Bir günmüş gibi o gün bugünmüş gibi...

Konu sahibi son olarak 3544 gün önce görüldü
Bu hayat değildi acımasız olan… Sendin, bendim ve sen ben gibilerdi aslında… İnsan olmayı çoktan unutmuş, insancıklardı, vazgeçen hayallerinden… İşte o insanlardı bizleri bu günlere getiren… Ve yine aynı insanlar, seni benden, beni senden vazgeçiren, kader demeyi öğreten…
Bizdik bizden, bizdik umutlarımızdan vazgeçen…
Yarın ne getirecek hiçbir fikrim yok şimdi… Bir beklentimde kalmadı artık… Senin yaptığını yapıyorum bende; verilen neyse onu, o kadarını alıyorum ve çekiliyorum
 
İçim öylesine boş ki...hiç bir şey.... hiç kimse dolduramıyor... Söyleyemediklerimi biriktiriyorum suskunluklarımda ve kusuyorum ardından tüm gücümle satırlara...
Kaybettiğim o kadar çok şey var ki! Her kaybedişte bir boşluk daha ekledim içimdeki karanlığa... Kendime, hayata, insanlara... İnsanlığa olan tüm inancımı kaybettim... Hükümsüzdür artık bilirim, bilirim de... yinede....
Güvenmek istiyorum, inanmak! İnandığım şey uğruna savaşmak... Ölmek istemiyorum!
Her inancını kaybeden; savaşı da kaybediyor sonunda... Vazgeçiyor yaşamaktan! Ve vazgeçemediği tek şey; 'Mecburiyetleri' oluyor... Mecburen nefes alıyor ama yaşamıyorlar!!!
Ölüyorum... Saat saat, gün gün... İnsan olduğum günleri istiyorum, insan kaldığım zamanları özlüyorum....
Yoruldum... Çok yorgunum... Kendime sakin, beni saklayacak bir liman arıyorum, gözden alabildiğine uzak ve sahipsiz... Bir sığınak arıyorum!
Biri sığınağım olsun istiyorum... Birisi çıksın, tüm düşüncelerimi, duygularımı, her şeyi, hepsini altüst etsin.... Beni mahvetsin istiyorum! Beni bana düşman etmesin... Çünkü zaten alıştırıldım kendimi düşman edinmeye, öğretildim... Bana bilmediğim bir şey söylesin, bilmediklerimi öğretsin istiyorum...
Sevmeyi öğretsin bana mesela... Ve önce 'kendimden' başlasın istiyorum... Bana önce kendimi sevmeyi öğretsin... Elimdeki sigarea gibi olsun istiyorum... Onun kadar vefalı... Ben vefa istiyorum....
 
Kaç yaşında olursa olsun bazı şeyler hiç değişmiyor yaşanmışlıklara dair... İnsan kaç yaşında olursa değiştersede huylarını hissedilenler vede hissettirdikleri hiç değişmiyor hayatın.... Şimdi kısacık yaşanmışlıkları, geniş geniş zamanlara yayma çabasında yüreğim. Yalnızlaşmamaya hayyallerle doldurmaya çalışıyorum içimi... Belki var olan, belkide var olduğna kendimi inandırdıklarımla geçme çabasındayım aynaların karşısına....
Aslında hiç olmadığım kadar yalın, hiç istemediğim kadar olduğum gibiyim ve bu ürkek yüreğimi daha çok yokuşa sürüyor hayatın içinde güvensiz adımlar atarken... Zarar görmekten mi daha çok korkar insan yoksa vermekten mi, yada her ikisi birden mi, artık bunu bilmiyorum... Daha varlığına alışamadan özlemine alışmak zorunda kaldığımı özlüyorum belkide...
Uzun zaman önce silkindiğim karanlığıma, yuvama dönüyor gibiyim şimdi.
Mutluluk neydi? Sen, ben yada biz? Biz ne zaman biz olduk, yada biz olabildikmi? sorular sorular sorular. Gecelerimi istila eden, beni düşüncelere sürükleyen ve sadece kendimin anlayabildiği, kimseye anlatamadığım korkular....
İnsan kokuları geliyoır burnuma arada, o dalgınlıkla çevirip başımı bakıyorum. Kimisi nasırlı yüzüyle olabildiğine bir baharat silsilesi gibi... Acıyıda görüş, sevincide kederide, öyle karşık, öyle edalı... Kimisi isot gibi bakıyor yüzüme öyle acı, öyle kederli... Kimisi de pamuk şekeri gibi öyle toz pembe bakıyor hayata...
Bana bir sigaranın dumanı kadar yakın düşlerim ve ben, bir kapının eşiğinde durmuş, gelecek yolcuyu bekliyoruz son sefrden. Ne makinist olabildik, ne kaptan ne yolcu. Sefer benim, hayat benimde hep gidenlerin arkasında el salladım bir bir. Ne giden döndü, nede ben dönmesini bekledim. İstasyon muamelesi gören hayatım ve ben, tek tabanca misali, önüne kitlendi şimdi. Hayat ne getirir bilemem ama neler götürüyor giderken iyi biliyorum. Kaybetmelerin arasına sıkışıp kalmış kısacık ömür törpümde hiç bir beklentiyi yarına yüklemeden bu günü yaşamayı çok şükür öğrenmiş bulunuyorum. Değer verdiğim insanlar var tabiki hayatımda. Ama verdiğim değeri ben değil onlar belirler bunuda çekinmeden söylüyorum. Şimdi sıra benim. Zarı attım, ne gelecek diye bekliyorum ...
 
