Ben Bilmem Eşim Bilir Sahtekarlığı Rezilliği İlluminati

A
  • Kullanıcı Aşka Sıfır
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Medya ve İçerik
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Şimdi bunlardan bihaber insanları nasıl etkilemiş olacaklar bunun açıklamasını yapar misin
 
Okuyun bi, zarar etmezsiniz.

LİNK

İyi hoş demişsin ama ben sektörün içindenim. Bu subliminal olayıyla ilgili ileri okumalar da bölüm yeterliliği için esas hareket noktalarından biri zaten. Dersen ki, reklamcılık, gazetecilik ya da sinema ve televizyon bölümlerinde okumaya gerek yok farkındalık için; bunun adı farkındalık değil paranoya, derim ben de.

Sanayi devrim sonrası ortaya çıkan kitlenin-yani işçi sınıfının- egemen sınıf tarafından tehlike olarak nitelendirilmesi ve etkili bir propagandaya maruz kaldığında, düzenin taşlarını değiştirebilecek güce sahip olduğu düşünülmesi nedeniyle subliminal mesaj diye bir olay var. Yüzyıllar içerisinde gelişip, serpilen ve toplumu çatışma zeminine dönüştüren ideolojilerle birey artık kendini savunmasız hissediyor. Bu da 'dışarıdan gelebilecek olası kötülük ve zarar' diye bir paranoyaya dönüşüyor.

Ülkemizde bu durum öylesine çarpıtılıyor ki, entelektüel bakış, entelektüel farkındalık ile paranoyak düşünceler birbirine tamamen karışmış durumda. Şunu da hatırlatmam gerekir ki, faşizm tehdidinin Avrupa'da yayılma nedenlerinin başında, İtalya'da, Almanya'da dönemin siyasilerinin işçi sınıfına hitap ederek, kapitalizme nefret kusmalarıydı. Ancak iktidara gelince, kapitalizmle mücadele etmek yerine, onlar da makinenin kölesi oldular. Efendi bile olsa, makinenin tepesinde bile otursa, makineye bağımlılık söz konusuydu.

30-40 sene önce, kızıllar Moskova'ya, denerek, Komunizm'in, Sovyetler'in her daim düşman olarak görülmesi, her kötülüğün onlardan bilinmesinden bu yana ne değişti? Şimdi niye her kötülüğün kaynağı masonlar, Yahudiler, faiz lobisi? Seni yere serecek o yumruğu, o darbeyi dışarıdan bekliyorsun ama önceki ya da şimdiki iktidardaki siyasiler, her şerrin kaynağı o localarla yatıp, kalkmaktan hiç çekinmiyor. Çünkü makinenin tepesinde de olunsa, o makineye, o sisteme bir bağımlılık söz konusu. Ayrıca harikalar diyarı ülkemizde göz önünde dönen haksızlıklar, yolsuzluklar, milyar liraları bulan kara para aklamalar dikkat çekmez; ama bir göz işareti, bir piramit resmi görünce hemen düzenin çarpıklığından 'dem' vurmak gerekir.

Yine diyorum, ciddi konuları tartışmak için bu forum, bu mecra uygun bir ortam değil. Forum oyunlarında hoşça vakit geçirerek de günü kurtarabilirsiniz. Yahut gerçekten ilgili olduğunuzu düşünüyorsanız 'toplum mühendisi' kimdir, nedir, araştırıp; sosyolojiye daha fazla ağırlık verebilirsiniz. İlluminati ve mason locaları gibi ütopik şeylerin izini sürmek yerine bahsettiğim okumaların da faydalı sonuçlarını görürsünüz.
 
İyi hoş demişsin ama ben sektörün içindenim. Bu subliminal olayıyla ilgili ileri okumalar da bölüm yeterliliği için esas hareket noktalarından biri zaten. Dersen ki, reklamcılık, gazetecilik ya da sinema ve televizyon bölümlerinde okumaya gerek yok farkındalık için; bunun adı farkındalık değil paranoya, derim ben de.

Sanayi devrim sonrası ortaya çıkan kitlenin-yani işçi sınıfının- egemen sınıf tarafından tehlike olarak nitelendirilmesi ve etkili bir propagandaya maruz kaldığında, düzenin taşlarını değiştirebilecek güce sahip olduğu düşünülmesi nedeniyle subliminal mesaj diye bir olay var. Yüzyıllar içerisinde gelişip, serpilen ve toplumu çatışma zeminine dönüştüren ideolojilerle birey artık kendini savunmasız hissediyor. Bu da 'dışarıdan gelebilecek olası kötülük ve zarar' diye bir paranoyaya dönüşüyor.

