Avrupa Tarihi

Konu sahibi son olarak 2618 gün önce görüldü
Coğrafi keşifler ve Kolonileşme

360px-Columbus_Taking_Possession.jpg


Kristof Kolomb'un Amerika'yı keşfetmesi

15. ve 16. yüzyıllarda Avrupalılar yeni ticaret yolları bulmak amacıyla daha önce bilinmeyen denizlere ve okyanuslara açılmaya başladılar. Bu seferler birçok yeni okyanusların ve kıtaların bulunmasıyla sonuçlandı.

İlk keşif denemeleri 14. yüzyılın başlarında Fransız ve Cenevizli gemiciler tarafından Atlantik Okyanusu ve Afrika kıyılarına doğru yapıldı. Kanarya Adaları ve Azor Adaları keşfedilmesi, bu girişimlerin sonucudur.

15. yüzyılın ikinci yarısında daha kısa yoldan Asya'ya ulaşmak için keşiflere çıkan Kristof Kolomb 1492'de Amerika Kıtası'na ulaştı[40].

Portekizli gemici Bartolomeu Dias'ın Ümit Burnu'nu bulmasından sonra Vasko dö Gama, buradan dolaşarak Hint Okyanusu ve Hindistan'a ulaştı.

Portekizli Macellan dünyayı dolaşarak başladığı yere geldi ve bunun sonucunda dünyanın yuvarlaklığına dair kesinleştirici sonuçlara varmak mümkün oldu.

Coğrafî keşifler, Reform ve Rönesans hareketlerinin etkileriyle gelişmiş oldukları gibi kendileri de bu hareketlerin gelişimini etkilemişlerdir.

Bu keşifler sonucunda Avrupa yeni kıtalara yayılma ve onların zenginlik kaynaklarını ele geçirme olanağı elde etmiştir[41].

Kolonileşme dönemi, Avrupalı göçmenlerin Kuzey Amerika, Asya, Afrika ve Avustralya kıtalarına göç etmeleri ve bu topraklarda yerleşim ve üretim birimleri oluşturmasıyla başlayan bir süreçtir.

Bu koloniler zamanla merkezi Avrupa'da olan ve dünyanın dört bir tarafına yayılmış sömürge imparatorlukları haline gelmiştir.
 
Mezhep Savaşları

400px-Avrupa_harita_1648.png


1648'de Avrupa

Avrupa Hıristiyanlığında ortaya çıkan reform hareketleri Avrupa'daki siyasi dengeleri bozmuş, Vatikan'ın gücünü zayıflatmıştır.

Bunun sonucunda patlak veren Otuz Yıl Savaşları, 1618 ile 1648 yılları arasında yapılan ve Avrupa devletlerinin çoğunun katıldığı savaşlar dizisidir.

Temelinde, bir Protestan-Katolik mezhep kavgası olsa da, savaşan devletlerin çoğu dinsel değil siyasî amaçlar için savaşmıştır.

Kutsal Roma Germen İmparatorluğu'na bağlı prensliklerin farklı taraflarda savaşması sebebiyle bir iç savaş niteliği de taşır.

Savaş, 1648'de Protestanların zaferiyle bitmiş ve Westphalia Barışı ile savaş sonucunda Almanya’yı oluşturan Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu her biri bağımsız olan birçok küçük devlete ayrılmıştır, İmparatorluk makamının yetkileri ise çok kısıtlanmıştır[42].
 
Yeni Çağın sonunda İmparatorluklar

1479'da Aragon kralı II. Fernando ve Kastilya kraliçesi I. Isabel'in evlenerek iki ülkeyi birleştirmeleri ve 1492'de de Müslüman Gırnata Emirliği'ne son vermeleri sonucu İspanya 800 yıl sonra tekrar Hıristiyan bir ülke olarak birleşti[43].

1478'de da ülkede yaşayan Müslüman ve Yahudileri Hıristiyanlığa zorlamak amacıyla İspanyol Engizisyonunu başlattılar. Portekiz ve İspanya'da Hıristiyanlığı kabul etmeyen veya ülkeyi terkeden Müslüman ve Yahudilerin mallarına el kondu.

Büyük bir donanma inşa edilmesi sayesinde Orta ve Güney Amerika, Afrika kıyıları ve Güneydoğu Asya'yı kontrolüne geçiren İspanyol İmparatorluğu dünya tarihindeki ilk sömürge imparatorluğudur[44].

440px-Spanish_Armada.jpg


İspanyol Armadası

Portekiz ve İspanya sömürge imparatorluklarını Hollanda Sömürge İmparatorluğu izledi.