Uzun Uzun SUSARIM Bazen...
Çünkü; Sözümün KÂR Etmediği Yerde,
Konuşarak ZARARA Girmem..
 
Artık senin yerine isimler koyma çabasında değilim mesela buda bir şeydir. Büyüyorum. Hem de sensiz. Güzel dimi? Beni mutlu görünce mutlu olursun bilirim. İstersen bencil de ama ben aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Mutlu ol ama ben görmeyeyim...
 
Yalnızlığı sever mi insan?
Ben seviyorum...
Ayrı bir tadı var yalnızlığın...
Ruhumu tanıyan bir yalnızlığın var,
Yada yalnızlığımı anlayan ruhum..

Bir elmanın yarısı! Ne ki?
Elma bir bütündür bölünür mü?
Bölünürse tam elma olur mu? Olmaz!
Öyleyse.... Ruh bölünür mü?.. Can bölünür mü.. Katılır mı bir başkasına?.. Katılmaz...
Kendini ararsın belki başka bir ruhta..
Kendini bulabilir misin başka bir canda?
Bulamazsın...

Ya "O" olursun yada "O" sen..

Ben seviyorum bütünümü...
İstemiyorum yarım olmak, başka bir yarımda
 
Bak tam şuramda,sol yanında ,kalbimin altında bir yer eksik kalıyor. Sonra bu kadarla kalmıyor ,o eksiklik bütün ruhuma doluyor. Ne yapsam eksilmiyor ne yapmasam dolmuyor...
 
Islanmayacağın yağmurlar bırakıp ardında gittin.
Beni de yağmuru sever gibi mi sevdin?
Hep kaçarak hep uzaktan..
 
Mesela biri alsın kutuyu doldursun içine şiirleri. Her kağıt parçasında ayrı bir şiir yazsın. Cemal Süreya, Özdemir Asaf, Didem Madak, Edip Cansever, Nazım Hikmet, Sait Faik Abasıyanık, Ah Muhsin Ünlü, Ahmet Batman, Kahraman Tazeoğlu, Küçük İskender, Ceyhun Yılmaz, Cahit Zarifoğlu, Oğuz Atay, İlhan Berk, Emrah Serbes derken birçok şair ismiyle karşılaşayım. Sonra kutunun dibinde kitap olsun. Kurutulmuş papatya olsun kitabın arasında yanında sade bir papatya buketi. Notlar koy içine “Papatya falı için hiç birine kıyamadım ama sen yine de sev beni.” Diye, “Parfüm almadım kitapların kokusu varken.” De. “Bu şiirler kadar seviyorum.”, “Ben şiir olurum şairim sensen.” “Yıldız kaydığındaki dileğimsin.” Yaz. Cem Adrian müziği eşliğinde tutuştur elime kutuyu kaç git. Bulurum ben seni. Böyle ince düşünceli ol kaybetmem ki ben seni. Ben şizofren şair olayım sen şizofrenin şiiri? Kendi kendime sürpriz hediyemi de hazırladım. Düşünme zorluğu da kalmadı sana. Hadi hakkımızda hayırlısı...
 
İçimizdeki en kalın kabuklu yaramızla oynayıp duruyordu birileri gözlerindeki isterik parıltılar eşliğinde. Sonra demlice bir çay alıp ellerine, sürükleyici bir filmin aksiyon sahnesini izler gibi dikkatle, merakla ve heyecanla takip ediyorlardı bizi, içimizdeki izi. Biz ise nekahat dönemindeki aşkların nüksetmesiyle yorgan döşek kıvranıyorduk gözyaşlarımızı yüreğimize akıtarak. Sadece gözyaşıyla yıkanınca ak pak oluyordu çünkü anılar.
Bir halk matinesinde uvertür sanatçının kolumuzdan tutup sahneye çıkarması gibi eski aşklarımızla ilk yüzleşmenin şaşkınlığı geçtiğinde, dikleştiriyoruz boynumuzu zaafiyetimiz belli olmasın diye... Onurlu inatlar eşliğinde söylüyoruz herkesin içinde kendinden bir şeyler bulacağı ayrılık şarkısını.
 
