Bir Değil Binmiş AŞK.. Gün Değil Ömürmüş AŞK ..

Konu sahibi son olarak 4353 gün önce görüldü
tumblr_lmjd45iEA21qhzywmo1_500.gif

Bir erkeği normalde de ağlatması zordur.
Bir erkek duygularını göstermez, belli etmez onları.
Kendi içine atar orada sindirir, bitirir.
Ama bir erkek ağladığında, asla sahte olmaz gözyaşları.
Bir erkek ağladığında yürekten ağlar.
Acısını ta derinlerde yaşıyordur, artık içine atamayacağı kadar yoğun hissediyor demektir.
Suçluluk duygusu, üzüntü, kaybetmişlik hepsi bir aradadır.
Çünkü bir erkek sadece;
gerçekten değer verdiği hayatından büyük bir parçası koparsa ağlar..
 
Sadece yanımda mutlu olduğunu söylemişti bir keresinde. Bunu söylediğinde daha sıkı sarılmıştı bana. O sırada çenemi başına yaslayıp uzun uzun düşüncelere daldım. Bana sarılırken sessizce ağlıyordu. Bağırıp çağırmak istiyordu herkese, her şeye isyan etmek istiyordu. Ama o susuyordu. Susmaktan başka seçeğini yoktu. Yanındaydım. Ona ”Yanında ben varım, ağlama artık meleğim” demiştim fısıldayarak. Ağlaması biraz sonra dindi, yerini sessizlik aldı.
Konuşmuyordu. Tek yaptığı şey kalp atışlarımı dinleyerek huzur bulmaya çalışmasıydı.. Yorulmuştu. İnsanlar onu çok yormuştu. Yanında benden başka kimse yoktu. Ailesi ona karşı pek ilgili değildi. Arkadaşları desen çok umursamazlardı. Doğru düzgün bir dostu bile yoktu. Bir tek ben vardım.
Köşede duran çingene meraklı bakışlarıyla bizi izliyordu. Yanına gidip çiçek aldım. Sevgilimin yüzünde gözyaşı izleri kalmıştı. Ellerimle sildim o izleri. O ağlamamalıydı. Ağlamak ona yakışmıyordu. Ağlamak kimseye yakışmazdı. En sevdiği çiçeği aldım ona. Bir demet papatya.. Çocuklar gibi sevindi.
Gözlerimin içine bakarak ” Seni kaybetmek, bu hayatta başıma gelebilecek en kötü şey” dedi. Bunu hissederek söylüyordu. Sesi titriyordu söylerken. Sevdiği gülümsememi yerleştirdim yüzüme. Saçlarını kulağının arkasına attım ve çenesini tutup ona baktım. Gözleri bana bakarken ışıl ışıl parlıyordu. Ona ” Merak etme beni kaybetmeyeceksin sevgilim. Yaşadığın zorlukları birlikte atlatacağız” dedim. Kocaman bir gülümseme yerleşti yüzüne. Gülümsedik birlikte..
Bu sözlerinin ardından ellerini tuttum. Buz gibiydi. Üşümüştü. Sıkıca ellerini tutup ısıtmaya çalıştım. Etrafındaki huzuru bende bulsun istiyordum. Elimdeki sıcaklık ellerine yayıldı. Bir süre konuştuktan sonra bana sarıldı. Şimdi daha güçlüydü. Taksi çağırıp ona veda ettim. Yine binlerce insan tarafından yıpranacaktı, üzülecekti. Ve ben yine teselli ninnileriyle onun yaralarını saracaktım..
 
Hangisi daha kolaydı? Gitmek mi yoksa kalmak mı?
İnsan nereye kadar susarak hayatına devam edebilirdi ?
Özlemek hiç mi canını yakmaz insanın ?
Ağlamak artık insanın dayanacak gücünün kalmadığı anlamına mı gelirdi?
Saatlerce geçmişi düşünmek yormaz mı insanı?
Hangisi daha zordu? Bir vedanın ardından başını dik tutup ağlamamak mı yoksa sevdiğin birini toprağa vermek mi?
Kaç kitap okuyunca insan yalnızlığını unutuyordu?
Hangi şarkılar insana ilaç gibi geliyordu?
Yalnızlığa alışmak niye bu kadar zor?
Sabahları yine onu düşünerek o bilinçli acıyla uyanmak, ağır gelmez mi insana?
İnsan önceden tanımak istediklerini şimdi neden unutmaya çalışır ki?
Hayal kırıklığına uğramak ve dost kazığı yemek insanı hayattan soğutur mu?
Ne zamandan beri insan kendini kalabalığın içinde yalnız ve önemsiz olduğunu hisseder?
İnsan hayatındaki eksiklikleri, yarım kalınmış sözleri ne zaman fark eder ?
Keşkeler ve belkiler ne zaman diline dolanırdı insanın ?
Sadece fotoğraflarda gülümsemek mi gerekiyordu?
Peki anılar zaman geçtikçe daha mı değerli olurdu ?
Bilmiyordum.. Bildiğim tek şey yaşamaya çalışmaktı..
 
Sonra kelimeler öksüzleşir ve susardın. Asaletinden değildi bu susmak. Çünkü konuşmak fayda etmiyordu çoğu zaman. Oysa aklının içinde her zaman kelimeler birbirini kovalardı. Tam heyecanlı bir şey anlatmak istediğin sırada, karşındaki insanın aslında seni o kadar önemsemediğini anlardın. Üzülürdün, isyan ederdin kendine.
Şehrin bunaltıcı havasından kaçmak isterdin. Gitmek isterdin. Mesela sokak lambalarıyla aydınlatan yolları çok severdin. Bu yüzden akşamları yolculuk yapmayı daha çok severdin. Çok şey istemiyordun aslında; yanında sevdiğin insan, kulağındaysa en sevdiğin müzik olsa yeterdi. Küçük şeylerden mutlu olmasını her zaman bilirdin.
Zaman ilerledikçe insanlar değişiyordu ve insanlar değişirken seni de değiştiriyorlardı. Sen değiştiğinin farkına bile varamıyordun. Gittiğin her yerde birilerinin yokluğunu daima hissediyordun. ”Keşke burda olsaydı” diye içinden defalarca söyledin bu cümleyi.
Mesela arkadaşlarınla dışarı çıktığında gözlerin hep onu arardı. Bu durumu kimseye belli etmezdin tabii. Bunun için sahte gülümsemelerini ortaya atardın masaya. Bir yudum içkiyle umursamaz görünmeye çalışırdın hatırlasana. İçinde daima bir umut vardı. Bilirsin, umut fakirin ekmeğiydi.
Ne yaparsan yap gelmiyordu, gelmeyecekti. Ve bu acı sonla yüzleşince hayattan bir kez daha nefret ederdin. Hıncını annene kızarak çıkarırdın. Ona kızdığın için bir süre affetmezdin kendini. Sonra yanına gider gülümserdin. Annen bu duruma sevinirdi.
Yalnızlığın hayatını ele geçirmesine izin vermeseydin bu kadar çaresiz hissetmezdin kendini. Diyorum ya sana kelimeler öksüz kaldı. Söyleyemedin derdini. Hiç anlatamadın, hiç anlamadılar derdini. Sen sadece susarak, ömrünle iyi geçinmeye çalıştın. Hepsi bu.
 
