&diLa 'nin defteri&

Konu sahibi son olarak 2609 gün önce görüldü
Mayısın on dokuzu
Ufukta duran gemi gitgide yaklaşıyor.
Sanki harlı bir ateş
Yakıyor ruhumuzu.
Beklemek üzüntüsü her gönülde taşıyor.
Üzülmemek elde mi;
Hız yüklü, inan yüklü, umut yüklü bu gemi
O umut yayıldıkça ruhlara sıcak sıcak,
O hız, doldukça damarlara kan gibi,
Gizli gizli inleyen her yürek canlanacak,
Ateş püskürecek uyuyan volkan gibi;
Gittikçe büyükleşen
Gölgene dikilmekten
Karardı gözlerimiz.
Koş, atıl gemi, sana engel olmasın deniz!
Ak saçlı dalgaları birer birer kes de gel;
Kuşlar gibi uç da gel, rüzgar gibi es de gel.
 
Özgür mavinin tutsaklığında

Yaşam ışıltısı küçük bir dalgayım.

Masmavi gökyüzü ve deniz,

Bembeyaz bulutlar ve martılar,

Mavi beyaz bir rüyadayım.

Doğanın en saf ifadesiyim ben,

Güneş bile incitmeden geçer

Billur tenimden.



En sevdiğim oyun

Med-Cezir dir benim.

Oyun bozan dalgakıranları

Hiç sevmedim.

Bazen yarışırım dalgalarla

En önde varmak için karaya.

Sonra, oynarım çocuklarla,

Kurabilsinler diye yeniden

Kumdan kalelerini yıkarım.

En yakın dostlarım

Yunus balıkları

Onlar mavi yürekli barışın çocukları !.

Ah! Yoldaşlarım ,

Balinalar ve fok balıkları

Kapkara yürekliler öldürdüler onları !..



Bazen öfkelenirim böyle

Coşarım, taşarım,

Ben hep başına buyruk yaşarım.

Acıtmaz canımı , ne ağlar ne oltalar

Zıpkın yemiş bir balinanın gözyaşı kadar !.



Seviyorum

Bir sevgiliye bakar gibi

Bana sevgiyle bakanları.

Ölümsüzleştirip bu bakışı

Resmimi yapanları.

Seyrettiniz mi bir kumsaldan

Ufukta doğan güneşi,

Bulunmaz tabiatta

Bu tablonun bir eşi.



Ve saklarım her gece

Bir sır gibi içimde,batan güneşi .

Aslında gece , gündüzün ikiz kardeşi!.

Gün ışığı bir müjdedir yaşama

Her gecede bir sabah olduğunu

Müjdelemek için kainata .



Kim bilebilir benim kadar

Bir damlayı inci yapan gizemi.

Bilmeniz gereken sadece şudur :

Bu ne damlanın ne midyenin hüneri !.

Sadece inciler saklamaz

Denizin derinlikleri.

Ne zaman görsem akıtır gözyaşımı

Bitmemiş bir yolculuğun seyir defteri !.

Aslında deniz evrenin yüreğidir,

Deniz evrene sunulmuş

En büyük hazinedir.



Büyürken sordum kendime

Kaç kulaçta gidilir evrenin sonuna,

Yada binip bir deniz atına

Gitmeli mi dört nala ?



Dostluğu, liman fenerinin aydınlık gözlerinde

Heyecanı, Kolomp un sözlerinde

Umudu, karayı gören tayfanın yorgun sesinde

Hüznü, giden geminin ardından

Mendil sallayan sevgilinin yüzünde gördüm.



Deniz tuzunda buldum

Yaşamın tadını.

Ölüm meleği fırtına olup sallarken gemiyi

Genç kaptanın duasında işittim İsa’nın adını !.



Her fırtına bir şölendir;

Her fırtına hüzne gebedir.

Savrulmaktan yorulunca küçük bedenim

Zaman yorgunu sakin koylarda dinlenirim.





Dinlerim rüzgarın bestesini

Kimsesiz gecelerde.

Deniz bir beşik gibi sallarken beni

Yosunların kollarında

Bakarım gemilerin kılavuzu yıldızlara.

Ve her gece sarılıp uyurum

Bir deniz yıldızına.



Denize ait ne varsa ,

Işıltım da saklı.

Çok severim uçan balıklarla yarışmayı

Ve muson yağmurlarında ıslanmayı.



Evrenin yüreğinde

Küçük bir dalgayım,

Maviye aşık ,

Özgürlüğe tutsağım !..
 
Sordular adımı; dedim HASRET..
Neden dediler? Bir de anlat.
Ana ya, Baba ya, Bacı ya, kardeşe,
Mutlu yuvaya, candan sevgi diye oldum HASRET

Esaretten hürriyete,
Baba diyen yavruya,
iftiralardan dogruya
Yalanlara doydum,doğru söze oldum HASRET

Laik ülke de doğru hakime,
Mahkemelerde doğru adalete,
Mahsum yerine asıl suçluya,
Gerçek yargıya oldum HASRET...

Gerçeklere HASRET çeke çeke,
Bu sineye dert eke eke,
Sevgiye, neşeye HASRET diye diye,
Benim adım oldu HASRET
 
yurdumun güzelliği
başka yurtta görülmedi
yeşilliği havası kokusu
daha güzeli yoktur başka yurtlarda

benim gibi sizde
haydi gelsenize benimle
köy, şehir, memleket
heryeri gezelim

yurdum,canım yurdum
hiç güzelliğini kaybetme
sen böyle çok çok güzelsin
canım yurdum benim
 
Karanlığın insanı delirten bir ihtişamı vardır
Yıldızlar aydınlık fikirler gibi havada salkım salkım
Bu gece dağ başları kadar yalnızım

Çiçekler damlıyor gecenin parmaklarından
Dudaklarımda eski bir mektep türküsü
Karanlıkta sana doğru uzanmış ellerim
Gözlerim gözlerini arıyor durmadan
Nerdesin?
 
sen miydin o yalnızlığım mıydı yoksa
kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi
dilimizde akşamdan kalma bir küfür
salonlar piyasalar sanat sevicileri
derdim günüm insan içine çıkarmaktı seni
yakanda bir amonyak çiçeği
yalnızlığım benim sidikli kontesim
ne kadar rezil olursak o kadar iyi
kumkapı meyhanelerine dadandık
önümüzde altınbaş altın zincir fasulye pilakisi
aramızda görevliler ekipler hızır paşalar
sabahları açıklarda bulurlardı leşimi
öyle sıcaktı ki çöpçülerin elleri
çöpçülerin elleriyle okşardın beni
yalnızlığım benim süpürge saçlım
ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi
baktım gökte bir kırmızı bir uçak
bol çelik bol yıldız bol insan
bir gece sevgi duvarını aştık
düştüğüm yer öyle açık seçik ki
başucumda bir sen varsın bir de evren
saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi
yalnızlığım benim çoğul türkülerim
ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi
 
Dağda dolaşırken yakma kandili,
Fersiz gözlerimi dağlama gurbet!
Ne söylemez, akan suların dili,
Sessizlik içinde çağlama gurbet!
Titrek parmağınla tutup tığını.
Alnıma işleme kırışığını
Duvarda, emerek mum ışığını,
Bir veremli rengi bağlama gurbet
Gül büyütenlere mahsus hevesle,
Renk dertlerimi gözümde besle!
Yalnız, annem gibi, o ılık sesle,
İçimde dövünüp ağlama gurbet!..
 
Karanlık bir patikada
Ay ışığı düşer önüne
Arkanda soluğu ırmağın
Dudaklarım gül içinde

Bu öyle bir sevi ki
Bir kuş öter çalılıkta
Yüreğimiz ter içinde

Sanki biz değiliz sevgilim
Kavakların gölgesiyle
İkiye ayırdık geceyi
Gece avcumun içinde
 
Aklımdasın
Şimdi, şu an elimin altında
Yeşili terlemiş
Bir tabak erik
Bir bardak serin su yanında

Aklımdasın
Saksıdaki toprağımda
Yaprağında sardunyanın
Dalgalandır dalgalandır rüzgarım
Olur a ansızın alabora

Anımsayamadığım bir sözcük
Yüzünle birlikte gelen
Ama tedirgin, ama yitimsiz
Devingen
Soluk bir fotoğrafta
Zamanı geri çeken
 
Ölü sularından iniyordum nehirlerin
Baktım yedekçilerim iplerimi bırakmış;
Cırlak kızılderililer, nişan almak için
Hepsini soyup alaca direklere çakmış.

Bana ne tayfalardan; umurumda değildi
Pamuklar, buğdaylar, Felemenk ve İngiltere;
Bordamda gürültüler patırtılar kesildi;
Sular aldı gitti beni can attığım yere.

Med zamanları, çılgın çalkantılar üstünde,
Koştum, bir çocuk beyni gibi sağır, geçen kış
Adaların karalardan çözüldüğü günde
Yeryüzü böylesine allak bullak olmamış.

Denize bir kasırgayla açıldı gözlerim;
Ölüm kervanı dalgaları kattım önüme;
Bir mantardan hafif, tam on gece hora teptim;
Bakmadım fenerlerin budala gözlerine.

Çocukların bayıldığı mayhoş elmalardan
Tatlıydı çam tekneme işleyen sular;
Ne şarap lekesi kaldı,ne kusmuk, yıkanan
Güvertemde; demir, dümen ne varsa tarumar.

O zaman gömüldüm artık denizin Şi’rine,
İçim dışım sütbeyaz köpükten, yıldızlardan,
Yardığım yeşil maviliğin derinlerine
Bazan bir ölü süzülürdü, dalgın ve hayran.

Sonra birden mavilikleri kaplar meneviş
Işık çağıltısında, çılgın ve perde perde,
İçkilerden sert, bütün musikilerden geniş
Arzu, buruk ve kızıl, kabarır denizlerde.

Gördüm şimşekle çatlayıp yarılan gökleri,
Girdapları, hortumu; benden sorun akşamı,
Bir güvercin sürüsü gibi savrulan fecri,
İnsana sır olanı, gördüğüm demler oldu.

Güneşi gördüm, alçakta, kanlı bir ayinde;
Sermiş parıltısını uzun, mor pıhtılara.
Eski bir dram oynuyor gibiydi, enginde,
Ürperir uzaklaşan dalgalar sıra sıra.

Yeşil geceyi gördüm, ışıl ışıl karları;
Beyaz öpüşler çıkar denizin gözlerine;
Uyanır çın çın öter fosforlar, mavi, sarı;
Görülmedik usareler geçer döne döne.

Azgın boğalar gibi kayalara saldıran
Dalgalar aylarca sürükledi durdu beni
Beklemedim Meryem’in nurlu topuklarından
Kudurmuş denizlerin imana gelmesini.

Ülkeler gördüm görülmedik, çiçeklerine
Gözler karışmış, insan yüzlü panter gözleri
Büyük ebem kuşakları gerilmiş engine,
Morarmış sürüleri çeken dizginler gibi.

Bataklıklar gördüm, geniş, fıkır fıkır kaynar;
Sazlar içinde koskoca bir ejderha,
Durgun havada birdenbire yarılır sular,
Enginler şarıl şarıl dökülür girdaplara.

Gümüş güneşler, sedef dalgalar, mercan gökler;
İğrenç leş yığınları bozbulanık koylarda;
Böceklerin kemirdiği dev yılanlar düşer.
Eğrilmiş ağaçlardan simsiyah kokularla.

Çıldırırdı çocuklar görseler mavi suda
O altın, o gümüş, cıvıl cıvıl balıkları.
Yürüdüm, beyaz köpükler üstünde, uykuda;
Zaman zaman kanadımda bir cennet rüzgarı.

Bazan doyardım artık kutbuna, kıtasına;
Deniz şıpır şıpır kuşatır sallardı beni;
Garip sarı çiçekler sererdi dört yanıma;
Duraklar kalırdım, diz çökmüş bir kadın gibi.

Sallanan bir ada, üstünde vahşi kuşların
Bal rengi gözleri, çığlıkları, pislikleri;
Akşamları, çürük iplerimden akın akın
Ölüler inerdi uykuya gerisin geri.

İşte ben o yosunlu koylarda yatan gemi
Bir kasırgayla atıldım kuş uçmaz engine;
Sızmışken kıyıda, sularla sarhoş; gövdemi
Hanze kadırgaları takamazken peşine.

Büründüm mor dumanlara, başıboş, derbeder,
Delip geçtim karşımdaki kızıl semaları;
Güvertemde cins cins şaire mahsus yiyecekler;
Güneş yosunları, mavilik medusaları.

Koştum, benek benek ışıkla sarılı teknem,
Çılgın teknem, ardımda yağız deniz atları;
Temmuz güneşinde sapır sapır dökülürken
Kızgın hunilere koyu mavi gök katları.

Titrerdim uzaklardan geldikçe iniltisi
Azgın Behemotların, korkunç Maelstromların.
Ama ben, o mavi dünyaların serserisi
Özledim eski hisarlarını Avrupa’nın.

Yıldız yıldız adalar , kıtalar gördüm; çoşkun
Göklerinde gez gezebildiğin kadar, serbest
O sonsuz gecelerde mi saklanmış uyursun
Milyonlarca altın kuş, sen ey gelecek kudret.

Yeter, yeter ağladıklarım; artık doymuşum
Fecre, aya, güneşe; hepsi acı, boş, dipsiz,
Aşkın acılığı dolmuş içime, sarhoşum;
Yarılsın artık bu tekne, alsın beni deniz.

Gönlüm Avrupa’nın bir suyunda, siyah, soğuk,
Bir çukurda birikmiş, kokulu akşam vakti;
Başında çömelmiş yüzdürür mahsun bir çocuk
Mayıs kelebeği gibi kağıttan gemisini.

Ben sizinle sarmaşdolaş olmuşum dalgalar,
Pamuk yüzlü gemilerin ardında gezemem;
Doyurmaz artık beni bayraklar, bandıralar;
Mahkum gemilerin sularında yüzemem
 
Gözler önünde işte
Gittikçe arınıyorum kendimden
Her giden güzelleşir
Gidiyorum güzelleşmek için
Unutulsun diye çirkinliklerim
Gelecek birisi güzeldir
Gelince güzel değil
Hele gelmişse çirkin
Yaşam, ölüm gelecek diye güzel
Ey güzeller güzeli beklediğim
Kaç saatim, kaç dakikam ya da saniyem
Artık ne gelmek ne de gitmek
Yaşamın en zor yanı beklemek
Hiçbirimiz beklemedik doğmayı,
Doğduğumuzdan beri beklediğimiz
ÖLMEK
 
Güneş altında söylenmedik söz yokmuş..
Bu yüzden geceleri söylüyorum sevdiğimi..
Ne gece ne gündüz yokmuş söylenmemiş söz..
Bende söylenmişleri söylüyorum yeni biçimde..
Hiç bir biçim kalmamış dünyada denenmedik...
Bende susuyorum sevgimi saklayıp içimde....
Duyuyorsun değilmi suskunluğumu nasıl haykırıyor...
Susarak sevgisini ilan eden çok var sevgilim ...
Ama bir başka seven yok benim sustuğum biçimde .....
 
Dünya öküzün üstünde derler ama; dünyanın üstünde nice öküzler bilirim.
 
Ne içindeyim zamanın
Nede büsbütün dışında
Ne başındayım,nede sonunda
Sürünüyorum orta yerinde
Hayallerim yükseklerde
Ben yine aynı,
Aynı zorunluluk içinde
Zaman geçsede,aynı zaman
Gün desen,aynı gün
Sadece avunmaktayım...
 
Ölümsüz aşkı bulacağız, bir yastığa baş koyacağız
Hem gülüp hem ağlayacağız, dilimdeki bir tek hece "SEN"
Ölümsüz aşkı bulacağız, bir yastığa baş koyacağız
Zorluklara katlanacağız, dilimlerin en güzeli "SEN"

Sen, sen, sen
Sen, sen, sen
Unutamam ki ölüp gitsem
Sen, sen, sen
Sen, sen, sen
Fedadır sana bu can bu beden

Melekler bile kıskanacak, güneş dağlara anlatacak
Karda papatyalar açacak, denizlerin dalgaları "SEN"
Melekler bile kıskanacak, güneş dağlara anlatacak
Bir de çocuğumuz olacak, gülüşleri bakışları "SEN"

Sen, sen, sen
Sen, sen, sen

Unutamam ki ölüp gitsem
Sen, sen, sen
Sen, sen, sen
Fedadır sana bu can bu beden

Şiir:
Seni bir şarkıyla anlatmaya cürret ettim, ne olur biraz cahilliğime biraz da aşk sarhoşluğuma ver. Kütüphanelere sığmayacak kitaplar yazsam, milyonlarca şarkılar yapsam; belki saçının bir telini ancak anlatabilirim. Sen şu koskoca dünyadan da öte uçsuz bucaksız kainatsın! Eğer senden cayarsam, Rabbim beni yerden yere çarpsın, yerden yere çarpsın, yerden yere çarpsın!

Sen, sen, sen
Sen, sen, sen
Unutamam ki ölüp gitsem
Sen, sen, sen
Sen, sen, sen
Fedadır sana bu can bu beden
 
Her an için bile içimde ki ateş,
Senin beni bıraktığın gündü...
Kalbimi kapatan tek kişiydin.
Ama merak etme!
Şimdi gidiyorum buralardan!
Bana karşı bakan gözlerinden,
Ayırıyorum gözlerimi.
Şimdi unutamadığım...
Ama sonunda unutacağım bir kişi olacaksın.
Hayata sıkı tutunamaz olucaksın.
Hep özlemimi çekerken,
Ben bu şehri terk etmiş olucağım.
Arkama bile bakmadan veda ederken,
Gözlerimden akan son gözyaşı olacaksın.
Beni bıraktığın pişman olurken,
Ve benimde seni düşünmem üzülmem olurken,
Kalbinden dökülen gözyaşları olucak.
Çok ama çok ağlayacaksın.
Tıpkı benim şimdi ağladığım gibi...
 
Bir daha temmuzu yarasıyla göndermeli

Yazı selamla omuzlarından

Gidiyor anılara kol kola bir yaz kalabalığı

Bir hafif dokunuşla görüyorum yazı
Ah, devinince mendiller yorgun unutkanlıklara
Gözünün gölgesini taşıma yüzümden

Beyaz şapkalıdır yaz, kollarıyla geniştir

Ağaçlara tutunuyor gün ışığı
Bir uzak mektup kalıyor yazla sonlarımızda

Derelerin alın teriyle kuruluyor tarlalar

Sen bulaşınca soluğumun rüzgârına
Yaz, iki eliyle incecik düşler işliyor gökyüzüne
Yollar unutmaktır kırlarda

Yazın yakınlarında ağırdır söz

Uç veriyor bir kadın bahçedeki çocuklardan
Gidiyor yaz tozlu adımlarıyla

Yazın yüklü olduğu kuşların gündeminde

Harmanda işleniyor yazın tarihi
Meyvenin ve bilincin yürek kuvvetiyle

Sabahın kemerinde bir hoşsun bir çoğalmış

Beyaz şapkalıdır yaz, sesiyle uzundur
 
Bugün senle konuşmak değil niyetim
Galiba artık yapamıyorum
Sürsün isterdim kendimi kandırarak
Yalanla yüz göz olamıyorum
Her insan bazen şaşar
Kendi sınırlarını aşar
Sen ne söylersen söyle
 
Geri