Bir masal gibiydi sen ve ... Bir varmış bir yokmuş diye başlayan

K
  • Kullanıcı Külkedisi
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Aşk ve Sevgi

Hiç gereği yokken hayatına girer insanlar..
Hiç gereği yokken karşına çıkarlar.
Hiç gereği yokken gününü haftanı ayını belkide yıllarını alırlar..
Hiç gereği yokken gece-gündüz aklından geçen her düşünceye bulaşırlar..
Hiç gereği yokken seni istemediğin kadar mutlu ederler.
Sonra hiç gereği yokken hayatından çıkıp giderler.
Anladım ki meğer gerçek dost aşk Mevlaymış..
ne beni unuttu ne de bıraktı..
 
O gidecek ve sen bakacaksın. Kimse olmayacak yanında, acını yalnız yaşayacaksın. Aşkı tek kişilik yaşamanın mevsimidir şimdi. Bahar da olsa yaz da, kış hüküm sürecektir sende. Buz tutacaksın… Herkesin buram buram terlediği güneşli bir günde üşümenin ne demek olduğuınu öğreneceksin...
 
lupqm.jpg
 
Aradığın şey o kitaplarda değil,
Aradığın şeyi okuyarak bulamazsın !
Sende eksik olan şeyi gözlerinle tamamlayamazsın !
Aradığın şeyi Dünya'da arayacaksın,
Aradığın şeyi yüreğinle bulacaksın !
Dünya'da ki tüm kitaplar, tüm hesaplar, akıl
oyunları, sayfalarca laflar, sevginin yerini tutmaz !
Okuyarak öğreneceksin ama severek anlayacaksın..!

~Şems-i Tebrizi~








 
Bir evin güzelliği, UYUMDUR.
Bir evin güvenliği, BAĞLILIKTIR.
Bir evin sevinci, SEVGİDİR.
Bir evin zenginliği, ÇOCUKLARDIR.
Bir evin anayasası, SADAKATTİR.
Bunları uygulamayı başarabiliyorsan SEN
Bu dünyada en ZENGİN ve en MUTLU Kişisin demektir.







 
Ayrılığa düşen izlerini aradığımda üç beş parça hayal bulurum. Kaybolan yılların bıraktığı birkaç anı... Ardımda bıraktığım bir sen, bir de benliğim dolanır aşk çıkmazında... Gözlerim dolar, tıkanırım... En acı yutkunuşum olursun ve unutamayışım...
 
Anlamadığın şeylere mi yansam, hiç pahasına harcanan aşka mı bilmiyorum. Adına aşk dedik de hakkını verdik mi bilmiyorum. Ne sen sevebildin beni ne ben taşıyabildim seni... Yüreğime kahredip küsmek mi daha doğru, zorla gülerken kalbimin kan ağlaması mı bilmiyorum... Bilmiyorum attığım adımlar mı beni yoran yoksa yorgunluğum mu kalbimi durduran... Bilmiyorum...
 

Ayrı düştü yollarımız,umutlarımız başkalaştı biz gibi. Yarınlar da kayboldu gitti hicran denizlerinde... Gönül zindanıma hapsettiğim, kilit üstüne kilit vurduğum sen, firari sevdam... Nöbet tutar oldu yanmaya takati olmayan sokak lambasının altında gözlerim. Tahta taburenin üzerinde yazdığım satırlara karıştın, mısralarım oldun seni yazdım. Sıkıca tuttuğum kağıdım oldun... Harf harf işledim, seni çizdim, kalbimin tüm mürekkebini sende tükettim... Esirim olan her kelimeyi azad ettim hatrına. Özledim, söyleyemedim. Dedim ya, ben seni yazdım seni çizdim gönül fermanıma...
 
Neden kanar için? Ne için çırpınır yüreğin? Yok olmuş bir sevdanın kırık kanatlarına ne için yüklenir onca yük... Gözünden akan yaşın hesabını kim sorar? Onu unutamadığın için yüzüne tüküren göz yaşlarını kim siler? Ve nereye varır bu yol bu yokoluş...
 


Buz kesen sabahın yalnızlığında, üşüyen ellerimi kendim ısıttım ilk defa... Ve terkedilişin ardındaki siyaha boyanmış umutlarımı da ilk kez yargıladım. Yürümedim bu kez o sahilde. Köpüren denize karşı ben de köpürdüm, avazım çıktığı kadar bağırdım, haykırdım, azarladım. Onun suçuydu her şey... Martılar da anlamış olmalı öfkemi, hiç konuşmuyorlar bu sabah. Nazlı nazlı süzülmüyorlar bu karanlık ve aydınlanmaktan korkan sabahta... Ters giden şeyler var, gökyüzü gittikçe kararıyor, boğuluyor beni de boğuyor... İçim sıkılıyor... Her nerede aradıysam çıkan sonuç ortak, koca bir yokluk. Adımlarım yönünü şaşırıyor artık, gittiği yönü bilmez oluyor ayaklarım. Yorulup çöküyorum bir taşın üzerine ve cebimden çıkardığım tütün tablamla yüzüm gülüyor bazen. İnce bir sigara sarıp ucunda yalnızlığımı yakıyorum. Ciğerlerime işliyor acı tıpkı bir terkediliş gibi. Tıpkı beni terkedişin gibi...

 
Yazamıyor artık kalemim, amaçsızca çırpınıyor kağıt parçalarının üzerinde. Ne umutlar tükendi gittiğinden beri, ne sevgiler tükendi, ne aşklar bitti. Baktığım her yerde bir damla acı ince ince sızlayan yaralar var. Biten bir aşkın ardında bırakılan acı bir figan oldu şimdi yürek. Sararıp soldu tüm yeşillikler, gökyüzü yasa büründü artık. Ne güneşin doğmaya takati kaldı ne de ayın geceleri aydınlatmaya hevesi...
 
Buruk bir sabahın iç gıcıklayıcı havasında acıtırsın içimi. Hayal kırıklıklarım eşlik eder uyanışıma. Bekleyişlerim uzadıkça artar hayal kırıklıklarım ve dayanamaz dökülür gözyaşlarım. Aklım takılır kalır kahrolur, yazacak tek bir kelime bulamaz kalemim. Gözlerim zorla alışırken yeni güne, bir kez daha vurulmaya hazırlanır yüreğim…
 
Gözündeki hüzün titretir içimi, gece yarısı saplanır kalır ciğerlerime bakışların. Uçsuz bucaksız denizlere amaçsızca el sallayışım olursun, dalgaları hatırlatır sesin. Kızgınca dalgakıranlara vurur yüreğimde cümlelerin ve süt liman olur fırtınam...
 
Boğazımda ayrılığın ilmeği gitmeni bekliyorum. Soluk benizli bir mağdurum ardında. Ne terkedişler kaldı yüreğimde ne sevgiler küllendi şefkatli ellerimde! Unuttuğum yaşanmışlıklarla irkiliyorum bazen, ne eksiklikler kalmıştı oysa. Cam kırıkları batıyor yüreğimin çeperlerine, yırtıp dağıtıyor yine tüm içten sevinçlerimi. Ve ben yine irkiliyorum uykusuz bir gecenin firari sabahında, gözlerim kan revan gidişine ağlıyorum çaresizce..
 

Unutursun dedim yüreğim, hangi acı kilit vurmuş yüreğe? Elbet bitirirsin elindeki acıları, har vurup harman savurursun yitirip gidersin birgün. Vurulursun dedim yüreğim, aşka boyun eğme eğersen yenilirsin. Hangi can güçlü olmuş, hangi can dimdik durmuş ki önünde sen durasın...

