Chp’nin kirli işleri…

Konu sahibi son olarak 2790 gün önce görüldü
CHP’NİN KİRLİ İŞLERİ…

1947 yılında imzaladığımız anlaşma bize en az 50 yıl kaybettirir. Marshall Yardım Planı, âdeta Truva atı gibidir.

Bazı şeyleri yanlış biliyoruz galiba. Söz Marshall Yardım Planı’ndan açıldı mı Demokrat Parti’ye yükleniyoruz. Hâlbuki yardımı kabul eden DP değil, CHP’dir. Halk Partili Hasan Hüsnü Saka’nın imzası vardır altında. (12 Temmuz 1947)...

Nitekim 1. ve 2. yardım paketi CHP döneminde alınır. Yardım varsa niye almayalım diyeceksiniz ama bağlayıcı maddeler imzalanmasa...

Bu anlaşma yüzünden hariciyemiz ABD’nin dümen suyuna girecek ve İsrail’in kuruluşuna evet diyecektir paşa paşa. (1948)

Yerli Musevilerin Filistin’e göçmelerine izin verilir ayrıca. Mallarını ve paralarını da götürürler ki, zor günler yaşar piyasa.
İslam ülkelerinin tenkitlerine kulak asacak değilizdir, onların ne mal olduğu ders kitaplarında yazmaktadır (!) zira.

REKLAM YAPILACAK, YAP!
Truman üç kuruş para verdi diye işlerimize karışmaya başlar. Anlaşmaya göre iç ve dış rekabette engelleyici tedbirler alınamaz asla.
Türk hükûmeti, yardımın kaynağı, mahiyeti, miktarı hakkında “tam ve devamlı yayın” yapacaktır sonra. Devlet radyosunda Amerikan traktörleri anlatılır, gazete sayfalarına gemilerden indirilen cip resimleri basılır boydan boya.
Amerikan filmleri, Amerikan mecmuaları, Amerikan müzikleri derken Amerikan hayat tarzı tutmaya başlar. Çocukların dilinde o malum tekerleme: Bir-iki-üçler; yaşasın Türkler / Dört-beş-altı; Polonya battı / Yedi-sekiz-dookuz; Ruslar doomuz/ On- on bir- on iki/ Britanya tilki/ On üç- on dört- on beş; Amerika kardeş...
Derken Amerikalılara seyahat ve ikamet imtiyazı verilir, adına “Barış Gönüllüsü” denen misyonerler Anadolu’da fink atar. Bilhassa Kürt ve Alevi köylerinde dolaşır, fitne peşinde koşarlar.
Dönemin mizah dergisi Marko Paşa sırf bunlara karşı geldiği için kapatılır, Halûk Yetiş, Mustafa Mim, Rıfat Ilgaz CHP’nin savcıları tarafından takibata uğrar. Aziz Nesin “Nereye Gidiyoruz?” yazısı yüzünden 10 ay ağır hapis cezasına çarptırılır, yetmez Bursa’da “emniyet-i umumiye nezareti” (gözaltı) yaşar. (Ağustos 1947) Sabahattin Ali ise kim vurduya gider bu arada.

SÜTLER FİRMADAN
Derken efendim buzdolabından otomobile Amerikan malları piyasayı kaplar. General Elektrik, General Motor, artık general ne diyorsa…
Malum II. Cihan Harbi ile Almanya ve İngiltere çökmüştür. ABD mallarının girmesi makul sayılabilir o sıra, neticede ondan almasan berikinden alacaksın. Kendin yapamadıktan sonra.
Ancak Sam Amca tehlikeli işlere soyunur, vatandaşın damak tadıyla oynar. Elindeki mısır dağlarını eritmek için zeytinyağı aleyhinde kampanya açar. Yok kızarınca şöyle oluyormuş da filan… Güzelim zeytinlikler köklenirken, devletin radyosu “Zeytinyağlı yiyemem aman/ Basma da fistan giyemem aman” (1952) türküsünü bangırdatır utanmadan.
Sana ne len benim şalvarımdan! İster kadife giyerim ister basma…
Yok biz muasır medeniyete naylonla ulaşacaaz illa!
ABD elindeki süt tozu stoklarından da kurtulmak istemektedir, n’apsın okyanusa mı döksündür yoksa? Uzmanlar suyu kirletme derler ver gitsin bi fukaraya. Türkiye’ye mesela!
Ulaşamadığımız şey değildir hâlbuki. O haşlak sıvı yüzünden (plastik kokar) sütten soğuruz bir daha da almayız ağzımıza.
Derken margarinciler çöreklenir başımıza, reklam, reklam, reklam ipotek koyarlar aklımıza havsalamıza. Sütlü ve vitaminli! Sinekler yanına bile yanaşmaz o başka.
Ülser kanser diz boyu, adamı margarinle öldürürsen mesele yok, silahla öldürürsen ağır ceza!

