Follow along with the video below to see how to install our site as a web app on your home screen.
Not: This feature may not be available in some browsers.
Foruma hoş geldin 👋, Ziyaretçi
Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için lütfen foruma kayıt olun veya giriş yapın. Üyelik tamamen ücretsizdir ve sadece birkaç dakikanızı alır.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
Bir masal gibiydi sen ve ... Bir varmış bir yokmuş diye başlayan
Susmalara Hapsettim Kendimi.. Konuşursam "CAN" Yakacaktım..
Konuşmazsam "CANIM" Yanacaktı..
Şimdi Karanlıktayım ve "Haykıra Haykıra" SUSuyorum...
Tüm Vucudum Kaskatı Kesilmiş ; Belki Biraz da Üşüyorum..
Hüzünlü Şarkılar Dinliyorum Bana Seni Anlatan...
Tepki Vermiyorum Sadece.."HIÇKIRA HIÇKIRA SUSUYORUM...
Özlemişim. Gözlerini değil, Gözlerinin içindeki kahverengiyi özlemişim, Kahveringinin içindeki sevgiyi. Ellerini değil, Ellerinin içindeki sıcaklığı özlemişim. Sıcaklığın içindeki duyguyu. Sarılışını değil, Sarılışının içindeki Aşkı, Sözlerini değil, Sözlerinin içindeki BENİ özlemişim. Benim içimdeki SENİ. Mutluluğu değil, Mutluluğun içindeki anıları özlemişim... ♥ ♥
Gitme
figan düşer denizlere sular çekilir
yağmur yağmaz vahalardan kirpiklerime
bir rüzgar hıçkırır tenhada, bir dal kırılır
boynunu büker sabah kervanları kelebekler ölür
gitme
bir yıldız küser göğüne, içini çeker bir çocuk
şaşırır yönünü rüzgarlar
bütün pınarların suyu çekilir
solar nazlı çiçekleri kalbimin, üzülürüm
gitme
öksüz kalır içimdeki imge dağları
saçlarını öpen seher yeli, çoban yıldızı
bir daha turnalar geçmez, bülbüller ötmez
çiçekler açmaz bahçemde ah be gülüm
Gitme
acılara mahkum olur yüreğim
ardında fırtınalar kalır, ayrılıklar, anılar, yanlızlıklar
boynu bükük aşklar, gözü yaşlı şarkılar
alışamam yokluğuna, yokluğun ölüm
gitme
içimdeki bütün vagonlar devrilir
bir kar yağar istasyonlara, üşürüm
gel gitme sevgilim terketme beni
umutsuz çaresiz bekletme beni
gitme
bütün ormanlar ateşe verilir
kuşlarda gider bu kent de, ölürüm
gitme kal
menevşeler açsın dağlarda
sevince dönüşsün gökyüzü
iki çığlık arasında bırakma beni ah gülüm
yokluğuna alışamam yokluğun ölüm.
Ölme diyorsan; gitme kal öyleyse
Sarıl sımsıkı, tenim ol, beni bırakma
Baksana; parmak uçlarım ateş
Lavlar fışkırıyor göz bebeklerimden
Hadi gel, tut ellerimi, benimle yan
Benimle meydan oku her çaresizliğe
Benimle uyu, benimle uyan
Birlikte varalım on üçüncü aylara..
Şimdi açsam pencereyi de beklesem.
Sen gelsen.
Olmaz ya hani geliversen.
Hiçbir şey sormasan.
Hiçbir şey söylemesen.
Sussam.
Sussan.
Sussak.
Susuşların anlattığını dinlesek.
Sırt sırta otursak.
Katılasıya ağlasak.
Sormasak birbirimize sebebini.
Sonra dönsek yüz yüze.
Sarılsam.
Sarılsan.
Sarılsak.
Ve yine hiçbir şey konuşmasak.
Ama anlasak.
Ne vardı sahi.
Olmaz ya.
Hayal ya.
Hani diyorum; olsa ne vardı.
Özlemeyi kendine yediremediğinde, insan yorulmaya başlar.
Mesela artık daha az şarkı dinler. Çünkü hatırlamak istemez. Daha büyük kahkahalar atar. Çünkü ağlamaktan korkar. Daha çok konuşur. Ama daha az güvenir.
Daha çok yalan söyler. Arkadaşlarına yalan söyler, ailesine yalan söyler, hiç tanımadığı ve ilk defa konuştuğu insanlara yalan söyler ve en kötüsü de, kendine yalan söyler. “Özlemiyorum” der, “Sevmiyorum ki” der.
Ama daha fazla özlemeye başlar. “Unuttum” der ama daha fazla hatırlamaya başlar. Yalan söylemek, özlemeyi durdurmaya yaramaz ki.
Gülümser... Etrafına gülümser, ailesine gülümser, sokakta annesinin elini bırakmasından korktuğu küçük kız çocuğuna gülümser, elindeki hasta çocukla para bekleyen dilenciye gülümser. Gülümser ama insan özlediğini her ne olursa olsun, ne kadar gizlemeye çalışırsa çalışsın, gece başını yastığa koyduğun anda hatırlar.
Sabah olur, hayatına devam eder. Tek bir şey bekler, özlendiğini biraz olsun hissetmek. Ama bunu belki hisseder, belki hissetmez. Sonucu ne olursa olsun hayat devam eder.
Sonra, bir an gelir.
O an, insan içinde tuttuklarını ağlayarak dışarıya atmaya başlar. Bazıları ağlamaz. Bazıları dalga geçer. İnsanların duygularıyla dalga geçmek gibi. Ama her insan ağlar.
Birileri bunu söyler, birileri yazar, birileri ise bunu asla söylemez ve gizler. Ağlarken bazıları kendinden nefret eder. Bazıları onu ağlatan kişiden.
Ve herkes sevebilir, herkes öpebilir, herkes koklayabilir, herkes dokunabilir ve herkes özleyebilir. Ama hiç kimse özlediğini kolay kolay söyleyemez.
Hatta hiç kimse, şuan bu satırları okurken aklına gelen kişiyi özlediğini bile kendine yediremez.
Üç nokta aşktır…
Her nokta gizli bir Ahtır …
Seviyorum deyip haykıramamaktır…
Boğazda düğümlenen iki çift sözdür…
Dilin lal, gönlün melal olduğu andır…
Gözlerden süzülmeyen iki damla gözyaşıdır…
Hissedilen fakat bir türlü yazılamayandır…
Kelimelerin kifayetsiz kaldığı andır…
Üç nokta; bitmeyendir bitemeyendir…
Peki DOST kimdir? diye sormus biri.
Demis; paylastin mi sevgini korkunu ümidini ve yenilgini
verdin mi destegini sordun mu halini
yolladin mi yüregini agladin mi onun gibi.
Hissettin mi DOSTLUGU? demis digeri.
Âlim demis:
Karsiligi olmadan verilir mi hiç yürekteki sevgi?
Dostluk dedigin; tek bir ruhun iki ayri bedende dirilmesi..
Ne unutabildim ne unutmak istedim
Sen cebimde misket,top,topacımsın
Cocukluğumun hazan sarısı gibi
Ne konuşabildim ne elinden tutabildim
Sen gençliliğimin eksik yanısın
Ne sevebildim ne terkedebildim
Sen ömrümün en imkan/sızısın..
Artık ne görebilirim ne de terkedebilirim
Biliyorumki mahşerde ancak ilk selamleşacagımsın... ♥