Bir Sevdadır Eylül

B
  • Kullanıcı BuYuCu
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Üye Günlüğü
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Sarmıyor Artık Fotoğraflara Bakmak ,
Son Dal Sigarada Kendimizi mi Yaksak
 
[YOUTUBE]3DVRMcwh9NM[/YOUTUBE]

Türkü sayfama renk verdin tşkler
:hppy:
 
Sonbahar Geliyor

Sonbahar geliyor serçe
Yuvanı ne yapacaksın?
Ayva çiçek açmadan önce.
Meyvelerin içi geçecek
Rüzgâr başka çeşit esecek
Yağmurlarla ıslanacaksın.
Halbuki ne kadar sıcaksın!
Cahit Külebi

Belki yoktur sayfanızda efem.:)
 
Bir Gün Kalbim Duracak Dudaklarım Susacak Merzar Taşımda Bile EdLmaster Yazacak.
 
Ne iş yaparsın sen dedi. Hamalım dedim. Nasıl yani dedi. Elimden tutmasını bilenin, yüreğini taşırım dedim.
 
Tarih bir milletin kanını, varlığını hiçbir zaman inkar edemez
 
Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
Senin onu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de
korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları…
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"O benim." diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasın istiyorsan birşeylerin…
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait
olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem
de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak…
Can yuceL
 
Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
İkincisinde, daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,
Çok az şeyi
Ciddiyetle yapardım.
Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çok riske girerdim.
Seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok güneş doğuşu izler,
Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim bir çok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.

Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten.
Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.
Hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan,
Gitmeyen insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.
Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
Ama işte 29 dayım ve biliyorum;

Ölüyorum
 
Eskiden bir hikayem vardı, uzun uzun yazmayı planladığım. Bir gencin imkansız aşkının peşinden gidişi kilometrelerce yol, onca zaman, umut ve bekleyişten sonra, bir anlığına da olsa mutlu olma hevesiyle yanıp tutuşan ve sonunda sevdiği kıza ulaşıp, sonsuza kadar mutlu yaşayan, bir gencin hikayesi. Ama ne yaptıysam, sonunu mutlu bitiremedim. 10 yıl karşılıksız sevip, uğruna ne zorluklara katlandığı, imkansızları başardığı, onu kaybetmemek için, seviyorum bile diyemediği, en ummadığı anda aşkına karşılık bulup, mutluluğu doruğunda yaşarken bitirmeliydim bu öyküyü, daha fazla uzatmadan sona bağlamalıydım ki; bir anlık kararsızlık ile sildim attım onca yılı, emeği, sevgiyi.

Geriye ne kaldı peki; HİÇ !! Koca bir pişmanlık, alkol!! ve sigara, ya sonra yine pişmanlık, yine alkol ve sigara!!Daha fazla göz yaşı, karamsarlık ve düşsel dünyaya geçiş. Var olmayanı görme, olmayan kişiler ile uzun ve koyu sohbetler, rüzgara karşı koyamayıp sallanan perdelerden korkmalar, küllükte yanan iki sigarayı da unutup, yenisini yakmalar, delilik.


Eski bir resme bakıp, uykusuzluktan morarmış gözler ve kuruluktan çatlamış dudaklarla, sigaranın boğduğu nefesinin izin verdiği ölçüde seni seviyorum demeler, kuruyan dudaklara biraz daha alkol. Günlerdir bozulmamış, çünkü ne zamandır kullanılmamış, yatağın ucunda çıplak zeminde koca bir baş ağrısıyla uyanış. Elindeki alkolün, bir kısmı resmin üzerine dökülmüş, senin o resmi deli!! gibi kurtarmaya çalışmaya çalışan, sanki onu geri getirecekmiş gibi çaresizce çırpınan bedenin.

Yalnızlık...Her kapı. telefon çaldığında ''o'' olmadığını bildiğin halde, o diye koşarak açman, gelen kişinin sana acıyarak bakmasının ardından YOK BİR ŞEYİM!! diye çıkışman ve tekrar anlaman, evet YOK HİÇ BİR ŞEYİN!!. Kadere, kendine ağız dolusu küfür etmen, yüzünde aptal bir tebessüm ile'' o burada olsa ne de kızardı küfür etmeme diyerek yine hatırlaman, ve yine aynı oda, aynı alkol, aynı sigara ve aynı müzik... O da özlüyormuş benim bir tanem, o da üşüyormuş ben olmayınca, öyle yazıyor son mektubunda...