İşin kötüsü ne biliyor musun? Ona sevgi cümleleri kuramamandı. Kursaydın onu sevdiğini anlardı.. İşin kötüsü onun için gecelerce ağladığını bilmiyor olmasıydı. Bir nasılsın demesi bile solan yüzünün aydınlanmasına yetiyordu
Seni seviyordum ve senin haberin yoktu diye bir şiir vardı hani hatırladın mı? İşte sizin durumunuzda tıpkı böyleydi. Acaba sevdiğimi söylesem benden uzaklaşır mı diye düşünürdün her gece.
Korkuyordun aslında. Onu kaybetme düşüncesi aklına yerleşince midene kramp girmesine neden oluyordu bir anda. Sırf onu üzmemek için uzaklaşmış gibi yaptın. Onun canı sıkılmasın diye kendi canını yaktın, cezalandırdın kendini. Her defasında yenilen sen oldun.
Onun sevgisine her şeyden çok ihtiyacın olurdu. Bazen telefonla arar sesinin tınısını kaydederdin hafızana. Sen telefonda konuşmayı sevmezdin. Ama onunla konuşunca sanki başka biri gibi olurdun. Dünya umurunda olmazdı. ”Kapat artık şu telefonu ” diyen anneni dinlemezdin.
Ama şimdi ondan gelen bir mesaj bile çocuklar gibi sevinmene neden oluyor.. İşin kötüsü o seni, senin onu önemsiğin kadar çok önemsememiş olmasıydı. Canını en çok sıkan da buydu zaten.
Her geçen gün onu daha fazla özlediğin gün gibi ortada. Ve her geçen gün canın daha çok yanıyor. Onu düşünmekten kendini alamıyorsun ki. Duygularını bastırarak ne kadar yaşabilirsin ki? Ağlamaktan, sürekli onu düşünmekten vazgeç artık. O çoktan kendine başka bir yol çizdi. Seni çoktan unuttu bile.
Bazen seni hatırlasa da o kadar üzerinde durmuyor. Gülüp geçiyor. Ama sen salak gibi hayatının her parçasına onu katıyorsun. Hala ondan gelen mesajları saklıyorsun öyle değil mi? Onlara bakıp bakıp haline üzülmekten vazgeç artık. Bu senin moralini daha da bozar.
İşin kötüsü onunla dinlediğin müzikleri onsuz dinlemendi. Sanki bir şeyler eksikmiş gibi hissedip suratını asardın hatırlasana. Ya da onun sevdiği yemeği onsuz yerdin. Hayatına daha çok insan girecek. Ama hiçbiri onun gibi yakın olamayacak sana. Hayatında hep onun eksikliğini hissedeceksin. Esasında seni mutlu eden bir şey var: Nereye giderse gitsin onunla aynı gökyüzünü paylaşacaksınız. Bundan daha güzel ne olabilir ki..
 
Çok seviyorsun onu dimi? Hayatında hissetmediğin duyguları hissediyorsun onun yanında. Hayatının en mutlu anlarını onunla birlikte yaşıyorsun. Onu öyle sevmeye devam ederken içindeki kaybetme korkusu oluşuyor bir yandan. ” Ya beni gerçekten sevmiyorsa, ya sevgisi sahteyse?” soruları takılıyor aklının bir köşesinde. Cevabını bulamadığın sorular karşısında susmayı tercih ederdin genelde..
Radyoda en sevdiğiniz şarkıya denk geldiğinde göz göze gelmenize ne demeli peki? Ona kendinden bir şeyler vermeyi ne çok isterdin sen. Atkı örerdin, hediyeler alırdın yanında seni hatırlatacak bir şey olsun diye. Hatıraların daima kalıcı olacağını sanırdın.
Uyurken onu izlemeyi ne çok severdin sen. Uyurken onu sevmek ayrı bir güzeldi senin için. Uyurken onu sevdiğini bilmezdi. Gizli gizli severdin onu sen. Gizli gizli sakallarına dokunurdun, nefes alışverişini takip ederdin, boynundaki benleri sayardın tek tek. Bir mucizeye tanık oluyor gibi hissetmek gibiydi sanki bu. Aşk bir mucizeydi senin için. Onun göğsüne yaslanır, hayallere dalardın. O sırada uykuyla karışık mutluluk yerleşirdi yüzüne. Güneş doğardı o sırada, o an hiç bitmesin isterdin. Sana söylediği sevgi dolu cümleler mest ederdi içini hatırlasana.
O şimdi yok.. Arkasına bakmadan öylece gitti. Söylemek istediğin sözler boğazına birikti tek tek, söylemeye mecalin yok şimdi. Yastığını ıslatmasın bir gecede gözyaşların artık. Zaten onun dokunduğu her şeyde bir izi var. Bu yetmişyormuş gibi bir de ağlıyorsun ya iyice harap ediyorsun kendini. Şarkılara sığın. Onlarda olmazsa hayatın ne anlamı kalırdı ki zaten. Şarkılar yaralarını sarmıyorsa uyumayı dene biraz.. Belki bu dünyada gördüğün kabuslar rüyanda karşında çıkmaz, belki rüyanda görürsün onu, belki rüyanda gülümser sana, belki sımsıkı sarılır sana.. Kim bilir..
 
Metrodayım. Merdivenlerden yavaş yavaş iniyorum. Ayaklarım beni bir yerlere götürüyor. Aklım başka yerde. Aklım onu düşünmekle meşgul yine. Metronun sesini duyuyorum yavaştan. Sarı çizgiyi geçmeyiniz uyarısını her seferinde ihlal ediyorum çocukça bir tavırla. Metronun rüzgarı okşuyor yüzümü, metronun içindeki insanlara bakıyorum tek tek. Onlara bakarken içimden ” Keşke onu görebilsem” diyerek oturuyorum bir yere.
Kulağımda en sevdiğin şarkı çalıyor. Gözlerimi karşımda bulunan camdaki aksime diktim. ” Şu haline bak, yüzünden mutsuzluk akıyor” dedi içimdeki ses. Karşımda oturan insanlar yüzüme bakıyor aval aval. Susuyorum.
Keşke onunla karşılaşabilsem, hiç konuşmasak da olur diye içimden cümleler kuruyorum. Yanımdaki kadın delirdiğimi düşünüyor olsa gerek. Şarkının ritmiyle hayallere dalıyorum. Göz göze gelmek ne de mutlu ederdi beni diye düşünüyorum. O beni fark etmese de olurdu. Sadece yanımdan bir kere geçse yeter. Beni fark ettiğini anladığımda koşarak yanına gidip sıkıca sarılsam mesela. Omzumda birikmiş hüzün dökerdi taşlarını birer birer.
En sevdiği şarkıyı onunla beraber dinlemeyi çok isterdim. Ona ”Bu şarkıyı her dinlediğimde aklıma sen geliyorsun, gözlerim doluyor her dinlediğimde.” demeyi isterdim. Metronun kapısı her açıldığında onun girişini hayal edip durdum her seferinde ama o hiçbir zaman gelmedi. Metrodan çıkarken onu özlemenin beni ne kadar çok yorduğunu fark ettim. İçimdeki bu özlem hiç bitmiyordu.
Benimle konuşmadığını zamanlarda benden giderek soğuduğunu düşünürdüm. Bu düşünce beni kahrederdi. Birlikte çektirdiğimiz fotoğraflara bakıyorum. Ne kadar mutluymuşum diye fısıldıyorum. Elimi fotoğraftaki yüzünde gezdiriyorum. Şu an aklına bile gelmiyordum. O, onu düşündüğümü, onunla konuşmadığım zamanlarda dakikalarca ağladığımı, her sabah onu görmek için Allah’a dua ettiğimi bilmiyordu. Ben onun için önemsiz biriydim. Hayatında var olup olmamam bir şeyi değiştirmiyordu onun için.
Onu unutmuş gibi hayata devam etmek öylesine zor ki.. Rüyalarımda bile onu görüyorum. Bana gülümsüyordu, beni şefkatle kucaklıyordu. Uyandığımda keşke hiç uyanmasaydım diyorum kendime her defasında. Sadece yanında olmak istiyordum. Bana bakarak gülümsediğini görmek, sıkıca sarılıp ” seni çok özledim” diyebilmek istiyorum. Ayakkabılarım ayağıma vurana kadar onunla yürümek istiyorum. İçimdeki boşluğun acısını dindirmek istiyorum gülüşüyle.. Bazen ne yaparsan yap,olmuyor bazen..
 
Ne yani, ben şimdi o aklımda geldiğinde hep kendimi boş yere avutmak zorunda mı kalacağım içi boş cümlelerle? Şarkılar her geçen gün canımı daha fazla mı yakacak? Mutsuzluğumu sahte gülümsemelere gömüp, hayata devam etmek öylesine zor ki..
Her sabah telefonuma ondan gelen mesajla sevinemeyecek miyim? Yanağımdan akan tuzlu su ne zaman kuruyacak peki? ” Unutursun, alışırsın, atlatırsın” diye teselli cümleleri havada uçuşurken gözlerim boşluğa bakmaktan yorulmayacak mı?
” Hava çok soğuk, acaba üşüyor mudur? Hasta olmaz umarım” diye düşünmekten kendimi alamıyorum her seferinde. Gökyüzüne baktığımda aklımdan ”Acaba o da beni düşünüyor mudur? Hiç aklına geldiğim oluyor mudur?” diye sorular geçiyor. Hiçbir zaman yanıt alamıyorum..
Her seferinde kabalığın içinde yalnızlaşarak hayatıma devam ediyordum. Bu durum hiç değişmiyordu. Onlar için ne hissettiğimin ya da ne düşündüğümün bir önemi yoktu.
Bu bataklıkta saplanarak yaşamaya devam etmek öyle kötü ki.. Bu çaresizlik beni deli ediyor. Fotokopiyle çoğaltılan günlerim giderek anlamsızlaşıyor sanki. Kurşuna dizilmiş yalnızlığım, üşüyen ellerim ve bitmek bilmeyen bir özlem duygum var benim. Uyusam geçer mi her şey? Beni zehirleyen bu düşünceler kaybolur mu? Keşke her şey uyumak kadar kolay olabilse..
 
Gitme, kal yanımda. Gidersen daha kötü olacak her şey, biliyorsun. Bir ömür boyu birbirimizden nefret edeceğiz mesela. Geceleri üzüntüden uyuyamayacağız. Uykusuzluk beynimize işleyecek, gözlerimizi ağrıtacak ama biz üzüntüden uyuyamayacağız.
Gitme, kal yanımda. Bu kötü dünyada başıma gelen en iyi şey sensin unutma. Bana bakıp, bir kere gülmen bile üzüntülerimi yok ediyor. Varlığınla hayatımı daha anlamlı kılıyorsun.
Gitme, kal yanımda. Birbirimize sıkıca sarılıp uyuyalım. Hem dışarıda yağmur var gidersen ıslanırsın, sırılsıklam olursun. Ellerin hala soğuk. İstersen nefesimle ellerini ısıtabilirim. Seni uyurken seyredebilmek ve her seferinde sana daha fazla aşık olmak istiyorum.
Gitme, kal yanımda. Sen yanımda olmayınca bir yanımı hep eksik hissediyorum. Yanımda olmayınca duvarlara sayıklıyorum adını. Onlara seni ne kadar çok sevdiğimi söylüyorum. Adının harflerini yazıyorum duvarlara tek tek. Bütün günüm seni özlemekle geçiyor.. Her sabah seni düşünerek uyanmak beni mutlu ediyor. Bundan daha güzel ne olabilir ki..
 
Sabah uyanmak istemeyeceksin ilk günler, yemek yiyemeyeceksin, boğazına ayrılık takıldı çünkü. Günde milyon kez telefonuna bakacaksın, boş bir cümle bekleyeceksin, hatta herhangi bir dilde olması bile gerekmeyen. Affetmeyeceğim onu derken affedeceksin bir daha..
İntihar düşünceni rehin alacak, intiharsız gülüşün olmayacak.. En çok ellerini mi kokusunu mu özlediğini bilemeyeceksin hiç. Sokakta gördüğün herkesi ona benzeteceksin. Kopuk anların olacak hayattan, kimi neyi düşündüğünü bilmediğin..
Herkes sana bir sır verirmiş gibi bir gün onu unutacağını söyleyecek. Korkacaksın, kızacaksın, küseceksin hepsine. Daha isyankar olacaksın, daha asi, her şeye üzüleceksin; sokakta kalan çocukları, açlıktan ölen insanları sanki ilk kez fark ediyormuş gibi, içine oturacak her kaybediş..
Sonra acına alışacaksın, seveceksin acını; ondan kalan tek gerçekliğe sarılacaksın. Öğreneceksin diğer insanlar gibi yaşamayı. Herkes öğrenir çünkü, herkes gizler acısını; bileceksin.. Uyumadan önce her gece saçlarını öptüğün anı hatırlayacaksın. Gözyaşların birikecek boğazına, yutkunamayacaksın ama şair isen; hiç ağlamayacaksın..
Buluştuğunuz yerlere gitmek tesellin olacak, gitmediğinde canın acıyacak, gittiğinde kanayacaksın. Nedensiz sevmeye başlayacaksın sevdiği her şeyi. Nedensiz nefret edeceksin onu üzen her şeyden.
Umutsuzluk dolduracaksın ceplerine, taşacak.. Ve sana bir sır da ben vereyim mi? Onu hiç unutamayacaksın.. O mu? O bazen pişman olacak, sende bıraktıklarına üzülecek, ağlayacak belki bazen..
Seni hatırlayacak ara sıra, imlasız depresyonlar yaşayacak kağıtlara. Eli telefona gidecek istemeden.. Ama seni bir daha hiç sevemeyecek, daha önce sevmediği gibi..
 
Sevdiğin insanın gidişini izlemek zordur. Önce boğazına hafif bir acı yüklenir sonra nefessiz kalırsın. Kelimeler boğazına dizilir. Bir daha mutlu olamayacakmış gibi hissedersin. Küçük çocuğun oyuncağının elinden alınması gibi elinden alınırdı mutluluğun. O çocuk gibi ağlardın sende kimseyi umursamadan.
Onun gidişinden günler, haftalar geçerdi. O saymadı ama sen günleri tek tek sayardın. Zaman içinde doldurulamayan bir boşluk açtı giderek. O boşluğu tek başına doldurmaya gücün yetmedi. Etrafındaki kimse bu duruma çare olamadı. Onun gidişini unutmak için şarkılar dinledin, filmler izledin ama bir türlü aklından silip atamadın.
Sonra bir gün hiç beklemediğin bir anda gördün onu. İlk başta elin ayağın birbirine dolandı. Kalbin ağzına gelecekti sanki. Ona daha da yakın olmak istedin. Koşup sarılmak, hala onu sevdiğini haykırmak istedin caddeye. Ama sustun. Koşmadın, adımların hızlandı sadece. Kalabalığın içinde ona yetişmek için nefes nefese kaldın.
Ayakkabın ayağına vurmuştu. Ayaklarının altı su toplamıştı. Acı çekiyordun ama bunu önemseyecek durumda değildin. Tek derdin ona yetişebilmekti. Yanından geçince belki sana gülümseyecekti. Bu umutla adımlarını sıklaştırdın işte.
Sevdiğin insan ara sokakların birinde izini kaybetti ama sen bunu kalabalığın yoğunluğundan fark edemedin. Yürümeye devam ettin. Bıkmadan, ağlaya ağlaya, soluk soluğa yürüdün. Ama o yoktu. Ara sokakların birinde bir cafede birinin elini tutmuş gülüyordu, ona sarılıyordu. Sen bunları bilmiyordun. Sen sadece yürüyordun.
’Belki yine görürüm onu orada” diyerek her gün yürüdün o yolda. Ayakkabıların yine ayağına vurdu. Çok şey istemiyordun aslında.Sadece konuşmak istiyordun onunla. Sesini duymak istiyordun. Seni hala sevdiğini söylemesini istiyordun ondan. Sen yürümeye devam ettin. Yürürken yine ağlıyordun. Ağlaya ağlaya onu sevdiğini fısıldıyordun. Ama o yoktu. Ve hiçbir zaman gelmeyecekti..
 
tumblr_lqc5j9Bq2H1qhzywmo1_500.jpg

Kadın: Ne yani ayrılıyor muyuz şimdi biz? Beni sevdiğini söylüyordun oysa. Hikayemizin bu şekilde bitmesi mi gerekiyordu?
Adam: Sanırım ilişkimiz eskisi gibi yürümüyor. Bir şey eksik gibi. Tam anlamıyla mutlu olamıyoruz. Ve ben artık bu durumu sürdürmekten dolayı yoruldum.
Kadın: Ben sadece beni sevebilmeni istedim. Kalp atışlarını dinleyebilmeyi, omuzuna başımı koyarak huzur bulabilmeyi istedim. Neden beni sevemiyorsun?
Adam: İlk başlarda sana alışamamıştım ama sonra seni sevdiğimi anladım. Sadece sana bağlanmaktan korkuyorum. Seni üzmekten, incitmekten çok korkuyorum.
Kadın: Ne olursa olsun beni incitmeyeceğini biliyorum. Bu aşkın miladı doldu demek.
Adam: Hiçbir aşk sonsuza kadar sürmüyor ki. Eninde sonunda bitiyor bir şekilde. Hem ben seni hak etmiyorum.
Kadın: Seni unutmak, aklımdan silip atmak çok zor olacak. Bile bile canımı yakıyorsun.
Adam: Ömür boyu mutsuz bir ilişkide var olmaktan daha iyidir böyle olması. Lütfen artık ağlama. Seni böyle görünce kendimi çok kötü hissediyorum.
Kadın: Keşke seni hiç tanımasaydım. Kokunu içime çekmeseydim, gülüşünü hafızama kazımasaydım. Belki seni daha kolay unuturdum.
Adam: Seni benim kadar çok seven birisiyle karşılaşacaksın günün birinde. Daha mutlu olacaksın onunla. Sana veremediğim mutluluğu o verecektir.
Kadın: Sus! Duymak istemiyorum artık söylediğin yalanları. Daha fazla canımı acıtmadan git artık.
Adam: Hayatımın geri kalanında seni gülümseyerek hatırlayacağım.
Kadın: Bende hayatımın geri kalanını senden nefret ederek geçireceğim.
 
Kim olduğunu, ne yapman gerektiğini düşünmeden hareket ettiğin tek bir gün bile olmadıysa; mutluluğun ne olduğundan bahsetme.
Her gece iliklerine kadar severken dokunamadıysan hiç ona, dudakların onun susuzluğunda kavrulmadıysa hiç; “Kötü her şey beni buluyor ya” triplerine girme.
Sakın.
 
Sen benim sarhoşluğumsun.
Ne ayıldım, ne ayılabilirim,
Ne ayılmak isterim.
Başım ağır, dizlerim parçalanmış,
Üstüm başım çamur içinde.
Yanıp sönen ışığına düşe kalka giderim.
 
Birilerini, birşeyleri sevmenin vakti geldi de geçmiyor mu sence de? Sevgisiz geçirilen onca sene, en verimli toprağı nadasa bırakmak gibi gelmiyor mu sana da?
Birşeyleri kaçırdığının farkında olmadığını söyleme bana. Bu duyduğum en aptalca yalan olur çünkü. Yaşlandığında, yüzündeki çizgiler kadar derin ve sonsuz bir yalnızlık istemezsin sen; bilirim. Korkarsın kendine mahkum olmaktan, herkes gibi.
Bir insanı, bir kasabayı, bir şarkıyı ya da senin sevgine muhtaç bir hayvanı sevmeye çalış. Korkma, parayla değil. Çok sevince bitmiyor da. Aksine, sevdikçe çoğalırsın. Bağlanmaktan çekinme. Çınar ağacı gibi, güçlüce sal köklerini sevgiye.
Gözlerini kapat ve dene.
Hiç bir şarkı seni terk edemez, unutma.
 
Sen misin bana geceyi sevdiren?
Ben miyim içimdeki pis dalgalarla boğuşmak için geceyi bekleyen;
yoksa gece mi, beni serin sulara iten?
Gece mi, içimdeki bebeği öldürmek isteyen?
Gece mi, umutlarımı toprağa gömmem için bana vaadler veren?
Gece mi, kimse yanımda yokken beni onlara muhtaç hissettiren?
Gece mi fısıldıyor kulağıma, “Küçüğüm, daha çok küçüğüm” …
Gece olabilir mi ki, 26 derecede bedenim kavrulurken, ruhuma kışı getiren;
yoksa ben miyim karanlığında boğulmak için geceyi bekleyen?​
 
Sen burada olmadın,
Bu şehirde hiç yoktun.
Sana ulaşmak istediğimde
ellerim hep boşlukta kalırdı.
Yanındayken -bir karış- gibi gözüken mesafe,
sana dokunmak istediğimde kat kat artardı.
Sana dokunmak istediğimde;
ellerim hep o koca, bitmeyen boşlukta seni arardı.
Sen bu şehre hiç gelmedin.
Dudaklarının ıslaklığında erirken dudaklarım,
sen benimle değildin.
Belki de ben o kadar vardım ki;
bana yetebilecek kadar büyümedin.
Varlığında, yokluğunla baş ettim.
Sen hiç benim kadar cesur sevmedin.
Varken, yokluğa mahkum ettin.
Sen hiç “sensiz” kalmadın ki,
sensizliğimi nereden bileceksin?
 
Gururumu ansızın yıkmaya geldim
Aradaki dağları aşmaya geldim
Gözlerine doymaya geldim
Solmuş gül idim, açmaya geldim
Ellerini tutmaya geldim
Özledim de, duymaya geldim
Saçlarına değmeye geldim
Ektiğim hasreti biçmeye geldim
Gözümün rengini sormaya geldim
Gönlümün hakkını almaya geldim
Sevdiğin var mı, olmaya geldim
Kalbine mezar aç, ölmeye geldim.
 
Aşk;
“Sen bana kalbini verdin al ben de sana benimkini vereyim” demek değildir, bu olsa olsa alışveriş olur…
“Ne kadar ekmek o kadar köfte” demek değildir aşk, kendinden eksiltip onu tamamlamaktır…
O’nun hisleri değişse bile kendi hislerini koruyabilmek, artık olmasa bile aynı hisle sevebilmektir.
Acıdan kaçmak değil; varlığını yaşadığın kadar yokluğunu da yaşamaktır!
O’nun mutluluğu pahasına mutsuzluğu göze alabilmektir.
Ve aşk suç değildir, kusur hiç değildir; adam öldürmek yahut banka soymak değil ki suç olsun, bir şeyin eksikliği ya da yanlışlığı değil ki kusur olsun…
Evet aşk yakar, mutlaka yakar ama sabredebilirsen ateşe, biraz dayanabilirsen yağmurlar yağdıracak hayat yangını söndürecek, acıyı suya katıp götürecek yağmurlar yağdıracak…
Ben böyle yaşadım aşkı, O adam sayesinde… Büyük sınavlardan geçtim, büyük acılara tek başıma göğüs gerdim, çok kaybettim… Şimdi mutluyum, huzurluyum ve gerçekten nefes alıyorum… Aldığım her nefeste sadece “İyi ki” diyorum, “İyi ki yapmışım…”
 
Geri