Atatürkçülük ve Atatürk'e Saygı

Konu sahibi son olarak 2627 gün önce görüldü
Atatürkçülük ve Atatürk'e Saygı

Ulusal Bağımsızlık Savaşımızdan sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti, tarih boyunca Anadolu'da yaşamış çeşitli uygarlıklardan gelmiş ve farklı etnik kimliklere sahip insanları aynı bayrak altında ve ortak ülkü etrafında toplayabilmiş, demokratik bir devlet çatısı altında bir arada hür ve kardeşçe yaşamalarının olanağını yaratmıştır.

Yaklaşık l000 yıldır aynı topraklar üzerinde birlikte yaşayan insanları millet yapan temel unsurlar, süreç içerisinde oluşturdukları ortak kültür, özgürlükçü ve demokratik anlayıştır.

Milletimizi bölünmez ve bütün olarak bir arada tutan Atatürk İlkeleri ile özetlenebilecek değerlerdir.

Bu ilkelere ek olarak, iyi niyet, hoşgörü, vatansever ve dirayetli devlet adamlığı, çağdaş teknoloji ve bilgi düzeyinin izlenmesine olanak veren ortak bir eğitim sistemi bütün demokratik rejimlerin yaşamsal gereksinimleridir.

Hangi rejimde olursa olsun, siyasal bağımsızlığın diğer bir koşulu da ekonomik bağımsızlıktır.

Son yıllarda, çağdaş demokratik rejimlerin vazgeçilmez unsurları olan merkez sağ ve sol görüşlerin başarılı bir ekonomik ve siyasal yönetim gösterememiş olmasının yanı sıra, erdemli devlet ve siyaset adamlarının giderek azalması, toplumumuzun değer yargılarında yıpranmalara, bireylerin sisteme ve devlete olan güveninin sarsılmasına yol açmıştır.

Bunun sonucu olarak; rejim karşıtı, bölücü, ve ırkçı radikal unsurlar güçlenmeye başlamıştır.

Vatanseverlik, yardımseverlik, erdemlilik, bilim ve bilgiye saygı ve namus gibi toplumumuzu yüce kılan ortak değer yargılarımızın yıpranması, din gibi toplumumuz için çok önemli kutsal değerlerin günlük politikalar içine çekilerek kirletilmesi, ülke bütünlüğümüzü sarsacak noktalara gelinmesine yol açmıştır.

Devlet içinde ve sivil toplum örgütlerinde, iç ve dış bölücü çıkar çevrelerinin de desteğiyle alabildiğine yayılan anti-demokratik görüşler, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundaki temel yapı taşlarını yerinden sökerek Milletimizin bölünmesine çalışılır olmuştur.

Ülkemizi yönetenlerin bedevi çadırlarında hakarete mağruz kalmayı hazmedecek kadar alçalabildiği, dünya basınında Ülke Bütünlüğümüzün tartışılmaya başladığı, rejimin ve Devletin her vesile ile yıpratıldığı, din bezirganlarının şeriat adına, yarı aydın sahte cumhuriyetçilerin ise globelleşme adına göz yumduğu sınırlarımız içinde bölünmez bütünlüğümüz ilkesinin yıpratılmaya çalışıldığı sürece DUR diyen, gene Atatürk ilkelerine, yasalarına yürekten bağlı sivil ve askeri kurum ve kuruluşlar olmuştur.

Yurtdışı kaynaklardan da beslenen Gerici ve bölücü tehlikenin henüz ortadan kalkmadığı şu günlerde; bizi hür ve çağdaş Uygarlıklar düzeyine ulaştırmayı hedefleyen, bizlere katı dogmalar yerine akıl ve bilim yolunu gösteren Atatürk İlke ve Devrimlerine daha çok sahip çıkmak her vatanseverin öncelikli görevi olmalıdır.

Hilafetin yıkılmasından bu güne kadar, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin karşısında yer alan ve fırsat buldukça kuyusunu kazmaya çalışan gerici ve şeriatçı grupların Atatürkçülüğü yıpratmaya çalışması yeni bir şey değildir.

Ancak son yıllarda bu kesime, Toplumumuzda çok yaygın olan okumuş cahil ya da yarı aydın kesim de katılarak Atatürkçülüğün günümüz koşullarında Ülkemiz gerçekleriyle bağdaşmadığı ve aşılmasının gerektiğini, hatta Atatürkçülüğün çağ dışı bir ideoloji olduğunu ileri sürmeye başlamışlardır.

Çağımız akıl ve bilim çağıdır. Bilim ve teknoloji gelişmiş ülkelerin yürütücü kuvveti ve bir anlamda motoru haline gelmiştir.

Ekonomik ilerleme toplumsal refahın ve demokrasi anlayışının gelişmesine olanak sağlamaktadır.

Milletimize çok daha önceden, daha 1924 yılı 30 ağustosunda, Efendiler, artık yurt bayındırlık istiyor; zenginlik ve gönenç istiyor.

Bilim ve beceri, yüksek uygarlık, özgür düşünce ve özgür kafa istiyor.

diyerek özgür düşünce ve bilimin meşalesini yol gösterici ışık olarak gösteren büyük Önder'in düşünce ve ilkelerinin aşılması, bir arabanın kendi motorunu geçmesinden farksızdır.

Atatürkçülüğü aşmak adına ilkelerinden vazgeçmemiz; akıl yolunu, bilim yolunu terketmemiz, aynı benzetme ile arabanın motorunu durdurup önüne öküz koşmamıza benzetilebilir.

Bugünümüz ve hatta yakın geleceğimiz açısından bakıldığında, Atatürkçülüğü yalnızca Türk toplumu için değil, bütün dünya toplumlarının barış ve birlik içinde yaşamalarının temel koşulu olduğu bugün daha iyi anlaşılmaktadır.

Türk Milletine benzer yapısal özellik gösteren topluluklar, aklın ve bilimsel düşüncenin gereği olan bu ilkeleri kendi ülkelerinde halen uygulayarak dünyanın en gelişmiş ülkeleri durumuna gelebilmiştir.

Etnik yapıları çeşitlilik gösteren farklı toplumlarda ise bu ilkelerle çelişen uygulamaların parçalanmalara yol açtığı açıkça görülmektedir.

Atatürk ve Atatürkçülüğü kendi bildiklerince yorumlamaya kalkan diğer bir ortayolcu kesim ise, en az şeriatçılar kadar yıpratıcı olmaktadır.

Bir bütün olan Atatürkçü anlayışın yalnız bir kısmını ön plana çıkartarak yapılan bu yorumlara en çarpıcı örnek, "ben şeriatçı değilim" diyemeyen sözde anayasal siyasi bir partinin eski liderinin bile, "Atatürk yaşasaydı O da bizim partiye üye olurdu" diyebilmesidir.

Atatürkçülük; kişilerin yorumlarına dayalı olarak tanımlanabilecek bir düşünce tarzı değildir. İnsanların bir arada; hür, kardeşce, barış içerisinde, aralarında ayrım olmaksızın yaşayabilmelerinin, vatandaşı oldukları ülkenin birlik ve beraberliğini koruyarak uygarlık düzeyini yükseltmelerinin ve bu yolla uluslararası düzeyde saygın bir yer edinilmesinin gerek ve temel koşullarını bir araya getiren bir temel öğreti olup, özü ATATÜRK İLKELERİ 'nde belirtilmiştir.

Bir arada ve birbirinin bütünleyicisi olarak düşünülmesi gereken Atatürk İlkelerinden, Atatürkçü düşüncenin temeli sayılan Cumhuriyetçilik, aynı topraklar üzerinde bir arada yaşayan insanların kendi kendilerini yönetmeleri, yönetim üzerinde toplumsal iradeleriyle söz sahibi olabilmeleri, ayrımcı ya da ırkçı yaklaşımlarda bulunmamaya özen göstermeleridir.

Atatürkçü Milliyetçilik ise milletçilik, kısaca milletini sevmek ve o milletin bir ferdi olmaktan onur duymaktır.

Vatanımız dediğimiz bu topraklarda yaşayan insanlarımızın tümünün oluşturduğu Milletimizi, ümmetçilik ya da ırkçılık gibi çağ dışı düşüncelerin dışında, bir arada tutmaya yönelik temel ilke olarak ele almak gereklidir.

Atatürk, Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye Halkına Türk Milleti denir diyerek ulus milliyetçiliğini ifade etmiştir.

Huzur, refah ve ilerleme içerisine olan ülkelerin, yakın ve uzak çevresindeki ülkeler tarafından taciz, tehdit ve hatta işgal edilebilecekleri inkar edilemeyecek bir gerçektir.

Bu tür düşmanca düşüncelere karşı güçlü bir devlet vazgeçirici bir unsur olacaktır.

Devletin kendi toplumunun varlığı ve güvenliği için ekonomik, askeri ve siya-sal yönden güçlü olmasının önemi tüm dünyada giderek daha iyi anlaşılmaktadır.

Atatürk Devletçiliği, kişi hak ve özgürlükleriyle barışın güvencesi olan güçlü bir devletten yana olmak demektir.

Bireyci olmak yerine örgütlü toplumcu olmak, toplumun en üst örgütü olan devletci olmak, gereğinde yurtseverce fedakarlıkta bulunmanın temeli olmuştur.

Her türlü yeniliğe, çağdaşlaşmaya açık olmak, toplumsal ve bilimsel değer yargılarımızı gelişen dünya koşullarından soyutlamamak ve köhnemiş kurumlarımızı ya da anlayışlarımızı atmak olarak özetlenebilen Devrimcilik Ülkemizde ne yazık ki Atatürk'ten sonra uygulanamamıştır.

Dogmalar ve mutlak kalıplardan kaçınan Kemalist ideoloji, sürekli devrimler yoluyla daima en yenilikçi ve ilerici çözümlere ve yöntemlere erişmenin yollarını açmıştır.