ASTARI YÜZÜNDEN PAHALIYA
İyi de bu teslimiyetin bedeli nedir? Neyimiz düzelmiştir bu arada? Kasalarımız, keselerimiz mi dolmuştur acaba?
Marshall Yardımı’yla 1948 yılında 28 milyon dolar gelir, 1949 yılında 59 milyon dolar. 1950 yılında da (DP devridir) 50 milyon daha. Ceman 137 milyon dolar ki, para değildir aslında.
Hâlbuki İngiltere’ye 1948’de 1 milyar 316 milyon dolar, 949’da 921 milyon dolar, 950’de 1 milyar 60 milyon dolar yollamıştırlar.
Başkan Truman 12 Mart 1947’de Kongre’den aldığı salahiyetle Türkiye ve Yunanistan’a 400 milyon dolarlık askerî yardım yapar. Yunanistan sahte komünistleri ayaklandırıp tutuklayarak durumunu vahim gösterir ve meblağın dörtte üçünü kapar.
ABD, Türk ordusuna ateş gücü yüksek silahlar, modern vasıtalar lütfetmez, aksine müstamel hurdaları çakar, bir nevi safra atar. Kaldı ki, verdiğini yedek parça yoluyla geri alır fazlasıyla. Takriben 280 milyon liralık malzeme alırız, yürütmek ise 400 milyona patlar.
Hatırlar mısınız o varil varil benzin içen REO’ların istiap haddi sadece 2 tondur. At arabasından hâllicedir ama yürürken ortalığı kesif bir benzin kokusu sarar.

SAVUNMA SANAYİİ SAVUNMASIZ
Hâlbuki Türkiye, Osmanlı devrinde bile topunu tüfeğini yapmaktadır. Camialtı Tersanesinde muhripler çıkarabiliriz pekâlâ. Eskişehir’de lokomotif, Kayseri’de tayyare fabrikamız vardır. Şakir Zümre, mühimmat imal etmektedir Haliç kıyılarında.
Kırıkkale silah fabrikaları atıl kalmamak için çay makası, pulluk, baraka, karyola ve gaz ocağı imaline başlar.
Dünya silah endüstrisindeki en çok satış yapan yüz şirket içinde 52’si ABD’lidir. Ciroları bugün bile toplam ihracatımızı üçe beşe katlar.
ABD, anlaşma maddeleri arasına “saldırı vukuunda” ibaresini sıkıştırmıştır el çabukluğuyla. Elimizi kolumuzu bağlamıştır, o silahları Kıbrıs’ta kullanamayız mesela.
Biraz da kolaycılık işimize gelir, nasıl olsa veriyorlar deyip silah sanayini alırız askıya. Peki ya bir gün ABD ile ayrı düşersek?
Yok canım daha neler, gülerler adama.
Böyle böyle dışa bağımlı olup çıkarız; ABD madenlerimize çullanır, buğday, tütün, afyon ziraatini planlarlar. Başımıza kıta sahanlığı gibi bir garabet sarar, leblebi çekirdek gibi doğum kontrol hapı dağıtırlar.
Tümgeneral George C. Stuart “Türk ordusunda bir kişinin yıllık bakım maliyeti 20 dolar” der, “Hâlbuki bu rakam Avrupa’da 1.100, ABD’de 3 bin dolar.”
Yani bir ABD’li savaştıracağına 150 Türk yolla.

İTİRAF GİBİ...
- “Bugün Türkiye’nin ve dünyanın maruz kaldığı tehlike -bu kürsüden açıkça ifade edebilirim ki- ABD yardımı olmadan önlenemez… Bu yardım şu kadar milyon dolar gibi dar mütalaa edilmemeli. Türk-Amerikan yakınlaşmasının temel taşı telakki edilmelidir.” Nihat Erim
- “ABD’nin Türkiye’de yapacak çok işi var... Kârlarını yurt dışına çıkarmaları için kambiyo ayarlaması yapabiliriz.” Başbakan Recep Peker (New York Times)
- “Fabrikalarımız, halkımızın kullanacağından fazlasını imal ediyor, çiftçilerimiz tüketeceğimizden fazlasını üretiyor. Bundan böyle anamız (İngiltere) gibi yapacağız. Okyanusu ticaret filomuzla kuşatacak ve donanma ile arkasında duracağız. Sömürgeler kuracak, bayrağımızı markalarla dalgalandıracağız. Zayıf ülkelere mutlaka girmeli, ham maddelerinden istifade etmeliyiz. Diplomasi ile olursa ne âlâ, olmazsa zorla!”
ABD Başkanı Wilson

İrfan Özfatura - Türkiye Gazetesi – 01 Şubat 2017
CHP’NİN KİRLİ İŞLERİ…
 
Chp'nin hiçbir zaman temiz işi olmadı ki özel bir kirli işleri olsun. :)
 
Hehehe.
Ve ilk baslarda Türkiye,yeterli altin ve döviz bulundurdugu ve ikinci dünya savasinda yikima ugramadigi gerekcesi ile, o plana dahil edilmemistir.
Rusya sag olsun.
ABD nin cevreleme politikasina yunanistan ve Türkiye ilk Truman Doktrini ile girdi...sonra da bu Marshall Plani ile.
Türkiye ye de Rusofobi virusu yüklenmisti.
Ne diyelim?
Ders mi cikaracaksak napicaksak artik.
 
CHP yanlış iş yapar mı lan ağzını çalkala

Lefty ne diyo bunlar ya
@Hatem
Başlıktaki konunun cevabı zaten çok uzun zaman önce verilmişti ve bulup eklerim ancak benim yazdıklarımı hiç okumuyor olduğun da bu taraflı yorumundan belli oluyor.

Kılıçdaroğlu'nun da CHP'nin de elbette çok eleştirilecek yanları var ve daha önce de yazdım bunu ancak şu an bu konuları düşünmenin vakti değil.

Masa derse ki adayımız; Yavaş... İmamoğlu... Kılıçdaroğlu... Ali ya da Veli... Bize düşen sadece destek olmak ve o zaman zaten kazanmamak için sebep kalmıyor.
 
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, IMF ve Marshall yardımları konusunda eski Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’yü suçlaması üzerine, Cumhuriyet gazetesi, İnönü’nün arşiv kayıtlarında yer alan bir radyo röportahını yayınladı. Erdoğan'ın, "Hani meşhur Marshall Yardımı meselesi var. Bu yardımın öncülerinden bir tanesi de İnönü'dür" sözlerinin ardından yayınlanan TRT kayıtlarında, İnönü kendisine o dönemde benzer eleştiriler getirenlere yanıt veriyor.

TRT'de yayımlanan Cumhuriyet’in 50. yılında Nazmi Kal’ın sunduğu programa katılan İnönü, ülkenin içinde bulunduğu durumu ve 'ekonomik bağımsızlık için çabalarını' şöyle aktarıyor:

İnönü: Başvekil oldum. Lord Curzon (İngiliz heyeti başkanı) ve Amerika mürahhası ile üçümüz konuşmamızı hiçbir zaman aklımdan çıkarmadım. 'Lozan Muahedesi’nden memnun ayrılmıyoruz. Hiçbir dediğimizi yaptıramadık. Harap bir memleket alıyorsunuz. Bunu imar etmeyecek misiniz, neyle nasıl yapacaksınız? Geleceksiniz para isteyeceksiniz, diz çökeceksiniz, reddettiklerinizin hepsini cebimizden çıkarıp, size göstereceğim' dedi. Bunu hiçbir zaman unutmam.

'Bizim burada istediklerimiz, müstakil, medeni bir devlet olarak onun bütün şartlarını sağlamaktır. Bunu temin edelim, sulh olsun ondan sonra sizin dediğiniz şartlar hasıl olur gelirsem size istediğinizi yaparsınız' diye cevap verdim.

Kal: Bu sözleri söylerken güvendikleri neydi?

