Birleşmiş Milletler 74. Kurul Toplantısında Türkiye'nin Yeri ve Önemi Hk. Düşünceleriniz.

S
  • Kullanıcı stonecypher
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Toplum ve Gündem
Kessinlikle katılıyorum sevgili Arpes

Maalesef bu ses ben niye yokum, ben neden ötekileştirildimin sancıları...

Daha vahim bir mesaj da var bu konuşmada: Orta Doğu'da hakim olabilmek için çıktığımız yolda sayısız askeri harekat yaptık, inanılmaz paralar harcadık, üç kuruş destek için tampon bölge olduk, milislerin hedefi haline geldik, terörist yuvasına döndük, bir gün o fraksiyonu bir gün bu fraksiyonu desteklemek durumunda kaldık ve en önemlisi sözümüzü kuvvetlendirmek için kayıtlısı-kayıtsızı derken 6 milyona yakın sığınmacıya sınırları açtık. Ve neticede masada yerimiz bile yok, kaldı ki sözümüzün kuvveti olsun.
 
tayyipçiğim yine şakır şakır ingiliççe

ay sipik kürsü


[tweet]1176794302254436353?[/tweet]
 
Daha vahim bir mesaj da var bu konuşmada: Orta Doğu'da hakim olabilmek için çıktığımız yolda sayısız askeri harekat yaptık, inanılmaz paralar harcadık, üç kuruş destek için tampon bölge olduk, milislerin hedefi haline geldik, terörist yuvasına döndük, bir gün o fraksiyonu bir gün bu fraksiyonu desteklemek durumunda kaldık ve en önemlisi sözümüzü kuvvetlendirmek için kayıtlısı-kayıtsızı derken 6 milyona yakın sığınmacıya sınırları açtık. Ve neticede masada yerimiz bile yok, kaldı ki sözümüzün kuvveti olsun.
Gerçekten anlamak İçin soruyorum. Hangi masada yerimiz Yok? Son akşam yemeğinde 12. Havari biz değil miyiz?

Misak-i milli nedir biliyor musunuz?
Çorum’un, Sivas’ın, Edirne’nin, Şam’dan, Halep’ten farkı olmadığını, buradan yaşayan Arap, Kürt, Süryani, Türkmen, Ermeni vs cemaatlerin bu vatan topraklarının evlatları olduğunu söylemediler mi size hiç?
Yarın Amerika Rusya anlaşsa sizin topraklarınızı bölse, memleketindeki amca oğluna mülteci dersin 100 yıl sonra
Skyes- Pİcot anlaşması diye bir şey duydunuz mu hiç?
Yukarıdaki konuşmayı içinizdeki faşiste sen bi dur bakalım ne diyor bu diyerek dinlediniz mi? Gerçekten dinleniz mi? Yoksa Tarkan konseri dinlerken alt yazıdan mı takip ettiniz.
 
Gerçekten anlamak İçin soruyorum. Hangi masada yerimiz Yok? Son akşam yemeğinde 12. Havari biz değil miyiz?

Misak-i milli nedir biliyor musunuz?
Çorum’un, Sivas’ın, Edirne’nin, Şam’dan, Halep’ten farkı olmadığını, buradan yaşayan Arap, Kürt, Süryani, Türkmen, Ermeni vs cemaatlerin bu vatan topraklarının evlatları olduğunu söylemediler mi size hiç?
Yarın Amerika Rusya anlaşsa sizin topraklarınızı bölse, memleketindeki amca oğluna mülteci dersin 100 yıl sonra
Skyes- Pİcot anlaşması diye bir şey duydunuz mu hiç?
Yukarıdaki konuşmayı içinizdeki faşiste sen bi dur bakalım ne diyor bu diyerek dinlediniz mi? Gerçekten dinleniz mi? Yoksa Tarkan konseri dinlerken alt yazıdan mı takip ettiniz.

