Dem'in Yeri

A
  • Kullanıcı Aşka Sıfır
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Üye Günlüğü
Dem'in yerine hoş geldiniz.
Bize ayrılan süre zarfınca, sizlere kalemimizden dökülenleri aktarmaya devam edeceğiz. Biz kim miyiz?


Ben, Yüreğim, Aşkım ve İlhamım...
 
Bisiklete binmek gibi seni sevişim, bu sevda üç tekerlekli; Umut, Sabır, Güven... Gıcır gıcır değil belki, tozlandı biraz üzeri ama daha yepyeni. Gözlerinin dükkânından aldım bu bisikleti, pardon sevdâyı. Kullanmasını bilmiyorum belki, ileriye doğru sürmesini de. Kendi başıma binmek değil derdim, sen ol arkamda veya önümde. Bana sattın bari, binmeyi de öğret.

Yola beraber çıkalım, yanımda olduğunu bileyim. Düşmeyeceğimi, düşsem de acımayacağımı düşüneyim, inanayım... Aynı yolda ilerlerken ben tadını çıkarayım bu yolculuğun; Gözlerimi kapatayım, illerimi bırakayım... Yolun sonu gelince de durmayalım, sonunda uçurum da olsa devam edelim. Bana ''gözlerini açma de'' bende hiç açmayayım. Sen uçurumu bilsen de ittirmeye devam et arkamdan. Sonra ister benimle uç aşağıya, ister terk et beni tam kıyıda. Ben gözlerim kapalı halde uçayım aşağıya. Ölüm meleğinin serinliğini duyayım, kanat çırpışlarını, siyah tüylerini, bir kartal gibi. Öldüğüme inanayım o zaman ama hiç gam etmeyeyim. İşte sen beni böyle uyut, ama ölümümün sen ucundan tut.

GÖZLERİMİ AÇTIĞIMDA HASRETİNİ DUYMAYAYIM, TEK GÖRDÜĞÜM SONSUZLUK OLSUN VE SEN GELENE KADAR DA O BİSİKLETE BAŞKA KİMSEYİ BİNDİRMEYESİN...

Dem
Derdin Şahane / 2009
 
Benden yana hiçbir şeye, senden yana her şeye. Dişine takıp uğraşmayacaksın. Beni sevseydin olmayacağın gibi, sevmediğin için de pişman olmayacaksın. Zaman geçecek, belki başkasını bulacaksın. Aradaki farkı düşünüp duracaksın. Ya unutacaksın her şeyi, ya da öylece kalacaksın. Sayacaksın geçen günleri, işte belki o zaman beni anlayacaksın.

Zaman ilaçlarına merhem olmaya çalışacak, sen de elbet izin vereceksin. Onun da seni sevmesini, senin onu sevdiğin kadar isteyeceksin. Bereketleneceksin, nazara gelmeyeceksin. Çünkü benim kadar kimse özenemeyecek seni. Bütün mavi boncukların bende kaldığını öğreneceksin. Ağzındaki sakızının tadı çabuk bitecek, kulaklıklarla dinlediğin müziklerin tuzu eksik olacak. Sabredeceksin, ama edemeyeceksin!

Saat kaç diye iki de bir bakacaksın. Takacaksın olur olmaz her şeyi kafana. Beni değil ha! Ben senden çok uzaklarda, sensizlikle, sensizliğinle evlenmiş olacağım. İki çocuğumuz olacak; biri kız, biri erkek. Kızımızın ismini ben koyacağım, erkeğinkini sensizlik. Kızımızın ismi Vuslat olacak. Emin ol; Pişman olmayacaksın!

Sonra onları yokluğunun okuluna yazdıracağım. Masraflarını yürek devleti karşılayacak. Ellerinde senin resmini taşıyacaklar. Sen de bunları yaşayacaksın! Varsa sevgilinle aran iyi olacak, ama bu yaraları hep kaşıyacaksın. Ama merak etme; yine pişman olmayacaksın.

