Bütün dünya müslüman olsaydı.

🟢 Konu yazarı şu anda aktif
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Niçin Geri Kaldık?

Müslümanlar, dinleri hak olmasına rağmen niçin başka devletlerden geri kalmıştır?

Evet Müslümanlar bugün pek çok sahada, bilhassa Batılı ülkelerin hemen hepsinden geri kalmış durumdadırlar. Bu bir vakıa olarak doğrudur. Bunun pek çok sebebi vardır; ama zannediyorum en başta Kur'an'ı doğru anlayıp seviyeli temsil edememeleri gelmektedir. Daha başka sebepler üzerinde de durulabilir; ama bana göre tedenni saiklerinin başında bu gelmektedir. Allah'ın (cc) yüce kelamını ruhumuza mal etmede, yaşamada, hayatımıza hayat kılmada gösterdiğimiz gevşeklik bugünkü durumumuzu netice vermiştir. Bir zamanlar, Kur'an'ı olduğu gibi anlayıp tam temsil eden insanlar, dünya çapında başarılar elde edip, hemen her alanda zirveleri tutmuşlardı. Başta 4 büyük raşid -doğruyu bulmuş, doğruyla kaynaşmış ve bütünleşmiş, Allah Rasulü'nün hilafet yanının temsilcileri- halifeler, bunların başında gelir. Daha Hz. Osman (ra) döneminde Hazar Denizi aşılmış, Amuderya'ya varılmış ve Aral Gölü çevresi huzurun soluklandığı, ilmin yaygınlaştığı bir ideal bölge haline gelmişti. Bütün bu baş döndürücü gelişme ve ilerlemeler, 10-15 sene gibi kısa bir zaman içinde gerçekleşmiş oluyordu. Çünkü bu dönemde temsil vazifesi bihakkın yerine getiriliyordu. Daha sonraları Emevi-Abbasi, Selçuklu-Osmanlı gibi devletler bu süreci belli ölçüde devam ettirdiler.

İslam'ı Hakkıyla Yaşamamak

Hasılı, mesele gelip İslam adına bilinmesi gerekli olan şeylerin bilinmesine, idrak edilmesi ve hayata geçirilmesi zaruri olan hususların kavranıp yaşanmasına bağlanmaktadır. Zannediyorum Müslümanlar, bunları yapamamanın cezasını çekiyorlar bugün. Tarihin şehadetiyle sabittir ki; bugüne kadar zamanın aşındırıcı dişleri arasında çiğnenmemiş ne bir millet, ne bir toplum, ne bir devlet ve ne de bir medeniyet vardır. Şimdiye kadar ne büyük devletler ne muhteşem imparatorluklar ve ne medeniyetler o gaddar u devvarın dişleri arasında öğütülüp gitmişlerdir de bunu kimse durduramamıştır. Evet, herkes, her toplum, her millet bir gün mutlaka miadını dolduracak ve yok olacaktır. İkballeri idbarlar takip edecek ve bir bir gelenler bir bir gidecektir. Ancak birinin talih yıldızı sönerken, bir başkasınınki parlayacak ve bu şekilde ölüm ve doğumlar birbirini takip edip duracaktır. Bu Allah'ın (cc) bir kanunudur. İnsanlar ve medeniyetler doğarlar, büyürler ve ölürler. Biz de bir manada, eski şartlar çerçevesinde miadımzı doldurmuş sayılırız.

Düşmanlarımızın Baskısı

Öte yandan; 8-10 asırdan beri, milletimiz bir kısım kafir ve zalimler tarafından sürekli baskı altında tutulmakta ve onun gelişip inkişaf etmesine fırsat verilmemektedir. Evet, şu 8-10 asırlık tarihimiz itibariyle bizler, İslam'ı temsile çalışırken, korkunç bir taassup ve yobazlıkla gelip gelip bize toslayan bir düşman cephe vardı ki, hiçbir zaman ellerini yakamızdan çekmediler. Tek başına bir milletin bütün bunlara mukavemet etmesi ise çok zordu. Bakın, Haçlı seferleri başladığı günden itibaren, hiç durmadan gelip gelip üzerimize çullandılar. Biz 3-4 asır sürekli bunları göğüsledik. Sonra devleti aliye ile uğraşmaya başladılar; hatta onun içine sızıp bu koca milleti paramparça ederek birbirine düşürdüler.. yer yer içimize ırkçılık mülahazaları atarak, Türk'ü Kürt'e, Kürt'ü Boşnak'a, Boşnak'ı Arnavut'a vurdurdu ve herkesi birbirinin kurdu haline getirdiler. Çekip giderken de geride bir sürü virüs bıraktılar. Bütün bu olumsuzlukları da geri kalışımızın sebepleri arasında zikredebiliriz.