Ülkemizde bu durum öylesine çarpıtılıyor ki, entelektüel bakış, entelektüel farkındalık ile paranoyak düşünceler birbirine tamamen karışmış durumda. Şunu da hatırlatmam gerekir ki, faşizm tehdidinin Avrupa'da yayılma nedenlerinin başında, İtalya'da, Almanya'da dönemin siyasilerinin işçi sınıfına hitap ederek, kapitalizme nefret kusmalarıydı. Ancak iktidara gelince, kapitalizmle mücadele etmek yerine, onlar da makinenin kölesi oldular. Efendi bile olsa, makinenin tepesinde bile otursa, makineye bağımlılık söz konusuydu.

30-40 sene önce, kızıllar Moskova'ya, denerek, Komunizm'in, Sovyetler'in her daim düşman olarak görülmesi, her kötülüğün onlardan bilinmesinden bu yana ne değişti? Şimdi niye her kötülüğün kaynağı masonlar, Yahudiler, faiz lobisi? Seni yere serecek o yumruğu, o darbeyi dışarıdan bekliyorsun ama önceki ya da şimdiki iktidardaki siyasiler, her şerrin kaynağı o localarla yatıp, kalkmaktan hiç çekinmiyor. Çünkü makinenin tepesinde de olunsa, o makineye, o sisteme bir bağımlılık söz konusu. Ayrıca harikalar diyarı ülkemizde göz önünde dönen haksızlıklar, yolsuzluklar, milyar liraları bulan kara para aklamalar dikkat çekmez; ama bir göz işareti, bir piramit resmi görünce hemen düzenin çarpıklığından 'dem' vurmak gerekir.

Yine diyorum, ciddi konuları tartışmak için bu forum, bu mecra uygun bir ortam değil. Forum oyunlarında hoşça vakit geçirerek de günü kurtarabilirsiniz. Yahut gerçekten ilgili olduğunuzu düşünüyorsanız 'toplum mühendisi' kimdir, nedir, araştırıp; sosyolojiye daha fazla ağırlık verilebilir. İlluminati ve mason locaları gibi ütopik şeylerin izini sürmek yerine bahsettiğim okumaların faydalı sonuçlarını görürsünüz.

Bu kadar edebiyata gerek yok aslanım. Benim arz etmek istediğim şey gayet basit. Ha tabi burası oyun, eğlence yeri ve reale uzak bir ortam. Mekân olarak yer seçimi yanlış, hemfikirim.
 


Bu kadar edebiyata gerek yok aslanım. Benim arz etmek istediğim şey gayet basit. Ha tabi burası oyun, eğlence yeri ve reale uzak bir ortam. Mekân olarak yer seçimi yanlış, hemfikirim.

'Aslanım' öncelikle yanlış bir ifade. Babanızın oğlu ya da askerlik arkadaşınız değilim. Arz etmek istediğiniz içerik, niteliksiz bir içerik, lümpen proletaryayı kolayca etkileyebilir, bu bakımdan basit.

Ayrıca yanlış hatırlamıyorsam, edebiyata ilgi duyuyordunuz; buna rağmen edebiyatı bir argo üslubu için araç olarak görebiliyorsunuz. Sizden başarılı işler beklemememiz gerekecek sanırım.
 
'Aslanım' öncelikle yanlış bir ifade. Babanızın oğlu ya da askerlik arkadaşınız değilim. Arz etmek istediğiniz içerik, niteliksiz bir içerik, lümpen proletaryayı kolayca etkileyebilir, bu bakımdan basit.

Ayrıca yanlış hatırlamıyorsam, edebiyata ilgi duyuyordunuz; buna rağmen edebiyatı bir argo üslubu için araç olarak görebiliyorsunuz. Sizden başarılı işler beklemememiz gerekecek sanırım.

Bazı üsluplar vardır, nereye çekilirse oraya gider. Evet, ben başka bir üslup de kullanabilirdim ama tamamen özgürlüğüm çerçevesinde bu üslubu seçtim. Siz nasıl algılarsanız öyle görün.

Edebiyata ilgi duyuyor olmam, yapmış olduğunuz edebiyatı takdir etme zorunluluğu getirmiyor bana. Yersiz bir polemikten uzak durmak adına, iletmiş olduğum mesajın arkasında durarak sözlerimi noktalıyorum.
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri