-
- Katılım
- Kasım 23, 2010
-
- Mesajlar
- 326
-
- Tepkime puanı
- 2,356
-
- Puanları
- 353
-
- Konum
- Neptün
Kırılmış bardak parçaları, güneş ışığında Tavus Kuşu misâli rengarenk ışıldıyordu. Odanın sessizliğini, hayatından bezmişçesine tavanda dönen pervane bozuyordu. Devrilmiş bira şişeleri, onlarca can vermiş izmarit ve yuvasını kaybetmişçesine etrafta dolanan birkaç hamam böceği…
Elena uyandığında buğulu bir şekilde ilk bunları gördü. Gözleri yorgundu, ağzında tuhaf bir demir tadı vardı. Yutkunmaya çalıştığında boğazı düğümleniyordu. Doğrulmak istedi, ilk çabası yetersiz oldu. Bir daha denedi. Belinde bir ağrı hissetti. Ona rağmen yeniden toparlanmaya çalıştı. Küçük bir kulübede olduğunu fark etmeye başlamıştı. Oda havasız değildi; pencereye alelade yapıştırılmış naylon parçası pes etmek üzereydi. Fakat yine de içeride ağır bir koku hâkimdi. Sanki biri morgda bütün ölülere tiner banyosu yaptırmıştı.
Artık biraz daha kuvvet bularak doğrulabildi. Ayağa kalktı. Belindeki ağrı yeniden hatırlattı kendini. Ellerinde çizikler, bacaklarında yara bereler vardı. Üzerindeki kırmızı tişört tozdan kamufle olmuştu. Ayakkabılarının bağları bağımsızlıklarını ilan etmiş gibiydiler. Gözleri kapıyı aradı ve çok geçmeden buldu. Vakit kaybetmeden kapıya yöneldiğinde sol ayağının zincirle yere sabitlendiğini fark etti. Kendisini, terk edilmiş bir limana demir atmış gemi gibi hissediyordu.
Buraya nasıl gelmişti? Kim getirmişti? Neden buradaydı? Otobanda son sürat ilerleyen arabalar gibi bu sorular kafasında cirit atıyordu. Beyni kendine hata mesajı yolluyordu. Zihni çok yorgundu ve kendine ne yapıldığını öğrenmek belki de en son istediği şeydi. Bir an evvel bu odadan kurtulmalı ve temiz hava ile vuslata ermeliydi.
Ayağındaki prangayı inceledi. Eski bir kilit ve küflü zincirler. Bir an aklına Saw filmindeki sahne gelmişti. İçinden, - umarım filmdekilerin kaderini yaşamam - diyordu. Ayağını biraz zorladığında kilidin altındaki alüminyum panelin oynadığını fark etti. Biraz daha zorladı. Acı karşısına Çin Seddi gibi çıkmıştı. İçinden haykırmıştı resmen. Ama durmadı, derin acıya rağmen kilidi çekiştirmeye devam etti. Panel pes edip teslim olduğunda ayağının koptuğunu sandı. Ayağı yerinde duruyordu ama bir pitpull saldırısına mâruz kalmışcasına bileğinde koyu bir iz vardı.
Negatif düşünceleri zihninden sıyırarak hemen kapıya yöneldi. Kapıyı yokladığında onun da kilitli olduğunu fark etti. Geriye çekilerek Amerika Futbolcusu edâsıyla kapıya abandı. Kapıyı açmak, ayağından kilitten kurtulmaktan daha kolay olmuştu.
Dışarıda gri elbiseler giymiş, geniş gövdeli, uzun boylu devler gibi uzanan bir yığın ağaç vardı. Yeşillikler manzaradaki tek pozitif görüntüydü. Sıradaki zorluk, Ormanın derinliklerinde kendisine yol bulması gerektiğiydi.
Elena uyandığında buğulu bir şekilde ilk bunları gördü. Gözleri yorgundu, ağzında tuhaf bir demir tadı vardı. Yutkunmaya çalıştığında boğazı düğümleniyordu. Doğrulmak istedi, ilk çabası yetersiz oldu. Bir daha denedi. Belinde bir ağrı hissetti. Ona rağmen yeniden toparlanmaya çalıştı. Küçük bir kulübede olduğunu fark etmeye başlamıştı. Oda havasız değildi; pencereye alelade yapıştırılmış naylon parçası pes etmek üzereydi. Fakat yine de içeride ağır bir koku hâkimdi. Sanki biri morgda bütün ölülere tiner banyosu yaptırmıştı.
Artık biraz daha kuvvet bularak doğrulabildi. Ayağa kalktı. Belindeki ağrı yeniden hatırlattı kendini. Ellerinde çizikler, bacaklarında yara bereler vardı. Üzerindeki kırmızı tişört tozdan kamufle olmuştu. Ayakkabılarının bağları bağımsızlıklarını ilan etmiş gibiydiler. Gözleri kapıyı aradı ve çok geçmeden buldu. Vakit kaybetmeden kapıya yöneldiğinde sol ayağının zincirle yere sabitlendiğini fark etti. Kendisini, terk edilmiş bir limana demir atmış gemi gibi hissediyordu.
Buraya nasıl gelmişti? Kim getirmişti? Neden buradaydı? Otobanda son sürat ilerleyen arabalar gibi bu sorular kafasında cirit atıyordu. Beyni kendine hata mesajı yolluyordu. Zihni çok yorgundu ve kendine ne yapıldığını öğrenmek belki de en son istediği şeydi. Bir an evvel bu odadan kurtulmalı ve temiz hava ile vuslata ermeliydi.
Ayağındaki prangayı inceledi. Eski bir kilit ve küflü zincirler. Bir an aklına Saw filmindeki sahne gelmişti. İçinden, - umarım filmdekilerin kaderini yaşamam - diyordu. Ayağını biraz zorladığında kilidin altındaki alüminyum panelin oynadığını fark etti. Biraz daha zorladı. Acı karşısına Çin Seddi gibi çıkmıştı. İçinden haykırmıştı resmen. Ama durmadı, derin acıya rağmen kilidi çekiştirmeye devam etti. Panel pes edip teslim olduğunda ayağının koptuğunu sandı. Ayağı yerinde duruyordu ama bir pitpull saldırısına mâruz kalmışcasına bileğinde koyu bir iz vardı.
Negatif düşünceleri zihninden sıyırarak hemen kapıya yöneldi. Kapıyı yokladığında onun da kilitli olduğunu fark etti. Geriye çekilerek Amerika Futbolcusu edâsıyla kapıya abandı. Kapıyı açmak, ayağından kilitten kurtulmaktan daha kolay olmuştu.
Dışarıda gri elbiseler giymiş, geniş gövdeli, uzun boylu devler gibi uzanan bir yığın ağaç vardı. Yeşillikler manzaradaki tek pozitif görüntüydü. Sıradaki zorluk, Ormanın derinliklerinde kendisine yol bulması gerektiğiydi.
