Günlük Can Kırıkları

🕒 Konu sahibi 4 saat önce aktifti
“Evet, her şey değişti.”
Neden değişti, biliyor musun anne?
Çünkü insan varlığında şimdi yeni bir ruh var,
yeni bir kalp çarpıyor…
Menfaat çatışmaları bütün kalpleri kırdı. ...
Kuduz bir hırs, bütün kalpleri kırdı.
Kuduz bir hırs bütün kalpleri kemirdi.
Kıskançlık, bütün kalpleri ısırdı.
Bütün kalpleri vıcık yaralar, yalanlar,
miskinlikler kapladı.
İnsanlar hep hasta, sakat düşmüş,
yaşamaktan korkuyorlar;
hallerine bakılınca sanki bir sis içinde geziyorlar,
herkes kendi acısından,
kederinden başka bir şey bilmiyor..

 
Her bahar bir başka öter kuşlar bahçemizde,
Ve kış, kar tanelerini daha bir yumuşak döker avuçlarımıza.
Evrensel bir döngüdür yaşadığımız bu süreç.
Kah kar tanesi düşer kirpiklerimize ince ince,
Kah çatlatır yüzümüzü yamacında yürüdüğümüz dağın soğuk soğuk uçuşan eteği. ...
Bir bakarsın ısıtır tenini ılık ılık esen vatansız rüzgar,
Bir bakarsın kapılıp sürüklenmişsin yelesinde sevdanın bahar bahar,
Sevgiler yenilenir, aşklar tazelenir, anılar canlanır, zaman değişir, yıllar geçer, yalnız sen kalırsın geride yenilenmeyen.
Ne baharın esintisi, ne yağan kar tanesinin dokunuşu değiştirebilir, içine saklandığın kabuğun rengini.
İntihar etmenin farklı bir yoludur kendine sessiz kalması insanın,
Ne sığ sular çağlar gövdesinde, ne de gemisi yelken alır limandan,
Hep alaboradır, düşe kalka karışır denizin uçsuzluğuna
Ve bucaksız ütopyasında demir atmaya yol alır mavi mavi.
İnsan nasıl olur da kendi kıyısına çarpar?
Nasıl olur da her çarpışmadan sonra dimdik ayağa kalkar?
Nedir insanın içinde kendine anlatamadığı o derinlik?
Hangi bakış çığlığa dönüşür,
Ve hangi ıssızlık, sessiz bir kimliğe bürünür dolaşır hücrelerinde?
Savur at yelelerini sevdanın
Bırak ince ince yağsın kar,
Rüzgar dokunsun ılık ılık tenine
Bırak kuşlar kar yağınca da uçsun
Konsun kıyına martılar
Ve artık yelken alsın limandan bu ağır yaralar...
 
Bana kötü sözler söyleme. İyiliğin kalsın aklımda. Bağırma bana. Ben seni duyamam şimdi. Kavga edemezsin ki artık benimle. Ben sana sadece 'susarım' artık...
 
Çaresizliğin en amansız olduğu yerdeyim şimdi.
İlk defa sevmenin tarif edilmez korkuları içindeyim
Uykusuz gecelerin yorgun sabahlarında seni düşünüyor
Ve korkularla yine sana doğru koşuyorum
...
Hep aynı soru düşüncemde ya severse
O zaman neler olabileceğini düşünmek korkutuyor beni
İlk defa yenileceğimi anlıyorum
Karşımda kendinden emin gözlerin, dudakların, ellerin bunu söylüyor bana
Seni tanımadan geçen bütün yıllara lanet ediyorum
Önceleri hiç bilmediğim adını, şimdi binlerce defa tekrarlıyor dudaklarım
Gün oluyor bir tabloyu seyredercesine mutlu heyecanlarla doluyorum karşında
Gün oluyor eski bir yunan heykelin ölümsüz güzelliğiyle büyülüyorsun beni
Gözlerin gözlerime takılınca güçsüzlüğüm aklıma geliyor

Beni sevmediğin sevmeyeceğin
O zamanlar öylesine yıkılıyorum ki bilemezsin
İnsan nasıl gökyüzüne baktığı zaman
Bu sonsuz evren içinde küçük ve çaresiz bir yaratık olduğunu anlarsa
Güzelliğinde bana aynı şeyleri düşündürüyor
Gün oluyor mavilerde, gün oluyor kırmızılarda, gün oluyor karalarda yaşıyorum seninle


Dudaklarında çıkan her kelime suya bir taş atmışçasına büyüyor içimde
Nereye gitsen kulaklarımda o yarı karanlık çocuksu sesin
Sonra kendine has kokun, kokuların en çıldırtıcısı, en tahrik edicisi
Ve gözlerin
Esmer bir akşamüstünün serin hüznünü getiren gözlerin
Görebildiğim, duyabildiğim her şey bana seni sevmeyi söylüyor
Uzaklaştıkça yaklaşıyor uzak


İşin en kötüsü yaklaştıkça da uzaklaşmaktan korkuyorum
Belki hiçbir zaman sana seni sevdiğimi söyleyemeyeceğim
Ne sana nede senden başkasına
Düşün ki çoğu zaman kendime bile söyleyemiyorum
Sanki söylediğim anda her şey bitecek ve bu emsalsiz büyü bozuluver ilecekmiş gibi geliyor


Bir insanın kendini aldatması ne güçtür bilirsin
Bu sevmek korkusunun aslında çok sevmek olduğunu biliyor fakat anlatamıyorum
Galiba asıl korku sevmek değil onun arkasına gizlediğimiz sevilmemek korkusu
Küçük aldanmalarla kendimizi avutmaya çalışıyor
Düştüğümüz bir çıkmazda bir teselli arıyoruz kendimize
Belki de aynı korkular içindeyiz seninle, bir birimizden haberimiz yok
Sevmek

Seni alabildiğine sevmek
Hiçbir şeyi umursamadan, bütün karanlıkları hiçe sayarak sevmek
Tutmak ellerinden, o derinlere inmek, gitmek oralara, o yerlere
Orda hep sen olmalı, seni yaşamak ve olduğun yerde bile
Seninle sensiz olamamak
Sonrada sensiz edemediğimi, edemeyeceğimi söyleyememek sana
Susmak
Susmak
Korkudan ölünceye kadar...
 
Ben kattım sana biraz, öyle sevdim seni. Çünkü sen de bensiz; O kadar güzel değilsin hani.
 
Bir tek senin görebileceğin bir yerden; Sana gülümsüyorum. Onların duydukları kahkahalarım değil. Aşkı tarif gerekirse sana, anlatayım; Aşk ne biliyor musun? Benim sana yaşadığım, senin durmadan üstüne bastığın
 
En çok da kendimden özür dilerim. Çünkü bana çok yanlış yaptım.
 
Doğru insanı arayıp durmuş herkes aşık olmak için... Kimse uğraşmamış doğru insan olmak için.
 
Kaç hayat yaşayınca yorulur insan?
Kaç seneden sonra yaşlı,
kaç hezimetten sonra bezgin,
kaç sevdadan sonra kalpsiz,
kaç kelimeden sonra lal olur kişi?
 
11059748_823854214330274_5457872957157288469_n.jpg
 
Büyüdükçe değil öğrendikçe uslanır insan. Savaşmaktan, uğraşmaktan, tekrar tekrar kırılmaktan uslanır. Yorgunluktan değil umutsuzluktan uslanır. Sessizleşir sakince…
Hatırlasana ışıklar kapanınca gelen o sessizliği. Karanlık işte; örtüyor her şeyi. İyiyi, kötüyü, gerekliyi, gereksizi, varlığından bile habersizi. Sonra ışıklar açılır hani, gözlerin kamaşır birkaç saniye. Birkaç saniye daha… Ve alışırsın ya yine tüm gördüklerine. İşte aynen öylesin artık sen de. Dünya dönüyor d...aha ne olsun. Senin ilgini çekmiyor… Sen ki hayretler içerisinde seyrederdin çiçekleri. Küçücüktün o kadar çok konuşuyordun ki, o kadar çok soruyordun ki… Ne oldu da uslandın sen?
Ne oldu o çamurdan evler yapıp da mutluluktan deli hallerine? Ne oldu “ yağmuru kim döküyor” diye merak ettiğin günlere? Zaman çabuk geçsin istiyordun hani hep, dizindeki yaralar çabuk iyileşsin diye dualar ediyordun hani her gece, “büyüsem de aşık olsam…” diyordun. Ne oldu o istekli hallerine?
Öğrendin değil mi?
Pamuk şekeri pamuktan yapılmıyor.
Kötülükler değil iyilikler cezasız kalmıyor.
Çok sevmek havuzlardan bile kötü problemler çıkartıyor.
Sadece masallar mutlu sonla bitiyor.
Dualar hiçbir halta yaramıyor.
Ve hayat…
Hayat çok acıtıyor…
Öğrendikçe uslanır insan. Uslandıkça sessizleşir
 
Hani bazı yaralar vardır
Sen kaşıdıkça o kaşınır
O kaşındıkça sen kaşırsın
Canın yanar
Yaran kanar...
Sen yine de kaşırsın
Seni sevmek de öyle bir şeydi işte;
Canım yana yana
İçim acıya acıya
Dizlerimi döverek
“Sen kaşındın” diyorum kendime
“Sen kaşındın”
Şimdi boşuna ağlama
 
Basit yaşayacaksın basit,
Mesela,susayınca,su içecek kadar basit.
Dört çıkacak, ikiyle ikiyi çarptığında.
Tek düğmesi olacak elindeki cihazın,
Tek bir düğme, tek bir cümle gibi....
Sevince, lafı dolandırmadan söyleyeceksin,
Seni seviyorum gibi..
Basit bir öpücük yetecek sana,
Basit, sıcak bir öpücük ve o öpücükle dolacak tüm günlerin.
O öpücük için yapacaksın,hayatının kavgasını,
O öpücük için yiyeceksin hayatının dayağını.
Kabak çekirdeği verecek sana,rakamların veremediği mutluluğu.
El yazısıyla yazılmış, eğri büğrü bir mektup olacak.
En değerli kağıdın, hep yanında taşıdığın,atmaya kıyamadığın.
İki harekette giyiniverecek,iki harekette soyunuvereceksin.
Kısacık olacak,uyanman ve sokağa çıkman arasındaki süre...
Kısacık olacak sıcacık kollara dolanman,
Kendin bile, anlayabileceksin yazdıklarını,
Bakışların bile anlatabilecek kendini.
Beklentilerin de basit olacak,
Kaf dağının, önünde bekleyecek mutluluklar,
Bir ıslıkta bulabileceksin,en uzun dostluk romanını,
Ya da, bir damla gözyaşı yaşatacak sana,hayatının en ucuz romanını.
Pankreasının sağlığına dua edeceksin, kapatırken gözlerini.
Bir kaşarlı tost olacak aradığın,
Nasıl oturacağını, bilemediğin sofrada,
Parmakların en kıymetli çatalın.
Yine aynı parmaklar çözecek,en karmaşık denklemleri.,
Bir filarmoni orkestrası veremeyecek sana kontrplak bir gitarda,
Doğru basılmış bir fa diyezin mutluluğunu,
Parfümün temizlik kokacak,
Bilmiyorum diyeceksin, bilmediğinde ve çok normal olacak bilemediğin...
Saatin sadece saati gösterecek,
Telefonunu sadece telefon etmek için kullanacaksın,
Küçük bir not defteri olacak bilgini en hızlı sayan.
Basit yaşayacaksın basit
Sanki bir gün yaşamın sona erecekmiş gibi basit,
Çay, Simit ve Peynirle.....

Nazım Hikmet Ran

 
Minicik bir kasabada olsam ..!
Yağmur yağsa, çatıda tık-tık yağmurun sesini duysam ..!
Pencereden baktığımda, gri bir denizde bana baksa;
Hüzünlü dalgaların sesine dalsam ..!
İçeride soba yansa ..!...
Çaydanlık sobanın üstünde; camlar buğulanmış,
Çay kokusu bütün odayı kaplamış olsa ..!
Bir elimde kağıt olsa, bir elimde kalem, yazsam;
İçimin tüm kirini akıtsam satırlara ..!
Eski bir radyoda " Özdemir Erdoğan" çalsa ..!
Ve, "İkinci Baharı" yaşasa gönlüm, o müthiş şarkılarla ..!
Yürek rahat olsa, huzur olsa; Aşk olsa,
Ve; varsa bir Kadir Kıymet bilen,
İşte "O" yanımda olsa ..!
 
Kusurlarımı seviyorum.!
Darılınca suratımı asmayı,
Canım sıkıldığında sebepsizce bağırmayı,
Kıskançlık krizlerimi,
Olur olmaz yerde kahkahalar atmayı,...
Normal olmamayı seviyorum.
Sadece canımın istediği şeyleri yapmayı,tembelliğimi..
Bazen düşünmediklerimi birden söylemeyi,
Bazen herşeyi yüzüme gözüme bulaştırmayı.
Öfkelerimi.
Kızınca küsmeyi.
Heyecanlarımı.
Benden iyi olduklarını düşündüklerimi ki, yok..
Yatakta tembellik yapmayı.
Gereksiz para harcamayı.
Bazıları haketmediği halde, sevmeyi.
İçimdeki çocuğu,
Beni seviyorum.
İyi ki varım.
İyi ki ben benim.
Ne mutlu!
Çok mükemmel değilim.
Ama benden bir tane daha yok!
Beni seven böyle sevsin!
Sevmeyene de zaten yol verdim, gitsin!
 
Bir insan başka birine ne verir?
Kendisinden verir; sahip olduğu en değerli şeyden,
“yaşamından” verir.
Bu, o kişinin yaşamını diğer insan için feda ettiği anlamına gelmez aksine kendi içinde yaşattıklarından veriyordur;...
Sevinçlerinden, ilgi duyduğu şeylerden, anlayışından, bilgisinden, mizahından, üzüntüsünden- içinde canlı olan her şeyden.

Ve bazen bir şeyler vermek için bir bakış bile yetebilir.

 
Zor günler.. Zor günler, insanın dostlarını ayıklayabilmesi için var. Zor zamanlarınızda kimse yanınızda olmaz ve daha da kötüsü sizinle siz ilgilenmek zorunda kalırsınız. Mutlu olmak adına, mutsuzluğunuzu paylaşacak tek bir insan olmaz çevrenizde, işte bu yüzden de, kimseye güvenemeyeceğinizi anlarsınız. İçinizdeki sıkıntı sizi öylesine yorar ve öylesine çıkmazsa sürüklemeye çalışır ki, eğer tutunacak bir şeyleriniz yoksa da, dipte bulursunuz kendinizi. Sonra nemi olur? Hiç ...bir şey… Sadece yanınızda olduğunu söyleyenlerin, aslında yanınıza hiç gelmediklerini görürsünüz.Çünkü etrafınız hep yanındaymış gibi gözüküp, aslında hiç yanında olmayanlarla doludur. Mesela “Seni hiç kaybetmek istemiyorum” diyenlerin de, zor zamanlarınızda sizden bir bir gittiklerine şahit olursunuz. Aslında depresyon değildir bu, bu sizin bir zamanlar değer verdiğiniz ve yalnızlıklarında yanında olduğunuz kişilerin, sizi bıraktıklarını içinize hazmedemediğiniz duygudur. İşte o zaman devreye şu söz girer. “Canları cehenneme…” Ama zordur bunu söylemek, çünkü alışık olmadığınız bir kelimeyi kalbinizden söylemek, söyleyebilmek, dilinize zor gelir. İşte o zaman sizi anlayacak ve içinizdeki her şeyi iki kelimeye sığdıracak bir kelimeyi alırsınız kalbinizin literatürüne. “Hadi Eyvallah…” Sizinle her şeyini paylaşan insanların, aslında sizden başkalarıyla da onları konuştuklarını bilirsiniz. Bu zamanlarız da siz, çok şeyler görürsünüz. Mesela yalnızlığı görürsünüz, mesela değer verip zaman ayırdığınız kişilerin, sizi sadece kullandıklarını görürsünüz. Daha bir çok şey görürsünüz. Sadece budur, bundan fazlası değildir. İşte bu zor zamanlarınızı iyi değerlendirin ve kalbinizde size ağırlık verenleri temizleyin. Temizleyin ki, size gerçekten değer veren insanlara yer açılsın !
 
Geri