Hollandalılar da Kuzey Amerika, Güney Amerika, Afrika ve Güney Doğu Asya'da koloniler kurdular. 1588 yılına kadar İngiltere bu ülkelere göre çok daha zayıf bir ülkeydi.

Ancak Tudor Hanedanı döneminde İngiltere Krallığı güçlenerek İskoçya'yı geride bıraktı.

İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth 1588'de Avrupa'nın en güçlü donanması olan İspanyol Armada'sını yenilgiye uğratarak Britanya İmparatorluğunun temellerini attı[45][46]

Böylece Amerika kolonileri üzerindeki İspanyol denetimi son buldu. Bu tarihten sonra Hollanda, Fransa ve İngiliz güçleri Amerika’daki kolonileri birer ikişer ele geçirdiler.

İngilizlerle giriştikleri ve yenildikleri iki deniz savaşından sonra Hollanda, 1667'de Kuzey Amerika’dan çekilmek zorunda kaldı.

Fransa ise Kuzey Amerika’daki tüm kolonilerini 1763 tarihinde, Yedi Yıl Savaşları sonunda imzalanan Paris Antlaşması ile İngiltere’ye kaptırdı. Böylece Kuzey Amerika’daki kolonilerin tümü İngiltere’nin kontrolüne geçti.

1707'de İngiltere ve İskoçya birleşerek Büyük Britanya Krallığını kurmuşlardı. 1800'de bu birliğe İrlanda'yı da katarak Büyük Britanya ve İrlanda Birleşik Krallığı kuruldu.

1837- 1901 yılları arasında hüküm süren I. Victoria döneminde Birleşik Krallık, "üzerinde güneş batmayan imparatorluk" haline geldi[47].

1921'e gelindiğinde bu imparatorluk Hindistan, Kuzey Amerika, Orta Doğu, Avustralya ve Afrika dahil 36,6 million km²'lik bir alanı kapsıyor, 458 milyon kişilik bir nüfusa hükmediyordu.

Alan ve nüfus bakımından dünyanın dörtte biri Britanya'nın egemenliği altında yaşıyordu.

1683 – 1699 tarihleri arasında gerçekleşen Osmanlı-Kutsal İttifak Savaşları’ndan Osmanlı İmparatorluğu yenik çıkmasıyla ülke askeri gücünü kaybetmeye başlamış, Avrupa’daki hakimiyeti ağır darbe almış ve gerileme dönemine girmiştir.

Çarlık Rusyası’nın yerine 1721'de I. Petro tarafından kurulan Rusya İmparatorluğu Avrupa tarihinde 1917'deki Ekim Devrimi'ne kadar önemli rol almış bir imparatorluktur.
 
Yakın Çağ

Amerikan ve Fransız Devrimleri

400px-Declaration_independence.jpg


Amerikan Bağımsızlık Bildirisi

17. yüzyıla kadar Fransa Kuzey Amerika'yı kolonileştirme açısında İngiltere'nin ötesindeydi. Ancak Fransa İngiltere'yle savaştığı Yedi Yıl Savaşlarını kaybedince 1763'te imzaladığı Paris Antlaşması ile Kuzey Amerika’daki tüm kolonilerini İngiltere’ye kaptırdı. Bu arada İngiltere Yedi Yıl Savaşları’nın malî yükünü kolonilerde yaşayan vatandaşlarından çıkartmaya kalkışınca, bu durum Kuzey Amerika kolonilerinde büyük bir huzursuzluk yarattı. 1774'te isyan eden Onüç Koloni'nin başlattığı Amerikan Bağımsızlık Savaşı 1776'da bağımsızlık ilanına yol açtı. 1783'te imzalanan Paris Antlaşması ile Britanya Amerika Birleşik Devletleri'nin bağımsızlığı tanımak zorunda kaldı. Böylece İngiltere de Kuzey Amerika'daki kolonilerinin büyük bir bölümünü kaybetti[48].

400px-Prise_de_la_Bastille.jpg


Bastille Baskını

ABD'deki bağımsızlık hareketlerine mali açıdan büyük bir destek sağlamış olan Fransa monarşisi saray masrafları da eklenince malî yönden büyük bir krize girdi. Fransızca Ancien Régime adı verilen eski düzende din adamları ve soylular vergi yükümlüğünden muaftı[49]. 1789'da Fransa kralı XVI. Louis soyluları toplayıp vergi düzeninde değişiklik yapılmasını önerdi. Soylular buna cevap olarak toplumun üç ana kesiminin temsil edildiği bir meclis olan États généraux'nun yeniden toplanmasını istediler. XVI. Louis bu talebi kabul etmek zorunda kaldı. Ancak meclisin orta sınıftan (Burjuvazi) gelen üyelerinin istekleri üzerine bu meclis bir Milli Meclise dönüştü. Bu gelişmelerden telaşlanan kral orta sınıf yanlısı Maliye Bakanı Jacques Necker'i görevden aldı. Kralın, kazandığı hakları geri alacağından korkan orta sınıf isyan etti. Peşine diğer halktan unsurları da katarak 14 Temmuz 1789 günü Bastille hapishanesine saldırdı[50]. Hapishane ele geçirilip mahkûmlar salındı. Böylece başlayan Fransız Devrimi 1789-1815 yılları arasında beş farklı dönem yaşayarak devam etti.

400px-Jacques-Louis_David_007.jpg


Napolyon Bonapart

Fransız Devrimi'nden sonra yıldızı parlayan Napolyon Bonapart'ın önderliğindeki Fransa Avrupa'nın diğer güçlü devletlerine karşı bir dizi savaşa girişti. Napolyon Savaşları adı altında 1800-1815 yılları arasında[51] yapılan bu savaşlar yaklaşık 15 sene sürmüştür. Fransa'ya karşı olan İngiltere, Avusturya, Prusya, Rusya gibi ülkeler 9 Mart 1814 tarihinde Avrupa’da siyasi coğrafyayı ve dolayısıyla güçler dengesini yeniden düzenlemek için aralarına bir ittifak oluşturmuşlardı. Bu ittifak, sadece askeri değil aynı zamanda politik bir ittifaktı.

Söz konusu devletlere İsveç ve Portekiz’in de katılmasıyla 30 Mayıs 1814 tarihinde Paris’te imzalanan Paris Antlaşması’sında savaşa katılmış olan tüm devletlerin Viyana’da toplanacak bir kongreye, tam yetkili temsilciler göndermesi kararlaştırıldı.Fransız Devrimi ve Napolyon savaşları ile bozulan Avrupa siyasi haritası ve güçler dengesi, Osmanlı Devleti hariç tüm Avrupa devletlerinin katıldığı bu kongre kararlarıyla yeniden yapılandırıldı. 1815'de yapılan Viyana Kongresi'nde Avrupa'nın yeniden yapılanmasında en önemli rolü aynı zamanda kongre başkanlığı görevini de yürüten Avusturya Başbakanı Klemens von Metternich oynamıştır. Kongre sonunda ortaya çıkan Metternich sistemi adı verilen doktrin Büyük Britanya, Avusturya, Rusya ve Prusya'nın Avrupa'da statükoyu gerekirse silah gücü kullanarak korumayı öngörüyordu[52]. Ancak bu sistem uzun ömürlü olmadı, Metternich Sistemi 1848 Devrimleri sonucunda da çöktü.
 
Aydınlanma Çağı ve Sanayi Devrimi

400px-Maquina_vapor_Watt_ETSIIM.jpg


James Watt tarafından icat edilmiş Buhar makinesi

Avrupa'da 15. yüzyılda sanat dalında başlayan yenilikçilik hareketleri 18. yüzyılda bilim, din ve felsefe konularına da yayıldı. Geleneksel ve batıl inançlar yerine özgürlükçü, akılcı ve bilimsel bulgular benimsendi. Bu döneme Aydınlanma Çağı adı verilmektedir[53].

Fransız Rene Descartes ve Alman Gottfried Leibniz bu dönemin öncüleri sayılırlar. Isaac Newton ve Nicolaus Copernicus fiziksel ve astronomik olaylara getirdiği akılcı açıklamalarla bilimde yeni bir çağ açmış, Rene Descartes ve Immanuel Kant ise bu bilimsel gelişmelerin felsefi altyapısını hazırlamıştır.

Sanayi Devrimi ise sanat, din, bilim ve felsefede ortaya çıkan yeni düşüncelerin ilk defa sıradan insanların günlük yaşamını etkilediği bir gelişmedir.

Makine gücü kullanarak tüketici ürünlerini daha kolay ve ucuza imal etmek Avrupa halkının refah düzeyini hızla yükseltmiş[54], 16. yüzyıla kadar tarih boyunca aşağı yukarı sabit kalan kişi başına düşen millî gelir aniden katlanarak artmaya başlamıştır. Bu da bir nüfus patlamasına yol açmış, Avrupa kıtasının diğer kıtalara oranla askeri ve ekonomik gücünü arttırmıştır.

Bu gelişmelerde özellikle buhar makinesinin rolü büyüktür. Buhar makinesi hem fabrikalarda insan gücü yerine kullanılmaya başlamış, hem de gemi ve lokomotiflerin daha hızlı hareket etmesini sağlayarak insan ve mamullerin daha hızlı bir şekilde ulaşımını sağlamıştır.
 
Kırım Savaşı

400px-Bombardment_of_Bomarsund.jpg


Kırım Savaşı sırasında bir İngiliz bombardımanı

1853 yılına kadar Osmanlı Devleti'ni zayıflatma siyaseti izleyen Rusya, bu tarihte bu siyaseti değiştirerek Osmanlı Devleti'ni tamamen yıkmaya karar verdi. Bu amaçla da Kutsal Topraklar sorununu kullandı. Rusya tarafından İstanbul'a gönderilen general ve diplomat Aleksandr Menşikov Osmanlı Devleti'nden Rusya'ya Ortodoks azınlıkların himayesini devretmesini önerdi. Rusya'nın asıl amacı Osmanlı Devleti'nin içişlerinde söz sahibi olarak otoritesini zayıflatmaktı. Britanya hükümeti Stratford Canning'i İstanbul'a göndererek Rusya'nın bu taleplerini reddetmeye ikna etti. Bunun üzerine Rusya savaş bile ilan etmeden ordularını 2 Temmuz 1853'te Eflak ve Boğdan'a gönderdi. Viyana'da toplanan Britanya, Fransa, Avusturya ve Prusya savaşı önlemeye çalıştılar ama başarılı olamadılar. Rusya Eflak ve Boğdan'dan çıkmayı reddetti. 23 Ekim 1853'te Osmanlı Devleti Rusya'ya savaş ilan etti. 28 Mart 1854'te de Britanya ve Fransa Osmanlı Devleti'nin tarafında Rusya'ya savaş açtılar[55].

17 Ekim 1854'de Birleşik Krallık ve Fransa Rusya'nın Karadeniz'deki Sivastopol limanını kuşattılar. Bir yıla yakın bir süre alan Sivastopol Kuşatması 11 Eylül 1855 tarihinde Sivastopol'un düşmesiyle sonuçlandı. Ayrıca Azak Denizi'nde, Baltık Denizi'nde, Kafkaslarda ve hatta Pasifik Okyanusu'nda muharebeler yapıldı. Savaşa İtalyanlar da katıldı. Nihayet 30 Mart 1856 tarihinde Rusya anlaşmaya razı oldu. Fransa, Britanya, Osmanlı Devleti ve Sardinya Krallığı'yla yapılan Paris Antlaşması uyarınca Rusya Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünü kabullendi[56].
 
Halk Hareketleri ve Ulusal Bilinç

1815'de Napolyon Savaşları'ndan sonra toplanan Viyana Kongresi'nde alınan kararlar Avrupa'nın büyük güçleri arasında bir denge kurmayı amaçlıyordu. Ancak Fransız Devrimi'nin Avrupa halkına verdiği cesaret ve Sanayi Devrimi'nin yarattığı sorunlar bu dengeye izin vermedi.

1815-1871 arasında Avrupa'da sayısız devrimler, ulusal birleşme hareketleri, sosyalist ve anarşist hareketler ortaya çıktı. Alman düşünür Karl Marx 1848'de yazdığı Komünist Manifesto'da kapitalizmi ve özel mülkiyeti eleştirdi.

Avrupa'nın o zamana kadar ayrı devletçikler halinde yaşayan Alman ve İtalyan bölgelerinde, Fransa, Avusturya, Polonya ve hatta Osmanlı Devleti'ne bağlı Eflak'ta 1848 Devrimleri adıyla anılan isyanlar, gösteriler ve halk hareketleri yaşandı[57].

Napolyon Savaşları sırasında İtalya yarımadasındaki devletçikler yıkılmış, İtalya'nın büyük bir kısmı Avusturya tarafından işgal edilmişti. Viyana Kongresi yarımadadaki eski devletlerin yeniden kurulmasını öngörüyordu.

Ancak halk arasında bu devletlerin yeniden kurulması yerine İtalya yarımadasında tek bir devlet kurulması düşüncesi yayılmaya başladı. Carbonari adı verilen gizli dernekler İtalya'nın birleşmesi için çalışmaya başladılar.

Giuseppe Garibaldi bu birleşme hareketinin kahramanı olarak tanınır. Sardinya kralı II. Vittorio Emanuele de bu birleşme hareketini destekleyenler arasındaydı.

Avusturyalıları İtalya'dan çıkarmak için İngiltere ve Fransa'nın desteğine gerek duyan Sardinyalılar Kırım Savaşı'na katıldılar ama bundan bir yarar göremediler.

Devam eden isyanlara dayanamayan Avusturya sonunda Venedik hariç İtalya'yı terketti. 1861'de İtalya Krallığı ilan edildi. Vittorio Emanuele İtalya'nın ilk kralı oldu[58].

400px-Wernerprokla.jpg


Alman İmparatorluğu'nun kurulması

Almanya'nın birleşmesi ise Prusya'nın etrafında gerçekleşti.

Prusya kralı I. Wilhelm Otto von Bismarck'ı 1862'de başbakanlığa getirdi.

Prusya meclisini dağıtan Bismarck Danimarka'ya savaş açtı. Prusya'nın askeri gücünü kullanarak Alman devletçikleri birer birer eline geçirdi ve Kuzey Almanya Konfederasyonunu kurdu.

Başkenti Berlin olan bu konfederasyon III. Napolyon komutasındaki Fransız ordusunu yenerek Alsace-Lorraine bölgesini kazandı. Böylece 18 Ocak 1871'de Alman İmparatorluğu kuruldu.

Yeni İmparatorluğu Hohenzollern Hanedanı yönetti, imparator Prusya kralı I. Wilhelm, şansölye Bismarck, başkent ise Berlin oldu[59].
 
Dünya Savaşları

400px-Avrupa_1914.jpg


1914'te Avrupa

Avrupa'nın güçleri arasında olan denge 20. yüzyılın başlarında iyice bozuldu. Yeni kurulmuş olan Almanya diğer Avrupa güçlerinin tersine Asya ve Afrika'da sömürgelerden yoksundu.

Fransa Almanya'dan Alsace-Lorraine'i geri almak peşindeydi. Rusya ve Avusturya'nın çıkarları Balkanlardaki Slav uluslar konusunda sürtüşüyordu.

Sonunda Avusturya Arşidükü Franz Ferdinand'ın Gavrilo Princip adlı bir Sırp tarafından Saraybosna'da öldürülmesiyle savaş başladı[60].

Almanya, Avusturya, Bulgaristan ve Osmanlı Devleti, İttifak Devletlerini oluşturdular.

Britanya, Fransa, İtalya, Rusya, ABD, Belçika, Avustralya ve Yeni Zelanda ise İtilaf Devletlerini oluşturdular. 28 Temmuz 1914 tarihinde başladığı kabul edilen I. Dünya Savaşı Batı Cephesi, Kafkasya Cephesi, Çanakkale Cephesi, Galiçya Cephesi, Suriye, Sina, Irak ve Makedonya gibi birçok cephelerde savaşıldı.

400px-Royal_Irish_Rifles_ration_party_Somme_July_1916.jpg


1916'da I. Dünya Savaşı'nın Somme Muharebesi sırasında İrlandalı askerler

Dünyanın dört bir yanındaki ülkelere ve diğer kıtalardaki sömürgelere yayılan bu savaş 1918'de İttifak Devletlerinin yenilgisiyle sona erdi. Savaşın sonunda Avrupa'nın üç büyük imparatorluğu (Rusya İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve Osmanlı İmparatorluğu) çöktü.

7 Kasım 1917 tarihinde Rusya'da gerçekleşen Ekim Devrimi üzerine Rusya 3 Mart 1918'de İttifak Devletleriyle Brest Litovsk Barış Antlaşmasını imzalayarak savaştan çekildi[61], Sovyetler Birliği adını alarak komünist ekonomiyi benimsedi.

30 Ekim 1918'de Osmanlı Devleti Mondros Mütarekesi'ni imzalayarak savaşa son verdi. 29 Ekim 1923 tarihinde Osmanlı Devleti'nin yerine Türkiye Cumhuriyeti ilan edildi.

Almanya ise 28 Haziran 1919'da Versailles Barış Antlaşması'nı imzalayarak savaştan çekildi.

300px-Benito_Mussolini_and_Adolf_Hitler.jpg


İtalya başbakanı Benito Mussolini ve Almanya Devlet başkanı Adolf Hitler

Ancak bütün bunlara rağmen Avrupa'da barış uzun ömürlü olmadı. I. Dünya Savaşından sonra Amerika Birleşik Devletleri dünyada büyük bir ekonomik güç haline geldi, Britanya'nın gücü azaldı, Almanya savaştan büyük bir zararla çıktı. Italya'da sürekli bir işsizlik ve yüksek enflasyon ortamı oluştu. 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı Avrupa'nın bütün ülkelerinde hissedildi[62].

1922'de İtalya’da Benito Mussolini'nin lideri olduğu Ulusal Faşist Parti, 1933'de ise Almanya'da Adolf Hitler'in başkanı olduğu Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi iktidara geldiler.

1936'da başlayan İspanya İç Savaşı 1939'da General Francisco Franco'nun liderliğindeki milliyetçilerin zaferiyle sonuçlandı. Bu tarihten sonra İspanya 36 yıl boyunca Franco'nun diktatörlüğü altında yaşadı.

1938'de Almanya Avusturya'yı ilhak etmeye karar verdi. 1 Eylül 1939'de de Alman orduları Polonya'ya saldırdı[63]. Böylece II. Dünya Savaşı başlamış oldu.

İspanya, İsveç, İsviçre, Portekiz ve Türkiye'nin tarafsız kaldıkları bu savaşta, Almanya'nın başlıca müttefikleri Japonya, İtalya ve Hırvatistan'dı.

Savaş sırasında Almanya'nın Avrupa çapında başlattığı Holokost adı verilen bir dizi katliamlar sonucu başta Yahudiler olmak üzere 6 milyon civarında rejim karşıtı kişiler, dini ve etnik azınlıklar ve eşcinseller öldürüldüler[64].

Toplam 70 milyonun üzerinde insanın öldüğü bu savaş Almanya ve İtalya'nın yenilgisiyle sonuçlandı.

Savaştan sonra Almanya, ABD, Britanya, Fransa ve Sovyetler Birliği tarafından 4 işgal bölgesine ayrıldı[65].

1949'da Sovyetler Birliği'nin işgal ettiği bölge Alman Demokratik Cumhuriyeti haline geldi, diğer 3 bölge de Almanya Federal Cumhuriyeti oldu. ABD ve Sovyetler Birliği savaştan süpergüçler olarak çıktılar.
 
Soğuk Savaş

400px-Iron_Curtain_Final.svg.png


Doğu ve Batı Bloklar

400px-Second_world_war_europe_1941-1942_map_tr.png


1941-1942 yıllarında Avrupa

II. Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa ülkeleri siyasi ve ekonomik açıdan iki kutuba ayrıldılar: Doğu Avrupa'daki Doğu Almanya, Polonya, Romanya, Bulgaristan ve Çekoslavakya gibi ülkeler Sovyetler Birliği'nin liderliği altında Varşova Paktı'nı oluşturdular[66].

Büyük Britanya, Fransa, İtalya, İspanya, Yunanistan ve Türkiye gibi ülkeler ABD'nin liderliği altında NATO'yu oluşturdular. Varşova Paktı ülkeleri Doğu Bloku olarak, NATO ülkeleri ise Batı Bloku olarak tanındılar.

Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti ve Arnavutluk Sosyalist devletler olmasına rağman Varşova Paktı’na katılmamış ve tarafsız olmayı tercih etmişlerdir.

Yugoslavya aynı zamanda Bağlantısızlar Hareketi’nin kurucularındandır. Soğuk Savaş boyunca tarafsız kalmış diğer büyük Avrupa devletleri de İsviçre, Avusturya, İrlanda, İsveç ve Finlandiya’dır.

1950'den başlayarak iki blok arasında giderek tırmanan bir gerginlik ortamı oluşmaya başladı. Bu gerginlik dönemine Soğuk Savaş adı verilmektedir[67]. Gerginlik hiçbir zaman taraflar arasında sıcak savaşa dönüşmemiş olsa da taraflar her anlamda birbirlerini yıpratmaya çalışmışlar, zaman zaman sıcak savaşın eşiğine gelmişlerdir.

Bu dönemde NATO tarihinde kayda değer en önemli olay Fransa'nın Mart 1966 tarihinde ülkeyi NATO’nun askeri kanatından çıkarmasıdır. Varşova Paktı’ndaki en önemli iki olay Macar Devrimi’nin 1956'da, Prag Baharı’nın da 1968'de Sovyetler Birliği orduları tarafından kanlıca bastırılmasıdır.

Bu dönemde gerçekleşen Yunanistan’daki İç Savaş’ın son bulması (1948), Portekiz’deki Karanfil Devrimi (1974), İspanya’nın demokrasiye geçişi (1978) kayda değer diğer önemli olaylardır.

Kore Savaşı (1950-1953) Soğuk Savaşın ilk evrelerinden biridir. 1961'de Doğu Alman vatandaşlarının batıya kaçmalarını önlemek için yapılan Berlin Duvarı savaşın diğer dönüm noktalarından biridir.

1968'de Çekoslavakya'daki Prag Baharı'nın Varşova ülkeleri tarafından zor kullanarak bastırılması iki taraf arasındaki gerginliği daha da arttırmıştır. Vietnam Savaşı, Grenada'nın İşgali ve Panama'nın işgali de ABD'nin Soğuk Savaş sırasında yaptığı askeri hareketlerdir.

1979'da Sovyetler Birliği'nin Afganistan'ı işgal etmesi sonrasında uğradığı başarısızlık Doğu Blokunu zayıflatmış, Polonya, Doğu Almanya ve Sovyetler Birliği'ndeki bir dizi toplum hareketleri Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin dağılması ve Berlin Duvarının yıkılmasıyla sonuçlanmış, böylece Soğuk Savaş son bulmuştur[68].
 