Bu benim 1 sene önce ki halim, acı ama gerçek. Artık fazla takmıyorum. Alışmaktan ziyade kabullendim artık. Sevdim, çok sevdim. Yıllarca sırf yanında olabileyim diye arkadaşı oldum. Ama artık dayanılmaz hale geldiğinde duygular ve yanında birini göreceğim gerçeğini de iyice anlayınca, açıldım ve gerisi teferruat, dünyanın en mutlu çifti olduk. Araya yollar girdi, uzun yollar. Çok defa yanına gittim, lakin tamamen kendi aptallığım yüzünden hayatımın en büyük ve tek aşkını kendi ellerim ile kendimden uzaklaştırdım. Neden mi? Başka biri için. Hatta o başka biriyle nişanlandım, sonra terk edildim!!!. Hak ettim ben bunu, şimdi 'o''nun hayatında başka biri varmış, üzülmedim, aksine sevindim, ''o''nun mutlu olmasına sevindim. ''O'' nu ilk gördüğüm andan beri yazıyorum işte, yazmaya da devam edeceğim.


Bu günlük bu kadar, yarın yine devam ederiz. Bir süre geçmişi kurcalar, sonra bu günümüzün aslında tamamen geçmişimiz doğrultusunda yazıldığına bir kere daha kanaat getiririz. Şimdilik hoşçakal
 
Televizyon izlemiyorum, peki neden? Aslında çok açık, dinleyin, yada okuyun!!

Genelde tv izlemem, ama sabahları hiç izlemem, bir dönem sabah şekerleri tadın da bir sürü magazin programı vardı. Tam onlardan kurtulduk derken, hop bu sefer izdivaç programları ele geçirdi gündemi. Üstelik adı sabah programı ama öğlen üçe dörde kadar sürüyor.

Bu sabah erken uyandım, tabi bir sevgilim olmadığı için gidip ona güller falan almadım, neyse, biraz televizyon izleyeyim dedim. Elime kumandayı alıp açacaktım ki odamda ki tvnin bozulduğunu anladım ve ince bir küfür savurdum, sanki bozan ben yada bizim evden biri değilmiş gibi. Sonra utandım ama, ok yaydan çıktı bir kere.

Uflaya puflaya annemin yanına gittim, baktım o saçma izdivaç programlarının izliyor, dur bir bakalım neymiş ne değilmiş diye başladım izlemeye.

İlk program;

İki tane kelli felli avukat bey, bayan bir sunucu, 30 lu yaşlarda ve 60 lı yaşlarda iki bey, oturmuşlar bir konuyu tartışıyorlar. 60 lı yaşlarda ki bey 30 lu yaşlarda ki beyin babası, ve bunun kızı 30 yerinden bıçaklanarak öldürülmüş. Bunlar şu an Fransa'da olan eski enişteden- öldürülen kızın eski kocası değil!! şüpheleniyorlar. Eski enişte canlı yayına bağlanıyor, ilk soru; Beyefendi; Kızı siz mi öldürdünüz? Yuhh yani yuhh ki ne yuhh. Ne bu ya!! Bu olay bu kadar basit mi*

Direk kanalı değiştirdim.

İkinci program; Yine bir izdivaç programı, birileri geliyor şu boyda, şu kiloda, saçı olan, işi olan vs vs.sayıyor sonra biri geliyor aha ben aradığın adamın/kadınım diyor evleniyorlar. Sunucu bunları baş göz ediyor. Biz buna halk arasında bişey diyoruz ama yeri değil.

32 Yaşında bir evlilik yapmış, bir bayan geldi sıraladı isteklerini; en fala 10 yaş büyük olsun, işi olsun, SAÇI olsun!! Bu kadar kadının hayattan beklentisi bu iş, saç.

Demekki bundan önce ki eşinin ya işi yoktu, ya şaçı!! Ben anlam veremiyorum, bir yuva kuracaksınız, ömrünüzün sonuna kadar aynı yastığa baş koyacaksınız, aradığınız özellik SAÇ!! Yahu bu adamın saçı dökülürse boşanacak mısın?
-Hakim bey biz boşanıcaz

-hımm şiddetli geçimsizlik mi?

-Hayır, saçı yok

-yaz kızım, davacının en yakın akıl hastahanesine, davalının en yakın saç ekim merkezine....

Nedir bu ya!!

Bir diğeri soruyor, içki ve sigara kullanmasın, işi olsun, yakışıklı olsun, bana sahip çıksın kollasın beni vs vs.

Şimdi soruyorum, bu hanım ablamızın karşısına; 10 tane fabrikası tonla parası olan bir bey çıksa dese ki, mal varlığımın yarısını size yapacağım, lakin ben her gün içerim, ve ayda bir de olsa Kıbrıs'a gider şansımı denerim, benimle evlenir misiniz?

Bana sakın hayır der demeyin, kesinlikle inanmam. Kısaca bu programlar tam bir saçmalık!! Bana göre demiyorum bu kez direk söylüyorum SAÇMALIK!!

Biri demiş zamanında başka bir programda duydum, döşü kıllı olsun diye al sana kıllı döş mutlu olun emi!

Yazılacak, anlatılacak o kadar çok şey var ki, insan, acaba hangisini yazsam diye düşünmekten hiç bir şey yapamıyor. Bir arkadaşımın sürekli kullandığı bir söz vardı; en kötü karar kararsızlık derdi hep. Haklıydı da.

Dün bir arkadaşımı ziyarete gittim, bu çocuk benim asker arkadaşım. Askerliğini yapmış her erkek gibi benimde sayısız askerlik anım var, lakin şimdi onları burada anlatma niyetinde değilim, beki daha sonra

Bu arkadaşım ile bir süredir görüşemiyorduk, aynı şehirde olmamıza rağmen, teknolojinin tüm imkanlarını kullanabilmemize rağmen(araba, metro, feribot, otobüsler, minibüsler) insan hayatını düşündüğümüzde uzun sayılabilecek, bir süre görüşmedik. Nedendir bilinmez.

Sonra düşünmeye başladım, neden yahu!! İki adımlık mesafede ki, çok değer verdiğin bu arkadaşını görmeye gitmiyorsun yada o neden seni görmeye gelmiyor. Şöyle bir etrafıma baktım, insanlar sürekli bir yerlere gidiyor. Onlarca insan yürüyor ve daha fazlası, motorlu araçlar ile bi yerlere gidiyor, derken başımız üzerinden bir uçak geçiyor. Yahu diyorum bu insanlar nereye gidiyor, sevdiklerini görmeye mi? Pek çoğu için cevaplıyorum, ve bu pek çoğu gerçekten pek çoğu; HAYIR.

Burası büyük bir şehir, ve bu büyük şehrin getirisi olarak insanlar birbirlerini tanımıyor. Herkes birilerine selam veriyor ama kimse kimseyi tanımıyor. Çünkü insanların birbirlerini tanımak için zamanı yok, ne acı. Bir kısmı işine gidiyor, bir kısmı okuluna. Herkes daha iyi bir gelecek için bir şeylerin peşinde. Durup iki kelam edecek, bir muhabbetin belini kıracak vakitleri yok.

Eskiden beri günümüze gelen bir fotoğraf vardır; elinde fincan tutan bir çocuk, yüzünde koca bir gülümsemeyle- bir fincan tuz alabilir miyim, bizde kalmamış ta, diyerek sırıtıyor. Ne tatlı ne hoş, ama artık çoğu ebeveyn çocuğunu alt komşuya yollamıyor, çünkü her an alt komşunuzun sapık bir katil olması muhtemel. Ne kadar korkunç.

Bu kimin suçu, yada bu bir suç mu, orasını bilemem ama şu var ki bu, gerçek. Ne berbat. Birbirimizden uzaklaşıyoruz, farklılaşıyoruz, unutuyor ve unutuluyoruz. Buna mecburuz çünkü daha iyi bir gelecek için sürekli bir yerlere gitmeliyiz, birbirimiz ile sohbet edecek, hal, hatır soracak vaktimiz yok.

Artık birinin halini, hatırını sormak için bir buket çiçek alıp evine gitmek, bir fincan kahve içerek sohbet etme devri bitti. Birini mi özledin aç telefonu, göresin mi geldi aç interneti, çok komik bir fıkra mı geldi aklına yaz herhangi bir internet sitesine sonuna da xD koy oldu bitti.

Eleştirmiyorum, üzülüyorum sadece. Bende bunlardan biriyim çünkü. Dün en yakın arkadaşlarımdan birini ziyarete gittim, bir daha ne zaman giderim bilinmez. Ayrılırken şöyle bir diyalog geçti


-Neyse ben kalkayım artık, Allah'a emanet ol

-Görüşürüz kardeşim, kendine dikkat et

Görüşürüz tabi ya, neden görüşmeyelim, hele bir işleri yoluna koyalım da, geliriz. Tabi bu işler bunca senede yoluna girmediyse bundan sonra gireceği de şüpheli. İnsanoğlu bu işi hiç bitmez, eskiden sevmediğimiz birinin davetini nazikçe geri çevirmek için derdik; Kusura bakma o gün işim var, şimdi en çok sevdiğimiz insana bile diyoruz; işim var!


Sonra her ikimizde sanki bu aranın uzayacağını bilir gibi,

-konuşuruz msnde

-tabi konuşuruz

Başka neyimiz kaldı ki, ne mektup bekleyen birinin heyecanı, ne yol gözleyen birinin merakı, sadece msnmiz kaldı, onada eyw
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri