kamil0920
Bronz Üye
-
- Katılım
- Eylül 18, 2019
-
- Mesajlar
- 3,522
-
- Tepkime puanı
- 1,035
-
- Puanları
- 349
-
- Konum
- Denizli
Bir Önder düşünün ki; insani‐ahlaki yapısıyla, ilmi-kültürel altyapısıyla, gözlem-değerlendirme kabiliyeti ve en önemlisi kurmay zekasıyla içinde bulunduğu inanılmaz zor şartlarda bile kocaman bir devletin tüm bileşenlerini tek bir hedef etrafında toplamayı başarmış olsun.
Son nefesine gidene kadar, milletinin kalkınması, gelişmesi için politikaları hayata geçirmek ile uğraşsın. Demokratik-laik, katılımcı bir yönetim için önce eğitimin gerekliliği bilmiş ve bunun için de ilk adımı sağlığında adımını atarak Köy Enstitüleri modelini bile hayata geçirmiş olsun.
..............Ve sonra düşünün ki; O Ulu Önderin Mirasını yani güçlü modern ve bağımsız Türkiye Cumhuriyeti hayalini savunuyorum diyen birileri, sadece önderin ilk göz ağrısı olan partinin başına geçmekle kendini Önder olacakları hayaline kaptırdı. İlk icraatlerinin başında da önce vefat eden kurucu liderin izlerini silmeye başlamak oldu. Mesela paranın üstünde ki resmini kaldırmakla işe başladılar, sonra uzun yıllar hayalini kurduğu, ümit beslediği Köy Enstitülerini kapatmakla devam ettiler.
Ne entersandır ki Önderin ölümünden sonra ki ikinci seçimde (-ki ilk seçimde Atatürk'ün ruhu yaşıyordur inancıyla olsa gerek.) iktidar yönetici anlayış fikrine vedanın adımını attılar. Dediler ki demokrasilerde muhalefet de çok gerekli birşeydir. Dikkat edin -şeydir- dediler çünkü nerelere savuralacaklarını kendileri de bilmiyordu..
Bunlar muhalefette olmanın konforunda sadece yapılanı eleştirmekte hiçbir rahatsızlık duymadılar. Çünkü iş çok basit, hem maddi getirisi gayet iyiydi. Milletvekili olanlar sadece ona-buna olmaz istemezük diyerek maaş alıyorlar ve nüfuzları sayesinde de hısım-akraba, etrafında kendileriyle ilintili herkesin kalkınmasına önderlik eder oldular.
Bakın! Yine önderlik vasfına dönüldü de ilk başta bahsettiğim önderlik ile ikinci önderlik vasfı arasında ki farkı, eğer beyin özürlü değilseniz veya kafanız da etrafta olanlardan ürkmesin ve yoluna dümdüz devam etsin diye atlara takılan gözlükten yoksa anlamışsınızdır.
Ve günümüz...... Tek-tek yazmaya israf edecek zamanım yok, son olaylara bakın yeterli. Türkiyenin en büyük metropolünün bilgilerini yabancı istihbarat örgütleriyle ilişkili şirketlere satmalarından mı bahsedeyim şimdi
hiç gerek yok. İlçe başkanlarının sekreterlerine tecavüzden mi bahsedeyim
gerek yok. Yurt genelinde yüzlerce belediyelerinde olan ihale yolsuzluklarından mı desem onlara da gerek yok. Yahu daha adam gibi kendi genel başkan seçimlerini yapamayan Cehaplilere bir laf etmem zaten de,,,,
Artık; Atatürkün ilk göz ağrısı Chp partisinin Atatürk ile bir bağının olmadığı çok net ortada. Hala yaptıkları her üçkağıtçılık olayın da Atatürkün ismini kullanmalarına dur diyecek birileri yok mu?
Son nefesine gidene kadar, milletinin kalkınması, gelişmesi için politikaları hayata geçirmek ile uğraşsın. Demokratik-laik, katılımcı bir yönetim için önce eğitimin gerekliliği bilmiş ve bunun için de ilk adımı sağlığında adımını atarak Köy Enstitüleri modelini bile hayata geçirmiş olsun.
..............Ve sonra düşünün ki; O Ulu Önderin Mirasını yani güçlü modern ve bağımsız Türkiye Cumhuriyeti hayalini savunuyorum diyen birileri, sadece önderin ilk göz ağrısı olan partinin başına geçmekle kendini Önder olacakları hayaline kaptırdı. İlk icraatlerinin başında da önce vefat eden kurucu liderin izlerini silmeye başlamak oldu. Mesela paranın üstünde ki resmini kaldırmakla işe başladılar, sonra uzun yıllar hayalini kurduğu, ümit beslediği Köy Enstitülerini kapatmakla devam ettiler.
Ne entersandır ki Önderin ölümünden sonra ki ikinci seçimde (-ki ilk seçimde Atatürk'ün ruhu yaşıyordur inancıyla olsa gerek.) iktidar yönetici anlayış fikrine vedanın adımını attılar. Dediler ki demokrasilerde muhalefet de çok gerekli birşeydir. Dikkat edin -şeydir- dediler çünkü nerelere savuralacaklarını kendileri de bilmiyordu..
Bunlar muhalefette olmanın konforunda sadece yapılanı eleştirmekte hiçbir rahatsızlık duymadılar. Çünkü iş çok basit, hem maddi getirisi gayet iyiydi. Milletvekili olanlar sadece ona-buna olmaz istemezük diyerek maaş alıyorlar ve nüfuzları sayesinde de hısım-akraba, etrafında kendileriyle ilintili herkesin kalkınmasına önderlik eder oldular.
Bakın! Yine önderlik vasfına dönüldü de ilk başta bahsettiğim önderlik ile ikinci önderlik vasfı arasında ki farkı, eğer beyin özürlü değilseniz veya kafanız da etrafta olanlardan ürkmesin ve yoluna dümdüz devam etsin diye atlara takılan gözlükten yoksa anlamışsınızdır.
Ve günümüz...... Tek-tek yazmaya israf edecek zamanım yok, son olaylara bakın yeterli. Türkiyenin en büyük metropolünün bilgilerini yabancı istihbarat örgütleriyle ilişkili şirketlere satmalarından mı bahsedeyim şimdi
Artık; Atatürkün ilk göz ağrısı Chp partisinin Atatürk ile bir bağının olmadığı çok net ortada. Hala yaptıkları her üçkağıtçılık olayın da Atatürkün ismini kullanmalarına dur diyecek birileri yok mu?