Hocam ben bu konuşmanın yazılış sürecini dahi gördüm, yazan insanlardan bir kısmını şahsen tanıyorum ve istişare halindeyim; merak buyurmayın benim içimde bir faşist veya şahsa/kuruma düşmanlık barınmaz. Müsaade buyurursanız siyasetin ve dünyanın bu bahsettiğiniz vatan/millet romantizminden çok daha büyük bir şey olduğunu bilecek kadar siyaset bilimi eğitimi almış biriyim. Belirtmek istiyorum ki yorumumda "mülteci" kelimesini kullanmış değilim. Sykes-Picot'a bakmadan önce kendi devletinizin vatandaşlık hukukuna bakarsanız eğer mülteci ve sığınmacı arasındaki farkı görebilirsiniz. Sizin kardeşimiz dediğiniz insanları, zor durumlarında dahi memlekete kabul etmeyi zorlaştırmak için, Türkiye Cumhuriyeti "mülteci" kavramını yalnızca Avrupa'dan gelen kişiler olarak tanımlamıştır. Kendi devletinizi, toplumunuzu tanımıyor olduğunuz yaptığınız yorumların altında bir zemin/dayanak olmamasından belli.

Sevgiler.
 
Hocam ben bu konuşmanın yazılış sürecini dahi gördüm, yazan insanlardan bir kısmını şahsen tanıyorum ve istişare halindeyim; merak buyurmayın benim içimde bir faşist veya şahsa/kuruma düşmanlık barınmaz. Müsaade buyurursanız siyasetin ve dünyanın bu bahsettiğiniz vatan/millet romantizminden çok daha büyük bir şey olduğunu bilecek kadar siyaset bilimi eğitimi almış biriyim. Belirtmek istiyorum ki yorumumda "mülteci" kelimesini kullanmış değilim. Sykes-Picot'a bakmadan önce kendi devletinizin vatandaşlık hukukuna bakarsanız eğer mülteci ve sığınmacı arasındaki farkı görebilirsiniz. Sizin kardeşimiz dediğiniz insanları, zor durumlarında dahi memlekete kabul etmeyi zorlaştırmak için, Türkiye Cumhuriyeti "mülteci" kavramını yalnızca Avrupa'dan gelen kişiler olarak tanımlamıştır. Kendi devletinizi, toplumunuzu tanımıyor olduğunuz yaptığınız yorumların altında bir zemin/dayanak olmamasından belli.

Sevgiler.

Çok değerli üstadım, her Türk siyaset bilimci, futbol yorumcusu ve aşçı olarak doğar. Yukarıda bahsettiğim sorulara cevap alamadım. Türkiye hangi masada Yok? Mülteci ve sığınmacının hukuki karşılığınıda bilirim. Bilmediğini en çok bilenler bilir. Siyaset bilimi eğitiminizi kissingerden mi aldınız ? Konuşmanın neresinin sizi rahatsız ettiğini söylerseniz daha güzel tartışma olabilir. Metin yazarlığı yapacak kadar kendimi geliştirmedim ama biraz bir Aydın Ünal bir Hüseyin Besli olabilirim.

“Dünya beşten büyüktür”ü okuyamayan siyaset bilimi okumasın rica ediyorum.
 
Çok değerli üstadım, her Türk siyaset bilimci, futbol yorumcusu ve aşçı olarak doğar. Yukarıda bahsettiğim sorulara cevap alamadım. Türkiye hangi masada Yok? Mülteci ve sığınmacının hukuki karşılığınıda bilirim. Bilmediğini en çok bilenler bilir. Siyaset bilimi eğitiminizi kissingerden mi aldınız ? Konuşmanın neresinin sizi rahatsız ettiğini söylerseniz daha güzel tartışma olabilir. Metin yazarlığı yapacak kadar kendimi geliştirmedim ama biraz bir Aydın Ünal bir Hüseyin Besli olabilirim.

“Dünya beşten büyüktür”ü okuyamayan siyaset bilimi okumasın rica ediyorum.

Konuşmayla ilgili rahatsızlığımın bir kısmı, sizin alıntıladığınız ilk mesajımda mevcut. Kendimi tekrar etmekten hoşlanmam, dilerseniz tekrar okuyabilirsiniz. Türkiye, an itibarıyla Suriye'nin geleceği için görüşmelerin yapıldığı, ya da öyle görünmekle birlikte bariz bir pazarlık masası olan zirvelerin ve diplomatik temasların hiçbirinde taraf olarak kabul edilmiyor. Türkiye'nin, Suriye meselesinde iki temel gayesi var: Akdeniz ticaret koridorunun parçası olmak ve sınırını güvenceye almak, hem de bu önem sıralamasıyla. Mesela İran da aynı şekilde Akdeniz'e açılan yol olan Suriye ile iyi ilişkilerini kaybetmek istemiyor ve Suriye'de duran Arap Baharı silsilesinden kaçınmaya çalışıyor, fakat akıl ve sağduyu gereği Suriye'nin toprak bütünlüğünü ve meşru yönetimini destekleyerek bu temaslarda konumunu koruyabiliyor. Diplomasi hassas dengeler üzerine kuruludur, siz bir gün rejim karşıtı milisleri destekler, bir gün teröristlere "öfkeli gençler" derseniz; ertesi gün başka milislere karşı pozisyon aldığınızda, kimse sizi böyle ciddi bir konunun tarafı olarak görmez. Kendinizin ciddi bir taraf olduğunu ispatlamak için aylardır, yıllardır sesinizi çıkarmadığınız önemli diplomatik kriz ve haksızlıkları tekrar masaya getirmeye çalışırsınız bu konuşmada olduğu gibi. Şayet bu konuşmanın genelindeki çözüme yönelik cesur duruş, gerçek bir duruş olsaydı; konuşmada bahsi geçen çoğu şeyi yaşamazdık. Çünkü hepimiz biliyoruz ki Türkiye canlı bombaların büyük bir kısmını durduramayacak, Cemal Kaşıkçı cinayetini çözemeyecek, Yunanistan Ege'deki Türkiye toprağı adalara belediyeler kurarken buna mukavemet edemeyecek derecede güçsüz bir ülke değil. Ama bunların hiçbirini yapmadı, tercih etmedi.

Not 1: Her Türk'ün nasıl doğduğuna dair fantezi dünyaları ilgimi çekmiyor. Futbol yorumculuğunu bilmem fakat aşçılık tecrübeye dayanan bir meslek, siyaset bilimi ise akademik bilgiye dayanan bir bilim dalıdır. Gündelik kahve sohbetlerini veya reel politik tartışmaları bir bilim dalıyla karıştırmamanızı tavsiye ederim.

Not 2: Siyaset bilimi eğitimimi hem memleketin hem de dünyanın en köklü kurumlarından birinden aldım, merak etmeyin.

Not 3: Madem mülteci, sığınmacı ve göçmen arasındaki farkı biliyorsunuz, bildiğiniz doğru biçimleri dahilinde kullanmanız öncelikle sizin sonrasında hepimizin faydasına olur.

Sevgiler.
 
Son düzenleme:
Konuşmayla ilgili rahatsızlığımın bir kısmı, sizin alıntıladığınız ilk mesajımda mevcut. Kendimi tekrar etmekten hoşlanmam, dilerseniz tekrar okuyabilirsiniz. Türkiye, an itibarıyla Suriye'nin geleceği için görüşmelerin yapıldığı, ya da öyle görünmekle birlikte bariz bir pazarlık masası olan zirvelerin ve diplomatik temasların hiçbirinde taraf olarak kabul edilmiyor. Türkiye'nin, Suriye meselesinde iki temel gayesi var: Akdeniz ticaret koridorunun parçası olmak ve sınırını güvenceye almak, hem de bu önem sıralamasıyla. Mesela İran da aynı şekilde Akdeniz'e açılan yol olan Suriye ile iyi ilişkilerini kaybetmek istemiyor ve Suriye'de duran Arap Baharı silsilesinden kaçınmaya çalışıyor, fakat akıl ve sağduyu gereği Suriye'nin toprak bütünlüğünü ve meşru yönetimini destekleyerek bu temaslarda konumunu koruyabiliyor. Diplomasi hassas dengeler üzerine kuruludur, siz bir gün rejim karşıtı milisleri destekler, bir gün teröristlere "öfkeli gençler" derseniz; ertesi gün başka milislere karşı pozisyon aldığınızda, kimse sizi böyle ciddi bir konunun tarafı olarak görmez. Kendinizin ciddi bir taraf olduğunu ispatlamak için aylardır, yıllardır sesinizi çıkarmadığınız önemli diplomatik kriz ve haksızlıkları tekrar masaya getirmeye çalışırsınız bu konuşmada olduğu gibi. Şayet bu konuşmanın genelindeki çözüme yönelik cesur duruş, gerçek bir duruş olsaydı; konuşmada bahsi geçen çoğu şeyi yaşamazdık. Çünkü hepimiz biliyoruz ki Türkiye canlı bombaların büyük bir kısmını durduramayacak, Cemal Kaşıkçı cinayetini çözemeyecek, Yunanistan Ege'deki Türkiye toprağı adalara belediyeler kurarken buna mukavemet edemeyecek derecede güçsüz bir ülke değil. Ama bunların hiçbirini yapmadı, tercih etmedi.

Not 1: Her Türk'ün nasıl doğduğuna dair fantezi dünyaları ilgimi çekmiyor. Futbol yorumculuğunu bilmem fakat aşçılık tecrübeye dayanan bir meslek, siyaset bilimi ise akademik bilgiye dayanan bir bilim dalıdır. Gündelik kahve sohbetlerini veya reel politik tartışmaları bir bilim dalıyla karıştırmamanızı tavsiye ederim.

Not 2: Siyaset bilimi eğitimimi hem memleketin hem de dünyanın en köklü kurumlarından birinden aldım, merak etmeyin.

Not 3: Madem mülteci, sığınmacı ve göçmen arasındaki farkı biliyorsunuz, bildiğiniz doğru biçimleri dahilinde kullanmanız öncelikle sizin sonrasında hepimizin faydasına olur.

Sevgiler.

Depreemm
 
Konuşmayla ilgili rahatsızlığımın bir kısmı, sizin alıntıladığınız ilk mesajımda mevcut. Kendimi tekrar etmekten hoşlanmam, dilerseniz tekrar okuyabilirsiniz. Türkiye, an itibarıyla Suriye'nin geleceği için görüşmelerin yapıldığı, ya da öyle görünmekle birlikte bariz bir pazarlık masası olan zirvelerin ve diplomatik temasların hiçbirinde taraf olarak kabul edilmiyor. Türkiye'nin, Suriye meselesinde iki temel gayesi var: Akdeniz ticaret koridorunun parçası olmak ve sınırını güvenceye almak, hem de bu önem sıralamasıyla. Mesela İran da aynı şekilde Akdeniz'e açılan yol olan Suriye ile iyi ilişkilerini kaybetmek istemiyor ve Suriye'de duran Arap Baharı silsilesinden kaçınmaya çalışıyor, fakat akıl ve sağduyu gereği Suriye'nin toprak bütünlüğünü ve meşru yönetimini destekleyerek bu temaslarda konumunu koruyabiliyor. Diplomasi hassas dengeler üzerine kuruludur, siz bir gün rejim karşıtı milisleri destekler, bir gün teröristlere "öfkeli gençler" derseniz; ertesi gün başka milislere karşı pozisyon aldığınızda, kimse sizi böyle ciddi bir konunun tarafı olarak görmez. Kendinizin ciddi bir taraf olduğunu ispatlamak için aylardır, yıllardır sesinizi çıkarmadığınız önemli diplomatik kriz ve haksızlıkları tekrar masaya getirmeye çalışırsınız bu konuşmada olduğu gibi. Şayet bu konuşmanın genelindeki çözüme yönelik cesur duruş, gerçek bir duruş olsaydı; konuşmada bahsi geçen çoğu şeyi yaşamazdık. Çünkü hepimiz biliyoruz ki Türkiye canlı bombaların büyük bir kısmını durduramayacak, Cemal Kaşıkçı cinayetini çözemeyecek, Yunanistan Ege'deki Türkiye toprağı adalara belediyeler kurarken buna mukavemet edemeyecek derecede güçsüz bir ülke değil. Ama bunların hiçbirini yapmadı, tercih etmedi.

Not 1: Her Türk'ün nasıl doğduğuna dair fantezi dünyaları ilgimi çekmiyor. Futbol yorumculuğunu bilmem fakat aşçılık tecrübeye dayanan bir meslek, siyaset bilimi ise akademik bilgiye dayanan bir bilim dalıdır. Gündelik kahve sohbetlerini veya reel politik tartışmaları bir bilim dalıyla karıştırmamanızı tavsiye ederim.

Not 2: Siyaset bilimi eğitimimi hem memleketin hem de dünyanın en köklü kurumlarından birinden aldım, merak etmeyin.

Not 3: Madem mülteci, sığınmacı ve göçmen arasındaki farkı biliyorsunuz, bildiğiniz doğru biçimleri dahilinde kullanmanız öncelikle sizin sonrasında hepimizin faydasına olur.

Sevgiler.

Sırtını dünyaya ve insanlığa dönmüş Bodrum sahilinde boylu boyunca uzanan aylan bebek kadar siyaset bilimini bilemezsiniz.

Baban nerede?
- Öldü
- Kahvaltı ve öğle yemeği yedin mi?
- yere düşen gözler ve bir kaç damla göz yaşı

Mülteci diye, sığınmacı diye baktığınız insanların iki kuru tahtayla ahır olmaktan son anda çıkarılmış para obezi ev sahibinin bilmem kaç bin lira istediği evlerde ne dramlar yaşandığını siyaset bilimi bilemez. Ama demir kafelerde, küçük popolarını kalorifer peteğine yaslayarak kadeh tokuşturarak onlara var bize neden yok goy goyudur siyaset bilimi.

Ağız dolusu, sayfalar dolusu bir sürü gerekli gereksiz söz söyleme sanatıdır monşerlik. Beni bir oy değil bir '!ah'' bitirir diyen adamın adı Tayyip Erdoğandır.

''Türkiye, an itibarıyla Suriye'nin geleceği için görüşmelerin yapıldığı, ya da öyle görünmekle birlikte bariz bir pazarlık masası olan zirvelerin ve diplomatik temasların hiçbirinde taraf olarak kabul edilmiyor.'' diyorsun. Kim davet edecek sizi Amerika mı? Rusya? İran? Geçmişte olduğu gibi Milli çıkarlar neyse siyasi iktidar ne olursa olsun. Devlet aklı gereğini yapar ve yapmıştır. Geçmişte Hatay, Kıbrıs örnekleriyle. Türkiye eski Türkiye değil artık. Bunu görmek için siyaset bilimi okumaya gerek yok. Vicdan sahibi biri bunu rahatlıkla görebilir.

AB hasta adamı oynuyor. Amerika eski Amerika değil,.Yunanistan bitmiş Edirne ve ege sahilinden günlük alış-verişi kessen aç kalırlar. Bu kadar net bu. 2050 yılına kadar Almanya'ya borçlarının sadece faizlerini ödeyecek olan Yunanistan'ı ciddiye bile almak doğru değil. Evet Akdeniz'de bir şeyler buldular ve bu iyi pastaya benziyor. Türkiye de bunu kolay kolay kimseye kaptırmaz. Yeter ki içeride birliği sağlayalım. İMF'yi kovmuşken tekrardan gizli-açık neyse tekrar tekrar bunlarla görüşmenin mantığı olamaz.

Vesselam
 
Sırtını dünyaya ve insanlığa dönmüş Bodrum sahilinde boylu boyunca uzanan aylan bebek kadar siyaset bilimini bilemezsiniz.

Baban nerede?
- Öldü
- Kahvaltı ve öğle yemeği yedin mi?
- yere düşen gözler ve bir kaç damla göz yaşı

Mülteci diye, sığınmacı diye baktığınız insanların iki kuru tahtayla ahır olmaktan son anda çıkarılmış para obezi ev sahibinin bilmem kaç bin lira istediği evlerde ne dramlar yaşandığını siyaset bilimi bilemez. Ama demir kafelerde, küçük popolarını kalorifer peteğine yaslayarak kadeh tokuşturarak onlara var bize neden yok goy goyudur siyaset bilimi.

Ağız dolusu, sayfalar dolusu bir sürü gerekli gereksiz söz söyleme sanatıdır monşerlik. Beni bir oy değil bir '!ah'' bitirir diyen adamın adı Tayyip Erdoğandır.

''Türkiye, an itibarıyla Suriye'nin geleceği için görüşmelerin yapıldığı, ya da öyle görünmekle birlikte bariz bir pazarlık masası olan zirvelerin ve diplomatik temasların hiçbirinde taraf olarak kabul edilmiyor.'' diyorsun. Kim davet edecek sizi Amerika mı? Rusya? İran? Geçmişte olduğu gibi Milli çıkarlar neyse siyasi iktidar ne olursa olsun. Devlet aklı gereğini yapar ve yapmıştır. Geçmişte Hatay, Kıbrıs örnekleriyle. Türkiye eski Türkiye değil artık. Bunu görmek için siyaset bilimi okumaya gerek yok. Vicdan sahibi biri bunu rahatlıkla görebilir.

AB hasta adamı oynuyor. Amerika eski Amerika değil,.Yunanistan bitmiş Edirne ve ege sahilinden günlük alış-verişi kessen aç kalırlar. Bu kadar net bu. 2050 yılına kadar Almanya'ya borçlarının sadece faizlerini ödeyecek olan Yunanistan'ı ciddiye bile almak doğru değil. Evet Akdeniz'de bir şeyler buldular ve bu iyi pastaya benziyor. Türkiye de bunu kolay kolay kimseye kaptırmaz. Yeter ki içeride birliği sağlayalım. İMF'yi kovmuşken tekrardan gizli-açık neyse tekrar tekrar bunlarla görüşmenin mantığı olamaz.

Vesselam

Geçmişte sözlüklerde nick-entry uyumu der geçilirdi böyle durumlarda. Ucuz demagojilere cevap vermemeyi tercih ettiğim için mesajınızı es geçiyorum.

Mesajınızın cevap verebileceğim tek noktası şu:

''Türkiye, an itibarıyla Suriye'nin geleceği için görüşmelerin yapıldığı, ya da öyle görünmekle birlikte bariz bir pazarlık masası olan zirvelerin ve diplomatik temasların hiçbirinde taraf olarak kabul edilmiyor.'' diyorsun. Kim davet edecek sizi Amerika mı? Rusya? İran?

Kimse bizi davet etmeyecek, diploması böyle bir şey değil. Dengenizi iyi korursanız, masalarda yer bulmak/yer edinmek sizin diplomatik kabiliyetiniz ve devlet olarak nüfuzunuza bağlıdır. Kıbrıs'ı örnek vermeden önce Kıbrıs sürecinde ne kadar büyük hatalarla başlayıp ne kadar akıllıca diplomatik ve askeri hamlelerle Kıbrıs'taki hakkı gasp ettirmediğimizi öğrenin isterseniz.

Sevgiler.
 
Geçmişte sözlüklerde nick-entry uyumu der geçilirdi böyle durumlarda. Ucuz demagojilere cevap vermemeyi tercih ettiğim için mesajınızı es geçiyorum.

Mesajınızın cevap verebileceğim tek noktası şu:



Kimse bizi davet etmeyecek, diploması böyle bir şey değil. Dengenizi iyi korursanız, masalarda yer bulmak/yer edinmek sizin diplomatik kabiliyetiniz ve devlet olarak nüfuzunuza bağlıdır. Kıbrıs'ı örnek vermeden önce Kıbrıs sürecinde ne kadar büyük hatalarla başlayıp ne kadar akıllıca diplomatik ve askeri hamlelerle Kıbrıs'taki hakkı gasp ettirmediğimizi öğrenin isterseniz.

Sevgiler.
Nezaketten yoksun bilgi muhatabını rencide eder. ( bu ukalalık toplumun bütün entelektüel kesimlerinde var. Siyaset biliminden önce edebiyat ve iletişim okusaydınız keşke)



Siyaset bilimindeki çöküşün temelinde pesimizm olduğu sanılsada asıl sebep determinizme karşı anti-klerikalist bir tepki vererek inditermist olunacağının zannedilmesidir. Seküler akımlarla kaybolan gençler liberteryanizme özenip sonunda hedonistleşerek toplumu göçertiyaaaa!
 
Nezaketten yoksun bilgi muhatabını rencide eder. ( bu ukalalık toplumun bütün entelektüel kesimlerinde var. Siyaset biliminden önce edebiyat ve iletişim okusaydınız keşke)



Siyaset bilimindeki çöküşün temelinde pesimizm olduğu sanılsada asıl sebep determinizme karşı anti-klerikalist bir tepki vererek inditermist olunacağının zannedilmesidir. Seküler akımlarla kaybolan gençler liberteryanizme özenip sonunda hedonistleşerek toplumu göçertiyaaaa!

Nezaket de saygı da lütfedilen bir şey değildir, muhatabınızın hak ettiği varsayılan şeylerdir. Hak edip etmediğini anlamak da konuşma ilerledikçe kolaylaşıyor neyse ki. :)

Madem durduk yere lümpen damgası yedim, size son cevabım Anadolu'nun bağrından olsun:

Etme sohbet cahil ile, küstürürsün
Alma tahret cam kırığı ile, kestirirsin
 
Nezaket de saygı da lütfedilen bir şey değildir, muhatabınızın hak ettiği varsayılan şeylerdir. Hak edip etmediğini anlamak da konuşma ilerledikçe kolaylaşıyor neyse ki. :)

Madem durduk yere lümpen damgası yedim, size son cevabım Anadolu'nun bağrından olsun:
Anadolu insanına ve genel olarak onun ürettiği siyasete isnat edilen illet ve kördüğüm yine Anadolu sözüyle psikanalitik tespitlerde yattığını görmek güzel. Yalnız oradaki taharet “necasetten” tahirdir. Necis olan başka bir necis ile temizlenmez. Baktığınız yer milli olsun. Batı’dan baktığınızda ben de sizin gibi düşünürüm BM Konuşmasını. Sonuç olarak batı tövbe etmez günah çıkarır. Sizlerde bu günaha monşerler olarak ortak olmayın. Hiç değilse doğru söylenmiş sözlerin yanında durun.
Binaenaleyh;
Sizde haklısınız “bu yola kefenimizle çıktık diyenlerde haklı çıktı, velevki [ARGO] ****yiz [/ARGO] diyenlerde haklı çıktı”
 
Yeni Jesse James bu arkadaş mı? Ona göre yorum yapacağım.

Bazı nsanlarla konuşmak sabah vakti saba makamında okunan ezan gibidir nefesi içine çek çek bitmez. Bazılarıysa İkindi ile akşam ezanı arası gibi uyursan arkadan bıçağı yersin. Ağzını bükmeden ''bu arkadaş'' diyeceğine yukarıdaki konu hakkında adam gibi yorum yaparsan alkışlarız. Yok ben forumsalcıyım illa kopukluk yaparım diyorsan da koparız ne yapalım seni kırmayız.

Not. Bu forumsalcı arkadaşlar neden sorunların üzerine gitmeyi bırakmıyorlar? Sorunlarıyla baş edememişler bir araba dolusu daha dayak yemenin anlamı nedir anlamıyorum. Oysa biz öylemiyiz? Sorunlardan nefret ederiz!
-Gruplaşmayı da bırakın.
- Seviyoruz sizi climax'ı bile seviyoruz. En azından ben seviyorum.
 
Baktığınız yer milli olsun. Batı’dan baktığınızda ben de sizin gibi düşünürüm BM Konuşmasını.

BM dediğiniz yer Yozgat'ta kurulmadı. Konuşma BATIDA ve BATILILARA yapıldı.

1839'den beri BATILILAŞMAYA çalışan bir devletin,
BATILI bir siyasal düzen olan bir cumhuriyetin,
BATILI reformlar ve gelişmelerle edinilmiş BATILI seçim yöntemleriyle seçilmiş cumhurbaşkanının;
BATILILARA hitaben,
BATILI bir diplomasiyle,
BATI tarzı eğitim almış danışmanları ve yardımcıları tarafından kaleme alınmış bir konuşma bu.

Batıya yapılmış bir konuşmayı, ancak Batı ekseniyle bakarak anlayabilirsiniz. Şükür ki ben de Batı'dan bakacak yaklaşım da var.

Doğu'dan bakmak ve Doğu gibi bakmak söz konusu olacaksa sizin anlayacağınız şekilde cevap vereyim: Doğululuğu, yerli ve milli olmayı sizden öğrenecek değilim.
 
Son düzenleme:
Sasiriyorum..
bilgisine, zekasına inandığım insanların bu denli kindar yaklaşımlarını, her konuda bel altı konusmasini görünce sadece sasiriyorum hatta son zamanlarda tiksinmeye basladim..
Tarafsız bakis aciniz icin tebrik ediyorum. Darisi ülkenin basina diyecegim de mümkün değil. Biz uzak kalalım en iyisi.
 
Geri