 

Varlığım ne artı katmıştı ki yokluğum eksi olacaktı hayatında! Delicesine üşürken ben, yanmışlığına ne sebep olabilirdi ki! Uzun uzadıya düşündüğüm geçmişim elime ne vermişti ki gelecekten umut beslemeye yüzüm olsun. Gecenin canlandırdığı gölge oyunlarında kaybettiğim varlığım, tavanda gezinen çizgilerle anlamsız oyunlar oynamaktan boş bir zevk alıyor. Korkularımın bıraktığı ürkek tavırlarım ve kaybetmişliğin verdiği buruk bir yürek var ellerimde. Gözlerim ufukta her gün doğumunda, geceleri sabaha vardırma gayretinde hayallerim. Kelimeler kifayetsiz, aldığım nefesler çaresiz, anlamsızca yazıyor kalemim. Yokluğunda canlanan toz pembe hatıralarım avutmaya yetmiyor. Amaçsızca sallanan bir salıncağın üzerinde hayal ediyorum kendimi. Soğuk bir nisan günü işliyor iliklerime, çocukluğumu özleyen benliğimle darmadağın olmuş oyun parkında. Ve sen canlanıyorsun ellerimde ansızın, sıcaklığını kaybettiğim o günün hüznüyle…

 
Sesim çatallaşmış, bırak konuşmayı yutkunamıyorum bile sensiz. Titrek bir mum ateşinin aydınlığında ürkek satırlarımla haykırıyorum ardından. Umudunu yitirmiş kalemim ne yazacağını bilmiyor. Kaç kez çıkmaza vurdu hayallerim ve kaç kez bir yalan uğruna koşmaktan bitap düştü dizlerim. Çaresiz uğurlarken seni, son olduğunu bilmiyordu gözlerim. Ertesi sabahı iple çekerken, bilmiyordu sensizliğe uyanacağını gözbebeklerim. Kaybolduğun karanlıkta yitirmiştim tüm sevinçlerimi. Karanlığa uzanan o yolda sönük bir bekleyişti belki de. İçimde ki buz kütlesi erimek bilmedi sensiz gecelerin ayazında. Senden yadigar bir gömlek ve hesabını tutamadığım gözyaşlarım var şimdi bavulumda, bir de kokun sinmiş ellerim. Gözlerime, hazan rüzgarı vurmuş gözlerinle bakışın var şimdi, dibi görünmeyen kara gözlerin. Masum bir çocuk gibi durduk yere ağlayasım var şimdi. Akşamlar ürkütücü karanlıklara bürünmesin diye hıçkıra hıçkıra yalvarasım, gözlerine son kez bakıp “Gitme” diyesim. Her zaman ki yaptığım gibi kızasım var sana, “Gitme” diye azarlayasım var. Başım dik yine senin için uğraşasım var. Her günü akşama getirmek için çabalayasım, seni görmek umuduyla. Ve her şeye küsesim var, sensiz geçen her güne lanet okuyasım, kahredesim…
 
Gözlerimi ovuşturarak kalktığım yatağımda bırakıyorum tüm umutlarımı. Vazgeçtim beni sevmenden, ne bir ışık kaldı bu yürekte ne de bir sevda türküsünün mısraları. Gönül zindanımdan azad ediyorum seni, esaretini kaldırıyorum benliğimden. Gidişinin ardından kaç gün, kaç hafta geçti saymadım. Terk edilmişliğim ve sevgisizliğimin kor ateşlerinde yanmaya razı oluyorum şimdi. Sensiz yaşlanmaya mecbur bıraktığın bedenim, dizlerini özleyecek çoğu zaman. Yaktığım her bir sigaranın dumanında göreceğim gözlerini. Hüzünlü ve bir o kadar da gaddar, can alıcı bakışlarını izleyeceğim uzaktan. İliklerimde hissedeceğim seni, buz kesen bu şehrin dar sokaklarında gezerken. Yavaş yavaş yanacak gönül hücrelerim, kül olacak tüm bedenim. Bir kez değil bin kez ölecek, feryat üstüne feryat edecek. Attığım her bir adımın sana getirdiğini hayal edip avunacak. Yeni umutlar yeni limanlar bulmaya çalışacak gözlerimden akan yaşlar. Uğruna akıtılmaya değer bir yürek bulmaya çalışacak…
 
Geri