Bekleyen her şey soğur.

Konu sahibi son olarak 2214 gün önce görüldü
Seçimlerinizin bedelini sadece siz ödersiniz size akıl verenler değil ...
 
Müzik; ruhum yandıkça çıkan kokudur. En büyük günah müzik ise ben de en büyük günahkârım. Öyleyse durma, yargıla beni!
 
Birden özleyiveriyorsunuz...
Çoktan unuttuğunuzu sandığınız
ya da yalnızca bir kere karşılaştığınız
ve özlemek için yeteri kadar tanımadığınız birini
bir sabah çılgınca özleyerek uyanıyorsunuz.

Rüyalarınız, içinizdeki o gizli, esrarını ele vermez büyücü,
siz çarşaflarınızın arasında,
bütün tehlikelerden uzak,
güvenle yattığınızı sandığınız bir anda,
usulca ruhunuza sokulup,
sizden habersiz oralara yığılmış cephanelikleri
birer birer ateşleyiveriyor.
İnfilaklarla sarsılarak uyanıyorsunuz.
Hayatınızda olmayan birini hayatınıza almak,
ona dokunmak,
onun sesini duymak için kıvranırken buluveriyorsunuz kendinizi...

Özlemek, o yakıcı istek,
bilinen herşeyi ve önem sırasını değiştiriveriyor.
Özlediğiniz ise çok uzaklarda...
Yanında olmasını istediğiniz halde
yanınızda olmayan bir tek kişi,
yanınıza bile yaklaşmadan,
hatta onu özlediğinizden
ve onu istediğinizden haberdar bile olmadan,
bütün hayatı,
bütün görüntüleri eritip
başka kılıklara sokuyor...
 
Etrafa saçılmış küçük hatıraların bıraktığı büyük anlamlar..
 
Riski bazen kazanmak için, bazen de elindekini kaybetmemek için alırsın. Hayat böyle işte korkun kadar kaçar, cesaretin kadar savaşırsın!

Acım mı? Geçmedi...
Alıştım sadece.
 
Unutulmak, kim olmadığını değil, kim olduğunu öğretir insana. En azından unutulacak kadar vardım onda dersin. Gidersin... Gitmenin de hakkını vermeli insan. Geride pişmanlık bırakmadan...
 
Olmadı...
Sensiz uyanmamak için, bu gece de uyunmadı...
 
Seni düşünüyorum, suç sayılacak kadar hem de… Birbirini seven iki sevgilinin, nasıl olup da birbirini bu kadar acıtabildiğini… Senin içinde aşkın daha da ötesine geçmeye çalışırken, kaybolmayı nasıl başardığımı… Seni düşünüyorum, kendimi ihmal edecek kadar hem de…
 
Öyle içten ki yüreğimin en derinindeki yerin;
Çıkarı yok!
Çıkası yok!
Çıkarasım yok...!
 
İkimizin de mazisinde öyle çok ‘asla’ kelimesi birikmiş ki
Bir araya getirmiyor bizi hiçbir cümle...
 
Kalbin aşinadır hani uzun sessizliklere, uzun uzun bakışmalardan dalgınlıklar doğurmaya alışkınsın. Eminim ki, yanında olduğu halde birini özlemeyi de öğretmiştir hayat sana geçmiş derslerinde…
 
El ele tutuştuğumuzda tamamlanıyor yalnızca
Avucuma gömülü olan o mutluluk haritamız...
 
Di’li geçmiş zaman olmalarından hemen önce ne de güzeldi gözlerin… Ne çok oldu kirpiklerinin gölgesine uzanmayalı… Göz kapaklarının ağırlaştığını hissetmeyeli, ne çok oldu. Özgür’lükten daha tutkulu ne olabilir diye kendimi sorgularken, seni bulmuştum. Senden konuşmak dil üzerinde jilet çevirmeye benziyordu çoğu kez… Seni anlatmanın yüz değişik yolu vardı ki, yüzünün de sonu imkânsızlığa çıkardı.
 
Unutuluyor mesafelerin hoyratlığında, tenlerin sıcaklığı. Unutuluyor tüm ilk’lerin tarihleri. İlk el tutuşmalar, ilk öpüşmeler, ilk ayrılıklar… Biz olmaya dair ne varsa tek tek unutuluyor! Özen gösteriliyor evde onu hatırlatabilecek eşyalarla yüz yüze gelmemeye. Geride kalıyor aşklar da, her şey gibi… Ya da öyle sanılıyor. Gelip bir yumruk midene inene kadar, göğüs kafesinde o ağrıyı hissedene kadar öyle sanılıyor. Sek tüketilmez hale dönüşüyor git gide sertleşen tüm o sancıların. Ve nihayet sen de acı bir su oluyorsun işte, şişede göründüğü gibi durmaya çalışan bir rakı damlasına. Mazide kalanların şerefine!
 
Ben... O kadar da güçlü değilim inan
Dünya aleme yetecek kudrette kelimeleri olan ben
Tek lafına yıkılırım
Eğer dil'ersen...
 
Aşk şimdi nerede cereyan ediyor ne bileyim… Hiç şakası yok, öldüm dün! Anlayacağın, ‘dün’ oldum ben artık…

Geçmiş oldum, hepimize geçmiş olsun!
 
Geri