Ancak Atatürkçülüğü benimsemiş olduğunu söyleyen çevreler bile, yalnızca Atatürk'ün sağlığında yaptıklarını ve söylediklerini savunarak statükoculuktan ya da bir çeşit tutuculuktan kurtulamamışlardır.

Değişen dünya koşullarında en ileri çözümleri, yeni söylemleri üretemeyen siyasal yönetimler sonucu, çağdaş değerlerin ve evrensel refah seviyesinin gerisinde kalınmıştır.

Gerici güçlerin etkisiyle yıkılmak istenen özgürlükçü ve demokratik Rejimimizin sürdürülmesinde laikliğin önemi giderek daha iyi anlaşılır olmuştur.

Toplumlar içinde her türlü inanca sahip insanlar bulunabilir, çoğu insanın en duyarlı olduğu ve ödün veremeyeceği konu olan dini inanç, kişilerle inandıkları tanrıları arasındadır.

Bir devletin herhangi bir din ya da mezhebi resmen koruması ya da benimsemesi, diğer inanışlardan olan insanları devletlerinden soğutur.

İlk çağlardan bu yana dinler ve mezhepler arasında savaşlar ve çatışmaların eksik olmadığını biliyoruz.

Devletlerin bütünleştirici ve birleştirici işlevlerini yerine getirebilmeleri onların din-mezhep inançlarından uzak kalmalarına bağlıdır.

Kaldı ki, Ülkeler gelişen dünya koşullarına bağlı olarak, değişen yasalar ve ilkeler çerçevesinde yönetilmek zorundadır.

Oysa dini düşünceler ve inançlar zamanla değişime uğramazlar. l500 ya da 2000 yıl önceki dini inançların halen geçerli olması mümkünken, ülkelerin l00 yıl önceki gibi dahi yönetilmeye tahammülü yoktur.

Atatürk İlkelerinin; yalnız bugünkü ülke gerçekleri değil, bugünkü dünya gerçekleri de göz önüne alındığında çok doğru, çağdaş millet olmak için vazgeçilmez unsurlar olduğu görülmektedir.

Atatürk'ten habersiz toplumlar bile, Atatürkçü İlkeler paralelinde refah içinde hatta dünyanın süper gücü olarak yaşarken, milletçiliği değil ırkçılığı, laikliği değil dini toplum olmayı, yenilikçiliği değil yobazlığı benimsemiş Ülkelerin içinde bulundukları durumu bugün daha iyi görmek ve Atatürk'ü daha iyi anlamak mümkündür.

Devlet ve millet olarak; uygarlıkta ileri gidebilmiş olan, çağı belirleyen ülkelerin görgü ve bilgilerini, yaşama yaptıkları katkıları izlemek, benimsemek, geriye değil ileriye dönük olmak olan çağdaşlaşma Toplumumuzun en önemli sosyolojik ve ekonomik hedefi olmalıdır.

Ülkemizin çağdaşlaşması; vatansever, ilerici ve çalışkan insanlarımızın nüfusumuza oranla çoğalması, bu tür düşünceye sahip insanların Devlet tarafından kollanması, gerici, antilaik, ırkçı ve dolayısıyla bölücü veya çağ dışı zihniyetlere sahip unsurların giderek elenmesi, bilim ve teknoloji alanında büyük adımlar atılabilmesi için gerekli kaynakların ayrılması, düşünen, konuşan ve uygarca tartışan, kendisi ve ülkesi için daha iyiyi isteyen nesillerin yetiştirilmesine bağlıdır.
 
İşgaldeki hali sakın unutma
Atatürk´e dil uzatma sebepsiz
Sen anandan yine çıkardın amma
Baban kimdi bilemezdin şerefsiz

Neyzen TEVFİK
 
Övmek yerine bir gün anlasaydık biz seni
Bin Kemal doğardı, aratmazdık hiç seni
Yarın haykıracak elbet şu gençliğin gür sesi
Gel Kemal`im gel ülken arıyor seni

İbrahim SEVİNDİK
 
Dünyada ülkesini savaşta zafere kavuşturan birçok komutan var. Milletini daha ileri bir toplum yapmak için çalışmış birçok önder de var. Ama yokluk ve yoksulluk içinde her ikisini de birden başarmış tek bir lider var; O da Kemal Atatürk'tür.

Turgut ÖZAKMAN
 
Saygı ve sevgi kişiseldir. Ancak hak edene verilir. Bu açıdan Atatürk ne saygım var ne sevgim..

Ancak Atatürkçülerin Atatürkü sevme özgürlüğüme saygım sonsuzdur. Ben özgürlüklere saygı duyarım :)
 
Saygı ve sevgi kişiseldir. Ancak hak edene verilir. Bu açıdan Atatürk ne saygım var ne sevgim..

Ancak Atatürkçülerin Atatürkü sevme özgürlüğüme saygım sonsuzdur. Ben özgürlüklere saygı duyarım :)

saygısı sevgisi olan insanların içerisinde kulaktan dolma bilgilerle karalama yapmakta yobazlıktır.
 
Çanakkale'de yedi düvel'e karşı Allah yolunda İslam için savaşan halkımız, Selanikli sayesinde maalesef Laik bir devlete kavuştu.
 
Sen Burayı Okusana


Anadolu topraklarını düşman işgalinden kurtaran ve Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk; Özellikle son zamanlarda “bazı kesimlerin” ima etmeye çalıştığı gibi “dine karşı ve din düşmanı” bir insanı mıydı?

Atatürk ve din ilişkisi yıllardır tarşıla gelen bir konu olmuş, Atatürk’ün çağdaş bir Türkiye yaratmasının temellerini oluşturan devrimleri ise günümüzde dahi tartışılmakta ve “suiistimaller” yapılmaktadır. Atatürk’ün “din konusuna” bakışını iyi anlamak için iki konunun dikkatlice araştırılması ve takip edilmesi gerekmektedir.

Birinci konu; Atatürk’ün din konusunda görüş ve düşünceleridir.

Atatürk’ün din anlayışını bizzat kendisinin bu konuda verdiği söylev ve demeçlerine bakarak değerlendirmek gerekmektedir. Ulu Önder’in bu konuda birçok açıklamaları olmuş, çeşitli vesilelerle din konusundaki görüşlerini de açıkça topluma iletmiştir.

“Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine son derece saygılıyız. Düşünüşe ve düşünceye karşı değiliz. Biz sadece, din işlerini millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kasıt ve eyleme dayanan körü körüne yapılan hareketlerden sakınıyoruz. Yobazlara asla fırsat vermeyeceğiz”.

Atatürk bu açıklamasıyla dine ve inanan insanlara saygılı olduklarını , ancak; yobaz hareketlere, özelliklede din ile devlet işlerini birbirine karıştıranları, yani dini siyasete alet edenlere karşı savaşacaklarının altını özellikle çizmektedir.

Atatürk’ün din anlayışının temelinde, “saflık, temizlik ve sadelik” hâkimdir. İslam’a sonradan girmiş her türlü hurafe, safsata ve boş inançlara karşı “akılcı bir din” anlayışı benimsemiştir.

Atatürk bu konuda ki düşüncelerini de 29 Ekim 1923 tarihinde kendisiyle görüşen Fransız muhabir Pernot’a verdiği demeçte;

“Türk milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır, demek istiyorum. Dinimize bizzat hakikate nasıl inanıyorsam, buna da öyle inanıyorum. Bi*lime karşı, gelişmeye karşı hiçbir şey ihtiva etmiyor. Hâlbuki Türkiye’ye istiklalini veren bir Asya milletinin içinde daha karışık, ya*pay, batıl inançlardan ibaret bir din daha vardır. Fakat bu cahiller, bu acizler sırası gelince, aydınlanacaktır.Onlar ışığa yaklaş*mazlarsa kendilerini yok etmeye mahkûm etmişler demektir. Onları kurtaracağız.” Sözleriyle de “cahil ve acizlerle” mücadele edileceğini işaret etmiştir.

Atatürk verilecek mücadelenin temelinde ise dine sonradan katılan hurafeler ve yobazlıklar olduğunu iyi bildiği için işe öncelikle Kur’anı Kerimi milletin iyi anlaması ve kavramasına ihtiyaç duyulduğunu düşünerek kutsal kitabın “Türkçe Mealinin” yazılmasına karar vermiştir.

21 Şubat 1925 Tarihinde Mecliste “Kur’an-ı Kerimin meal ve tefsirinin, hadisi şerif tercümelerinin” devlet imkânlarıyla yaptırılması için talimat vermiştir.

Çanakkale'de yedi düvel'e karşı Allah yolunda İslam için savaşan halkımız, Selanikli sayesinde maalesef Laik bir devlete kavuştu.
 
Sen Burayı Okusana


Anadolu topraklarını düşman işgalinden kurtaran ve Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk; Özellikle son zamanlarda “bazı kesimlerin” ima etmeye çalıştığı gibi “dine karşı ve din düşmanı” bir insanı mıydı?

Atatürk ve din ilişkisi yıllardır tarşıla gelen bir konu olmuş, Atatürk’ün çağdaş bir Türkiye yaratmasının temellerini oluşturan devrimleri ise günümüzde dahi tartışılmakta ve “suiistimaller” yapılmaktadır. Atatürk’ün “din konusuna” bakışını iyi anlamak için iki konunun dikkatlice araştırılması ve takip edilmesi gerekmektedir.

Birinci konu; Atatürk’ün din konusunda görüş ve düşünceleridir.

Atatürk’ün din anlayışını bizzat kendisinin bu konuda verdiği söylev ve demeçlerine bakarak değerlendirmek gerekmektedir. Ulu Önder’in bu konuda birçok açıklamaları olmuş, çeşitli vesilelerle din konusundaki görüşlerini de açıkça topluma iletmiştir.

“Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine son derece saygılıyız. Düşünüşe ve düşünceye karşı değiliz. Biz sadece, din işlerini millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kasıt ve eyleme dayanan körü körüne yapılan hareketlerden sakınıyoruz. Yobazlara asla fırsat vermeyeceğiz”.

Atatürk bu açıklamasıyla dine ve inanan insanlara saygılı olduklarını , ancak; yobaz hareketlere, özelliklede din ile devlet işlerini birbirine karıştıranları, yani dini siyasete alet edenlere karşı savaşacaklarının altını özellikle çizmektedir.

Atatürk’ün din anlayışının temelinde, “saflık, temizlik ve sadelik” hâkimdir. İslam’a sonradan girmiş her türlü hurafe, safsata ve boş inançlara karşı “akılcı bir din” anlayışı benimsemiştir.

Atatürk bu konuda ki düşüncelerini de 29 Ekim 1923 tarihinde kendisiyle görüşen Fransız muhabir Pernot’a verdiği demeçte;

“Türk milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır, demek istiyorum. Dinimize bizzat hakikate nasıl inanıyorsam, buna da öyle inanıyorum. Bi*lime karşı, gelişmeye karşı hiçbir şey ihtiva etmiyor. Hâlbuki Türkiye’ye istiklalini veren bir Asya milletinin içinde daha karışık, ya*pay, batıl inançlardan ibaret bir din daha vardır. Fakat bu cahiller, bu acizler sırası gelince, aydınlanacaktır.Onlar ışığa yaklaş*mazlarsa kendilerini yok etmeye mahkûm etmişler demektir. Onları kurtaracağız.” Sözleriyle de “cahil ve acizlerle” mücadele edileceğini işaret etmiştir.

Atatürk verilecek mücadelenin temelinde ise dine sonradan katılan hurafeler ve yobazlıklar olduğunu iyi bildiği için işe öncelikle Kur’anı Kerimi milletin iyi anlaması ve kavramasına ihtiyaç duyulduğunu düşünerek kutsal kitabın “Türkçe Mealinin” yazılmasına karar vermiştir.

21 Şubat 1925 Tarihinde Mecliste “Kur’an-ı Kerimin meal ve tefsirinin, hadisi şerif tercümelerinin” devlet imkânlarıyla yaptırılması için talimat vermiştir.
İşte Selanikli'nin din anlayışı camii ve meal. Oysaki Müslümanların devlet nizamı ve makamı olan ve de ümmeti bir bayrak altında toplayan Hilafeti kaldırmış.
Demokrat bir halkın demokrasisini kaldırsan ne olur?
 
Sen ve senın gıbıler zıhnıyetlerın işinıze gelince demokrasi demelerı ve işlerıne gelmeyınce de Demokrasi`nin D sınden Bahsetmelerı nasıl bir duygu pekı

hilafet olsaydı sen yene demokrasiden bahsedecekmıydın pekı .

işine gelen kısmı tirnak ıcersınde cımbızla cekıp verme .

21 Şubat 1925 Tarihinde Mecliste “Kur’an-ı Kerimin meal ve tefsirinin, hadisi şerif tercümelerinin” devlet imkânlarıyla yaptırılması için talimat vermiştir.


Türk milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır, demek istiyorum. Dinimize bizzat hakikate nasıl inanıyorsam, buna da öyle inanıyorum. Bi*lime karşı, gelişmeye karşı hiçbir şey ihtiva etmiyor. Hâlbuki Türkiye’ye istiklalini veren bir Asya milletinin içinde daha karışık, ya*pay, batıl inançlardan ibaret bir din daha vardır. Fakat bu cahiller, bu acizler sırası gelince, aydınlanacaktır.Onlar ışığa yaklaş*mazlarsa kendilerini yok etmeye mahkûm etmişler demektir. Onları kurtaracağız.” Sözleriyle de “cahil ve acizlerle” mücadele edileceğini işaret etmiştir.



acaba savunduğüm hılafet olsaydi. o zamanda demokrası dıye cırpına bilirmıydın .
İşte Selanikli'nin din anlayışı camii ve meal. Oysaki Müslümanların devlet nizamı ve makamı olan ve de ümmeti bir bayrak altında toplayan Hilafeti kaldırmış.
Demokrat bir halkın demokrasisini kaldırsan ne olur?
 
önce hilafet dedin sonra demokrasi dedın şimdı sosyalist diyorsun. hocam hayırdır. sızın 80 li yıllarında Marksizm-Leninizm ı savunan 1990 larda pkk li olan 2000 lerde cumhırıyetcı olan 2010 larda ulusalcı ve ergenekoncu olan ve şuan Akp`nin bağrağinı en ön safta sallayan Doğu Perincek ile bir yakınliğin varmı.

sen önce ne demek ısdedin

Hilafet mı ?

demokrasi mi ?

Sosyalizim mi :)


sana ıyı forumlar .

Yanlış anlamışsın, Demokrasi diye bir derdim yok, şöyle diyelim: Sosyalist bir halkın sosyalizmini kaldırdın mı, ne olur?
 
Yanlış anlamışsın, Demokrasi diye bir derdim yok, şöyle diyelim: Sosyalist bir halkın sosyalizmini kaldırdın mı, ne olur?

Kimse dinini yaşayamadı diye dram yapacaksan hiç tavsiye etmem.
Başta Atatürk olmak üzere o zaman ki devlet idaresi dini tam olarak anlayın hacı hoca geçinen hırsızların peşine takılmayın diye çabalamıştır. Ezan yasaklandı demeni de tavsiye etmem ezanın türkçe okunmasına karar verildiği arapça okuyanlara cezalar verildi.

Dini bildiğini iddia edenler yüzünden daha temmuz ayında 200 den fazla insan öldü.
 
önce hilafet dedin sonra demokrasi dedın şimdı sosyalist diyorsun. hocam hayırdır. sızın 80 li yıllarında Marksizm-Leninizm ı savunan 1990 larda pkk li olan 2000 lerde cumhırıyetcı olan 2010 larda ulusalcı ve ergenekoncu olan ve şuan Akp`nin bağrağinı en ön safta sallayan Doğu Perincek ile bir yakınliğin varmı.

sen önce ne demek ısdedin

Hilafet mı ?

demokrasi mi ?

Sosyalizim mi :)


sana ıyı forumlar .
Anlayamayacağınızı hesaba katmadım. Seviyeyi biraz daha aşağı çekip şöyle izah edelim. Geneli Müslüman olan ve içinde zımmi hukukuna tabii olan gayri müslim tebayı barındıran Osmanlı'da son dönemde İslam medeniyeti bozulmuştu.
Selanikli bozulan İslam medeniyetini düzeltip kendini Halife ilan edebilirdi. %99'u müslüman olan Türk milletine yakışacak olan idare şekli de tabii ki bu olacaktı. Ama Atatürk ne yaptı? Kur'an ve Sünnet'e sırtını çevirip, muasır medeniyetlerin! yönetim biçimini aldı. Ve bunlara, yeni icat etmiş gibi kendisinin ilke ve inkılapları ismini verdi.
Kısaca %99'u müslüman olan Türk halkının başında İtalyan ceza kanunu, Alman ticaret kanunu, İsviçre-Fransa medeni kanunu. Bu halklar kimlerden oluşuyor. Hristiyanlar. Yani %99'u müslüman olan Türk halkının başında Hristiyan kanunları(yönetimi).
Tersini düşünecek olursak: %99'u Hristiyan olan bir halkın başında İslam kanunları(yönetimi) olsa doğru ve isabetli olur mu? Elbette olmaz. Hristiyanların başında başka yönetimi caiz görmeyenler, müslümanların başında bambaşka bir yönetimi caiz görüyorlar. Çok yaman bir çelişki. İşte Atatürk bu duruma düştü.
 
Çanakkale'de yedi düvel'e karşı Allah yolunda İslam için savaşan halkımız, Selanikli sayesinde maalesef Laik bir devlete kavuştu.
Laikliği dötünden anlayanlar, daha ne için savaşıldığını bilmeyen ve M.Kemal ATATÜRK demekten aciz varlıklar kurulan laik devletten her zaman rahatsız olmaya devam edecektir.

bu ileti düdüklü tenceremden Tapatalk kullanılarak gönderildi.
 

Laikliği dötünden anlayanlar, daha ne için savaşıldığını bilmeyen ve M.Kemal ATATÜRK demekten aciz varlıklar kurulan laik devletten her zaman rahatsız olmaya devam edecektir.

bu ileti düdüklü tenceremden Tapatalk kullanılarak gönderildi.
Sen çok iyi anlamışsın. Osmanlı askeri Çanakkale'de laiklik için mi mücadele edip şehid düştü?
Şehidlik nedir onu da bilmezsin.
 
Şimdı bu benım son postum senın yazdıklarına kelımesı kelimesıne cevap verecem. sanırım sen aliştın Mustafa Kemal ATATÜRK `ü kabul etmemeye .


Önce O Selanıklı değil senın Ermeni olmadiğin gibi. Eğer Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK selanikliyse sende Ermenisin. Ayrica halifelik kurmadı . Mustafa Kemal Seni doğuran ANNE`yi hesaba katarak Türkiye Cumhuriyetini kurdu
HTML:
Selanikli bozulan İslam medeniyetini düzeltip kendini Halife ilan edebilirdi.
işine gelince müslumansın olmadı demokratsın lafa gelınce sosyalistın . Ama sen bence hicbırseysın.

%99 müsluman ülkeyız evet şuan`ki Cumhurıyet pardon nerenıze değdide bu kadar acitti seni . 5 Gundur ATATÜRK Düşmanliği yapiyorsun.
HTML:
  %99'u müslüman olan Türk milletine yakışacak olan idare şekli de tabii ki bu olacaktı. Ama Atatürk ne yaptı?


HTML:
Ama Atatürk ne yaptı?

ANNE ve BABA`ni tanımana vesile oldu. 1990 yılında Körfez savası ve bununla beraber Suriye mısır tunus libya`da yasanan Arap baharı ve bununla yaşanan iç savasta kac tane babasız cocuk dunyaya geldi. Veya babasını bilmeyen cocuk

İşte Mustafa kemal ATATÜRK Sana ve seni doğuran Anneyı hesaba katarak bağimsizlik mucadelesı vermısdır.

HTML:
 Kur'an ve Sünnet'e sırtını çevirip, muasır medeniyetlerin! yönetim biçimini aldı

Çarpılacaksın .


Ramazanlarda Kadir gecesi ağzına kadehini koymazdı… Kadir geceleri sofra bile kurdurmazdı. Saygısı büyüktü. Bazen Mevlit dinlediği de olurdu. Miraç bölümünde, ‘Gerçeklere çıktı Mustafa’ denince gözleri yaşarırdı. O zaman hemen kolonya götürürdük. İnanışı samimiydi. Bence Allah’a inanıyordu.”

Atatürk otuz ramazan geceleri başta Saadettin Kaynak Hoca olmak üzere o devrin hafızları olan Hf. Yaşar, Hf. Zeki, Hf. Küçük Yaşar, Hf. Burhan, Hf. Hayrullah beyleri davet ederdi ki bu hafızlardan Hafız Yaşar aynı zamanda Cumhurbaşkanlığı Alaturka Müzük Şefi’ydi. 1930 yılında emekli oldu. Ama ölene kadar hep Atatürk’ün yanındaydı. Soyadı Kanunu çıkınca Atatürk ona ‘Okur’ soyadını vermiştir. Atatürk davet ettiği bu hafızlardan tek tek din konusunda bilgiler alırdı. Ayrıca çok üzerinde durduğu Türkçe Kuran’ı Kerim hakkında görüşlerini de sorardı.

Yine bir Ramazan ayı gecesinde Atatürk, Dolmabahçe Sarayı’nda aceleyle beni çağırttı. Derhal makamına girdim. O gece sofra şefimiz İbrahim Bey izinli olduğundan, benim görevim olmadığı halde düzenimi ve intizamımı beyendiğinden olacak beni istemişler. Odaya girdiğimde, ‘Nuri oğlum hafızlar gelecek . Bu gece hafızların seslerini aksi sedasıyla daha güzel dinlemek için muayede salonundaki hususi daireye yemek masasını kurun, ama acele ha: kaç dakikada kurabilirsin?’ Pek tecrübelisi olduğum bir konu değildi. Derhal lazım gelen emirleri gerekli kişilere tebliğ ettim, herkes işe koyuldu. Hakikaten tam otuz dakika sonra herşey tamam gibiydi. Sevdiği çiçekleri de elimle tam masaya koyarken Atatürk, misafirleriyle birlikte gelmez mi? Masanın yanına geldi. Şöyle bir göz ucuyla masayı düzeni süzdü ve bana dönerek: ‘Aferi Nuri, İbrahim’i aratmamışsın, çiçekler de pek güzel…’ diye iltifatta bulundu. Zaten hep güzel şey yaptığımızda takdir ederdi. Amma bir de yanlış mı, hata mı yaptın, sadece bir bakardı ki, o bile yeterdi, içimize işlerdi.


Salona girdiler, sandalyeleri çekip oturdular, yemeğe başladılar. Konu yine Türkçe Kuran-ı Kerim’di. Atatürk hepsiyle ayrı ayrı ilgilendi. Kuran-ı Kerim’den okuttuğu duları zevkle dinledi.”

Sonra Atatürk: ‘Sayın hafızlar, içinde bulunduğumuz bu kutsal ay içinde camilerde okuyacağınız mukabelelerin tamamını okuduktan sonra Türkçe olarak da cemaate açıklayacaksınız. İncil’de Aramca yazılmış ama sonradan bütün dillere tercüme edilmiştir. Bir İngiliz İncilini İngilizce, bir Alman İncilini Almanca okur. Herkes okunan mukabelelerin manasını anlarsa dinine daha çok bağlanır” dediler.

İşte, yobazın, liboşun, tatlısu solcusunun ve çakma Atatürkçü'nün “dinsiz” ve “din düşmanı” diye adlandırdığı ATATÜRK.
Aslında önemli olan Atatürk’ün inanıp inanmadığı, az ya da çok inandığı değil bu millet için yapıp ettikleridir. Onun bu millet için yapıp ettikleri, bu milleti seven herkesin (atesit, deist, Hıristiyan, Musevi, Müslüman vb...) ona sahip çıkıp, ona minnettar olması için yeterlidir.
sende o yobazlardan birisin :)

3 Mart 1924 tarihli kanunun birinci maddesi, Türkiye Cumhuriyetinde halkla ilgili bütün işlemlerin yürütülmesini Türkiye Büyük Millet Meclisi ve hükümete bırakıyordu. Ancak dinsel sorunları halledebilmek için Başbakanlığa “bağlı” Diyanet Işleri Reisliği kuruldu. Camiler, medreseler, tekke ve zaviyelerin idaresi[2], imam, hatip vaiz, şeyh, müezzin ve kayyumların atanmaları, il ve ilçelerdeki müftülük örgütleri de bu kuruluşa bağlandı. Diyanet Işleri Reisliğinin bir de Danışma Kurulu vardı.

bak 1924 diyor ve senı doğüran anne sana hazırlık bile yapmıyordu. dine ve Kuran`a karsı olan neden Diyanet Işleri Reisliğini kursun

Diyanet Işleri Reisi Rıfat Börekçi zamanında alınan bir kararla Kur’an-ı Kerim’in Türkçe’ye çevrilmesini takiben namazların Türkçe olarak eda edilmesi uygulamasının başlatılacağı ve diğer Kur’an-ı Kerim’lerin satışlarının men edileceği açıklanmıştı. Diyanet Işleri’nin yetki alanındaki bu değişiklikleri hazırlama görevi Ilâhiyat Fakültesi’ne verilmişti.

kuran toplatılmamısdır. sadece tükceye cevrılmısdır. Ama sen ve senın gıbı zıhnıyetler Amerika ve batidan emir aldıkları ıcın sen türkceyıde benımsemıssın:)


Son olarak Madem islamı o kadar Benimsiyorsun .Bu Konuda senınle hemfıkırım. İran` veya Arabistan`a gidinız. Orada Şeriat var halifelık var. Ama bence sen İşid e katıl onlardada halifelik var bakarsın sende Vatansever olamadın ama halife olursun .

En son sozum su sana : Recep Tayyip Erdoğan’ın 11 Şubat 2006’daki Mersin gezisinde ‘Çiftçinin hali ne olacak? Anamız ağladı. Hangi yüzle geliyorsun buraya?’ diye bağıran, Erdoğan’ın da ‘Ananı da al git’ demistı. Sende halifelık ile yonetılen veya Şeriat ile idare bir ülkeye gidebilirsin.

Sana hayatında basarılar dilerım . En Güzel günün boyle olsun.

ve sana Neyzen Tevfik'in bir şiiri ile veda etmek istiyorum..


Ne ararsın Tanrı ile aramda

Sen kimsin ki orucumu sorarsın?

Hakikaten gözün yoksa haramda,

Başı açığa niye türban sorarsın

Rakı, şarap içiyorsam sana ne.

Yoksa sana bir zararım içerim.

İkimiz de gelsek kıldan köprüye

Ben dürüstsem sarhoşken de geçerim.

Esir iken mümkün müdür ibadet?

Yatıp kalkıp Atatürk'e dua et.

Senin gibi dürzülerin yüzünden,

Dininden de soğuyacak bu millet

İşgaldeki hali sakın unutma,

Atatürk'e dil uzatma sebepsiz.

Sen anandan yine çıkardın amma,

Baban kimdi bilemezdin ş.............


..

keyıflı forumlar..
Anlayamayacağınızı hesaba katmadım. Seviyeyi biraz daha aşağı çekip şöyle izah edelim. Geneli Müslüman olan ve içinde zımmi hukukuna tabii olan gayri müslim tebayı barındıran Osmanlı'da son dönemde İslam medeniyeti bozulmuştu.
Selanikli bozulan İslam medeniyetini düzeltip kendini Halife ilan edebilirdi. %99'u müslüman olan Türk milletine yakışacak olan idare şekli de tabii ki bu olacaktı. Ama Atatürk ne yaptı? Kur'an ve Sünnet'e sırtını çevirip, muasır medeniyetlerin! yönetim biçimini aldı. Ve bunlara, yeni icat etmiş gibi kendisinin ilke ve inkılapları ismini verdi.
Kısaca %99'u müslüman olan Türk halkının başında İtalyan ceza kanunu, Alman ticaret kanunu, İsviçre-Fransa medeni kanunu. Bu halklar kimlerden oluşuyor. Hristiyanlar. Yani %99'u müslüman olan Türk halkının başında Hristiyan kanunları(yönetimi).
Tersini düşünecek olursak: %99'u Hristiyan olan bir halkın başında İslam kanunları(yönetimi) olsa doğru ve isabetli olur mu? Elbette olmaz. Hristiyanların başında başka yönetimi caiz görmeyenler, müslümanların başında bambaşka bir yönetimi caiz görüyorlar. Çok yaman bir çelişki. İşte Atatürk bu duruma düştü.
 
Çanakkale'de düşmanın attığı top güllelerini tutup gerisin geri yollayan yeşil sarıklı şehitlerimiz olmasaymış bu savaş kazanılamazmış diyenler oldukça daha çok Atatürk düşmanları bu siteden gelip geçer.

Kuran'da ''aklını işletemenlerin üzerine pislik yağdırırm'' ayeti bu gibi mahlukatlar için söylenmiş olsa gerek.
 

Laikliği dötünden anlayanlar, daha ne için savaşıldığını bilmeyen ve M.Kemal ATATÜRK demekten aciz varlıklar kurulan laik devletten her zaman rahatsız olmaya devam edecektir.

bu ileti düdüklü tenceremden Tapatalk kullanılarak gönderildi.
Sen Karamurat olamazsın.
 
Geri