Bir masal gibiydi sen ve ... Bir varmış bir yokmuş diye başlayan

K
  • Kullanıcı Külkedisi
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Aşk ve Sevgi
Gözlerimi ovuşturarak kalktığım yatağımda bırakıyorum tüm umutlarımı. Vazgeçtim beni sevmenden, ne bir ışık kaldı bu yürekte ne de bir sevda türküsünün mısraları. Gönül zindanımdan azad ediyorum seni, esaretini kaldırıyorum benliğimden. Gidişinin ardından kaç gün, kaç hafta geçti saymadım. Terk edilmişliğim ve sevgisizliğimin kor ateşlerinde yanmaya razı oluyorum şimdi. Sensiz yaşlanmaya mecbur bıraktığın bedenim, dizlerini özleyecek çoğu zaman. Yaktığım her bir sigaranın dumanında göreceğim gözlerini. Hüzünlü ve bir o kadar da gaddar, can alıcı bakışlarını izleyeceğim uzaktan. İliklerimde hissedeceğim seni, buz kesen bu şehrin dar sokaklarında gezerken. Yavaş yavaş yanacak gönül hücrelerim, kül olacak tüm bedenim. Bir kez değil bin kez ölecek, feryat üstüne feryat edecek. Attığım her bir adımın sana getirdiğini hayal edip avunacak. Yeni umutlar yeni limanlar bulmaya çalışacak gözlerimden akan yaşlar. Uğruna akıtılmaya değer bir yürek bulmaya çalışacak…
 

Sessizce izledim gidişini, kolumdaki saatin yavaş yavaş duruşunu izlediğim gibi. Zaman çaresiz, kelimeler anlamsız kaldı şimdi. Sen gidiyordun, ardında ben, kangren olmuş damarlarımda seni akıtıyordum. Kanayan yaram oluyordun, gözyaşlarımın sebebi ve gecelerime dert oluyordun… Dilim lal, gönlüm bitap gidişini seyretmenin nasıl olduğunu bilirmisin sen? Konuşmak isteyip konuşamamak! Ardından haykıramamak nedir bilirmisin? Son cümlelerimin çaresizce tükenişini, donuk bakışlarla izlerken sen, ben dilim paramparça çırpınıyordum oysa. Ardında beni çaresiz bırakıp giderken sen, yıkılmışlığım ve gidişinle başlayan acılardan korkmuşluğum vardı...

Dört tarafı suyla çevrilmiş ıssız bir adayım şimdi. Herşeye sinirlenen, yüzü asık huysuz bir ihtiyar artık yüreğim. Ayak izlerindeki son gözyaşlarımla boğulmuşluğum, bakışlarında bıraktığım harcanmışlığımla yaşıyorum şimdi. Kahpece bırakmışlığının ve aldırmadan gidişinin kurbanı olan ben, astım krizlerinde nefes almaya çalışıyorum şimdi…

Bitti! Bitti dediğinde darmadağın olan ben çaresizce dururken karşında, kuru bir elvedadan başka hiçbirşey demedin oysa. Kal demiştim, gitme kal! Yaşama sevincimi alma elimden, ürkek kanatlı yüreğime bunu yapma demiştim. Karanlık havalarda anlamsızca dolaşan, sesi çatallaşmış bir martı gibiyim şimdi. Ne deli fırtınalara göğüs germişti oysa, ne lodoslar görmüş ne badireler atlatmıştı! Arkanı dönüp giderken sen, takati kalmamış dizlerimin titreyişi vardı. Sensizlikten korkan bir çift göz vardı yaşlar içerisinde. Kal demiştim oysaki, gitme kal...!

