Annem utanır anlatırken, babam da böyle burnu uzar, gülemez, kızarır.
Öncelikle şunu söyleyeyim: Gören de vardır, annem güzeller güzelidir, babam yakışıklılar yakışıklısıdır.
Ben hırkaya bayılırım. Bayılmam, bu bilgiyi bilmeden önceydi zaten. Annem zamanında “Hırka” diye bir yerde çalışıyormuş Adana’da. “Çalışmıyordum da yardım ediyordum,” diyor. Tufan Abi var bir tane, o çöpçatan işte. Bir gün gelmiş, annemi de iş çıkışı almış. Arabada da babam varmış, orada tanışmışlar.
Annem diyor ki, direkt ağzıyla söylüyorum:
—
Ay dedim, bu ne be? Kendini beğenmiş züppe. Zengin çocuğu mudur nedir, burnu havalarda. Zaten babanın burnu uzardı, öf dedim ya, bu ne böyle? Bir havalar, bir şeyler… Hiç sevmedim.
E ben bu… Neyse, benden çık.
Bizi bıraktı işte. Sonra baban geldi etti…
— Ee?
— Öf Berat, sus işte, geldi gitti.
Oo, babam sadece gelip gitmemiş. Ne lan bu? Gülşen–Tarık Akan aşkı mı? O da böyle bir yerde çalışıyordu ya.
Çok güzel gençlikleri. Dur, ne buldum.
Babam kayık çıkmış da…
Burası Bodrum Kafe. Annem diyor ki: “
Baban sürekli bira içiyordu.”
E ne yapsın bu güzellik karşısında? Ben iki büyük içerdim yani.