Entelijansiyamızın Gafleti

Entelijansiyamızın gafleti, geri kalışımızın önemli sebeplerinden biridir. Buna 'münevver körlüğü' de denebilir. Evet bir dönemde, biz de ilim, teknik ve teknoloji açısından aydınlanma mülahazasıyla dışarıya bir hayli insan göndermişiz. Ancak gidenlerin çoğu gittikleri yerlerde mahiyet değiştirmiş, fıtrat ve karakter dejenerasyonuna uğramış, hatta bunlar arasında milletini, teb'asını değiştirenler bile olmuş.. ve sonra bu çarpık beyin gücü hiç de arzu edilmeyen bir seviyeye ulaşmış ve koskoca bir millet üç-beş maceraperestin gadrine uğramıştır. Bu konuda Bediüzzaman'ın yaklaşımları da çok dikkat çekicidir. Onun bu konudaki düşüncelerini özetlemede yarar var: O, bizim geriye kalışımız ve başkalarının ileriye gitmesini, bize ait bir kısım kusur ve seyyielere bağlar. Bunu biraz daha açalım; her mü'minin her sıfatının mü'min olması şart değildir. Bazı mü'minlerde kafir sıfatları bulunabilir. Her kafirin de her sıfatı kafir olmayabilir. Bazı kafirlerde mü'min sıfatlarının bulunması mümkündür. Mesela tembellik bir kafir sıfatıdır. Kahveleri doldurup sabahtan akşama kadar oturmak da öyle. Sistem ve yöntem bilmemenin de mü'mine yaraşır yanı yoktur. Bir mü'min namaz kılıyor, oruç tutuyor olabilir; ama eğer o, kahvelerde zaman öldürüyor, sistemden, yöntemden de haberi yoksa, mü'min evsafı adına onu olumlu kabul etmemiz mümkün değildir. Allah'ın ilk emri 'oku' iken, okumadan nefret etmek bir kafir sıfatı olsa gerek...

Şimdi gelin bir kafir düşünün ki, hayatını disipline etmiş, program altına almış ve öyle metotlu çalışıyor ki, bir dakikasını bile zayi etmiyor. İşte bu kafir, bir mü'min sıfatını haiz sayılır. O, bir durakta otobüs beklerken kitap okuyorsa mü'mince bir iş yapıyor demektir. Eğer Allah (cc), insanların ihraz ettikleri vasıflara göre hüküm veriyorsa -ki veriyor- bir mü'min sıfatı olduğu takdirde onu galip kılması adet-i sübhaniyesinin gereğidir. Tabii, kafir vasıflarıyla ittisaf etmiş bir mü'min için de bunların aksi söz konusudur.

Hakka Giden Vesileler Hak Olmalı

Bediüzzaman ikinci olarak, yaklaşık şu mütalaayı serdeder: İnsanları hak bir hedefe götüren vesileler de hak olmalıdır. Aksi halde maksadın aksiyle tokat yenilir. Aksine eğer hakka ulaşma adına batıl vesileler değerlendiriliyorsa, mesela, insanlara İslam adına bir şeyler anlatalım denirken, kitle ruh haletinden istifade etme gibi batıl bir yola tevessül ediliyor, propaganda gücüne dayanılıyor ve insanlar aldatılıyorsa, böyle bir yolda başarıların devamı imkansızdır. Biz, Allah'a giderken, attığımız her adımın, onun rızası dairesinde olup olmadığına fevkalade dikkat etme mecburiyetindeyiz.

Biraz daha açabiliriz: Birkaç asırdan beri Müslümanlar, hakka, hakikate giderken, hep batıl yolları, batıl sistemleri denemişlerdir. Allah da (cc) maksatlarının aksiyle onları sürekli tokatlamıştır. Diğer yandan Müslümanlar arasında uzlaşmacı olacağımıza hep uzaklaştırmadan yana olmuşuzdur. Halbuki tevfiki İlahinin en büyük teminatı ve bizim Allah (cc) katında kabul gören en büyük fiili duamız, ittifakımızdır. Hakkın hatırı alidir. Meşrep ve mizaç farklılıkları fıtratın muktezasıdır. Öyleyse hemen şunun bunun aleyhinde olmamak ve onunla uğraşmak yerine yapılan her hizmeti alkışlamak mü'min olmanın gereğidir.

Allah'ın Kanunlarına Uyulmalı

Bu konuda üçüncü husus da Allah'ın kanunlarına riayet meselesidir. Allah'ın (cc) iki çeşit kanunu vardır. Bunlardan biri, kainatta cereyan eden ve fizik, kimya, astronomi, astrofizik, biyoloji ve tıp gibi değişik ilimlerin esaslarını teşkil eden kanunlardır. Buna kainat kitabı da diyebiliriz. Bu kitap bir bakıma sessizdir; fakat dilinde bin bir nağmenin tesiri gizlidir. İkincisi; nebiler vasıtasıyla Allah'ın bize gönderdiği kanunlardır ki, bizde Kur'an, diğer peygamberlerin elinde de Tevrat, Zebur, İncil gibi kitaplardan ibarettir. İşte bu iki kitabın da bilinmesi ve hükümlerine riayet edilmesi şarttır. Ekseriyet itibariyle, kainat kitabını okuyup değerlendirmenin mükafatı dünyada verilegelmiştir.. Kur'an'a uymanın mükafatı da ahirette.

Binaenaleyh müminler, Kur'an'ın sadece ibadet ü taata müteallik meselelerine uyuyorlarsa, mükafatsız kalmayacaklar ama bu, ahirette olacaktır. Başkaları kainat kitabını okuyor ve onun kanunlarına riayet ediyorsa onun mükafatı da dünyada verilecektir. Hem dünya hem ukba muvaffakiyetlerine gelince; bu da her iki kitabı aynı seviyede okuyup anlamaya bağlıdır. Aslında bu iki kitap, bir hakikatin iki yüzünden ibarettir. Her ikisinde de aynı el ve aynı kudret vardır. Kainatı, çeşitli zenginlikler ve derin muhtevasıyla bir kitap, bir meşher haline getirip önümüze seren Cenab-ı Hak -tabiri caizse- aynı zamanda onu bir de Kur'an'ıyla seslendirmektedir. Hatta O, kainat kitabının bir parçası olan bizleri de yine Kur'an'la bize anlatıyor. Cazibe-dafia, infilak, nümüvv kanunları çerçevesinde, bütün varlıkla alakalı bize neler ve neler anlatıyor.! İşte bu iki kitaptan herhangi birindeki bir eksiklik, bize telafisi imkansız nelere ve nelere mal olagelmiştir...

Evet, bugün bazı Müslümanlar, belki Kur'an'ın ibadet ü taata müteallik meselelerini biliyorlar ama; şeriat-ı fıtriye veya ayatı tekviniyeyi, yani kainattaki cari kanunları bilemiyorlar; bilip uygulamaya koyamıyorlar. Onun için de sürekli mağlubiyet ve hezimet tokatları yiyip duruyorlar. Kafirlere gelince, onlar Kur'an'ın dünyaya ait meselelerini, hayata geçirebildiklerinden her zaman mükafatlarını alabiliyorlar. Öyleyse bizler her iki kitabı da aynı seviyede mütalaa edip hayatımıza hayat kılmakla, hem dünya hem de ukba saadetine namzet olduğumuzu düşünce ve tavırlarımızla ispat etme mecburiyetindeyiz.

19. Asırda Yaşadığımız Hezimetler

Son bir husus da, 19. asırda üst üste yaşadığımız hezimetlerdir. Evet bu yıllarda biz sürekli, içte ve dışta sırtımızdan hançerlendik ve iki büklüm olduk. Aslında bu bir bakıma bizim uyanmamıza vesile olmadı da değil. Evet biz, dünya ile hesaplaşmaya hazırlanan bir toplumuz. Müslümanlığı bütün dünya karşısında en üst seviyede temsil edecek ve dinimizi bütün dünyaya bir kere daha duyuracak kıvama gelmiştik. Zannediyorum artık İslam'ın, ilimler adına ortaya koyduğu meselelere tercüman olacak, hukuk sistemiyle, dünya hukuk sistemlerine ışık tutacak, iktisadi sistemiyle dünyanın iktisadi sistemlerini çağdaşlaştıracak ve kendimizi bir kere daha ifade edecektik. Halbuki 18. asra girerken, Batı'da başdöndürücü değişmeler karşısında, insanımız şaşırıp kalmıştı. İhtişam dönemini çoktan unutmuş, milli hisleri sarsılmış ve mazisiyle bütün bütün kopuk hale gelmişti. Dolayısıyla o günün insanı kendi çağı ile katiyen hesaplaşamazdı. Bize gelince, zannediyorum aynı şeyler bizler için de geçerli. Bakın 21. asrın eşiğinde bulunuyoruz ama teorik seviyede dahi olsa hala kendimize ait, herhangi bir konuyla alakalı hiçbir sistem geliştiremedik. Sağlam bir iktisadi sistem kuramadık. Pozitif ilimleri bütün bütün ihmal ettik. Bari şimdilerdeki şu kıpırdanışı değerlendirebilseydik. Gece-gündüz çalışarak, okuyarak, düşünerek ve çağı kavramaya çalışarak... Bunu başarabilirsek bir taraftan Rabbimize karşı iştiyakımız, sevgimiz ve inancımızla kanatlanabilir, diğer taraftan Allah'ın kainat kitabı içinde araştırmalar yapıp, elde ettiğimiz neticeleri hayata geçirebiliriz. Bunları gerçekleştirdiğimiz takdirde 21. asrı yaşadığımızdan söz edilebiliriz; yoksa kendi kendimizi aldatmış oluruz.