Oğlumuzu askere uğurlarken, gözlerimizdeki yaşlarda senin yansımaların olacak; Hasretin Allah'ı! Uçan halı olsa istemeyeceksin, bizlere gelmek için; Çünkü dayanamayacağını bileceksin, gözlerimizdeki hüzünü görünce. Bir zaman sonra yemin törenine gideceğim oğlumuzun. Sen yine olmayacaksın. Üniversite ne mi olacak? Onu okutmayacağım, kızımız gibi. Aşık olmayacaklar kimseye.

Sonra kızımız evlilik çağına geldiğinde, o da pişman olmayacak; sevdiğine verdim diye. Senin yaşadığını ama benim yaşayamadığımı kızımız yaşayacak. Hani adı Vuslat olan. Neyse, gerçi sen yine pişman olmayacaksın! Ama gözlerin dolacak, bundan emin ol bak! O kadarına da ben bir şey yapamayacağım. Artık ne hesap sorarlarsa, gözyaşların soracak.

Oğlumuzda askerden gelmiş olacak tabi. Onu da evereceğim; sevdiği biriyle. Ben yalnız kalacağım sonra yine. En başta olduğu gibi, en başta olduğun gibi! Bilmem o zaman sen ne hallerde olacaksın, belki senin de olacak bir oğlun, bir kızın. Onlara geçecek nazın, niyazın. Belki çok sevileceksin ve bu yüzden de pişman olmayacaksın; Tâ ki onların kısmetlerinin, bizim çocuklarımız olduğunu öğrenene kadar!

Dem
İlle de SEN / 2013
 
Zoru başardım, imkânsız ise biraz zaman alacak. İmkânsız diye bir şey olmadığına veya hiçbir şeyin imkânsız olmayacağına inansaydım, mucizelere inanmazdım. Mucizeler, ah.. şu mucizeler... Zoru başarmak da zor aslında ve ben bu zorda, zoru başardım. İsteseydim, onsuz da yaşardım. Ama inat işte, kendimi şartlandırmışım. Bir büyü olmasa da, bir hipnoz benim ki. Ben ne kadar kaşarmışım.

O ağlasa, ben taşarmışım. Yinede ondan çok ağlamayı başarmışım. Mucizenin yolunu gözlemekteyim. Ben bu sıkıntıyı da aşarmışım. İmkânsızla bir iddiaya girdik. Doktora da sorduk; daha bir ömür yaşarmışım.

Zordan yakamı kurtaralı çok oldu. İmkânsızın ise yakasını bırakmamakta kararlıyım. Mucize gelip bana başarı öpücüğünü verene kadar da, imkânsızın peşini bırakmayacağım. Doğru, belki kârına sevemiyorum, belki hâlâ zarardayım. Ama eminim ki, o sevene kadar firardayım.

Dem
Yarasına Kurban / 2011
 
Dem'in yerine hoş geldiniz.
Bize ayrılan süre zarfınca, sizlere kalemimizden dökülenleri aktarmaya devam edeceğiz. Biz kim miyiz?

Ben, Yüreğim, Aşkım ve İlhamım...


O zaman ilk once sana,
Sonra yuregine..
Sonra askina..
En sonda ilhamina duygularina hosgeldin diyorum.
 
Bir aşkın son durağındayım. Geriye doğru baktığımda bütün manzarayı net bir şekilde görüyorum. Severken kör olduğum gibi pek de çocuksu davranmışım. Mâsum olmuşum, korkak olmuşum, çekingen olmuşum... Aşk yaşanırken ekseri bu haller mi olur insana? Biri için ağlamak mesela, biri için gözyaşı dökmek. O zaman değil belki de, sonradan ne saçma geliyor bana.

Onun sevgisi halen içimde, fakat aşk çırasını kül ettim. Çubuk kraker gibi bitti diyebilirim. Derin ve hoş duyguları iki aya sığdırdım. Işık hızının bile bana gıpta ettiğini hisseder gibiyim. İnsan severken hep böyle mi? Ben şahsen bütün aşklarımda böyleyim. Dünyayı bir başka görüyorsun, ondan başkası gözlerinin epey gerisinde. Bir kıpırtı var vicdanının sesinde, ''Bırakma diye''. Nereye kadar diyor insan sonra, madem ki bu da geçecek zamanla, bu da bitecek bir müddet sonra. Ne gerek var? Hiç aşık olmayanları duyuyor, görüyorum, belki çoğunun yaşı benden küçük, ama onlara hayret ediyor, hayran kalıyorum bazı zamanlar. Hiç sevmeseydim bu kadar pişman olur muydum? Belki geç sevdim, belki erken, belki az sevdim, belki çok. Neticede bulaştık Aşk'a ve gördük her hâlini. Artık ne hâli varsa görsün diyorum.

Ona olan sevgim ilelebet kalacak, ondan sonrası için bir başkasına Aşk olmayacak, en azından ben böyle düşünüyorum. Bu son aşkım olsun, bundan sonrasını sadece seveyim. Aşk çok şey götürüyor insandan çünkü, sevgi o kadar zâlim değil. Aşk, Şeytan'ın bir oyunu belki, hatta zehirli bir oku, Eros'un ki gibi. Öyle yada böyle, aşk tehlikeli bir duygu.

Şimdi artık çocuk değilim, uzun süredir de değildim zaten. Lâkin pek çocuksuydum aşk yaşarken. Koca adama yakışmıştı güya bu hâl. Artık yok hasbihal. Sessizlik, sâkinlik, yalnızlık... Suyundan da koyalım bari.

Dem
Ölü boya / 2013
 
Kibarca söylemek gerekirse, ne verirsen onu alırmışsın hayattan. Taze her zaman şanslıymış bayattan. Allah isterse bir kaşık suda boğulur, istemezse düşsen de ölmezsin onuncu kattan. Aşk ağır bir iştir; kaldıramadığında alacaksın alttan.

Doğruların ekseninde yaşam sürmek huzuru verici aslında, ama yaslı olduğumuz yalanlar çerçevesinde mahvediyoruz ömrümüzü. Bir düşünsek çok şeyler idrak edeceğiz, bir kapatsak gözümüzü... Akıl denen nimetin eşliğinde çok şeyler kazanabiliriz. Her ne kadar âciz de olsak, akl-ı selimler olarak başarabiliriz.

Dem
Cevapsız Çağrı / 2011
 
Olacaksa, ben istediğim için olacak. Ben istedim çünkü! İstemesem kavuşamam ona. Azim etmesem yetişemem. Bir zamanlar da sevmiştim; ağlamıştım, gülmüştüm, eğlenmiştim... ''Daha erken'' dediğim zamanlar da oldu, ''baya geç oldu'' dediğim zamanlar da. Hiç farkına varmadığım zamanlar da, çok farkında olduğum anlar da.

Kör olup görmediğim çok oldu, gördüğüm halde göremediğim, baktığım halde göremediğim, gördüğüm halde bakamadığım... Kendi kendime,''Artık akıllandım'' diyeli yıllar oldu. Yaşım ilerledi, zaman durdu. Aşk'a çok ah vah ettim, çok teşekkür ettim, çok isyan ettim, çok nefret edemedim! Onun yokluğunda yaşadığım soğukluğu hiçbir yerde tatmadım. Ondaki ateşi hiçbir yerde yakmadığım gibi.

Şimdi yine benimle aşk, yine açtı bana kapısını. Onca ayaklar altına aldığım, gururuma esir ettiğim, vefasızlığıma hedef kıldığım halde, yine benimle. Yine kâlbime girdi. Aşk yine bir şans veriyor bana! Bunca zaman sonra! Ayda yılda bir yaşanılacak sevdayla çaldı kapımı, gösterdi yüreğime birini. Şimdi çekti elini, herşeyi bana bıraktı. Son şansım belki ve bunu nasıl değerlendireceğimi dört gözle bekliyor.

Eli olmasa da kulağı bende.Unutmam imkânsız zaten, sevmem gibi zamansız. Ah etmem gibi amansız. Çok verdim kendimi ona, bir şey kalmadı bana. Son şansın bu kâlbim; unutma! Bu şansı değerlendiremezsen seni mahvederim. Vazgeçersen(m) kaybederim!

Dem
Azmin Torunu / 2013
 
Sâdece bize ait olduğu için bu mısralar, Tamamen ilhamımızdan döküldüğü için bu nâmeler, Sonuna kadar şahsımıza münhasır olduğu için düşünceler, duygular ve hiç alıntıya yer vermediğimden dolayı küçüktür bu başlık, bu sayfa.

Evet, burası Dem'in yeri... Başkalarının kâselerinde demlenenler düşmez buraya!


Dem
 
Gönül çadırımın altında sırılsıklam bir sevda. Sahilde koşturan çocuklar gibi duygular; ıslak, çamurlu ve nemli.

Sıkışan bulutlar arasındaki yağmurun feryadı ve fidan vermiş umutların korku dolu bakışları arasında sevmeye devam edebilmek... Ne denirse densin ama gözlerim ağlamakta kıdemli.

Baş aşağı bırakılmış ve boynundan iple asılmış huzurun, mutluluk reçetesini taştan çıkarıp, alın teri ile alın yazısına düşürmesi. ''Olacak şey değil'' denilen şeylerin, bir mûcize eseri bir çırpıda olup bitivermesi. Acılar zamlı, Kederler demli...

Dem
Nacoşku / 2013
 
İşler Allah'a kalmaz!
Her iş Allah'ındır zaten!

Dem
 
Ben senden sonra koptum.
İşin kötü tarafı,
Bağlaçların olmaması!
Sensiz beni kimse bağlayamaz artık!
Sensiz beni kimse BAĞLAMAZ artık!

Dem
 
İçime dokunma! Yüreğim kalsın olduğu yerde. Tamam örttüm üstünü işte. Halen yaşayıp yaşamadığı ilgilendirmez seni. Sen bak keyfine!

Kolay mı sanıyorsun? Çocuk oyuncağı mı? Toz pembe bir sevda mı?... Yok öyle! Tamam istenileni yaptık işte, tamam ''hayrlısı'' olsun dedik! İçimdeki ile seni mukâyese etme, yarışma. KARIŞMA!

Ha mutlu olurum olmam, oluruz olmayız o ayrı mevzu. Ne de olsa nasip idi ki oldu. Kederde, alında yazılıydı ki gerçekleşti. Gerisi ikimizi de aşar! Sen sen ol, bu kazandığın yeri hak etmeyi başar! Yoksa çekip giderim!

Çok sevilir misin bilemem, hatta sanmam bile. Bir şekilde sevilirsin orası kesin. Merak etme; Seni hak ederim!

Dem
 
Canım daha çok acır, Rabbim O'na kıysa,
Alamazsın benden onu; Hadi çal sıkıysa!

Dem
 
Doğarken bir şey hissetmezsin ama ölürken aynı şey geçerli değildir pek. Birine âşık olurken de aynısı oldu; Başlangıçta ruhum bir şey duymadı ama sonu varlığını hissettiriyor.

Zaman durmadan ilerliyor ve kader ağlarını örmeye devam ediyor. Yaşamaktı onu sevmek ve ben hiç ölmedim!
 
Çok seviliyorsun; Doğrudur!
Ama ya çık aklımdan,
Ya da içimde doğru dur!

Dem
 
Biliyorum senin için yanıyor. Onlarla aynı dili konuşmadığını zannettiğin bir kalabalığın ortasında, âcizliğinden muztarib, gittikçe içine kapanıyorsun. Her şeyden uzaklaşıyorsun.

Tamam. Yorgunsun. Allah şahit, bilenler şahit, çok yorgunsun. Yaşanmakta olan bütün acılar gibi yaşanmış ve yaşanacak olan bütün acıların da kalbinin üzerine çöreklendiğini zannetmekten yorgunsun. Böyle bir yükü bu kalp taşımaz, biliyorsun. Ben de biliyorum. Ama, kaldır bu acıları benim kalbimin üzerinden Rabbim, diye bir dua da etmiyorsun. “Saf ahenge biçilen bunca bedelin çok fazla olduğunu” düşünmene ramak kalmış. “Giriş biletini üstün saygıyla iade etmek” noktasında tereddütlü, İvan gibi, bütün sorumluluğu kendi üzerine alıyorsun.

Burası dünya. Cennet değil, unutma. Çekilme kabuğuna. Adım at. Denize at. Hâlik’ın var senin. Haddini aşma. Zıddına inkılâb etmekten kork. Baba Karamazov’luğu bütün insanlara mâl etme. Unutma, Alyoşa da insan, İvan’ın düştüğü yerden kalkan Mitya da.

Bahçendeki ağaçların sarsıldığını fark et önce. Deniz, kıyıları dövmeye başlamış çoktan. Yağmurun damlaları camlarda kristal. Yer ile göklerin yaklaştığı kadar gece ile gündüz de birbirine yaklaşmış. Şeb-i Yeldâ. Kaldırımlarda sarı ışık topları, başında rüzgârların en fazla hatırlatanı. Renginden, kokusundan, sisinden, buğusundan kar sesini hatırla. Bir kerecik ne olur kendi korunağından, sıcağından utanma. Üzerine atılan çizgili battaniyenin, ocağında yanan ateşin hesabını yapma. Acının kavramı kadar yakıcılığını da bütünüyle sırtlanma. Çetele çıkarma. Herkesin yerine yanmaya kalkışma. Hani, “Siyahlık şöyle dursun, haddinden fazla beyazlık bile hoşa gitmez”, diyor ya Şirazlı Sadi. Uy öğüde, küstahlaşma. Acı biraz. Esirge kendini. Bağışla. Telef olup gideceksin yoksa.

Bir demet nergis al kendine. Dolmuşa bin. Önceden hazır ettiğin 125 kuruşu tutuştur şoförün eline. Bak, bu keskin soğukta bile ter damlacıkları. Sonra bir grup genç doluşsun içeri. Kızlı erkekli, hengâmeli şamatalı. Nasıl böyle tasasız olabildiklerine şaşma. Yol boyunca biri diğerlerine ellerini kollarını sağa sola çarpa çarpa, incir çekirdeğini doldurmayan bir sürü şey anlatsın. Zayıf sözcüklere yüklenmiş gürültülü cümleler kullansın. Kızma. Katıl sohbetlerine. Bir cümle de sen sal orta yere. Üniversite öğrencisi değillermiş. Eziklermiş bu yüzden söylemeseler de. Dershaneye de gitmiyorlarmış. O defteri ebediyen kapatmışlarmış. Sonra içlerinden biri senin kucağındaki demetten bir sap nergis istesin, tek dal, diye üstelesin. Kız arkadaşına verecekmiş. Ver. Versin. Bir şeyin eksik kaldığını fark etmedin mi? İkinci nergis dalını da sen çıkar usulca. Bu da kendi arkadaşına versin. Kızlardan biri geri dönsün neşeyle. Nereden geliyor bu nergisler, desin. Benden, de. Ben nergis devrimdeyim. Gül devrimi, lâle devrimi çoktan geçtim.

Aynı durakta inin. Elindeki çantaları taşımaya kalkışsınlar. Reddet. Onlara, yürümeye çalışan bir anneyi işaret et. Gencecik, güzelcecik. Kucağında çocuğu. Kollarında torbalar, çantalar. Biraz hava almak için dışarı çıkmış. Bir işe yaramamış. Belli ki yükü ağırlaştıkça ağırlaşmış. Annenin tükenmesi. Tam da o menzilde. Onu işaret et. Onun yüklerini taşıyın, de. Taşısınlar. Müteşekkir kal.

Sonra hatırla. Yıllar önce hani, yine böyle bir kuyuya düşmüştün de sen. İnsanlara güvenini kaybetmiş, birinde hepsini mahkûm etmiş. Bir bebek arabasını ite ite bir köprüden geçiyordun. Birden arabanın ön sağ tekerleği yerinden çıkıp tıngır mıngır yuvarlanmıştı da köprünün korkuluklarına dizilmiş şamatalı gençlerden biri yerinden fırlamıştı. Tekerleği kapmış, bebek arabasının önünde diz çökerek yerine takmıştı. O zaman insanların birinde tümünü affetmiş değil miydin?

Bir göz gezdir bakalım. Bir avuç fındık verenin, tahta sandığın üzerinde bir cenin uykusuna aktığında senin de başının altına bir yastık koyanın. Vardır mutlaka. O rüyayı görmeyi unutma.
 
Bu kâlp seni hiç unutmayacak!
kalp.gif
 
Geri