmasaydim, bu kadar yanlis yapmazdim, daha mantikli düsünür ve daha iyi çözümler bulurdum, ama iste sanirim seytana uydum ben de.

Hatice: Seytani sinirlendirme Melahat abla, yapip yapip benim üzerime atiyorlar suçu diye kizacak sana...(Gülerler.)

Elvan: Evet, hadi, bekliyorum, elim de kâgit kalem, söyleyin baska bir sey isteyen var mi?

Nermin: Bana plastik çiçek paletleri, tel ve bir adet çiçek sepeti al, benim en iyi yaptigim odur, evi bir ara çiçek bahçesine çevirmistim de annem komsulara herkesin bir hastaligi var iste diye fisildamaya baslamisti.

Elvan: Tamam, bunu da yazdim, baska bir sey isteyen var mi?

Melahat: yok kizim yok... Ben de bu yastan sonra ugrasamam böyle seylerle zaten...

Elvan: Bence sen de boncuklarla kolye yap Melahat abla, gençler öyle seylere çok düskün, ne dersin, alayim mi biraz boncuk cincik sana? Yapar misin?

Melahat: Yok kizim yok, benim gözüm bile görmez, sen bunlara al, birak beni.

Elvan:Peki o halde, hadi su masayi toplayalim da yatalim geç oldu...

Hatice:Birak Elvan, biz toplariz, sen misafirsin, listeni koy çantana yat, kaç kisiyiz bak, hadi sen kalk, sofrayi kuran kaldirsin derler, biz senin için kurduk, senin için de kaldiririz...

Elvan:Peki sag olun, o halde, çantami yerlestirip yatiyorum, yarin benim için yorucu bir gün olacak.Annemle biraz dolasacagiz eve gitmeden, sonra belki hosgeldine gelenler olur, gündüz de uyudum ama, zorla uyumaya çalisacagim...

Digerleri: Hadi, hadi... Yat dinlen, heyecandan da sabah olmaz artik sana. Iyi geceler...

Nejla: (Sessizce konusur)Allah kahretsin, çok karanlik, saati bile göremiyorum... Herkes uyumustur her halde, sessiz olmaliyim, kimseyi uyandirmadan bitirmeliyim bu isi.

Hatice: (Fisiltiyla) Kiz Nejla, ne oldu, ne dönüp duruyorsun yatak da, kendi kendine ne mirildaniyorsun, tam da uyumustum, gecenin üçünde sen daha uyumadin mi?

Nejla: Uyuyorum, merak etme, yeni uyanir gibi oldum da, böcek yemis kolum kasiniyordum,sen uyu hadi...

Hatice: (Esneyerek)Tamam...

Nejla:Bu kadinda beni sinir ediyor, Elvan’dan sonra onun da isini bitirmeliyim, nerde bu?Hay Allah, yastigin altindaydi, karanliktan göremiyorum ki...Nereye
gitti bu sey ya? Hah! Iste burda, tam yüzüne saplamaliyim ki, o bana bakan kinli gözleri artik hiçbir yeri göremesin, zaten bu aptal çatal da baska bir ise yaramaz... Niye bu kadar yüksek yaparlar ranzalari bilmem ki...Kahretsin, eski püskü ranzalar yüzünden bu aptal sesler yüzünden uyanacak simdi bu kadinlar da. Daha sessiz olmaliyim.Iste indim. Sadece dört adim atip Elvan denilenin yatagina ulasiyorum, hadi Nejla, bu senin son sansin, becer su isi, bitir su aptal kadinin isini. Evet... Basi bu tarafta, son bes saniye kaldi, iyice siki tutmaliyim mizrabimi...Evet…(Yüksek sesle)Al sana al...

Elvan:Ahhhh! Ahhhh!

Melahat: Ne oluyor? Bu çiglik nedir, açin su lambayi, Elvan’dan geldi ses! Yakin su lambayi,uyanin!
 
Elvan 7. Bölüm
Melahat: Açin su isigi! Ne oluyor? Ne oluyor?

Hatice: Açtim açtim, ne bu çiglik, nedir bu bagrismalar?

Diger kadinlar: Aaaa! Ne bu? Hayir? Nejla! Ne yaptin!

Melahat: Tüh senin Allah cezani versin, çagirin su gardiyani!

Hatice: Elvan, Elvan, su kadinin haline bak, ayagi kan içinde kalmis, elin kirilsin Nejla, emi?

Sevda: Yatamadin da fesatlik mi düsündün sen bütün gece, sabah gidiyordu zaten bu kadincagiz, Allah’in cezasi, suna bak bir de elinde ki kanli çatalla siritiyor hala!

Gardiyan: Ne oluyor burada? Ne bu gürültü gece yarisi? Yine ne oldu? Kim yapti bunu?

Melahat: Uzat bakayim ayagini, çok mu girmis içine?

Elvan: (Aciyla) Hayir, çok degil galiba, ama çok fena canim yaniyor,dayanamiyorum!

Melahat: Acimaz mi kizim, baksana ne biçim kan akiyor, elin kirilsin Nejla!

Gardiyan: Sen disari çik Nejla! Selma, sen git, hemsireyi çagir bana, odasinda uyuyor olmali!

Nejla’yi biraz geç de olsa hücreye kapatalim da akli basina gelsin! Çok oldu artik bu!

Hatice: ( Aciyarak) Ah canim, ah... Gidecek zaman su basina gelene bak! Zavalli kardesim benim...

Elvan: Merak etme, çok girmedi de yine de...

Hatice: Dur su pamukla silelim kanini...

Melahat: Suyla islat pamugu, birazdan gelir hemsire, dayan kizim...

Selma: Bu Nejla’yi bastan beri sikayet etmemenden oldu, yine yapti mikrop yapacagini.

Neyse büyük geçmis olsun.

