önce bir düşman belirliyorsun. farklı adlar olabilir. çeşitli kampanyalar, operasyonlar, tutuklamalar derken halkın belleğine yerleştiriyorsun, halk içinde “ben fetö’ye karşıyım” demek bir deyim halini alıyor, ve yolda yürürken başına taş düşse “bu olayda fetö’nün parmağı var” desen halk buna inanıyor, “fetö değildir ya taşın başına düşmesiyle fetö’nün ne alakası var” desen hain ilan ediliyorsun. her sıkıntıyı artık bu kodla açıklamaya başlıyorlar. kabız oldum, fetö. uçak düştü, fetö. dolar çıktı, fetö...
haliyle düşman efsaneleşiyor. ve bu yedi başlı canavara halk siyasi iktidarla yek vücut olup savaşıyor filan. böylelikle fetö’nün siyasi ayağı iktidarda olsa da hiç sorun olmuyor. mesele kitle yönetimi. hayali bir düşman üzerinden bile kitleleri yönetebilirsin... hayali bir iktidar ve hayali düşmanlar üzerinden asırlardır varlığını sürdürüyor. akp bunu biliyor, en az bir gobbels, hitler kadar iyi biliyor. siyasi iktidarı boyunca çeşitli düşmanlar öne sürerek varlığını kitle içerisinde rahatlıkla sürdürüyor. yeter ki buna muktedir olunsun. çatışmaların üstesinden gelebilsin, kitleyi yönetebilsin...
tüm bu hakikat bir tarafa şöyle dursun.... cemaat denilen organizasyonun kör kötülüğü, iğrençliği, insanları kendi güç hülyası uğruna harcaması bizi neden yaşanan insanlık dramlarına karşı duyarsız kılsın ki. meriçten geçerken bir kadın üç çocuğuyla birlikte nehir sularına gömülüyorsa bu insanlar cemaat iltisaklı olsun yahut olmasın gerçek olan bir şey var ki ülke adaletine güvenmedikleri için, ucunda ölümün olduğunu bile bile kaçıyorlar. üzerlerine yapıştırılan etiket yüzünden de kimse ses çıkarmıyor.
bana kalırsa akp ve fetönün birbirinden farkı yok. kötülük konusuna geleceksek hangisinin daha fazla ülkeye, insanına, doğaya zararı dokunmuştur kıyaslanabilir. ama kimi çevreler yine binde birini iktidara söyleyemiyor. bu cesaret denen şey neden sadece yenilene, düşene karşı bu kadar hikmetli olabiliyor sadece?