Günümüzde Avrupa

Soğuk Savaştan sonrası

400px-Sarajevo_1996_destroyed_apartment.jpg


Bosna Savaşı sırasında Saraybosna

Soğuk Savaş'ın sona ermesi Doğu Avrupa'da baskı altında tutulmuş bazı milliyetçilik hareketlerinin tekrar ortaya çıkmasına neden oldu.

Çekoslovakya 1 Ocak 1993'de barışçı bir şekilde bölünerek Çek Cumhuriyeti ve Slovakya adı altında iki ülkeye ayrıldı.

Yugoslavya’nın Dağılması ise kanlı oldu. 1992-1995 arasındaki Bosna Savaşı'nda 50.000 civarında insan öldü ve yüzbinlerce insan göçe zorlandı[69].

Savaş ancak NATO'nun Deliberate Force Operasyonu sonucu sona erdi.

Yugoslavya'da ortaya çıkan bir başka etnik sorun da Sırbistan'a bağlı özerk Kosova bölgesinde oldu.

1990'da Sırbistan Kosova'nın özerkliğini kaldırınca nüfusun çoğunluğunu oluşturan Arnavutlar bağımsızlık istediler.

Arnavutlara karşı Yugoslav ordusunun yürüttüğü operasyon 1998-1999 Kosova Savaşına yol açtı.

Yugoslavya'nın sivil halka uyguladığı şiddeti engellemek için 22 Mart - 11 Haziran 1999 arasında NATO uçakları Sırbistan'daki bazı hedefleri bombaladılar. Yugoslavya barış istedi ve böylece Kosova'daki savaş sona erdi[70] .

Savaş suçluları için Lahey'de Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi kuruldu.

Yugoslavya'da işlenen savaş suçlarından yargılanan Slobodan Miloseviç, 11 Mart 2006'da Lahey'de öldü. Bosna Kasabı olarak da bilinen Radovan Karadžić ise 21 Temmuz 2008'de yakalandı.[71]

Ratko Mladiç ise 26 mayıs 2011'de Sırbistan’ın kuzeyindeki Voyvodina özerk bölgesine bağlı Zrenyanin kenti yakınlarındaki Lazarevo köyünde, Sırbistan istihbarat servisi ve özel polis timlerince gözaltına alındı. 17 Şubat 2008 tarihinde Kosova bağımsızlığını ilan etti.

400px-Zhinval8a.jpg


8 Ağustos 2008 tarihindeki Rusya ve Gürcistan çatışmaları sırasında yanan Gürcü T-72 tankları.[72]

Sovyetler Birliği'nin cumhuriyetlerinin dağılması ise daha kanlı olmuştur. 1988'de Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'ne bağlı Dağlık Karabağ Özerk Oblastı'nın Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'ne bağlanmasını isteyen Ermeniler ile bunu kabul etmeyen Azeriler arasında Karabağ Savaşı çıktı.[73]

1991'de Sovyetler Birliği resmen dağılıp yerine Bağımsız Devletler Topluluğu kurulmasının hemen ardından Azerbaycan Cumhuriyeti ile Ermenistan Cumhuriyeti arasındaki savaş sıcak çatışmaya dönüştü.

Savaş öncesinde ve etnik çatışmaların sıcak savaşa dönüşmesi yüzünden Sumqayıt Pogromu, Kirovabad Pogromu, Bakü Pogromu gibi pogromlar, Hocalı Katliamı ve Maragha Katliamı gibi katliamlar yaşanmıştır. 1992'de Dağlık Karabağ Cumhuriyeti bağımsızlığını ilan etti.

Ermenistan ve Dağlık Karabağ Cumhuriyeti savaştan galip çıktı.

Mayıs 1994'te Azerbaycan ve Ermenistan arasında ateşkes sağlandı, hemen ardından Karabağ sorunu'nun çözümü için AGİT Minsk Grubu kuruldu.

Bu sorun günümüzde de devam etmektedir. 1990'da Transdinyester ve Gagavuzya bağımsızlıklarını ilan ettiler. 1992'de Moldova'da Transdinyester Savaşı çıktı.

1994'te Gagavuzlara özerklik verildi. Bu da eski SSCB'de çözülen tek etnik sorundur. 1992 sonlarına doğru Oset-İnguş Çatışması çıktı. 1994-1996 arasında Birinci Çeçen Savaşı ve 1999'da İkinci Çeçen Savaşı yaşandı.

Eski SSCB'de ortaya çıkan bir başka etnik sorun da Abhazya ve Güney Osetya'dır. Aynı tarihlerde Gürcistan İç Savaşı çıktı.

Politik karmaşalar içindeki Gürcistan, bir yandan Abhaz bir yandan da Oset ayrılıkçılarla savaşmak zorunda kalmıştır.

Savaş sonunda Abhazya ve Güney Osetya bağımsızlıklarını ilan ederler.

Daha sonra Gürcistan ile Abhazya ve Güney Osetya arasında 1998, 2004 ve 2008 yıllarında çatışmalar çıkmıştır.

2008 Güney Osetya Savaşı'ndan sonra Rusya, Nikaragua, Venezuela ve Nauru, Abhazya ve Güney Osetya'yı tanımıştır.
 
Avrupa Birliği


Avrupa Birliği'ne üye ülkeler
Arnavutluk
Avusturya
Beyaz Rusya
Belçika
Bosna-
Hersek
Bulgaristan
Hırvatistan
Kıbrıs
Çek
Cum.
Danimarka
Estonya
Finlandiya
Fransa
Almanya
Yunanistan
Macaristan
İzlanda
İrlanda
İtalya
Letonya
Litvanya
Lüksemburg
Makedonya
Malta→
Moldova
Karadağ
Hollanda
Norveç
Polonya
Portekiz
Romanya
Rusya Federasyonu
Sırbistan
Slovakya
Slovenya
İspanya
İsveç
İsviçre
Türkiye
Ukrayna
Birleşik
Krallık

300px-Eurotower_in_Frankfurt.jpg


Eurotower (Frankfurt)

Avrupa ülkelerinin siyasi ve ekonomik açılardan birleşmesini öngören Avrupa Birliği düşüncesinin temelleri 1951'de imzalanan Paris Antlaşması ile atıldı. Bu antlaşmayla kurulan Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu'nun kurucu üyeleri olan Belçika, Almanya, Fransa, Hollanda, Lüksemburg ve İtalya 6 yıl sonra 25 Mart 1957 tarihinde Roma Antlaşmasını imzalayarak Euratom olarak da adlandırılan Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu'nu kurdular[74].

Bu anlaşma ile aynı zamanda Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) kurulmuş oldu[75].

1958'de yürürlüğe giren Roma Antlaşması üye ülkeler arasında önce gümrük birliğini, yani malların gümrük vergisi ödenmeksizin üye ülkeler arasında serbestçe alınıp satılmasını öngörüyordu.

1972'de İngiltere, Danimarka ve İrlanda tam üye olarak topluluğa girdi[76]. 1981'de Yunanistan, 1985'te de Portekiz ve İspanya topluluğa katıldı. 14 Haziran 1985 tarihinde 5 üye ülke aralarında sınır kontrollerini kaldırmayı amaçlayan Schengen Antlaşmasını imzaladılar.

Giderek topluluğun amaçlarına tarım, ulaştırma, rekabet gibi diğer birçok alanda ortak politikalar oluşturulması, ekonomik politikaların yakınlaştırılması, ekonomik ve parasal birlik kurulması, ortak bir dış politika ve güvenlik politikası oluşturulması gibi hedefler de eklendi. 1992'de imzalanan Maastricht Anlaşması günümüzdeki anlamda Avrupa Birliği'ni kuran antlaşma sayılmaktadır[77] .

21. yüzyıla girerken Avrupa Birliği'nin genişlemesi süreci tekrar ivme kazandı. Çoğu Soğuk Savaşın sona ermesiyle bağımsızlıklarını kazanan 10 adet Doğu Bloku ülkesi 2004'de birliğe katıldı[78]. Üç yıl sonra Bulgaristan ve Romanya da birliğe girdi.

Günümüzde Avrupa Birliği 27 Avrupa ülkesinin üye olduğu büyük bir ekonomik ve siyasi işbirliği örgütüdür. Şu aşamada üyeliğe aday ülkeler Hırvatistan, Makedonya Cumhuriyeti ve Türkiye'dir. Arnavutluk, Bosna-Hersek, Karadağ, Sırbistan, İzlanda ve Kosova da resmi adaylardır[79][80].

İsviçre'nin 1992'de, Norveç'in 1972 ve 1994 yıllarındaki referandumlarında üyeliğe hayır cevabı çıkması nedeniyle şu anda bu iki ülkenin üyelik görüşmeleri askıdadır.

Andorra, Lihtenştayn, Monako, San Marino ve Vatikan'nın Avrupa Birliği ile çok sıkı bağlantıları vardır ve birliğe üye olabilmeleri mümkün olduğu halde üyelik süreçleri gündemde değildir.

Azerbaycan, Beyaz Rusya, Ermenistan, Gürcistan, Moldova, Rusya ve Ukrayna’nın birlik ile ilişkileri gelişmektedir ama üyelik görüşmeleri henüz gündemde değildir.
 
Geri