Hatice: Dur canim, iyice silelim de bakalim ne kadar girmis çatal...

Elvan: Çok aciyor...

Melahat: Sen basini hep diger tarafa koyardin, degistirdin mi?

Elvan: Evet, yattiktan sonra heyecandan epeyce uyuyamadim da bu tarafa çevirmistim basimi.

Melahat: Iyi yapmissin, aferin sana, bilmeden büyük tehlike atlatmissin kizim...

Serife: Demek ki onun amaci yüzüne saplamakmis çatali, iyi ki de basini bu tarafa çevirmissin Elvan...

Hemsire: Çekilin basindan hanimlar, çekilinde bakalim, sildiniz mi kani? Ne yaptiniz?

Hatice: Sildik ama çok kan kaybediyor...

Melahat: Çatalin ucu nerdeyse kemige dayanmis, baksana...

Hemsire: Tamam, geçmis olsun Elvan, bu kaçinci kaza böyle? Ne istiyor bu kadin senden?

Elvan: Bilmiyorum, ahhhh... Çok acidi...

Hemsire: Tamam, iyice temizlemeliyiz, olur ya çatal mikroplu ise bir sey olmasin, birazdan igne de yaparim sana, her ihtimale karsi, Tetanos falan olma. Iyi mi bu, çok mu siktim bandaji?

Elvan: Iyi... Canim yaniyor... Çok yaniyor, sizliyor, dayanamiyorum...

Hemsire: Tamam, biraz dayan, simdi dön de igneni yapalim...

Serife: Dur ben açayim kolonyayi.

Melahat: Sabaha gidecekti kiz, simdi gidebilir mi?

Hemsire: Gider tabi, ama ilk günlerde mutlaka pansumanini yaptirmalisin.Tamam mi? Simdi,biriniz su pamugu birkaç saniye tutsun, hadi geçmis olsun.

Elvan: Sagol...Hap içsem...Agriyi azaltmak için yani.

Hemsire: Tamam, birazdan gönderirim, Hatice, benimle gel de sana vereyim.

Hatice: Peki...

Selma: Geçmis olsun Elvan, görüyor musun kiz, gitmene bes saat kala basina geleni arkadas?

Elvan: Olsun, ne yapalim, bunu da yasamamiz gerekiyormus demek ki. Hem inanir misiniz?ben olaya iyi yönünden bakiyorum, ya yüzüme saplasaydi o çatali, ne yapardim o zaman?

Digerleri: Dogru, haklisin kardes, geçmis olsun...

Melahat: Serife, su pamuklari da çöpe ativer kizim, kanli kanli ortada durmasin. Hadi bir çay koyuverin de içelim bari, artik uyuyamayiz zaten...


Hatice: Getirdim hapi, dur su da vereyim de iç arkadasim, ah canim, canim, ayagini da yaraladi ya gitmeden. Kiskanç canim bu kadin her sey beklenir ondan.

Serife: Neyse tamam artik Hatice, sekize kadar konusuruz Elvan’imizla... Annesi iyi bakar gidince, ama senin gezerek eve gitme hayalinde suya düstü bu arada.

Elvan: Sagol Hatice, eline saglik... Bardagi da alabilecek misin?

Hatice: Ver canim, afiyet olsun.

Elvan: Neyse Serife, ben de sonra gezerim, iyilesince... Sekiz ay sonra sende çikiyorsun,birlikte gezeriz belki...(Gülerler)

Serife: Yok artik sende, sekiz ay yürümeyecek gibi konusuyorsun, ayol bir haftada kapanacaktir o çatal yerleri, bak görürsün.

Sevda: Ben bardaklari hazirlayim, masayi Elvan’in yatagina yaklastiralim Nermin, hadi ucundan tutuver...

Nermin: Tamam, geldim,(Esner) Ne de uykum var biliyor musunuz, ama bu sohbeti kaçiracagimi saniyorsaniz yaniliyorsunuz, bir daha Elvan’i nerde buluruz biz, degil mi?

Elvan: Arkadaslar, lütfen böyle seyler söylemeyin, inanin aglayacagim artik, gidecegime seviniyorum ama sizin burada kalmaniza da üzülüyorum, ayini ekmegi paylasmis olmanin aci bir hüznü var içimde, ama bu günleri sizleri hiç unutamam, zaten ayagim iyilesir iyilesmez de malzemelerinizi alip getirecegim, burayla ilgili kitabimi da yazmaya hemen baslayacagim,zaten çogu önemli animiz günlügüm de kayitli, biliyorsunuz.

Nermin: Kiz su günlügünden okusana bize birazcik, hep merak etmisimdir, hem madem kitap olarak bastiracaksin, biz duyalim önce, haksiz miyim arkadaslar?

Digerleri: Evet, evet, Nermin hakli Hadi kiz elvan, oku da dinleyim. Vereyim mi çantani?

Elvan: Ver bakalim, sizi mi kiracagim, okuyayim biraz.

Sevda: Evet bardaklar hazir. Masaya birakayim mi?

Melahat: Birak birak kizim. Otur hadi, kaçirma Elvan’in kitabini.

Elvan: Arkadaslar, daha sadece düsünüyorum biliyorsunuz, bakalim benim bu acemice satirlari begenip basacak bir yayinevi bulabilecek miyim?

Selma: Eh ask olsun sana yani Elvan, sende böyle dersen, ayol aramizda bir tek sürekli okuyan sen varsin. Biz de senin sayende bir iki kitap okuduk biliyorsun.

Elvan: Arkadaslar, benim ilk geldigimde ben kitap okurken hani bana kizardiniz ya, hatirlar misiniz? Onu birak da bizimle iki çift laf et diye, ben de kitap okumanin yararlarini anlatirdim size, okumanin ufku genislettigini, can sikintisini aldigini, psikolojik rahatlama sagladigini,ögrettigini söylerdim, siz de benimle dalga geçerdiniz, o zamanlar çok üzülüyordum.