 

Gidiyorum işte, ardımda sen ve unutulmuş hatıralarımı bırakıp. Gözlerini de bırakıyorum arkamda, deniz misali uçsuz bucaksız bakışlarını da. Ve ben terk ediyorum bu şehri, ne sen durdurabilirsin bu gidişi ne de can yakan o sözlerin. Önce gözlerimden siliyorum uğruna akıtılmış yaşları. Ve kalbimden söküp atıyorum tüm güzelliğine rağmen bu şehirde ki yaşanmışlıkları…

 

Buz gibi bir mezar taşı şimdi yüreğim. Geceleri yanına yaklaşmaktan korktuğum, ürkütücü karanlıklara bürünmüş bir mezbaha gibi artık gönül bahçem. Sırtında taşıdığı yüklerin vermiş olduğu yorgunluklarla, çığlık çığlığa feryat eden acı bir melodi oldu gözlerim…
Döküldüğü kaldırım taşlarında seni aramaktan yorulmuş gözyaşlarım var şimdi kan revan. Kül olan geçmişimle adaklar adıyor gelişine ömrüm, gelmeyeceğini bile bile seni çağırıyor mısralarım. Vedalara alışmış bir yürek ve her şeyini kaybetmiş garip bir aşığım şimdi.
Ey darmadağın olmuş dilek ağacım; bulduğum her paçavraya seni yazarak dilek tutan, çatlamış ellerimle bekliyorum seni. Yaprakları teker teker dökülmüş, tomurcuğu açmadan boynu bükülmüş kuru bir gül dalı geleceğim… Karanlık havalarda, çisil çisil yağıyorsun şimdi gönül iklimime. Zorla ayakta duran eski bir tahta iskeleye yaslanıp senin için ağlıyorum şimdi.
İmkansızlıklarla sevmemiş miydik oysa!
Ürkek bakışlarla, gözlerden uzak yaşayan sırılsıklam bir sokak köpeği gibiyim. Arkandan seslenecek gücü kalmamış yüreğim var ellerimde. Damarlarımda akan varlığın ve buram buram özleminle yaşayan satırlarım!

 
Bir melek eğilir, kısık bir sesle fısıldar kulağına; “Boşver gitsin”. Kolay mıdır oysa sevdiğini içinde kanrevan bırakmak! Çığlıklar ortasında sessiz, sedasız ve kıpırtısız durmak! Ve İçinde terk etmek sevdiğini, gözleri yaşlarla ardından bakarken.








 

Savruldu adın, kalbimin amansız fırtınalarında, yüreğimin düştüğü cehennemde kaybettim ruhumu, göğüs çeperimi yakan ateş bulutlarında yitirdim hayallerimi. Yitik hayaller şehrine sürdüm kayığımı, yorgun düşmüş kollarım son bir gayretle asıldı küreklere. Geride bıraktığım hayallerle dolu bir bavul ve içinde terkedilmiş umutlar, neye yararki artık bir avuç küle dönmüş yüreğimin atması, ne için kim için olduğunu bilmeden nasıl atar harap olmuş ömrümde bu ayaklar bir adım daha, Yitik hayaller şehrine sürdüm kayığımı ve bitmiş bir hayatın pişmanlıklarıyla asıldı küreklere yorgun düşmüş kollarım. Gözlerinde bıraktığım o zümrüt parıltıları yakamoz misali yansıyor gönül denizine ve çarpıyor benliğimin en hassas duvarına, bakışların beynimde depremler yaratırken zorla dik durmaya çalışıyor titreyen dizlerim. Siyah beyaz bir hayatın renkli sayfasıydın oysa, sevincin adı, mutluluğun tadı, yüzümdeki gülücüklerin anlamı...


Çisil çisil akarken gözyaşlarım kalbimin selinde savruldu aşkım, bir sigara dumanıyla yok oldu bakışların, kaygılarım da yok oldu gidişinle, varmıydı senden başka korkusu delikanlı yüreğimin? Damarlarımda kanım çekildi, ellerim buz kesti gidişini seyrederken, bu kadar mı zordu kal demek? Duman altı olmuş beynimde kaybettim seni, karanlık gecelerde sarıldım hayaline, gel dedim gel otur şöyle yanıma da birkez olsun sarılayım boynuna. Korkulu rüyam oldu uyanışlarım, gideceğini bile bile her sabah uyanmak azap oldu firari gözlerime. Kokun kaldı yastığımda sen giderken, bir tel saçın yakut misali sakladığım kalbimin üzerinde, mahcup bir bakış ve yaşlarla dolu gözler kaldı aynamda.


Odamın duvarlarına sinen yokluğun rahat bırakmıyor düşüncelerimi, seninleyken parlayan yıldızlar geçit vermiyor gecelerime. Hatırlamaktan korktuğum hatıralar nabzımla oynuyor sanki, yaklaştıkça hızlanan kalp atışlarım duracağını bilse de karşı koymuyor gözlerimin o mutluluğu ifade eden fotoğraflarına bakmasına. Ve gittikçe daha da bitiyor yüreğim bir kor misali kaynayan ciğerlerim teselli bulmaya çalışıyor her bir nefes sigara dumanında. İki damla yaş akıyor ve yine titriyor ellerim,gözlerim sana dalıyor ve bakışlarında savruluyor adım...

 

Sızlayan yaralarımın kapanmasını bekledikçe yükselen tansiyonum damarlarımda akan kanımı zorluyor. Telefonda sesini duymanın hayali göz kapaklarımın kapanmasını engelliyor gecenin bir yarısında. Uykuya hasret kalmış gözlerim yollarını beklemekten vazgeçmiyor. Ayaklarım hala alışamadı sensiz bu kaldırımlarda yürümeye, kalbim alışamadı gidişinin verdiği o büyük acıya. Gideceğini bilircesine fotoğrafını çekmiştim oysa son kez bensizliğe attığın adımlarınla yürürken sen karanlık sokakta. Hergün geri gelişini beklemenin verdiği yorgunlukla çaresiz kaldı bedenim, deniz kenarında pırıl pırıl gözlerine vuran dalgaların sesini seninle dinlemeyi özlemişken bir aksilik kaplıyor ruhumu huysuz bir adam oluyorum birden. Gecenin kör karanlığında bizim şehrimizde kahrediyorum kendime. Vazgeçişlerime sinirleniyor, yer yer umursamazlıklarıma deliriyorum.

Caddeye vuran ışıklar hayallerimizi karartıyordu oysa, geleceğimizi aydınlatacak bir ışık bulamazmıydık kendimize? Belki de açmadın kalbinin ışıklarını istikbalimize, yavaş yavaş karardı kurduğumuz hayaller, ağır ağır buharlaştı geleceğe dair beynimde çektiğim fotoğraflar. Ne çok albüm yapmışım oysa sana dair! Kalbime en ağır yarayı veren sessiz vedalaşmamızdı oysa, kavgasız, gürültüsüz, süt liman gidişlerimizle kapatmıştık son perdeyi. Her ikimizde üzerine düşen rolü oynamıştı layıki ile bizim hayatımızın küçük bir perdesinde.

Şimdi başka yollara yürümenin vakti, başka umutlar, başka dallara tutunup yeni bir başlangıç yapmanın vakti. Ben olmasam da yanında yürüyeceksin bu zorlu yolu. Ben de sensiz yürümeye çalışacağım. Evet çalışacağım, çünkü sen benden gittiğin gün ben yürümeyi unuttum, tekrar emekleyip tekrar öğreneceğim, ve tekrar baştan yazacağım kaderimin sahnesini. Bu kez kendim yazıp kendim yöneteceğim bu oyunu, belki de en büyük hatamdı seninle olan oynadığımız oyunda ki rolümü sana yazdırmak. Şimdi gidiyorum, bilmediğim tanımadığım ufuklara bir kez daha yelken açacağım. Her defasında olduğu gibi bu defa da bir umutla başlayacak herşey, sen gibi olacak mı bilmiyorum, bilemiyorum ama elbet üzeri örtülecek kan sızdırmaya devam eden kalbimdeki çatlakların. Seni ne kadar özlesem de artık kabul edeceğim helalim olmadığını...

 
Geri