Bir Değil Binmiş AŞK.. Gün Değil Ömürmüş AŞK ..

Konu sahibi son olarak 4352 gün önce görüldü
Bir değil binmiş AaŞşKk.. Gün değil ömürmüş AaŞşKk..




Sevdiğim hani derler ya ‘aşk sadece bir kere yaşanır tek bir kere’ yalanmış meğer. Bir değil binmiş aşk. Gün değil ömürmüş aşk.

Bilmiyorlarmış aşkı teke sığdıranlar aşkın sonsuz olduğunu. Aşkın tekte kalmayacağını..

Bende öyleydim . aşkı teke sığdıranlardandım bende. Ama sen,, sen geldiğin gün, seni gördüğüm gün değiştim. Aşk tek olamaz dedim. Aptallık dedim aptallık..

Neden mi,

Çünkü ben her gün senin bana farklı bakışlarına aşık oldum.

Çünkü ben her gün senin farklı gülüşüne aşık oldum.

Her gün değişen alo deyişine aşık oldum.

Her defasında beni daha içten, daha sıcak öpüşüne aşık oldum..

Her defasında gözlerime bakarak bana sarılışına aşık oldum.

Senin ‘naaber’ deyişine aşık oldum.

Yanına gelirken o yaşadığım heyecana aşık oldum.

Her defasında benim yüzümden yaşanan kavgalarımıza aşık oldum.

Senin bana sıcacık seni seviyorum aşkım demene aşık oldum.

Elimi tutuşuna kıskanışına kızmana aşık oldum.

En önemlisi her gün her an bu duygular bu sözler değişirken hiç değişmeyeceğini bildiğim
seni seven yüreğime
Beni seven yüreğine
Aşık oldum.
Aşık oldum ya bu kadar şeye hadi desinler aşk bir keredir diye.
Aşık oldum ya ötesi de yok artık.
Aşık oldum ya ….
 
Sen hiç konuşma ! Ben de susayım.Uyuyalım..Birbirimize hiç bir şey demeden beraber uyuyalım. Sen yanımdan hiç gitme, ben de gitmeyeyim. ” zaman dursa keşke ” demiştin ya, işte böyle zaman dursun. Sen saatler sonra gitmek zorunda kalma. Hep böyle olalım biz. Uyuyalım. Hiçbir şeyden haberimiz olmasın. Televizyon olmasın evimizde.. Haber dinlemeyelim. Gazete okumayalım. Bir koltuk olsun. Hep onun üzerinde beraber olalım,yaşlanalım. Seninle yaşlanayım, hadi izin ver yanında kalayım. Senin olmaya ihtiyacım oluyor benim. Seni düşünerek uyuyorum hep. Hep böyle oluyor.Sen bir şey söyleme ! Ben de söylemeyeyim.Uyuyalım sevgilim.
 
Ellerimden tut !Ve bir daha bırakma beni, yalnızlığın koynuna. Bir daha hiç soğuk olmasın o oda. Dört duvar arası olmasın yalnızlığın adı.Sensiz de olmasın ama. Sadece sonsuz olsun.Tut ki, tek başına yaşanmasın aşk. Tut ki, bıraktığında, başı boş olmasın yalnızlık. Bir sebebi olsun.Sebebinin bir anlamı olsun, sebeplerin en güzeli olsun, o sebebin adı, “sen” olsun.Bırakırsan, bir çocuk beşinci kattan uçuruma düşecek inan bana. Bir değil binlerce sigara daha sönecek, o koyu karanlıkta.Ağlayamayacak belki de. Gözlerini de bırakıp kavuşacak, senden kalan yalnızlığına.Artık olmayacak, bir daha yaşanmayacak bir başına. Çünkü bu dünyadayız.Ve bu dünyada:“Ya bir başınasındır, ya iki başına”

 
Ne olacak biliyor musun ?
Bu sefer ben değil sen defalarca arayacaksın, sen uğraşacaksın kazanmak icin, sen dinlemek isteyeceksin, sen ne olursa olsun yanında olacağım diyeceksin, sen beni sevdiğini söyleyeceksin, sen karşılaşmak icin dualar edeceksin, sen bir şansın daha olacağına inanacaksın, sen beni düşünmekten uyuyamayacaksın, sen beni gördüğünde konuşmak isteyeceksin, sen kıskanacaksın beni herkesten ama benim gibi aşık olduğundan değil hırsından. Ve o hırs, o bana ulaşamama, o engeller seni biraz daha fazla öldürecek, her gün daha çok zarar göreceksin.
Ben mi ? Ben defalarca şükredeceğim senden kurtulduğum o güne.
 
Son nefesime kadar yanında durabilir miyim?
Bir ömür boyu dudağındaki gülücüğün
Gözlerinden akan gözyaşın olabilir miyim?
Sevebilir miyim seni?
 
“Yüreğinin bir yanı usul usul sökülüyordu. Hele ki kendini bir sürgüne çıkaranın vicdanı yeğni olmaz; atının ayağını ağırlaştırır. Yüreğinin bir kanadı durdu o dağı inene dek. Sonra düze indiğinde anladı ki, her şey geride kalmıştı. Kalmalıydı. Dileğine kavuşmuştu. Atını mahmuzladı, doludizgin geçti ovayı. Düzde alabildiğine at koşturarak yaşıyordu coşkusunu. Geçmişinden, obasından kopmuştu. Özgürdü artık. Bir başınaydı. Gurbet yoluna düşmüştü işte. Büyü başlamıştı. Rüzgarın soluğunu duyuyordu dağılan saçlarında. Küheylanın topukları yere değmiyordu; yeryüzü ayaklarının altındaydı şimdi.”
 
Birşeyler eksik gibi.Mesela sana sarılmak öyle iyi hissettirirki..Yani burda olsaydın ve ben sana sarılsaydım iyi hissedebilirdim.Mağlum hava da soğuk zaden nescafe değilim tabi ama içini ısıtabilirdim.Yani deneseydik en azından olamaz mıydı?Bence olabilirdi..
Ya bişey dicem şimdi sen süpriz yapıp gelemez misin?Biliyor musun bazı günler tek süpriz içimden geçen,senin de sevdiğin bi şarkıya radyonun birinde denk gelmek oluyor.Gülümsüyorum.
Bilmiyorsun belki ama aynı şarkıları sevdiğin insanla aynı şeyleri de hissedebilirsin..
 
Acilen sigarayı bırakmam lazım.
Kendimi kirlenmiş hissediyorum!
Tamam, kirlenmek güzel olabilir ama
Sadece çocukken.
O da çamurla, toprakla, kumla falan.
Büyüdükçe işin içine akciğerler giriyor.
Kalp,
Damarlar,
Sararan dişler,
Solan ten rengi,
En önemlisi ince kırışıklıklar.
Henüz solmadım, sararmadım, çürümedim ve kırışmadım ama
(Tamam, çok az, azıcık, belli belirsiz, sadece ince, çok ince, mikroskobik, kuantum fiziği boyutlarında, gözle görülemeyecek kadar küçük, söz edilmeyecek kadar önemsiz, hem zaten onlar -yani ipince kırışıklıklar-bir takım yaşanmışlıkların çok değerli hatıraları aynı zamanda ve kesinlikle yaşlanma belirtisi falan değiller ayrıca kırışık demeye bin şahit ister hayır yani kırışık böyle mi olur, olmaz tabi, yok benim öyle takıntılarım zaten!)
Yine de bırakmalı insan.
Sağlık için!
Evet kesinlikle,
Ve acilen.
Bu ara sigaradan nefret ediyorum zaten.
Kokusuna bile tahammül edemiyorum içerken!
Ama bırakamıyorum.
İradesizlikten falan değil.
Salak bir sigarayla irade savaşına girişecek değilim.
Sadece sevdiğimden…
Şimdi “insan nefret ettiği bir şeyi nasıl sevebilir ki?” diye soracak olursanız,
Ben de size, “siz hiç âşık olduğunuz adamdan nefret etmediniz mi?”
Ya da
“Nefret ettiğiniz adama hiç âşık olmadınız mı?”
Ya da
“Aynı anda hem nefret edip hem âşık olmadınız mı?” gibi bir sürü soru soracağım.
En iyisi ne siz sorun ne ben sorayım.
Böyle işte, seviyorum sigara içmeyi.
Nefret de ediyorum bazen.
Ama bırakamıyorum
Ve sanırım şu anda beni okuyan herkese de kötü örnek oluyorum.
İsterseniz bir daha okumayın
 
…Uzaktan da sevilirdi yar. Mümkündü. Hem mümkün hem imkansızdı aşk. Hayatın bir parçasıydı dokunmadan sevmek. Yaklaşmadan. Aşk bugün var, yarın kaçtı kaçacak bir ada tavşanıydı sanki. Öylesine ürkek. Kimse yüzde yüz emin olamazdı aşka “sahip” olduğundan. Mülkü yok, tapusu yoktu.
 
Bazen de öyle bir çekersin ki içine,
bilirsin,
içindedir!
Yine yakar katranı, karası, zifti boğazını bu meredin!
Ama içersin.
Çünkü seversin zehrin damarlarında salınarak dolaşmasını,
seversin ağır-ağır kanına karışmasını.
Çünkü seversin!
Bazen de bir şarkı çalar!
Çalar ama
Sanki biri kulağına fısıldıyor gibidir.
Sanki elini uzatsan değeceksin gibidir,
sanki.
Havada uçuşur notalar
ve hepsi birer tüy hafifliğindedir.
Söz ise,
örümcek ağı inceliğindedir!
Dudağına gelir konar ansızın
ya da düşer gibi ansızın
ya da
ansızın
işte öyledir.
Dolaşır ağzının içinde sonra gitgide acılaşarak,
oradan iner boğazına,
düğümlenir.
Bi saatten sonra bütün sözler, dumanla söylenir!
Sonra bazen bir resme bakarsın,
-şarkı kulağında ama hala-
-notalar havada-
resmin başı öndedir.
Bilirsin ama dal hep aynı yerden eğilir.
Bilirsin, herkes aynı yerde yenilir.
Sonra,
sonra sanki birden ama yavaş-yavaş gözlerini kaldıracak da, gözlerine bakacak gibidir!
Dalmışlığını,
görecek gibidir.
Kapatırsın gözlerini
ama o, sanki o kuyuya seninle inecek gibidir!
Çünkü derindir.
Ve sanki…
Yok-yok!
Sen öyle zannetmezsin.
O öyledir.
Bazen de kim ne zannederse zannetsin,
umurunda değildir!
 
Bazen bi şarkı tutarsın,
-daha önce hiç tutmadığın bir şarkı…
Koyarsın camdan bir şişeye,
Bir deniz kenarından suya bırakacakmış gibi,
Öyle itinayla…
Ve bilirsin,
Bulacaktır o şarkı, yolunu.
Bazen bir cümle yazarsın bir kâğıda,
Biraz sonra kapıyı çalacak olan postacıya verecekmişsin gibi katlayıp da.
Ve işin garip yanı,
O adresi biliyor gibi.
Bazen bir otobüse atlayıp gitmek istersin,
Oraya…
Ama
Öyle böyle gitmek değil.
Bırakıp her şeyi,
Hiç pişman olmamak üzere…
Böyle bırakıp,
Bırakıp,
Bırakıp her şeyi,
-olduğu gibi,
-kaldığı gibi,
Dönmemek üzere,
Özlememek üzere hiçbir şeyi,
Hiç kimseyi.
Daha önce hiç öyle gitmemiş gibi.
Hesaplamamış gibi sanki daha önce hiç bu kadar mesafeyi,
Aklından bile geçirmemiş gibi.
Kimse söylememiş gibi,
Kimse yazmamış gibi,
Kimse gitmemiş gibi,
Kimse işte.
Daha önce hiç göze alınmamış gibi!
Her şey gibi,
Hiçbir şey gibi…
Hepsi gibi,
Hiçbiri gibi.
Gitmek işte!
Bazen.
Bazen ama!
Hayat hep bazen,
Birde biraz.
Bir de,
Neyse…
Bırakıp giysilerini,
Parfümlerini,
Gece, gündüz kremlerini,
Birkaç yedek kazakla sadece
Bir de üstündekiler.
Birkaç paket sigara,
Birkaç not defteri,
Siyah yazan kalem-ler,
Mesela bir fotoğraf makinesi,
Birkaç şarkı mutlaka.
Bu kadar işte,
-hepsi.
Çıkmak o yola ve” rastgele” demek gibi,
"Rastgele…"
Kuşlar gibi,
Balıklar gibi,
Ağaçlar gibi.
Sanki yol nereye gideceğini biliyor gibi…
 
Aradım,
“Aradığınız kişi şu anda bir başkasıyla görüşüyor,” dedi kadın.
Der demez kapattım!
Biraz sonra tekrar ararım dedim içimden.
Aradım
glck.gif

“Aradığınız kişi…” derken, kapattım.
Biraz sonra yine ararım!!!
Sigaradan hayli derin bir nefes çektim.
Söylesene,
Yanmadı mı ciğerlerin?
Kahveden bir yudum aldım,
Soğuktu.
Çünkü soğur benim bütün kahvelerim.
Bir de ellerim.
Neyse, kesmedi.
Zaten bana hep daha fazlası gerekti!
Yüzümde geceden kalma makyajım.
Elim silmeye gitmedi.
Yanaklarımda sahte bir pembelik,
Çizgilerimde pudra.
Açıkta kalan tek yerim gözbebeklerim.
İyi bakarsan saklayamadığım herşeyi görürsün.
Kirpiklerim ağır.
Şu anda bunları yazmakla kapatmak arasındayım
-gözlerimi.
Direniyorum.
-her zamanki gibi.
Sadece direnmek adına!
Başım da ağrıyor hala.
Ama
Arayacağım demiştim!
Şu an biraz sonra
glck.gif

“Aradığınız kişi şu anda bir başkasıyla görüşüyor,” dedi yine o münasebetsiz kadın.
Kapatmadım!
Daha ne diyecek diye merak ettim.
Ve devam etti; “lütfen hattan ayrılmayın!”
Ayrılmak mı?
Koparım bile ben!
Ve koptum!
Şu anda başka bir hattayım!
Ve hatta buradan da kopacağım!
Çünkü ben,
Ben çünkü
İnceldiğim yerindeyim hayatın!
 
Bir uzaklık,
Bir sır,
Bir sınır.
Aramızda kilometreler dışında bir şey olmamalıydı oysa!
Ki onlar da, yok sayılabilecek kadar kısa.
Aramızda olmamalıydı başkalarının sesleri,
Sözleri,
Yazdıkları,
Çizdikleri.
Gülüşleri,
İzleri,
Unutuşları
Ve sevişleri
Ve dahi öpüşleri,
Aramızda düşleri,
-düşüşleri,
Gelişleri,
Ve dahi gidişleri,
Alçalışları,
Yükselişleri,
Ve kendinden geçişleri
Ki,
Söyleyemez, duyamaz, yazamaz,
Çizemez bir başkası bizden daha iyi bir yerlerimizi!
Bırakamaz bir odaya, bir eve, bir tene,
Bir şiire örneğin, bir notaya, bir resme bizim kadar izini…
Unutamaz, sevemez, düşemez bir düşe, -bir düşten de düşemez kaldı ki!
Gelemez, gidemez, alçalamaz, yükselemez
Ve geçemez kendinden nihayetinde bizim kadar hiçbiri.
Aramızda sadece bir şiir belki,
Bir nota,
Bir keman sesi,
Bir film,
Bir resim,
Bir müzikal,
Bir komedi,
Dram belki de biraz,
Bir kitabın altı çizilmiş cümleleri,
Ve dahi,
Bizim kadar bilemez hiç biri, daha gelirken gideceğini,
Bile bile gelemez ki..!
 
Şimdi ben,
Hiçbir şey umurumda değilmiş gibi yazıyorum ya hani,
-bazen.
Ya da dünya,
Hiç kimse ya da,
Hiçbir şey falan..
Aşk da dolayısıyla,
Ayrılık da,
Ve muadili her şey..
Hani böyle atıp tutuyorum ya,
Ahkâm kesiyorum ya bilmiş bilmiş
Çok biliyorum ya güya,
Gittim ya ben o yolları,
Bittim ya,
Hani dünyanın merkezi aşk değilmiş anladım ya,
Değil işte.
Öyle değil.
Enikonu bir beden ve bir ruhtan oluşuyorum ben de.
-ama tenim müziktir!
Âşık olabiliyorum dolayısıyla.
İçimde kelebekler uçuşuyor,
Kuşlar kanatlanıyor falan.
Sonra,
Ne dese, o!
Ne dese, tamam!
Ne yapsa, güzel.
O hep haklı!
Hep haklı!
Garip şeylere inanıp yani,
Garip şeyler yapabiliyorum fazlasıyla.
Telefonun ekranına bakıyorum sürekli mesela.
Hatta bir mesaj sesi için ölebilirim bile o sıralarda.
Ya da bir mail,
Ya da…
-yani âşık olduğumda!
Olamaz mı?
Olabilir
glck.gif

Ve sanki âşık değilken yazdıklarımın hiç birini ben yazmamışım gibi davranamaz mıyım eğer istersem,
Davranırım.
Çünkü,
Ben en çok kendimin karşısına geçip, kendime;
“Hani ne oldu o kendine olan sonsuz güvenine” demeyi seviyorum!
Kendi tezlerime antitez üretmeyi sonra,
Kendi kararlarımdan dönmeyi,
Kendi kurallarımı yıkmayı,
Kendi sınırlarımdan taşmayı,
Kendimden kaçmayı,
Kendimi kaybetmeyi,
Sonra bulmayı,
Aslında ben kendimle kafa bulmayı seviyorum işte!
Kendimi devirmeyi, yıkmayı,
Yeniden yapmayı sonra..
Yani aslında, umurumda!
 
Saatler 12’ye yaklaşırken,
Gelirken,
Birazdan geçecekken,
Pazartesi olurken,
Olacakken,
Bu saçma düzene uyabilmem,
Bu kirli dünyayı sevebilmem için yeniden,
Bana sen gerekiyorsun!
Dayayabilmem için sırtımı sokakların birinde,
Pervasızca bir duvara,
Bir sigara yakabilmem için,
Bir şarkı tutturabilmem için içimden,
Fark edebilmem için yanımdan geçen insanları,
Sonra dönüp eve yazabilmem için,
-birşeyler,
Sen gerekiyorsun!
Güzel geçmesi için bugünün,
İyi olması için herkesin,
Haberlerin mutlu olması için,
-resimlerin güzel
Ve her şeyin yolunda
Olabilmesi için,
Gerekiyorsun!
Sanırım sadece,
Ne kadar gerektiğini bilmiyorsun
 
Kaybediyorum sonra.
Diyorum; “hay aksi!”
Diyorum; “yine mi?”
Düşünüyorum sonra; her aşk aynı olmaz ki!
“Ama aynı öyle” diyorum, aşk; “bulandırıyor içimi.”
Bazen, o an sarhoş olmak ve bir sonraki an hatırlamak istemiyorum hiçbir şeyi!
“Hangi an” diye sormayın şimdi?
O an işte!
Tuhaf,
Sahici,
Sürükleyici.
Ve düşmek aşka, an meselesi.
Sanki hemen, şu an, şuracıkta,
Çizilebilir gibi yolu,
Yazılabilir gibi sonu.
Düşülebilir gibi,
Ve bütün uçurumlar kadar tehlikeli.
Bazen oluyor ya herkesin öyle bir anı.
O an işte!
Düşünmemen gereken birini düşünmek gibi.
Söylememen gereken bir şeyi söylemek gibi.
Gitmemen gereken bir yere gitmek gibi.
Gibi,
Gibi…
Ama sonra gereksiz bulup bütün gereklilikleri,
Her zaman ki gibi,
“Boş ver” diyorum, “hayat kısa!”
“İyi bahane!” diyorum sonra.
Kendi kendime konuşuyorum ayrıca
glck.gif

Bu arada,
Yazarken kağıtları buruşturup buruşturup atmayı çok seviyorum oraya buraya!
Yeri gelmişken söyleyeyim dedim!
Neyse, sonra…
Hani hayat kısaydı ya,
“E,e” diyorum “bayağıdır yaşıyorum, bunun neresi kısa?”
20’li yaşlarımda kendimi nasıl hissettiğimi hatırlamıyorum!
30’lu yaşlarımda 20’li yaşlardaki gibi hissettiği biliyorum
Ve hala.
40’lı yaşlarımda da 30’lu yaşlardaki gibi hissedeceğimi biliyorum,
50’li yaşlarda da 40’lı yaşlardaki gibi.
60’lı yaşlarda da ölmeyi planlıyorum mümkünse!
“E, yani yeter” diyorum.
Nereye kadar, yaşa yaşa…
Ama şimdilik,
Yani şu anda,
Kendimi,
Seni düşünürken buluyorum
Da,
Seni düşünürken bunları neden düşündüğümü soracak olursan,
İnan bilmiyorum.
 
Dünya soğur, akşam serinlerken,
Benim sensiz sevinecek bir şeyim yok.
Kılı kırk yardım, altını üstüne getirdim,
Ve işte en geniş cümlem:

İçimi açtım sana.
İçini açmak için.
 
“Sen çok farklı birisin” derler ve giderken eklerler “ama bizim herkes gibi olmaya ihtiyacımız var”
 
"hayat bazılarına mutsuz olmakla, duygusuz olmak arasında bir tercih hakkı tanır, daha fazlasını değil."
 
"İki kelimeyi sarıp sarmalayıp kalbimin içinde…
Senin için.
Söylemeye kıyamamıştım
Kullanılmamış ve saf ve tertemiz…
Çok güzeldiler.
Senin içindiler…
Söylemediğim yere çok uzağım şimdi.
Senden çok uzaktayım.
"

Murat Başaran
 
Geri