Serife: Evet, hatirliyorum, ben bir gün elinden kitabini alip dalga geçerek yüksek sesle okumaya baslamis ve okuduklarim karsisinda hayrete düsmüstüm.

Elvan: Evet, Serife, hatirliyorum, sonra sen farkina varmadan ses tonun normale dönmüs ve yüksek sesle okumaya ranzana oturarak devam etmistin.

Serife: Herkes beni dinliyordu, okuduklarim hemen hemen hepimizin ilgilendigi bir konuydu,degil mi? Nasil unuturum, ask, evlilik ve mutlu olmanin yollari idi kitabin adi.

Elvan: Sonralari, her okudugum kitabin konusunu merak etmeye, hatta bitirince de siz okumaya baslamistiniz. Bakin ne diyorum, hani su yapacagimiz elislerinden kazanacaginiz paralar var ya, sey... O paradan, yani herkesin kendi parasindan kendine birer kitap alalim mi?

Ne dersiniz?

Melahat: Sen de Elvan, ilahi kizim, bir tuhafsin, daha kazanmadan harcattin bize.

Sevda: Iyi de, bir kitap dedigin nedir ki böyle yerde, haftasina kalmaz biter, o da ara da okursan...

Elvan: Tamam da arkadasim, herkese bir kitap alinacagina göre, bir ayda yedi kitap okuma firsatin olacak, düsünsene, her seyimiz ortak degil mi burada, okudugunuzu birbirinizle degistirirsiniz iste, ne dersiniz?

Nermin: Ben kabul ediyorum, valla, bu çok iyi bir fikir.

Serife: Ben dünden kabul ediyorum o zaman.

Selma: Ben de ama bana biraz psikoloji türü kitaplar al olur mu?

Elvan: Olur Selmacigim, psikoloji, gelisim, inceleme, roman , siir, her türden alirim sizlerde her türden okursunuz.

Melahat: Iyi oldu iyi, hadi simdi elindeki defterden oku bakalim, ilk senin kitabini dinleyelim,degil mi kizlar?

Digerleri: Evet, hadi basla...

Serife: Çay olmus, dolduruyorum bardaklarinizi.

Melahat: Doldur, doldur, hadi sessiz olun da dinleyelim.

Elvan: Arkadaslar, yani düzeltilme bile olmadan herhangi bir yeri açip okuyacagim,begenmezseniz de ne yapayim artik.

Serife: Begeniriz ayol, basla sen... Hadi.

Elvan: Peki o halde, bakalim bu hangi yilinmis, evet, iki yil öncesinin, subat ayi, yirmi biriymis. Basliyorum.

Nermin: Hadi ayol, sabah olacak sen baslarken...

Elvan: Bugün yirmi bir subat. Çikmama daha iki yil var ve yine bir kis mevsimi. Sabah pencereden basimi zorlukla kaldirip baktigim da avlunun kirli kariyla göz göze geldim, duvarlarin üzeri dahi karla kapli, kediler bile ortada gezmiyor artik,
ben içerde bu manzarayi izlerken bile üsüyorum, sanki titriyorum, birilerine sarilmak isinmak istiyorum. Beni isitan ise sadece güzel anilarim oluyor burda. Evimi özlüyorum... Simdi, bu soguk kis gününde, evimde sobami yakmis, sobamin üzerinde çaydanligimi fokurdatiyor,hatta üzerinde kestane patlatiyor bile olabilirdim, esime hizmet ederken, yanimda kestanelerin pismesini sabirsizlikla bekleyen kizimin saçlarini ara sira oksayip yanagina da öpücük
konduruyor olabilirdim. O zaman disarida esen rüzgar beni ürkütmez, aksine mutlu ederdi,evimde olmanin, özgürlügümü sonuna kadar yasamamin sefasini sürerdim. Dün de yine böyle bir çok seyi özledigimi fark ettim, gicirdayan ranzamin sesini duymamaya çalisirken,gözümden uyku akip uyuyamazken. Annemi özledim, çok özledim... Yine düsünmekten dolayi beni sik sik ziyaret eden bas agrim yüzümden sismis gözlerimi kapatip,burada oldugumu ve yasadiklarimi unutmaya çalisirken… Insan ne kadar büyürse büyüsün, annesinin
yaninda hep çocuklasiyor sanirim. Onun, sevgi dolu bakislari, yumusak ve kokulu elleriyle daha sen küçücükken gösterdigi ilgiye hala ihtiyacin oldugunu fark ediyorsun sanki,duygusallasiyorsun, ne kadar suçluluk duysan da masumlasiyorsun. En ufak bir hastaligimda sonsuz ilgi arayisim bundan olsa gerek. Arkadaslarin benimle ve bas agrilarimla ilgilenmeleri de beni iyice duygusallastirdi bu aralar, ne de olsa birlikte çok sey paylasiyoruz onlarla,
öncelikle gün sayiyoruz, burada herkes birbirine anne, baba, kardes, arkadas oluyor.

Bakislarimda bir yalvarma, bir özlem, bir aci, bir pismanlik okunuyor muydu acaba aglarken... Hayir, saklamayi becermeliyim. Bunlari durmadan düsünür ve dile getirirsem kendimi ve buradaki arkadaslarimi da üzerim, biliyorum, bir çogu tarafindan gerçekten seviliyorum, insan bunu bilmez mi? Insan sevenini sevmeyenini bilmez mi? Kalp kalbe her zaman karsi degil mi? (Bir sessizlik olur.)

Serife: Bitti mi?

Elvan: Bitti, güzel mi?

Melahat: Çok güzel olmus kizim, gerçekten, ellerine saglik...

Bütün kadinlar: Harikasin, bravo... Ellerine saglik.

Sevda: Ay kiz ben çok duygulandim... Gerçekten ne güzel anlatmissin öyle...

Elvan: Sagolun arkadaslar, simdi ben de çayimi içeyim, müsaadenizle.

Nermin: Iç anam iç, en çok sen hak ettin çayi, zaten surda son çaylarin, koklaya koklaya iç hem de. Afiyet olsun canim.

Serife: Kiz Elvan, sen gidince biz ne yapacagiz, nasil vakit geçirecegiz, bilemiyorum dogrusu.(Gülerler,)

Gardiyan: Elvaaaan... Ziyaretçin var, gel hadi.

Elvan: Ziyaretçim mi? Ayol daha sabahin altisi, annem bu kadar erken gelmis olamaz, yoksa gelmis mi?

Gardiyan: Hayir annen degil gelen kisi.

Serife: Belki de babandir kiz, kalksana, gireyim mi koluna, yoksa yürüyebilir misin?

Elvan: Yürürüm, yürürüm, agri kalmadi zaten, kim geldi acaba?

Gardiyan: Baban da degil gelen...

Elvan :Peki kimmis?

Gardiyan: Esinmis...

Elvan: Ne? Esim mi? (Saskin ve heyecanli bir sesle) Ama benim esim... Esim ölmüstü...
 
Elvan 8.Bölüm
Gardiyan: Hadi kizim, esin geldi diyorum, öldü mü ölmedi mi her neyse, gel iste.

Elvan: Birisi bana kötü bir saka yapiyor herhalde... Gidelim bakalim.

Hatice: Dur seni kapiya kadar götüreyim, gir koluma. Haydi...

Elvan: Sag ol Hatice, zahmet etmeseydin, yürüyorum bak, hadi birak, sag ol, giderim artik...

Müdür Bey: Günaydin Elvan kizim, nasil oldu ayagin?

Elvan: Iyiyim Müdür Bey, siz bu saat de neden buradasiniz, hem de kapinin önünde, niye odaniza girmiyorsunuz?

Müdür Bey: Bugün gideceksin ya, hem vedalasalim istedim, hem dün seni kirdim, bir özür borçluyum sana, bazen büyüklerde özür dileyebilmelidir degil mi Elvan?

Elvan: Olur mu Müdür Bey? Ne özür dilemesi... Sizin yeriniz de kim olsa inanirdi mektubu benim yazdigima.

Müdür Bey: Her neyse, kizim, geç bakalim benim odama, bir ziyaretçin var... Bakalim kimmis? Duydun mu kimin geldigini? Söylediler mi?

Elvan: Sey... Yani esin dediler ama böyle bir sey olamayacagi için inanmadim.

Müdür Bey: Gir bak o halde, taniyor musun?

Cemil: Elvan!... Elvan!

Elvan: Cemil? Sen... Sen... Ama.. Sen...

Cemil: Elvan, ne oluyor?

Müdür Bey: Tutun, galiba bayiliyor...

Cemil: Suraya yatiralim... Elvan! Elvan! Aç gözlerini, benim Cemil, esin!

Müdür Bey: Su dolaptan kolonya verin Cemil bey, bakin alt rafta...

Cemil: Peki...

Müdür Bey: Birazdan gelir kendine, iyice koklatalim, ne yapsin sasirdi, sizi öldü biliyordu.

Cemil: Elvan, canim aç gözlerini, Elvan...

Müdür Bey: Tamam, kendine geliyor iste... Elvan, iyi misin kizim? Iyi misin, bak esin burda,yanlis görmedin, sakin ol kizim, sevinçten mi bayildin saskinliktan mi anlayamadim dogrusu...

Elvan: (Zor konusur) Ce... Ceeee... Cemil... Sen, sen yasiyorsun. Yoksa bir rüya mi?

Cemil: Hayir canim, önce söyle yaslan bakalim arkana, anlatacagim, iyi misin?

Elvan: Iyiyim, ama bir bardak su verebilir misiniz?

Müdür Bey: Su sürahi de olacakti, bak bardak da o dolapta.

Cemil: Tamam canim, veriyorum.

Cemil: Al canim... Al...

Elvan: Tesekkür ederim. Sen gerçekten burda misin Cemil?

Cemil: Evet hayatim, sakin ol, ben ölmedim bak yanindayim, seni almaya geldim... Inanmiyormusun?

Elvan: Ama eger ölmedinse... Neden öldügünü söylediler? Neden gelmedin bunca yildir?

Neden?

Cemil: Bak canim, ben de cezaevi gibi bir yere girdim, o yüzden gelemedim, yani sey...

Elvan: Ne? Cezaevi gibi bir yer de ne demek oluyor? Ne anlatmaya çalisiyorsun sen Cemil?

Cemil: Ben tedavi gördüm, hastanede yani, psikolojik, bir ay oldu çikali.

Elvan: Ne diyorsun sen Cemil? Yani akil hastanesine mi yatirdilar seni? Inanmiyorum!

Cemil: Bak... Sen içeri girdikten sonra eve her gidisimde gözüm kizimi kanlar içinde buldugum o halinin üzerindeydi... Hep oradaydi, hiç gitmedi oradan, senin çigliklarin, onun görüntüsü... Sonra annemin baskilari...

Elvan: Annenin baskisi mi? Ne baskisi?

Cemil: Biliyorsun annemi. Bu olanlardan sonra hemen senden bosanmami istedi, konu komsunun laflari, bana bakarak ‘Katilin Kocasi’ demeleri, arkamdan konusulanlar, bütün bunlar yüzünden hiç uyuyamaz oldum, deli gibi dolasmaya basladim.

Elvan: Konu komsu mu? Onlar ne diyebilir ki? Onlara ne? Bilmiyorlar mi kaza oldugunu?

Cemil: Yani, kaza olduguna senden baska inanan yoktu aslina bakarsan. Öz çocugun olsaydi eminim böyle düsünmezlerdi, ama üvey olunca kurtulmak için yaptigini düsünenler oldu, kimileri kizimi sik sik dövdügünü falan söyleyerek beni de süpheye düsürdüler, kizma bana, biliyorum ona iyi bakiyordun ama...

Elvan:Inanamiyorum, onun üvey kizim oldugunu bile kimseye söylemiyordum ki... Kendi çocugum gibi bakmadim mi üç yil? Cemil, ne dedigini kulaklarin duyuyor mu senin?

Cemil: Özür dilerim, kaza mi degil mi diye süpheye düsürdüler beni, bilirsin insanlari, bazen bilmedikleri konularda da yorum yaparlar, ne zaman uyusam rüyamda senin ellerini kizimin bogazinda görmeye baslamistim, çildiriyordum kabuslardan... Yoruluyordum, ise gidemez oldum, saçmalamaya baslamistim, bir gün kapiciya kizimi nereye gömdügünü sorup adaminmbogazini sikmisim… Sonrasini ben de bilmiyorum...

Elvan: Peki, bunca yil? Neden öldügünü söylediler? Hastanede oldugunu söyleyebilirlerdi bana, haksiz miyim? Hem olanlara, hem sana, hem kendime yanmaktan tükendim burada,beni hiç mi düsünmedin Cemil?

Cemil: Haklisin Elvan, benim de suçum yok bu hususta. Annem ben hastanede tedaviye basladiktan sonra sizinkilere böyle demis. Hatta senin annen cenazeye gelmek istemis,bizimkiler gömdüklerini söylemisler, bunlari ben de yeni ögrendim.

Elvan: Peki bugün ne diye geldin? Annen izin verdi mi gelmene?

Cemil: Vermek zorunda, ben sana inaniyorum, kaza oldugunu da biliyorum, bos yere suçladilar seni, katil üvey anne demek herkesin kolayina geldi, ama artik her sey düzelecek,inan bana.

Elvan: Düzelecek mi? Ben bir sabikaliyim Cemil.

Cemil: Ben de bir issiz. Ama olsun, yeniden baslayacak güç var degil mi ikimizde de? Önemli olan bu degil mi? Vazgeçmemek... Umut etmek...

Elvan: Insana bazen hayat hiç seçenek sunmuyor, degil mi Cemil?

Cemil: Evet, ama kendi sansimizi kendimiz yaratacagiz, daha mutlu olacagiz, Aysegül’ü kalbimize gömüp, yeni bir sayfa açacagiz.

Elvan: Yeni bir sayfa açabilmemiz için birilerini bana inanmasi lazim. Sen bile benden süphelenmissin oysa.

Cemil: Beni kursunun tam öldürecek yere isabet etmis olmasi süpheye düsürmüstü, hem daha önce sen elinden alabilmistin silahi, zarar vermeden yani. Bu kez sanki...

Elvan: Sen!Sen hala süphelisin, bence artik git, beni unut, güven olmadan yürümez, sen bana inanmazsan, her söylenilene inanirsan benim ezilmeme vesile olursun, buna katlanamamam.Sen beni merak etme, git hatta müjde ver annene, bosaniyoruz de, sevinsin!

Cemil: Hayir, yanlis anladin, içimde en ufak bir süphe olsa zaten gelmezdim, inaniyorum.

Elvan: Bence sen kendini kandiriyorsun, hem neden kizinin katili ile bir hayat süresin ki? Git baskasiyla evlen!

Cemil:Bak Elvan, ben de çok çektim, deneriz, bir kez deneriz, ikimiz de farkli seyler ögrendik,bak senin de benimde saçlarimiza aklar düsmüs, bence eski dost düsman olmaz deyip ellerimizden tutmaliyiz birbirimizin. Ha ne dersin? Deneyecek miyiz?

Elvan: Bilmiyorum.

Müdür Bey: Bak Elvan, esin hakli, o da en az senin kadar çekmis yillardir, o da yipranmis,bence birbirinizi birakmamalisiniz, her seye sifirdan baslayacak gücü görüyorum ben sizde.

Elvan: Bilemiyorum, bilemiyorum Müdür bey, birden ortaya çikiyor, ölmedim diyor, senin vurdugundan süphelenmistim diyor, hastanedeydim diyor, yeniden baslayalim diyor, nasil inanirim, nasil güvenirim bilemiyorum...

Müdür Bey: Haklisin kizim, ama güvenmekten baska çaren yok! O senin esin, daha önce nasil güvendinse simdi de güvenmelisin ve evinize birlikte dönmelisiniz. Benim tavsiyem budur.Hadi bir çay söyleyelim de biraz daha konusun, daha çikmana vakit var, beklemek zorundasin. Gardiyan! Üç çay getir bize, biri açik olsun.

Müdür Bey: Eeee, Cemil Bey, artik memurda degilsiniz demek, peki ne yapmayi
düsünüyorsunuz?

Cemil: Sey efendim, biliyorsunuz, ben artik raporlu bir insanim ve elli alti raporu olan herkes gibi benimde imza yetkim yok ve bu nedenle de isyeri açamayacagim. Yani ne is yapacagimi henüz ben de bilemiyorum.

Müdür Bey: Anliyorum, neyse sikmayin caninizi, zaten ikinizde çok zor yillar geçirmissiniz,bundan sonra hem dikkatli olmalisiniz, hem de mutlu olmak için ugrasmalisiniz.

Elvan: Müdür Bey, çok haklisiniz. Ben bu aci dolu yillarimda çok sey ögrendim, düsününce insanin üzülebilecegi ve mutlu olabilecegi bir çok seyin zaten var oldugunu farkettim. Yeter ki ne istedigini bil, gerisi kendiliginden geliyor. Hayat her seye ragmen çok güzel, her seyden önce özgürlük harika bir sey. Bugünden sonra tabi ki ben daha mutlu olacagim ve tabi ki elimden geldigi kadariyla etrafimdakileri de mutlu etmeye çalisacagim. Tabi ilk önce geçmis yillari beyaz bir pamukla hiç toz kalmayacak sekilde silmek gerekiyor, yaniliyor muyum?

Müdür Bey: Evet, silmek güzel ama ders alinmissa... Neyse, artik birliktesiniz, bir çok seyi basarabilirsiniz. Degil mi?

Müdür Bey: Gir…

Gardiyan: Müdür Bey, Elvan’in misafirleri var, içeri alayim mi, disarida mi beklesinler?

Müdür: Kim gelmis? Annesi mi?

Gardiyan: Annesi ve nisanlisiymis Müdür Bey...

Müdür Bey: Nisanlisi mi? Iyi de evli bir kadinin nasil nisanlisi oluyor anlayamadim, al bakalim içeriye.

Gardiyan: Buyurun, girebilirsiniz.

Müdür Bey: Hos geldiniz. Buyurun, oturun söyle.

Elvan: Anne! Kemal!

Cemil: Elvan! Ne demek oluyor bu simdi? Demek öldügümü duyunca hiç vakit kaybetmedin,nisanlandin öyle mi?

Anne: Cemil, sen? Sen yasiyor musun?

Cemil: Birakin simdi beni, biriniz anlatin, bu adam kim, ne hakla Elvan’in nisanlisi oldugunu iddia ediyorsunuz? Elvan, evet, neden öyle bakiyorsun, nisanlin mi bu adam? Konussana!

Elvan: Sey Cemil, ben... Benim bir suçum yok, yani...

Cemil: Tamam, ben anladim anlayacagimi! Size mutluluklar dilerim o halde!

Elvan: Cemil! Cemil dur, dinle! Gitme Cemil! Cemiiiiiil! Cemiiiil!
 
Elvan 9.Bölüm
Müdür Bey: Elvan kizim, esin yasarken senin baska biriyle nisanlanmis olmani affedemez sanirim, birak gitsin. Sonra konusursunuz.

Elvan: Hayir Müdür Bey, biz nisanli falan degiliz, hem onun öldügünü söylediler...

Anne: Bizim bir suçumuz yok, Cemil’in annesi öldü dedi, ben de inandim.

Elvan: ( Telasli) Kemal! Kemal, kos yetis arkasindan, getir onu, hadi.

Kemal: Peki.

Müdür Bey: Kizim kusura bakma ama ben bu isten hiçbir sey anlamadim dogrusu.

Elvan: Ayagim, ayagim çok agriyor anne...

Anne: Aman Allah’im, ne oldu ayagina, niye sarili? Kavga mi ettiniz?

Elvan: Telaslanma anne, yok bir sey, küçük bir kaza iste, yalniz simdi kalmaya çalisinca acidi iste, hem neden getirdin sen Kemal’i? Hani yalniz gelecektin? Gördün mü bak her seyi birbirine karistirdin!

Anne: Kizim, ne bileyim ben bu adamin yasadigini, hem onunla nisanlanmayi kabul etmistin,sevinirsin diye getirdim, benim ne suçum var bunda?

Elvan:Offf, anne offf...

Kemal: Getirdim, buyurun Cemil Bey... Önden geçin.

Elvan: Cemil, anlayip dinlemeden nereye gidiyorsun öyle? Ben zaten duyduklarima inanmis olmanin pismanligi içindeyim, sen daha duymadan pisman olacagin seyler yapiyorsun, otur dinle.

Müdür Bey: Geç Cemil, dinle bakalim.

Elvan: Bak Cemil, annen senin öldügünü söylediklerinden ilk yillarda hangi bir derdime üzülecegimi sasirdim, iki yasindan beri büyüttügüm kizim dedigim çocugun ölümüne mi,senin ölümüne mi kendi halime mi... Burda her günün ay gibi geçtigini de tahmin edersin,birkaç ay önce teyzem Kemal ile benim evlenmemin uygun olacagini düsünmüs, Bana söylediler, annemlerde bunun iyi olacagini söylediler, ben de bilemiyorum belki yalniz kalmaktan korktum, belki çiktiktan sonra hayata yalniz baslamaktan, bilemiyorum, ama bana da uygun geldi iste. Olabilir dedim, hem akrabam, hem de o da esini ve çocugunu kaybetti diye, anlasabilecegimizi düsünmeye baslamistim. Ama senin yasadigini bilseydim zaten..

Cemil: Sen yillarca yattin da ben ne yaptim peki? Sefa mi sürdüm, en azindan senin aklin basindaydi, benim gibi deli muamelesi görmedin, her gün sayisiz hap yutmaktan, bir sürü soru cevaplandirmaktan ne hale düstüm, iyilesir iyilesmez sana kosuyorum ama duyduklarima bak! Esim nisanlanmis.. Ha ha ha çok komik dogrusu...

Elvan: Evet komik degil, ama anlatamiyorum ki, ben de ne yapacagimi sasirdim diyorum,düsünmekten uyuyabildigimi mi saniyorsun? Öyle mi?

Cemil: (Alayli) Iyi, çok sevindim, artik dügününüze de çagirirsiniz beni, nikah sahidi olarak..

Elvan: Saçmalama Cemil, Kemal simdi gidiyor, ben hala senin esinim, nisanli falan da degilim. Lütfen artik birbirimizi üzmeyelim, yillardir bugünü bekliyordum, sevincimi kursagimda birakma artik. Hadi Kemal, sen git, biz annemi de getiririz, tamam mi?

Kemal: Peki. Iyi günler o halde. Gidiyorum.

Müdür Bey: Iyi günler evladim.

Anne: Güle güle Kemal.

Elvan: Tamam mi Cemil, bak artik hiçbir sorun kalmadi.

Gardiyan Kapi vurulur) Çaylariniz efendim.

Müdür Bey: Getir, ver bakalim herkesinkini.

Cemil: Niye gönderdin ki Kemal Bey’i? Biliyorsun ben artik bir memur degilim, hatta hiçbir sey degilim, ne yapacaksin da beni? Basina bela mi edeceksin?

Elvan: Tamam Cemil, kapat artik, uzatma, evde konusuruz, biz hala evliyiz. Her seye ragmen.

Müdür Bey: Hadi, tamam, çaylarinizi için, Elvan’i da alip çikarsiniz, evinize gidip konusursunuz her seyi. Hem böyle durumlarda birbirinize daha çok sahip çikmalisiniz,birbirinizin kiymetini bilmelisiniz. Yaptiginiz hatalardan ders almalisiniz.

Anne: Dogru söylüyorsun evladim, küçük bir yalan yüzünden az kalsin kizimi evliyken evlendirecektim.

Müdür Bey: Bunlari hatirlayip gülersiniz artik ileride degil mi?

Elvan: Güler miyiz, aglar miyiz bilemiyorum artik Müdür Bey.

Müdür Bey: Gülün gülün, hayat aglamaya degmeyecek kadar kisa, bundan sonra her aninizin kiymetini bilerek yasayin, geldiginden beri hem saçinda aklar olustu, hem de göz altlarinda kirisikliklar baksana, günler beklemez akar gider, öyle degil mi Cemil Bey?

Cemil: Öyle de...

Müdür Bey: ‘De’ ‘me’ yok artik, bak esini de alip gidiyorsun, hayatinizi yeniden düzene sokar, bir çocuk daha yaparsiniz, yine her sey yoluna girer, zamana birakin yeter ki.

Anne: Müdür Bey, aslinda Cemil ile Elvan, birbirlerini çok severler, sorunlarda bundan kaynaklaniyor hep. Öyle bir zincirle baglidirlar ki inanamazsiniz. Elvan, Cemil’in nöbete kaldigi günler de ona hasret mektuplari yazan bir esti. Cemil ise kizimi bir gün bile üzmemis,bir dedigini iki etmemis bir damattir. Kiskanirlar birbirlerini. Gerçi bugüne kadar ikisinin de gözleri baskalarini görmedi ama iste sevince kiskaniliyor demek ki.

Müdür Bey: Ben zaten anladim hanimefendi, her an birbirlerine sarilacakmis gibi hasretle ve sevgiyle bakiyor ikisinin de gözleri.

Cemil: Evet, Elvan’i çok özledigim dogru. Dünyaya yine gelsem yine onunla evlenirdim.

Elvan: Ben de seninle.

Müdür Bey: Bunu söyleyen o kadar az çift var ki. Sizi tebrik ediyorum o halde. Elvan, saat sekize geliyor, istersen git arkadaslarinla vedalas ve esyalarini topla.

Elvan: Müdür Bey, esyam yok, yani baglamam kirildi, giysilerimi de arkadaslar kullansin,yatagimi da bir gelene verin iste, burdan bir sey götürme istemiyorum açikçasi, bir tek kol çantam var, onu da gardiyan getirirse çok memnun olurum, arkadaslarla vedalasmak istemiyorum.

Müdür Bey: Niye kizim?

Elvan: Sey efendim, biz onlarla zaten bazi isler planladik, ben onlara malzeme getirecegim,onlar elisi yapacaklar, ben de satacagim, ihtiyaçlarini alacaklar, hem her ay kitap da alacagim onlara. Bir de vedalasma sahnelerini gerçekten sevmiyorum, beni yipratiyor.

Müdür Bey: Çok güzel düsünmüssünüz, tebrik ederim seni. Zaten senin lider özelligin oldugunu fark etmistim, eminim sen gittikten sonra kogus epeyce bir gürültülü olacak. Peki,madem vedalasmak istemiyorsun, sen bilirsin, o halde bardaklari alirken söyle de getirsin çantani.

Gardiyan: Affedersiniz müdür bey, dün gelen gazeteci bayan gelmis, sizinle görüsmek istiyor,içeri alayim mi?

Müdür Bey: Aysen hanim mi? Hayirdir, yine niye gelmis, al bakalim içeriye anlariz simdi.

Gardiyan: Buyurun Aysen hanim...

Aysen:Tesekkür ederim, günaydin müdür bey, ooo...Elvan da burdaymis, merhabalar.

Elvan: Merhaba.

Müdür bey: Hos geldiniz Aysen hanim, hayirdir, böyle erken bir vakitte, buyurun söyle oturun, tanistirayim, Elvan’in annesi, bu da esi Cemil bey…

Aysen : Esi mi? Ama bana öldügünü...

Elvan: Evet, öldügünü söylemistim, ama ben de öyle biliyordum, daha birkaç saat önce yasadigini ögrendim, büyük bir sürpriz oldu yani.

Aysen: O halde gözleriniz aydin olsun, ben de sizinle görüsebilmek için erkenden geldim zaten Elvan Hanim, bu sabah çikacaginizi dün söylemistiniz ya. Aman Allah’im ayaginiza ne oldu, geçmis olsun.

Elvan: Önemli bir sey degil, küçük bir kaza. Benimle görüsmek için geldiginizi söylediniz degil mi? Neden?

Aysen: Biliyorsunuz, hani burada geçen günlerinizi tek tek yazdiginizi ve kitap olarak çikarmayi düsündügünüzü söylemistiniz ya. Iste o konuyla ilgili olarak görüsmek istedim.

Müdür bey: Kitap mi? Ne kitabi, Elvan, Aysen hanim ne kitabindan bahsediyor?