İnönü: Güvendikleri bunlar (devrimler) yapılmayacaktır. Türkiye içinden birçok keşmekeşlere girecektir. Bu karışıklıklar içinde uygulanabileceği düşünülmeden tayin edilmiş olan adalet müşavirleri, kabotaj hakkının ancak iki sene sürmesi hülasa kapitülasyonlara ait diğer meseleler fiilen kendi kendine sürüklenip giderek eski rejim iade olunacak diye düşünüyorlardı. Bu ümit sonuna kadar onlarda yaşadı. Ama bu benim zihnimde daimi bir görüntü olarak, bir tehlike olarak belirdi, yaşadı, taze bir halde durdu.

Kal: Muhtaç oldunuz mu, yardım istediniz mi?

İnönü: İkinci Cihan Harbi çıkıp tamamiyle Türkiye’ye muhtaç bir vaziyet hasıl oluncaya kadar yardım bahsi yalnız akıl vermeye münhasır kalmış, para hususunda hiçbir açılma, kolaylık gösterilmemiştir. Bu zihnimdedir. Hiçbir para yardımı yoktur dışarıdan. Ben zihnimde ilk günden itibaren kararlıydım. Bütçem zayıf olacak. Ne kadar zayıf olursa olsun ondan biraz daha zayıf hale getirip bir miktarını yatırım olarak ayırmak ve zaman ile memleketin ilerlemesini bu yatırımla sağlamak. Bu düşünce ağır tecrübelerin ilhamı olarak, düşman içinde, düşman karşısında en ağır baskılar altında edinilmiş bir kanaatti bende. Onun için başbakan olarak yapacağım iş, bütçeden yatırım için mutlaka para ayırmak ve esaslı ihtiyaç gördüğümüz meselelere, ihtiyaçlara devam etmek. Memleketin bütçe muvazenesini temin etmek. Mesela demiryolu bizim zihnimizde olgun bir ihtiyaç halindeydi. Paraya ihtiyacı vardı. Mutlaka bunu yabancı yapardı. Halbuki biz mutlaka bunu millileştirme kararıyla çıkmış ve mutlaka yeni yollar yapmak kararı içindeydik. (1923-1938 yılları arasında 3 bin 170 km yeni demiryolu yapıldı ve 4 bin 180 km demiryolu satın alındı.)

Endüstrileşmede, mutlaka bir adım atmak lazımdı. Bu meseleleri yapabilecek yatırım usulünü bulacağım ve onları tatbik etmeye başlayacağım. Bu kararla başbakanlığa başladım. Ve bu kanaatle isabet ettiğimi hadiselerle birer birer kendim tecrübe ettim, anladım. Bir misal olarak söyleyeyim, başbakanlığım esnasında bir sene Hazine, Osmanlı Bankası’ndan o sene içinde idare edilmek için borç para almak istemişti. Osmanlı Bankası baş üstüne diye cevap verdi. Yalnız bu dediğiniz bir istikrazdır o istikrazı görüşelim, dedi. Bu cevap bana gelir gelmez meseleyi başından sonuna kadar, geleceğini, bunun sonunun nereye varacağını anladım. Hazır para ihtiyacı içinde bulunacağız. Bu hiçbir zaman bitmeyecektir. Ve her bitişte nihayet birkaç sene içinde Lozan’dan, Milli Mücadele’den eser kalmayan bir idare husule gelecektir. Bu endişe, bana hâkim olmuştur. Osmanlı Bankası’ndan bu cevabı aldıktan sonra teşekkür ettim, ihtiyacım zail oldu, istemiyorum para dedim.

Bir başka mesele, Lozan Muahedesi’nin zamana bağlanarak bırakılan takıntıları vardı, onlardan kurtulmak lazımdı. Onların her birisine ümit bağlanmıştır. Muahedeyi yapanlar, içeride mutlaka huzursuzluk olacak, mutlaka ihtiyaç artacak, yardıma ihtiyacı olacak bu yardımı da ödetiriz anlayışı içinde idiler.

Böyle bir plan karşısında kalacağımı bildiğim için, hep muayyen istikametlerde nasıl tedbirli bulunacağımı biliyordum ve asıl çarenin de mutlaka kalkınma olacağını, esaslı ihtiyaçları devletin kendi eliyle yapmasından başka çare olmadığını, olmayacağını bilerek bir idare tarzı takip ettim. 938’e kadar, İkinci Cihan Harbi’ne kadar Lozan Muahedesi’nin bütün takıntıları bitmişti. Hatta memleket her türlü askeri kayıttan, tehditten uzak olarak Boğazlar üzerinde bütün müdafaa hakkını almıştı. İkinci Cihan Harbi’ne böyle girmek mümkün oldu. Başbakan olduğum zaman memleketin, Cumhuriyetin dışardan, dışarıya karşı maruz olacağı tehlikeleri daima bilen göz önünde tutan bir insan olarak çalıştım ve neticeleri bu suretle almak mümkün oldu. Ondan sonra, büyük hata, ‘İsmet Paşa hep Lozan kafası ile idare ediyor. Halbuki dünya değişti, bilmem ne oldu’ diyerek gelişigüzel mali politika ile her türlü gedik açılmıştır. Asıl hata burada olmuştur. Hatta İkinci Cihan Harbi’nden çıkışımız bile gene büyük bir çaba mahsulü olduğu gözden kaçabilmiştir.

Biz tabiatı ile Osmanlı İmparatorluğu’ndan bir gram altın almadık. 950’de iktidarı bıraktığımız zaman Merkez Bankası’nın elinde Türkiye’nin hiçbir zaman görmediği miktarda (37 ton) bir altın hazinesi var idi. Öyle bıraktık. Her şey değişti. Lozan Muahedesi’nin neticeleri, Lozan Muahedesi’nin sıkıntıları, o zaman için yenilecek büyük güçlüklerini gördükten sonra Türkiye’nin geçmişte nasıl sıkıntılarla adım adım çöküntüye gittiğini canlı olarak yaşamak hiç unutamayacağım bir ders olarak bugün de üzerimde tesirini yapar.

Kaynak: İsmet İnönü'den Erdoğan'a yanıt!
 
@Hatem

Konu içeriği hakkında İnönü tarafından yapılan açıklamaları ekledim ve o günün şartları ne gerektiriyorsa o yapıldı.

Türkiye, SSCB tarafından tehdit altındaydı ve Moskova boğazlarda hem üst talep etmişti hem de bazı illeri... Bu durumda ne olmasını bekliyordunuz ki?

 
Lan bu sağcı ve dinci kesim hep böyle yalan ve algı ile mi siyaset yapacak?
Neyse Lozan antlaşmasının bitmesine az kaldı. Böylece Türkiye tam bağımsız olacak ve yasaklı olan tüm madenlerini çıkartıp dosta düşmana gerçek gücünü gösterecek. Yav ne kadar sazan varsa bu ülkede yaşamak zorundamı?
 
@melnur

SSCB'ne tek başımıza kafa tutmamızı bekleyenler, bugün Suriye'de operasyon yapabilmek için Rusya'nın talebi ile Esad'la anlaşmaya çalışıldığını unutuyorlar.
 
SSCB'ne tek başımıza kafa tutmamızı bekleyenler, bugün Suriye'de operasyon yapabilmek için Rusya'nın talebi ile Esad'la anlaşmaya çalışıyorlar.
Bu sağcı ve dinci kesim bence boş işleri müdürü tümüyle.
Ülkeyi getirdikleri yer belli hak vik vik vik ediyorlar, suçu başkasına yüklüyorlar
 
İnsanın zoruna giden de o günkü şartların zorluğunu bilmeden, bugün ahkam kesilmesi...
 
1940lardan 50lerden bahsediliyor. La havle :d Şimdinin siyasetçileri o dönemlerde yeni doğuyordu..

Günümüzün kirli işleri, rüşvet ağları, mafyatik işleri nasıl midenizi bulandırmıyor anlamıyorum.
 
CHP yi savuncam diye 40 takla atıyor hala
İba senin CHP versiyonun işte. Yani sen neysen o da o. İronik olan da birbirinizi suçlamaniz. Hani bugün sana akp nin yanlışlarını göstermeye çalışıyoruz da gözlerini kapiyorsun ya. Yarın da aynısını Lefty yapacak işte. Biz de sizin zihniyetler arasında sinirden kanser olup gideceğiz.

CHP ne yaparsa yapsın Omo vok vok diye savunacak Lefty de. O zamanın şartlarında ne bekliyordunuz demiş. O gün CHP nin yaptığının aynısını bugün akp yapıyor, niye eleştiriyorsun o zaman demezler mı adama?
 
teksas tommiks olm o tommiks
 
Geri