Geceyi ve müziği sonuna kadar açıyorum. Şekersiz çay içiyorum . Canım acayip Fransızca çekiyor. Konuşmak için konuşamasam da diyorum en azından söylenenleri anlayayım. Bu bir özenti değil asla ve kat'a. Kalpten gelen bir heyecan, bir istek. Başka bir şey bu. Hani nasıl anlatsam?
Anlatamıyorum.
Orhan veli ama kesin anlatırdı. Seçme şansım olsa Orhan Veli ile karşılıklı oturup bir çay içmeyi çok isterdim. Gerçi o rakıyı tercih ederdi. O söze afilli başlar kelimeleri ustaca kullanır tam anlatıyor dediğim anda derin bi nefes alıp anlatamıyorum die işin içinden çıkardı. Bense kendi içsel boşluklarımda küçük gemiler yapar suya verirdim ve tutar en olmadık sessizliğimden bana kalkar biliyor musun? diye sorardı.Bende bilmiyorum abi derdim.Bu kez sessizlik ebediyen başlar. Ve bir daha hiç konuşmazdı büyük şair. Kısaca birbirimize eziyetten başka bir şey olmazdık.
Hal budur ki boşluk, başka bir boşlukla dolmuyormuş gerçekten. Geçen bir yerde okumuştum. Ama nerde olduğunu unuttum şimdi. Yaşamdan beklentisi olmayınca insanın unutkanlıkları artarmış. Ben de unutuyorum.
Arka fonda françoiz breut çalsın istedi gönlüm yalan yok. Ama ağzımı bozardım içime. Herkes gibi gündelik dertler edin derdim sonra.
Düşünüyorum.
Boş, nafile her şey.
Neden sonra gözlerim tavanda asılı iken bir şarkı dolanıyor dilime. İsmi kafile.
Bendeki bu ateş sönmeden
Mevsim yazdan hazana dönmeden
Gözlerine uykular inmeden
Göğsüne yatır beni düşlere götür beni....
İlk kez aşk durdukça ile tanımıştım Yüksek sadakat'i. Katil ve maktul ile çok sevmiştim. Ama en çok kafile'sini sevdim ki hala seviyorum ve hayli detoneyim.
Ve bu konu böylece değişir söylim.
[YOUTUBE]VnG09qT6xKU[/YOUTUBE]