Elvan: Müdür bey, ben Aysen Hanim’in da naklettigi üzere yedi yildir burada geçen günlerimi bir deftere yazdim, bu yazdiklarimi da insanlarla paylasmayi düsünüyorum, açikçasi bir anlik dikkatsizligimin bana neleri kaybettirdigini anlattim, dört duvarin içindeki yasamin zorluklarini. Tabi bir tek benim sikintilarim yok içinde, birlikte yasadigim, tanistigim insanlarinda birkaç dakikalik sinirleri sonucunda ne hale geldikleri falan da var, öyle bir sey iste. Tabi su an kitap denemez, epey bir düzeltilme ihtiyaci var, hem de bu islerden anlayan biri tarafindan.

Müdür bey: Aferin sana Elvan, bak yine sasirttin beni. Seni ilk tebrik eden ben olmak isterim dogrusu.

Aysen: Müdür bey, Elvan, gerçekten de takdire degen bir sahis. Arkadaslarina kitap okuma sevgisini de kazandirmis. Üstelik çok güzel baglama çaliyor, yani hani derler ya on parmaginda on marifet olanlardan.

Elvan: Yok canim, abartmayin, herkesin yapabilecegi seyler bunlar, yeter ki istensin.

Müdür bey: Aysen kizim hakli Elvan, mütevazilige gerek yok, peki Aysen, hala anlayamadik sen niye geldin bugün?

Aysen: Ben aslinda buraya Elvan’a güzel bir teklif yapmak için geldim, gazetemizin yayin yönetmeniyle görüstüm, gerekli her masrafi biz üstlenip, tabi düzeltmeler de dahil, Elvan’in kitabini yayinlayip piyasaya çikaracagiz, tabi Elvan kabul ederse.. Bunun için de kendisine yüklü bir miktar para verecegiz elbette. Ne dersin Elvan? Kitabini biz çikaralim mi?

Elvan: Aysen hanim, beni çok sasirttiniz, yani, daha okumadan, begenip begenmeyeceginiz bile belli degil ki…

Aysen: Sen o konuda hiç tereddüt etme. Begenilecek hale getiririz, o isler bizim isimiz, sen teklifime cevap ver, haydi.

Elvan: Iyi de ben...

Müdür Bey: Hadi kizim, bak ayagina kadar gelmis bir firsat bu. Kabul etmen, senin iyiligine olur, hem Emek gazetesi bastiracak, daha ne istiyorsun?

Elvan: Peki kabul ediyorum, iyi de kitabin ismi ne olacak peki?

Aysen: Ben onu da düsündüm, begenecek misin bakalim. Kitabinin adi: ‘Müebbet pismanlik’Nasil? Begendin mi?

Elvan: Evet, harika bir fikir, gerçekten de küçük bir dikkatsizlik sonucu ya da birkaç anlik bir sinir sonucu insan hayat boyunca pismanlik duyuyor, ben de birkaç isim düsünmüstüm aslinda ama tabi sizinki kadar güzel degildi, isi bilene birakmak daima iyidir degil mi?

Aysen:Sen ne düsünmüstün Elvan?

Elvan: Ben de ‘On bes dakika volta’ ya da ‘Ikinci boyut’ isimlerinden birini vermeyi düsünüyordum kitaba, ama ‘Müebbet Pismanlik’ gerçekten daha uygun, sadece benim degil,bütün tutuklarin duygularini iki kelimeyle anlatabiliyor iste, daha ne isterim ben?

Müdür Bey: O halde hayirli olsun diyelim ve vedalasalim artik, esini ve anneni de bekletme,kolay mi yedi yildir bekliyorlar zaten.

Cemil: evet, müdür bey çok hakli. Hadi vedalasin da çikalim artik.

Elvan: Peki, o halde önce Aysen hanimi öpeyim ben, Aysen Hanim siz adresimi, telefonumu müdür beyden alirsiniz, evde görüsürüz. Ev daha uygun degil mi?

Aysen: Evet evet, ben sizi ararim, ne zaman müsait olursaniz gelirim eve, çalisiriz, düzeltme yapariz. Baglama da çalarsin bana degil mi?

Elvan: Baglama mi? Sey... Necla baglamami kirdi ama yakinlarda alabilirsem eger...

Cemil:Aliriz karicigim bir baglama, lafi mi olur, hemen yarin aliriz hem de..

Elvan: Sagol Cemilcigim, sen harika bir essin.

Cemil: Sen de. Hadi, Müdür Bey, hosça kalin, her sey için tesekkürler.

Müdür Bey: Rica ederim Cemil Bey, tanistigimiza memnun oldum, size de yeni hayatinizda basarilar dilerim. Kizimiza iyi bakin.

Cemil: Merak etmeyin efendim, esime eskisinden daha çok sahip çikacagimdan emin olun,artik baskalarinin dediklerine de inanmam, bu hatanin ruh sagligimi kaybettirdigini de unutamam, hosça kalin.

Elvan: Evet, sanirim ayrilik sahnesi geldi çatti, bunun da hayatta ki diger roller gibi oynanmasi lazim degil mi müdür bey? Simdilik hosça kalin, her seyin için tesekkür ediyorum tekrar.

Müdür Bey: Güle güle Elvan, bundan sonra özürlügünün kiymetini daha iyi bilecegine inaniyorum. Daha dikkatli bir hayat sürecegine de...

Elvan: Ne kadar da Müebbet pisman olsak da bundan sonra hayati bambaska yasayacagim.Su andan itibaren özgürlügümün her anini doyasiya yasayacagim, ufak sorunlari dert etmeyecegim, hayati layik oldugu kadar güzel yasayacagim, çiçekleri böcekleri, insanlari eskisinden daha çok sevecegim. Söz veriyorum.


Son
 
Geri