Aslında yazı, birazda düşündüğümüzü yazmış. Arkadaşlar önce şu yanlış anlamayı bir düzeltelim. Din ve devlet işleri birbirinden ayrı olmaz. Mümkün değildir. Eğer Müslüman iseniz, laikliği benimsemeniz de mümkün değildir. Çünkü laiklik dediğiniz; Ya Rabbi sen bizim devlet yönetimimize karışma, sen o işlerden anlamazsın kendi kurallarımızı biz kendimiz koyarız anlamına gelir (haşa ve kellâ).
Ancak bir gerçek de şudur ki; Devletin DİNİ olmaz. Devletin tek düsturu ADALET olmalıdır. Selçuklu ve Osmanlı'da durum hep böyleydi. Müslümanların mahkemeleri ayrı, Gayrimüslimlerin mahkemeleri ayrıydı. Kimseyi zorla İslam şeriatına göre yargılayamazdınız. Zaten İslam Şeriatı, bağlayıcı kanunların ilkine kişinin Müslüman olması şartını koymuştur. Müslüman olmayan birisini ya da inanmayan birisini siz nasıl şeriat ile muhakeme edeceksiniz?
Dolayısıyla Laiklik, inanmayan birisi için geçerli olabilir. Onda da başka sıkıntılar vardır. Şuan da bizim kullandığımız anayasa ve hukuk kanunları hep batıdan alınmadır. Alman kamu & ceza hukuku, Fransız medeni hukuku, İtalyan maliye & borçlar hukuku vs. vs. Bu kanunlarda farklı milletlerin yine Hristiyanlıktan alıp uygulamaya koyduğu kanunlardır. Yani Laiklik ile idare edildiğini düşünen herhangi birisi, aslında Hristiyan hukukuna göre yargılanmaktadır. Yani işin içinde yine din vardır. O sebepten Laiklik dediğiniz şey, aslında din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması değil reddettiğin bir dinin yerine başka bir dinin hukukunu almak demektir.
M. Kemal Paşa'da kurulan ilk cumhuriyet döneminde önce bu kanunları getirmiş ama teorik olarak uygulamada çıkan bazı problemlerden ötürü eski sistemi biraz ıslah ederek dönüş çalışmalarına başlamıştır. Nitekim, İzmir İktisat Kongresi'nde yaptığı hilafet ve ekonomi vurgusu aynı zamanda hilafet emanetlerini İstanbul'a getirtmesi bunun en önemli işaretidir. (Ömrü yetmedi o ayrı konu.) Çünkü Selçuklu ve Osmanlı zamanında ortaya konulan ekonomi & hukuk sisteminin aslında biraz düzeltmelerle güzel sonuçlar vereceğini sonradan fark etmiştir.
Gelelim dini konuya. Diyanet zamanında bozulan ilmiye ve din sınıfını kontrol altında tutmak için kurulsa da, zamanla şirazesinden çıkmıştır. Diyanet İşleri, kendi topraklarında yaşayan tüm insanların dinlerine eşit mesafede ve ADALETLİ olmak zorunda iken bugün bambaşka bir şekle evirilmiştir. O sebepten Diyanetin hızlı şekilde ıslah edilmesi de elzemdir.