Bize Ne Oldu?

Konu sahibi son olarak 3566 gün önce görüldü
Kuranı okuyoruz anlamıyoruz. Birileri bize Kuran anlaşılmaz diyor, onlara itibar ediyoruz. Dini anlayanlardan öğreniyoruz. Her birimize farklı kanallardan din öğretildiği için, öğrendiklerimiz bir birini tutmuyor. Bu sefer seninki doğru, benimki doğru kavgasına giriyoruz. Bizim öğrendiğimiz öğretilerin içinde; her şeyi bilen, haşa Allah ile görüşebilen, Hz peygamberi hem uyanıkken hem de rüyasında gören, bilgilerini ondan alan, masum, hata işlemeyen, yanılmayan, şefaat yetkisi olan, keramet sahibi, Kutsal kişilikler mevcut. Sonuç itibariyle; kişiler kime inanıyor, hangi gurup fikirlerinden besleniyorsa, Kuranı ve dini o grubun daha iyi anladığı hükmüne varıyor. Diğer farklı izahları toptan reddederek Kuran’ı herkesin anlayamayacağı fikrinde de sabitleniyor. Ona göre, dini en iyi anlayan “ Her yüz yılda gelen mürşit “ üstat ya da mehdilik makamında oturan kişi, bağlı olduğu kişi!. Onların yolu en doğru yoldur. Her grubun iddiası bu!. Orada bulunanlar buna inandırılıyor, Bulundukları yerde öyle gizemli şeyler söyleniyor ki; Orada olunması, Allah ın bir lütfu, ve nasip’li olunmasından!. Diğerleri acınacak durumda. Bu iddialarda bulunanlar sünni ise; sade kendilerinin ehli sünnet vel cemaat, şii ise; tek ehlibeyt mektebi kendilerinin olduğuna inandırılıyor..
Evet dostlar. Hakikat tek iken, iddia çok. Hiç kimse bu gizemlerin ardına saklanmasın. Biraz akıl etsin. Akıl ederseniz size mutezile derler. Akıl etmek ile akılcılığı ayırt edemedikleri için. Ya da işlerine öyle geldiği için!.

Nasıl oluyor da rüyalarda gezen Hz peygamber, her bir şeyhe ayrı ayrı şekilde görünüp farklı öğretiler söylüyor?!.
Diğerlerinin gördüğü acaba şeytan mı..!? Oysa şeytan peygamber suretinde rüyalar girmez deniyor. Kuran kendisi için “En doğruyu söyleyen Kuran” dır demesine rağmen Kuran’a farklı şeyler söyletiliyor. Ha, birde Kuran ın bir zahiri bir de batıni anlatımı var deniyor. Kuran’ın batıni yönünü bildiğini iddia edenlerde, batını yönle ilgili bir birinden farklı şeyler söylüyor. Bunu nereye koyacağız. O hale getirdiler ki bu tacirler. İslam; içinden çıkılmaz bir labirent!..... çık çıkabilirsen!.....
Bu tür sorulara kafasını yormak istemeyenler bir yere kapağı atıp orada kalıyor. Oranın militanı oluyor. Bal kavanozunu dışına bakanlar onun tadını bilmez diyor! Zira kendisi artık içinden yalamaya başlamış! Yani, oranın körü körüne savunucusu. Farklı söylemleri dinlemiyor, dinlese de reddediyor.
Kafasını yoranların bir kısmı da böyle din mi olur? Deyip dinden soğuyor kendi dünyasını yaşıyor.
Diğer bir kısım ise; Allah bana akıl vermişse, düşünmeyi emretmişse, düşünmez, araştırmaz doğruyu bulmaya çalışmazsam bunun bir sorumluluğu var. Deyip doğruyu araştırıyor. Nerden başlayacağını da iyi biliyor. Çünkü inandığı Allah “Kuran’ı biz indirdik onu biz koruyacağız” demiştir. Pekiyi bunu kim gibi anlayacağız? Sorusuna kendim gibi. Demesini de biliyor. Başkasının yanlışları, kendisinin doğrusu olursa o hesaptan, kurtuluşunda olmadığını biliyor.
Bunları nerden biliyorsunuz? Derseniz, kendimden biliyorum. Evet dostlar dinini öğrenmek isteyen bir kardeşiniz olarak ülkemizdeki meşhur tüm grupların içine girdim bal kavanozunu içinden yalayayım diye! Her birinin bir tarafında zehir gördüm. İfrat gördüm tefrit gördüm. Bazı gruplarda Allah ın artık yeryüzünde o grup şeyhinin suretinde insanlara göründüğünü öğrendim. Grup liderlerine rüya ile, ya da ilham la Hz Peygamberden stratejiler öğrettiğini duydum. Bazılarının yazdıkları kitabı Hz peygamberin dikte ettirdiğini söylediler. Bazı tarikatlarda olmanın, peşinen cennetlik olduğunu inandırdılar. Bazı üstatların son nefeste hırsız şeytandan imanı kurtaracağını fısıldadılar. Oysa, şeyhlere, masum imamlara değil de, Allah resulüne inen Kuran, onların bu konulardaki iddiaların bir bir yalanlıyor. O tür düşünceleri şirk sayıyordu. Ben kimin yanında olmalıydım? . Kuran’ın yanında mı, kavanozcuların yanında mı? Kırk yıldan beri bu yolculuğun içindeyim. Size hikayemi değil, buralara nasıl geldik? Onu anlatmaya çalışayım. Lütfen peşin hükümlü olmayın. Kimsenin borazancısı değilim. Kimseye çağırmıyorum. Yanız Kuran’a. Yorumlarınızı, sorularınız bekliyorum. Saygılar. Odabaşoğlu
 
BU HALE NASIL GELDİK
Kuran anlaşılmaz demek ne anlama geliyor? Kuran kendisi için mübin, anlaşılır ve açıklayıcı ve kolay bir kitaptır demesine rağmen, “Kuran anlaşılmaz” tezini kabul etmek, her türlü yalan ve uydurmanın dine yamanmasına kapıyı açmak demektir. Bunu söyleyenlerin mutlak ve mutlak bir çıkara hizmet ettiği kesindir. Farkında olarak ya da olmayarak. Her fikir sahibi, kendisinin anlaşılmasını isterken, Yüce Rab’ın mesajlarının anlaşılmasını istemediği gibi bir fikre kapılmak ne büyük garabettir. Haşa Yüce Allah’ın mesajlarını, gizemliliklerle kılıflayıp sadece kullarından bir kısmının anlaması, diğerlerinin onlardan anlaması için gönderdiği sonucuna varmak, Allaha iftiradır. Oysa yüce yaratan kendi yerine birisin haram helal belirlemesini, din kuralı koymasını, Allah’a din öğretmek isteyenlerin işi olarak nitelendirip, bunların müşrik olarak nitelendiriyor.
Allah’ın masajını bir kağıt üzerine yazılı bir metinle Hz peygambere ilettiği gibi bir yanlış anlayışta mevcuttur. Bu asla doğru değildir. Allah’ın mesajları unutulmasın diye okuma yazma bilenler tarafından Arap alfabesi ile taşlara, yapraklara veya derilere yazılmaya başlanması daha sonraki aşamadır. Asıl olan arap harflerinin tecvit ile okunması değil, tertil ile okunması yani mesajların anlamıdır.
Allah’ın mesajlarını anlamada, Allah ve peygamber tasavvurumuz, dine bakış acımız, dini kaynak olarak neyi kabul ettiğimiz ve bunlardan neyi öncelediğimiz sorularının cevabında yattığını görürüz.
Hz Peygamberimiz ve sahabe döneminde dinin kaynağı; Kuran, Kuran’ın hayata yansıma ve eylem bicimi olan nebevi sünnet ileKuran’ın yüz on dan fazla yerde dikkate alınmasını istediği akıl idi. O döneminde toplumdaki gelişmelerin içine inen vahiy, herkes tarafından ne dendiği, kime söylendiği, ne yapılması gerektiği anlaşılıyor ve yaşanıyordu. Gelen vahiyde herhangi bir gizemlilik yoktu. Bir aile içindeki meselelere, aile fertlerinden birinin hakim olması kadar, Kuran ın maksat ve amacına söz konusu toplumun çoğu vakıftı. Herkes tarafından anlaşılan Kuran sahabe neslini yirmi üç yılda yetiştirdi. Çünkü sahabe bir meselesi olduğunda önce Allah’ın mesajına, Hz Peygamberin uygulamasına, sonra da işin ehli olan kişilere itibar ediyor ve adaletli davranıyordu. Biliyorlardı ki Hz peygamber din adına Allahtan aldığı bütün mesajların aldığı gibi ümmetine iletir ve hiç eksiksiz onu hayatına uygulardı. Nebi ve Resul olmasının gereği buydu.
Yüce Rab’ın mesajları, Mushaf haline getirilip duvarlara asılmaya başlanmasından kısa bir süre sonra, kavmiyetçiliğin hortlaması, siyasi kavgaların insanları bölmesi ve arap dilini bilmeyen toplulukların islama girmesiyle Kuran’a yaklaşımda kayma yaşandı. Bu gruplar Kuran’ı bütün olarak anlamak yerine, inandıklarını, yaşam tarzlarını, öğretilerini doğrulatmak üzere ondan anlam çıkarma yöntemlerini geliştirmeye başladırlar. Böylesi bir yaklaşımla aynı ayetten aynı soruya farklı cevaplar bile almak mümkün oluyordu. Çünkü artık Kuran konuşmuyor konuşturuluyordu. Fazla zorlayamadıkları yerde Hz peygamber konuşturulmaya başlandı.
O günkü şartların zorluğu, yaklaşımlılardaki farklılıklar, Kuran’ı zor anlaşılan bir kitap haline getirmeye başlamasından itibaren O’ nun bir hayat kitabı, olduğu gerçeğini unutuldu. ihtiyaç duyuldukça soru sorulan, en çok okunan, en az anlaşılan okunma türü olan hatim etme alışkanlığını aşağıdaki süreçlerin gelişimiyle kazandı.
Hz Osman’ın şehit edilmesiyle başlayan ve Hz. Ali ve ona karşı haksız başkaldırı yapan Muaviye nin sebep olduğu siyasi kavgaların devamında, meydana gelen bölünmüşlük ve kendilerini haklı çıkarma adına uydurma rivayetlerle toplumları yönlendirme ve yönetme eylemleri, islam dünyasında bir infiale sebep olmuştur. Peygamber kültüründen nasiplenmemiş haricilikten başka, Osman şiası, (Osman taraftarı) Ali şiası(ali taraftarı) olarak tanınan kişilerin taraftarlığı o günlerde sevgi ve destek anlamı taşırken, Muaviye ve sonrası bu taraftarlık; kan davasına dönüşmüştür. Bu siyasi çekişme dinsel hüviyet kazanmaya doğru yüz tutmuştur.
Fetihlerin artmasıyla, Kuran dilini bilmeyen farklı kültürlere sahip topluluklar akın akın İslam’a girmesi bu süreçte devam etmiştir. Sözlü kültüre sahip Arap toplumu, bunların beraberlerinde din ve kültürlerini getirmelerine engel olamamıştır. Yazılı kültüre sahip İranlıların, Abbasî dönemlerinde bürokrasiyi ele geçirme devlet yönetim biçimini kendilerine göre kurma faaliyetleri, özellikle halifelik kavramının şekillenmesinde kendini gösterirken, Peygamber döneminde başlayan ve peygamberimizce reddedilen gündüzleri oruç, geceleri ibadetle geçirerek daha iyi Müslüman olma eğilimi, acem ve roma kültürü birleşimiyle “ bir lokma ekmek bir hırka” felsefesine dönüşerek “islamı anlama ve yaşama” bicimi olarak topluma yansıyama başlama neticelerinde, siyaseten ve dinsel acıdan büyük kopuşlar yaşanmaya başlamıştır. Bu kültürlerin ürünleri, tefsir ve fıkıh kitaplarında yer almaya bu dönemde başlamıştır.
Dinin kaynaklara ilave edilen; rivayetler, ilham, rüyalar, mucizeler, farklı kültürlerin din anlayışı, Kuran’ın önüne geçmiş, otorite bilgiden, keramet sahiplerinin ilhamına kaymıştır. Kuran, bilgi sorma yerine, din adına varılan kanaatlara delil üretmek amacına yönelik müracaat edilen kaynak haline getirilmiştir. Bu kirlenmeden kurtulma adına, güçlü mektepler ve onun devamı mezhepler ortaya çıkmıştır. Bu mezhepler yüzlerce yıldan beri kendi kendini yenileyerek, farklı yorumlar ortaya koyarak, kar yumağı gibi hem içerik, hem taraftar olarak büyüyerek günümüze gelmiştir.
Her akımın kendine özgü kutsal alimleri olmaya başlamıştır. Bunların özellikleri, resul olmaları, ilham yolu ile vahiy almaları, bir takım yollarla bilgilerini, Hz peygambere tasdik ettirmeleri , Allah katında makamlarının çok yüksek olması, bir çoğunun da masum günah işlemeyecek konuma ulaşması…! Şahsiyetleri ve söylemleri tartışılmayacak derecelere yükseltilme süreçleri yaşanmıştır.
Bunun sonucunda; Kuran’ın mesajları yerine, otorite olarak kabul edilen yüceltilmiş şahsiyetlerin hadis kabul ettiği sözler ile, onun yorumları din olarak kabul edilmeye başlanmış, orijinal İslam anlayışı yavaş yavaş kaybolmaya başlamıştır. Ne gariptir ki, bütün bunlara rağmen, her grup kaynağını Kuran ve Sünnetten aldığını iddia edegelmiş ve bunları da Ayetlere takla attırarak dellilendirmişlerdir. Daha sonraki süreçlerde bu gelenek devam etmiş, eskinin alimi olmak kutsallığı toplumların vazgeçilmezi olduğundan, kendini hoca diye tanımlayanlar Kuran bize ne söylüyor diye bakmak yerine bu ayetten falanca alim nasıl anlamış onu esas kabul etme kolaylığını sürdüre gelmişlerdir.
Bu ortamda kendi konum, inanç ve bilgilerine delil üretmek isten bir takım hırs ve bencil insanlar; hadis uydurma furyasını başlamıştır. Bu iş öyle bir durum gelmiştir ki bazılarının mesleği haline gelmiş ve para ile isteyen herkese ravileriyle birlikte hadis uydurabilmişler ve bundan sevap aldığını iddia edenler bile olmuştur.
Hz. Ebu Bekir ve Ömer dönemlerinde toplanan hadis sayısı beş yüz iken, Ömer bin Abdul Aziz döneminde bu sayı bin beş yüze, daha sonraki süreçte bu sayı tam bir buçuk milyona çıkmıştır. Bu deryadan herkes kendine yeni bir anlayış çıkartabilmekte ve kendisinin hak diğerlerinin batıl olduğunu iddia edebilmekte! Anlaşılmayan Kuran'ın ürettiği din budur. Kuran' anlaşılmaz diyenlerin neye hizmet ettiği görüle!
Selam ve sevgiler Odabaşoğlu- Sonraki konumuz mezheplerin doğuşu ve gelişmeler.
 
Geri