-alıntıdır-
 
yazmayın şu bebeye ya :D tartışma konusu görünümlü ama değil bi antilik mevcut :gamer: sal gitsin

Grişo boşver beni cevap yazanlarla tartış benimle uğraşmaksa derdin fazlasıyla cevabını alırsın burda kişilerin fikrini soruyoruz bir fikrin yoksa rencide etme hevesine girme kursağında kalır sonra bebiş
 
Da vinci mona Lisa yi neden cizmiyomustu da ?
Iy ki Müslüman değili z diyerek mi çıkıldı aya uzaya acaba
Ortacag avrupasini Rönesans reform dönemini bi okusak ta
Yada boşverin onu günümüz İsrail inde kati dindar Yahudiler in dünya görüşlerini bi okusak mi islama laf etmeden evvel acabaa
Çok yersiz yetersiz (bide anlamsız diyeyim uyak olsun ) anlamsız bir sav olmuş Yabani

Onu bende anlamıyorum işte islam mı bunların olmasına engel yoksa inananlarda mı bir sıkıntı var karar veremedim uçakla hacca gidersin ama uçağı yapana cehennemlik dersin
 
Onu bende anlamıyorum işte islam mı bunların olmasına engel yoksa inananlarda mı bir sıkıntı var karar veremedim uçakla hacca gidersin ama uçağı yapana cehennemlik dersin

Şimdi burda sorun islamda demek hata

Islami nasıl yaşamaya dair seçimin islamın kabahati değil ..
Sadece canı sapık beyinsiz tospagalar Müslüman değil
Efendim bilimle edebiyatla teknolojiyle biyolojiye antropoloji yle ilgilenen Müslümanlar yok mu ?
Islam alimlerin kesiflerini Haçlı savaslariyla batıya tasimamis olsa daha kağıttan haberi olmazdı üzerine Mina Lisa çizmek söyle dursun ..

Konu derin benim hiç inesim yok
Hürmetle Efendim
 
Kıyamet kopardı herkes cennete giderdi : )
 
O değil de bütün dünya yabani olsaydı taş devrinden öteye gidemezdik kesin ..
 
Keşke tüm sorun müslüman olup olmamakla alakalı olsaydı.
Sorun insanların kendilerini değil başkalarını değiştirmeye çalışması.

Dinler sadece araç olarak kullanılıyor.
 
Kimse İslamiyet'e sövmedi. Algı yaratmayalim. yukarıda bir uzun entride "mükemmel olan İslam, muslumanlar değil" temalı uzunca yazı yazılmış. Genelde iş hep bu noktaya gelir. "İslam yanlış uygulanıyor" yada kabaca "İslam bu değil"

Eh ne güzel kardeşim. Demek ki yolunda gitmeyen birşeyler var. Bunu siz müslümanlar duzeltmezseniz, yanlışları kabul etmezseniz meydan bana kalıyor. Ben konuşunca da "woooo İslam'a hakaret etti" ne woooo? Önce kendini düzelt.
 
Yanlış uygulamalardan kurtulduktan sonra geri kalan kisim, kabul ve iman ettiğiniz kısma sahip çıkın. Yani biri size "İslam kölelik ve cariyelik dinidir" dediğinde yumuşatmaya çalışmayın. Evet öyledir diyin. Ne yapacaksın yani kuranı mi yalanlayacaksin estağfurullah. Geçenlerde biri ne dedi. "akıl dini degil" dedi. Nakil dini dedi. Haklı. Bunu kabul et, benim akla mantığa aykırı olduğunu iddia ettigim şeyleri akilcilastirmaya çalışma. "akıl yok bize, kiraya verdik. İmanimiz tam elhamdülillah." deyin. Kim itiraz edebilir? Çekinmeyin akıl kullanmaktan. Utanmayin. Çünkü kullandığını iddia edenler ne oldu sanki? Arşa mı değdi başları.