Büyüdüm artık...
Anladım ki,
Masallardaki kadar masum değilmiş hiç kimse!
 
Bize yazdığımızı değil , yüreğimizi okuyacak insanlar gerek ...
 
Artık hiç bir şey eskisi gibi değil.
Ben de öyle.
Çok dikkat etmiyorum uzun süredir kendime.
Kılığıma kıyafetime…
Çorapsız da basıyorum artık yere.
Eskisi gibi de korkutmuyor beni ne grip ne nezle.
Nane limonun iyi gelmediği daha büyük sıkıntılarım var
herkes gibi benim de.
Takılmıyorum artık şu her kış ve bahar şişen bademciklerime.
Çok sıcak yada soğuk şeyler yiyip içmem,
hepsi hepsi bir kaç gün gene.
Olur biter
Geçer gider.
Ama canımı yaka yaka yutkunduğum şeyler var.
Olup bitmeyen,
Geçip gitmeyen.
Zaman zaman yine uykusuzluk çekiyorum ama
Çokta takılmıyorum artık bu uyku konusuna,
Uyuyunca geçmeyen şeylerin olduğunu anladığımdan bu yana…
 
Derin bir iç çekiş gibiyim şimdi. Ne kadar derin nefes alsam da yetmiyor. Boğulurcasına çırpınıyorum. İçimin karanlığı artık gündüzlerimi hapsediyor. Bitmek tükenmek bilmeyen bir iç sıkıntısı. Ve de düşünce bulantısı. Kusamıyorum… Kursağımda kalan kelimeler sanki boğazıma sarılmış bir çift el. Böyle fırtınalı günlerde suç her zaman havaya atılır, havanın kapalı olmasına. Aslında her suç hiçbir zaman bizden kaynaklı olmamıştır. Öyle düşünürüz… Bizden başka herkes suçludur bu dünyada. Oysa içimiz karman çormandır. Benim de öyle. Birçok karanlık yönüm derinlerde ve bastırılmış. Gerçek ve hayal arasında boğuşur haldeyim. Güzel hayal kurabilmenin en büyük eksisi de gerçekliğe uyum sağlayamamaktır zaten. Çünkü bir zaman sonra hiçbir gerçeklik yeterli gelmiyor. Bu süre zarfında öğrendiğiniz tek gerçek ise hayallerinizin gerçek olamayacağı oluyor. İşte bu ikilem arasında insan gri renkten çıkamıyor. Karışık… Karmakarışık… Bazı şeyleri düşünmekten vazgeçmek gerekiyor. Tabi bu sadece bir söylem. Yoksa her şey hala gri…






 
Ardına bakmadan çekip gidenlerin peşine düşmek için yaratılmadım Ben... herkezin harcı değildir "ADAM" gibi sevmek... ya varımdır ya yok... Bir görünüp bi kaybolmak Ayın... ve yıldızların işidir... seviyorsam sevginin gönlünde ya "TAHT" kurmuşumdur yada "TAHTI" olmayan saraya baş Tacı Olmuşumdur...!!
"BENİMLE YOLU GÖZE ALAMAYANIN İŞİ GÜCÜ RAST GİTSİN"...
 
Size de olmadı mı?
Hani nedenini bilmediğiniz bir küskünlük duyarsınız tüm dünyaya. Sanki çocuksunuz, hani herkes oynuyormuş ta bir tek siz dışlanmışsınız, Kenardan onları izliyorsunuz.gülümsüyorlar,hani sesleri çığlık çığlık yankılanıyor sokakta. Oysa içiniz hüzünden susturulmuş gibi soluksuz,sesiniz çıkmıyor,sesiniz terketmiş sizi.... Bugün küskünüm dünyaya hemde çok,çok ,çok... Hiç sevilmemiş bir çocuk hüznü var gözlerimde,sesim çıkmıyor,kimse de sevmiyor beni....
 
Gözlerimi kapatıp yüreğini düşündüğümde,kalemden mürekkep akmıyordu...
Sevda kağıda yazdığından öte,yüreğine kazıdığındır,,,
Yandığındır,yandıkça susadığın,susamalara doyamadığındır...
 
Her şeyi ve herkesi arkanızda bırakıp gitmek istersiniz bazen fakat hiçbir şey gelmez elinizden.Her şeye herkese '' peki ''deyip kendi kabuğunuza çekilirsiniz
 
Geri