Selam ve dua ile.
 
Ne zaman insan gibi tartışmayı öğreneceğiz
 
Tekduze olurdu, sadece muslumanlar icin degil diger dinler icinde gecerli bu tekduzelik.
Butun dunya dinsiz olsa tekduze olur muydu kararsizim. Ama butun dunya niye birsey olsun!
 
Dinler toplumsal hayatları düzene sokmak için var bir anlamda ancak iş siyasi düzene ya da toplumu siyasi olarak ele almaya gelince, siyasi karakterler ne yaparız da peşimizden o kalabalık kitleleri sürükleriz diye kendilerine sordular ve din gün gibi ortada sırıtıverdi. Hristiyan dünyası bunu ortaçağda zirveye çıkardı ki o baskı döneminde bile yeryüzünün en önemli bilim adamları yetişti. Her mezhep kendi kilisesinde inancını yaşadı ama bilime de sırtını çevirmedi. Deniliyor ki Yavuz', doğuya değil de Fatih gibi batıya seferler düzenleseydi imparatorluk bilimle yükselecekti. İyi de matematiğin, geometrinin ve tıbbın babaları da o topraklardan çıktı kaldı ki teokratik bir düzeni değiştirecek olsaydı, o alimler en başta düzene karşı çıkardı.
Bütün dünya Müslüman ya da Hristiyan olsaydı gibi sorular cevabı da içinde olan sorular kanımca. İnsanoğlu kendi eliyle ama yönetildikleri kişiler aracılığı ile inandıkları şeyin sömürülmesine izin verdikçe, insanların neye inandığının hiç bir önemi yok. İslam dünyasının yaşadığı tam da budur. Ortadoğu kan gölüyse sebebi İnsanların inandıkları dinlerine, inançlarının kurallarına göre sahip çıkmamasıdır. BOP tıkır tıkır işliyor ve eşbaşkanlarından birisi de Müslüman, ha Arap yarımadasını söylemeye gerek yok. Dini en başta sömüren topraklar orada.
Velhasıl kelam her şey din gibi ortadayken böyle bir soru çok yersiz kanımca.
 
Bütün dünya müslüman olsaydı nasıl bir durum çıkardı ortaya yorumlarınızı alalım mesela ferrari, Mercedes olmazdı da vinci monalisa yı çizmezdi uzaya kimse çıkmazdı

Bütün Dünya gerçek birer Müslüman olsaydı, muhtemelen gözün nasıl gördüğü buluşunu, satranç oyununu, ilk uçma deneyimini, sabun ve şampuan gibi temizlik ürünlerinin gelişimini, sıvıların ayrışmasını, mil sistemini, kubbe mimarisini, neşter ve kemik testeresi gibi yaklaşık 200 cerrahi aletin bulunuşunu, ilk aşıyı, rüzgar değirmenlerini, dolma kalemi, algoritma ve trigonometri gibi matematik buluşlarını, halıyı vb gibi icatları ve buluşları Müslümanların bulduğundan ve geliştirdiğinden bir haber olmazlardı. :)

Tabi Müslüman bilim adamları da senin aksine Kur'an'da bilimsel olayların da yer aldıklarını bildikleri için bilimin peşinden gitmekte sakınca görmediler Yabanicim. :)

İslam ülkelerinde icat yok diyen birinin cehaleti deyip geçiyoruz. :) Günümüzde senin gördüğün matematik dersindeki konuların bile Müslüman bilim adamlarının icadı olduğunu öğrendiğin için günlerce ağlama sakın. :) (Konumu neden kilitliyorsunuz ağlamasından sonra bunu da beklerim.) :D

Hayır bir de utanmdan "İslam'dan kitaptan haberiniz yok." diyorsun ya. :D

İslam ülkelerinin geri kalması, dininden ötürü filan değil tamamen jeopolitik konumları ile alakalı. İyi bir coğrafya da yaşamıyorlar. Çoğunlukla Afrika ve Orta Doğu'da yaşıyorlar. Burası da bir çok ülkenin sahip olmak istediği yerler olduğu için günümüzdeki durum yaşanıyor.


Ne zaman insan gibi tartışmayı öğreneceğiz

Yabani notu. Önce sen insan gibi konu aç ki seni de insan yerine koysunlar. Açtığın konular için "Benim tarzım bu." demeyi biliyorsun. Benim de cevap tarzım bu.
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri