Alem-i Sır ile Murad-ı Sır

J
  • Kullanıcı Jigsaw
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - ForumSal Amatör Şairler
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Değerli dostum,abim Mehmet Hilmi ile bu konuyu beraber yürütmeyi planlamıştık onunla.Yalnızca tek başıma bana yürütmek nasip oldu.İkimiz berbaber karşılıklı şiir,yazı yazacaktık.Yazınlarını bana mail olarak göndermişti onun yerine ben yayınlayacağım.Arada kendim de birşeyler karalayacağım.
 
[FONT=&quot]GÖNÜL DÜNYASINDAKİ AŞK![/FONT]
[FONT=&quot] [/FONT]
[FONT=&quot] Bir varmış bir yokmuş derler ve evvel zaman içinde kalbur saman içinde, fakat böyle olmayan yakın[/FONT]
[FONT=&quot] zaman içinde olan, sevgi ve aşk ateşiyle yüklü iki insan varmış! Bu iki insan, birbirinden çok uzak ülkelerde [/FONT]
[FONT=&quot]yaşarlarmış ve henüz birbirini hiç görmemişler. Biri kız olan ve manevi anlamında; “Bulutla yer arasında…” [/FONT]
[FONT=&quot]olan. O yere vuran ve güzel hayat veren yağmur damlaları olan ve onlarsız Âlem-i Dünyada hayat olmayan, [/FONT]
[FONT=&quot]anlamlı ve ayrıca o güzel (Medcezir) olan sanki o; “...gelip giden ve ay ile güneşin yuvarlağı üzerindeki [/FONT]
[FONT=&quot]çekim güçleri gibi denizlerdeki o su düzeyinin alçalması ve kabarması olayın anlamını taşıyan bir kız. [/FONT]
[FONT=&quot]Diğeri de; Âlemlerin içindeki ve onları içeren anlamının ne olduğu ve içeriği bilinmeyen gizemlerle dolu sırrı [/FONT]
[FONT=&quot]ilham almış olan bir erkek.[/FONT]
[FONT=&quot] [/FONT]
[FONT=&quot] Bunlar bir gün bir zaman içerisinde tesadüfen o güzel sesli kızın sesini duyan erkek onun sesinden duyduğu[/FONT]
[FONT=&quot]o mutluluk ve sevgi yüklü nefesinin verdiği ilham ile uzaktan sadece yazışarak tanışırlar. İşte, burada da ay [/FONT]
[FONT=&quot]ile güneşin çekim gücü gibi yani manevi bir medcezir olayı olmaya başlar. Günler geçtikçe ve yazışıp daha [/FONT]
[FONT=&quot]çok birbirlerini tanışmaya başladıkça yakınlaşmalar ve sevgi ateşleri yanmaya başlar. Biri ay; karanlık [/FONT]
[FONT=&quot]geceleri kendi ışığı ile aydınlatan ve diğeri de; o geceleri aydınlanmış ama henüz gizemi çözülmemiş olan, [/FONT]
[FONT=&quot]sırlarını saklamak isteyen fakat gündüzlerini de, güneşin ışığı gibi aydınlatan ve o yakıcı sıcaklığını [/FONT]
[FONT=&quot]hissettiren ve gündüzleri güneş gibi yakıp kavuran ve geceleri de sırlar gibi saklanan bir gizemli sır. Biri [/FONT]
[FONT=&quot]onun gecelerine aydınlık, yani kararmış duygularını aydınlatan ve onlara melhem olan sevgi yüklü mehtap [/FONT]
[FONT=&quot]gibi bir ay! Diğeri bu saklanmak ve yakmak gibi bir taraftan da, aydınlatmak olan bu iki olay olur. [/FONT]
[FONT=&quot] [/FONT]
[FONT=&quot] Artık iki gönül bir medcezir olayı yaşamaya başlar. Bu medcezir; manevi sevgi yüklü ve aşk ateşini taşıyan [/FONT]
[FONT=&quot]söz ve yazışmalar ile olan iletişimleridir. O ona bir özel anlamlı yazı veya şiir yazdığı zaman o’da onu hemen [/FONT]
[FONT=&quot]sesli bir yayın ile okur ve ona yollar. Kendisi de yazı ve şiirler yazar ve ilaveten bunları da ona yollarmış. Bu [/FONT]
[FONT=&quot]ilerledikçe ilham dolu, duygu yüklü aşk ateşi de yanmaya başlar. [/FONT][FONT=&quot]“ Ey gönüller nerede, nasıl tutuldunuz ve [/FONT]
[FONT=&quot]bir kıvılcım ile ateş aldınız”[/FONT][FONT=&quot] İşte, bu aşktır ve çaresi bulunmayan, gizemi çözülmemiş ve hiç çözülemeyecek [/FONT]
[FONT=&quot]olan manevi çok ağır duygularla dolu yük olur. Aşk ve bunun anası sevgi olan ve o aşkı doğuran bağdır. O iki[/FONT]
[FONT=&quot]gönül bu bağ ile hiç çözülmeyecek olan bir ilişki ve iletişim ile birbirlerine bağlanıp yaşamaya başlarlar.[/FONT]
[FONT=&quot] [/FONT]
[FONT=&quot] Günler, haftalar, aylar ve yıllar gelip geçer. Zaman kendi gizemiyle ilerler ve süreci devam eder. Bu iki [/FONT]
[FONT=&quot]gönül, ancak bir âlem içerisinde buluşur ve orada kaynaşıp sevişir. O “Âlem-i Dünya” da ki ve o dünyanın da [/FONT]
[FONT=&quot]içinde saklı olan, kimselerin göremediği ve giremediği [/FONT][FONT=&quot]“Âlem-i Gönül”[/FONT][FONT=&quot] de olan gönüllerdir. O gönül âleminde [/FONT]
[FONT=&quot]sadece; sevgi, aşk ve mutluluklarla dolu huzurlu bir yaşam vardır. Orada yuva kurup evlenirler ve sevgiyle [/FONT]
[FONT=&quot]dolu olan, adı da sevgi olan o çocuklarını gönül dünyasına getirirler. Onlarla haşır, neşir olup mutlu ve [/FONT]
[FONT=&quot]sırlarla dolu bir yaşam sürerler. Kimse onları ne görür, nede onlarla ilgili bir bilgi edinirler. [/FONT]
[FONT=&quot] [/FONT]
[FONT=&quot] Onlar ererler muratlarına ve sevgi, aşk dolu dünyalarına, bizlerde çıkalım kerevetimize! [/FONT]
[FONT=&quot] [/FONT]
[FONT=&quot] Tanrı, tüm gönüllere; sevgi, aşk, huzur dolu bir hayat ve yaşam vermesi dileklerimle! [/FONT]
[FONT=&quot] [/FONT]
[FONT=&quot] [/FONT]
[FONT=&quot]YAZAR[/FONT]
[FONT=&quot]Alem-i Sır[/FONT]
[FONT=&quot]* * * * * *[/FONT]
[FONT=&quot]Sibel:[/FONT][FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]Kız /[/FONT][FONT=&quot]Bulutla yer arasında...[/FONT][FONT=&quot][/FONT]
[FONT=&quot]Medcezir:[/FONT][FONT=&quot] Gelgit [/FONT]

[FONT=&quot]1 . Boşuna gidip gelme
2 . coğrafyaAy ve güneşin yer yuvarlağı üzerindeki çekim güçleri sebebiyle deniz yüzünde, özellikle ana denizlerde su düzeyinin alçalması, kabarması olayı, medcezir.[/FONT]
[FONT=&quot][/FONT]
[FONT=&quot]Mehtap: [/FONT]Mâhtâb. Ay ışığı.[FONT=&quot][/FONT]
[FONT=&quot]Kerevet:[/FONT][FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]Tahtadan yapılan ve üzerine yatak veya minder konularak yatmağa ve oturmağa yarayan yüksekçe yer.[/FONT]
 
ŞAŞKIN ADAM!
Bir gün, ıslak kaldırımlarda ve yağmurlu bir günde yaşlanmış, saç sakal birbirine karışmış, elbiseler yarı yırtık ve kirli olan bir adam yürüyordu. Beli bükük, yarı eğilmiş vücuduyla şaşkın ve hasta zar zor gidiyordu. Arada bir insanlar yanından geçerken ona çarpıyor ve; şuna bak yaa..nasıl yürüyor. Hiç dikkat etmeden bize çarpıyor. Diyorlardı ve ona kızıyorlardı. O yürürken yorulduğu zaman, bir yere oturmak zorunda kalıyordu. Bir bank, binalarda bir merdiven kenarında veya bir kenarda dinleniyordu.
O gün de, kendine müsait sığınacak bir yer arıyordu. Yerler çok ıslak ve yağmur yağıyordu, ne yapacağını bilemiyor ve hemen bir yer bulmalıydı. Karnı da çok açtı ve daha yemek bile yememişti henüz. Akad adındaki bu gariban adam, bir zamanlar; zengin doğru, dürüstlüğü ile de tanınmış bir değerli insandı. Bir zamanlar sevdiği bir bayanla evlenmiş ve malını, mülkünü onun üzerine tapulamıştı. Çünkü ona âşıktı ve çok seviyordu onu. Birde ona söz vermişti evlendiklerinde; bana sen lazımsın mal mülk lazım değil, ben seni seviyorum ve sana âşık’ım mala mülke değil. Sevgilisi de, Ağça hanım bunları kabul edip ve çok iyi, hoş görülü üslubu ile onunla evlenmişti. Fakat kadının içindeki düşünceleri, zamanla değişti ve tapulu olan her şeyi alıp, ondan ayrılmak ve yalnız, hür bir hayat yaşamak istedi. Zaten Akad Bey bunları ve yanlışlar olabilecek hiç bir şeyi düşünmemişti.
Ama bu gün yaşadığı, şu ortam ve zaman içerisinde, kafasında farklı düşünceler ve pişmanlıklar vardı. O kadını nerede ve nasıl tanıdığını, onunla neden ve onu daha derinden tanımadan, çabuk evlenmiştim. Diye düşünüyor ve çok rahatsız oluyordu, beynini yoruyordu bu gibi düşünceleri.
Böyle şaşkın, düşünceli, aç ve susuz, kalacak bir yeri olmayan bu adam kaldırımlarda yürüyordu ve kalacak ne bir yeri, nede ona destek olan, onu tanıyan bir dost ve arkadaşı dahi yoktu. İçinden, şu mısraları da kendi kendine okuyordu; Tanımadan, tanınma, kimseyi ne de aldanma!
Böyle düşünceli ve kendinde olmayan bu şaşkın adam, yürürken birden kulaklarını delecek gibi bir ses duyar ve kendine gelir bir anda. Bu ses bir taksi sesidir ve o özel şoförünün kullandığı taksinin içinde oturan bir bayan vardı, bu bayan ise; Akad beyin bir zamanlar, sevip de evlendiği Ağça hanım vardı. O tertemiz bakımlı ve zengin bir bayandı. Hala o tanınacak bir insandı tabii ki, o şoförü camdan başını çıkarıp o gariban adama; heyy..etrafına baksana be pasaklı adam, ezilecektin bak az daha. Dikkatli yürüsene, kendine dikkat etsene canın yok mu senin yahu..diye azarlayarak seslenir. O da başını ona doğru çevirir ve birde ne görsün, taksinin içinde arka tarafta oturan ve bir zamanlar eşi olan o kadın “Ağça” hanım var. O anda hem şaşkın, hem de bir ağrı hisseder kendinde ve birden yere düşer öylece. İçerdeki kadında özel şoförüne; yürü artık durup şu sokak serserilerine bağırıp durma. Bırak ne yaparsa yapsın, beni randevuma yetiştir. Çabuk ol! Der.
O sırada yere düşen gariban adamda, son nefesini vermek üzeredir. Birden o anda, gözlerinin önünde bir bayan görür. Hayalet gibi sanki ve ona doğru eğilerek derki; “Sevgilim, aşkım ne oldu sana? Neden düştün sen buraya, çok ağrın mı var? Nasıl neren ağrıyor? Bak ben senin yanındayım, sana yardım etmeye geldim, sevgilim ben Ağça senin sevgilin sakın üzülme, bak senin yanındayım hayatım, canım! Der. Ve onu kollarına alarak, oda son nefesini verip onun kucağında, Akad adındaki sevgilisini alıp oradan götürür!
Bu Masalın Yazarı
Alem-i Sır
 
Nedenleri sorgulamayacak kadar yoruldum son zamanlarda.

Fazla alçak gönüllü oldum yine hayatın acımasız girdabında.

Ahtapotları unuttum.

Bana sarıldıklarında beni öldüreceklerinide unuttum...


Yoruldum...çok yoruldum...

Kimseler yok...hiçkimseler...

Yalan olmuş sevmeler,en içten nağmeler.

Seni çok özledim.

Kahveni,kuymağını,dürüstlüğünü.


Özledim işte.


Pitre
 
Sayfaniz hayirli olsun..Basiniz sagolsun mekani cennet olsun..
 
Küller gibi savrulmak vardı kül olmaktan öte.


Risk almak vardı,söylemlerden öte.



Pitre
 
Bir insan icin en güzel sey, öldükten sonrada daima hatirlanmaktir sanirim.Ne mutlu ki ona, daima hatirlaniyor, sende siirleriyle birlikte onu daima hatirlatiyosun Pitre, cok sagol..
 
Hayatım yaprak dökümüne döndü.Ağlıyorum sürekli.Çok zor.İyi insanların gidişine şahit olmak.Görmek istemediklerini sürekli görmek...Ben hayatımın en büyük kazığını küçücükken yedim.Bütün güzel duygularım,içimde güzeli barındıran ne varsa kül olup gitti.Hayat ne çocuk olmama izin verdi,nede ergen...Geceleri uzanıyorum yatağa.Yanaklarım yanıyor.Kazağım sırılsıklam.Anlamamışım bile ağladığımı.Kendime kızdığımda çok kızardın bana.Hayır Murat derdim.Bir daha duymayayım derdin.Olmuyor işte.Benim aklım çocukken başıma gelmişti.Elma şekeri yemem gerekirken,sokakta çılgınca oynamam gerekirken...Aklımı tekrar sokağa atmak istemiyorum.
 
sen ve senin gibi insanlar oldugu surece Alem-i Sır abimiz ve nıceleri daima ölumsuz olurlar.
paylasımlar ıcın tesekkurler kardesım
 
OLMAYAN EVLİLİK
Bir zaman iki genç, Anadolu’nun bir ilçesinde yaşarlarmış. Birbirlerine âşık olmuş bu iki genç, o sevdanın verdiği aşk sevgisiyle günlerini geçirirler. Erkek olan âşık okuyarak bir öğretmenlik vasfını yapabilme derecesine kadar gelir. Henüz askerlik görevini de yapmamış, okuduğu için ve okulunu yeni bitirmiş. Bunların hayal ve düşünceleri; “Biz evlenelim ve mutlu bir yuva kuralım, sonrada ben askerliğimi yaparım. Sende, ben askerden gelene kadar anam ve babamla aynı evde kalır beni beklersin.” Düşünceleri ve yakın gelecekleri için kurdukları plan buymuş. O yıl da aylardan Ramazan ayı ve herkes orucunu tutuyor. Birkaç gün sonrada bayram olacak insanlar bayram hazırlığı ve sevinci içerisindeler.
O gün gelir ve günlerden bayram arifesi gecesinde, arkadaşları bir araya gelirler ve derler ki; “Malûmunuz, bizim örf ve adedimiz olan bu bayram arifesi gecesinde, bir hamama gidip hem eğlenmek hem de bayram için yıkanmamız lâzım, derler.” Çünkü eskiden beri Anadolu’daki gençler, her bayram arifesinde bir hamama gidip hem eğlenirler hem de yıkanırlarmış. Bir araya dokuz arkadaş gelirler ve hamama doğru sohbet ve şakalaşmalarını yaparak gitmeye başlarlar. Tam hamam sokağına dönecekleri köşedeki postane binasının olduğu yerde, sokağın karşısında ki karanlık köşede ağaçlar altın da teröristlerin pusu kurduklarından habersizdirler. Neşeli, gülüşerek ve şakalaşarak ilerlerken birden silâhlar patlamaya başlar ve üzerlerine mermi yağdırır teröristler. Herkes bir şaşkınlık ve korku ile yerlere savrulurlar. Bazıları hafif yaralanır ve bu arada o genç ayakta ve şaşkınca sağa sola bakınır. Arkadaşlarından bazıları ona; “Mustafa yere yat, yere yat vurulacaksın hadi yat yere yat..” diyerek onu, orasından burasından çekiştirmektedirler yere yatsın diye. Tam bu sırada arkasından, kalbine doğru bir mermi gelir ve saplanır. Ahh..der ve yere yıkılır. Kısa sürede yakın bir yerden geçmekte olan polis devriyesi, bu silâh seslerini duydukları için oraya doğru polis arabalarının alarm seslerini açarak o tarafa gelmeye başlarlar. O arada işlerini tamamlayan ve polislerinde geldiklerini duyan teröristler hemen kaçmaya başlarlar. Bu arada o arkadaşları yerde can çekişmekte ve son nefesini verdi verecek durumdadır. Herkes şaşkın ve korku dolu o anını tam atlatamamış bir durumda, o arkadaşlarının başına toplanmış ve onunla uğraşmakta ne yapacaklarını tam anlayamamış bir durumdalar. Bir arkadaşı onu kucağına almış ve ona; “Mustafa canım kardeşim, arkadaşım, dostum bırakma kendini sen ölmedin bak yaşıyorsun. Hadi tut kendini bırakma..” demekte ve maalesef onun da anlamaktadır ölüm yoluna girmiş dönüşü yok artık. O ne derse desin ona, o ölmekte olan arkadaşı onu, ne duyuyor nede işitiyor artık. Onun tüm arkadaşları (kimi yaralı kimi şaşkın..) hepsi onun başındadır. Polisler gelmiş ve bazıları orada, bazıları da o teröristlerin peşindeler. Artık onu kucaklayan arkadaşı ona şunu demektedir; “Mustafa sen ölmedin kardeşim, kucağımdasın bak dostunun kucağındasın. Sen ölmedin ölmeyeceksin hep bizimlesin ve biz arkadaşlarında seninle olacağız. Seni vuran o hain teröristler bunun hesabını verecekler.” Der ve oradaki tüm arkadaşlarının, istese de istemese de gözlerinden yaşlar akar. Mustafa adındaki o arkadaşları artık son nefesini vermektedir. Onu kucaklayan Abdullah ismindeki o arkadaşı ona sıkıca sarılmış ve ona; “Mustafa’m canım kardeşim, dostum, arkadaşım hadi sende söyle; EŞHEDÜ EN LÂ İLÂHE İLLAELLAH VE EŞHEDÜ ENNE MUHAMMEDEN ABDUHÛ VE RASÛLÛHÛ!” diyerek ona; Kelime-i Şahadet getirtmeye çalışıyor. Arada bir de ona; “Mustafa canım kardeşim, sen ölmezsin şehitler ölmez sen şehit olacaksın bunu duy anla kardeşim. Şehitler ölmez kardeşim” diyerek ona ve kendine manevi bir moral ve inancının sağlamlığını vermektedir. Derken o Mustafa adındaki arkadaşları da sanki ondan bir şeyler almaya çalışıyor gibi bir takım iniltilerle ses vermekte ve kıvranmaktadır. Derken son nefesini de verir arkadaşının, sıcacık dost ve sevgi kucağında!..Yerler kan revan içinde ve arkadaşının üstü başı da, kıpkırmızı o arkadaşının kanına bulanmış bir vaziyettedir.
Orada yaralı olan diğer arkadaşlarını da, polisin çağırdığı ambulanstaki sağlık görevlileri de ayakta tedavi olacakları tedavi edip yaralarını sarmaktadır. O Mustafa adındaki terör kurşununa kurban olan insanı da ambulansa alırlar ve hastane morguna götürürler. Tabii ki bunun haberi tez zaman içinde o gece aile evlerine (ana, babasına ve o evleneceği aşkının evine) gider. Artık ne olur o evlerde gelin düşünün, malûm herkes yıkılmış ve hastane kapılarına koşar. Ya o kız onun aşkı nasıldır!
Ertesi gün morgdan alınan o gencin ölüm namazı kılınacağı yerdeki o camide, o ölen Mustafa adındaki insanın çok eskiden beri ve o gece de onunla orada bulunan arkadaşları da ölüm namazını kılıp defnetmek için o camidedirler. Orada Mustafa’nın o kız aşkı o arkadaşlarını görür ve onlara sarılarak şaşkın ve sinir krizleri geçirmiş bir halde ağlayarak onlara der ki; “Mustafa’m nerede, onun kokusunu alıyorum ben sizden bana onu getirin, haydi ne olur. Lütfen Mustafa’m nerede, beni ona götürün ne olur hadi götürün beni ona.. lütfen bakın kokusunu sizden ben alıyorum kokusunu, o beni çağırıyor..” diyerek onları sallamakta ve elleriyle vurup, hırpalayarak onlara bağırmaktadır. Bir hafta sonra düğünleri olacaktı onların, evleneceklerdi ve yuvalarını kuracaklardı onlar. Aşkı olan o kız; “Biz evleneceğiz ama onunla, nerede düğünümüz olacak..bak ben çeyizlerimi hazırladım ama..ona bu kırmızı başörtümü de vereceğim, nerede o aşkım nerede Mustafa’m benim neredeee..” diye kriz geçirmekte ve oradaki herkesi ağlatmaktadır. Annesi de oğlunun tabutuna sarılıp onunla adeta konuşmakta ve ona; “Oğlum ben yanındayım, bak babanda yanında seninleyiz. Seni hiç bırakmam ben hep yanındayım sende benim ellerimde, kucağımdasın oğlum canım benim.” Diyerek tabutuna sarılır ve ağlar. Biraz sonra cenaze namazı kılınan Mustafa’yı, mezarına defnedilmek için mezarlığa getirirler ve defnolup mezarına konur. Duasını yapan herkes yavaş, yavaş çekilirler ve mezar başında anası, babası, aşkı olan o kız bulunmaktadır. Mezar başında aşkı, onun toprağına sarılıp onunla konuşmaktadır. Anası ve babası da aynını yapmaktalar. Herkes kendi içinden geleni söyler ve aşkı ise; “Mustafa’m aşkım ben seni hep bekleyeceğim ben burada olacağım seni bırakmam ben. Seninle ben evlendim bak annemiz ve babamızda burada seninleyiz. Manevi nikâhımız kıyıldı seninle zaten, Mustafa’m seninle ben İnşallah cennette de beraber olacağız. Sen şimdiden orada evimizi hazırla ben gelene kadar. Hadi güzel bir ev yap ve beni bekle, bende gelip orada seninle sonsuza kadar yaşayacağız.” Der.
Aşkı bir daha hiç evlenmez ve öylece Mustafa’sını kalbinde saklayarak onunla yaşar.
Allah hiç kimsenin aşkını aşkından ayırmasın!...Amin!
Yazarı:
Alem-i Sır
Not: Bu yaşanmış gerçek bir hikâyedir!
 
[FONT=&quot]O Çiçek![/FONT]
[FONT=&quot] [/FONT]
[FONT=&quot]O çiçek, sevgiyle aşk için açar[/FONT]
[FONT=&quot]Onu sevene, sevgi ile bakar[/FONT]
[FONT=&quot]Etrafına, sevgi kokusu yayar[/FONT]
[FONT=&quot]O bir çiçektir, sevgi ile açar[/FONT]
[FONT=&quot] Alem-i Sır[/FONT]
 
[FONT=&quot]Sizin ricalarınız[/FONT]
[FONT=&quot]Bizim icralarımız[/FONT]
[FONT=&quot]Ve beğeni almamız[/FONT]
[FONT=&quot]Size saygfılarımız[/FONT]
[FONT=&quot] [/FONT]
[FONT=&quot]Alem-i Sır [/FONT]
[FONT=&quot]* * *[/FONT]
[FONT=&quot]İCRA: Yapma, yerine getirme, bir işi yürütme.[/FONT]
 
[FONT=&quot]Sevgini![/FONT]
[FONT=&quot]Sevgi bir çiçek, flora sevmek[/FONT]
[FONT=&quot]Sevgini, nasıl bir sevgi vermek [/FONT]
[FONT=&quot]İstersen, öyle gönülden görmek[/FONT]
[FONT=&quot]Sevgini, aşkınla bir eylemek[/FONT]
[FONT=&quot]Alem-i Sır[/FONT]
 
Ölümle dans ediyoruz aslında hiç farkına varmadan.İp ince bir çizgi.Neler yapıyoruz neler ediyoruz..Hiç bir şeyin farkına varmadan işte ÖLÜM aniden kapıyı çaldığında sevdiklerimizi aldığında kafamıza dank eden bir şeyler oluyor.Sınav..İşte en büyük sınavlarımızdan biride bu değil mi..
Olgunlaştıran,acılar içinde kıvratan ve bir o kadar da her gün yeniden nefes almak..Ne garip duygular. İşte bunun bilincine varmak.Olay bundan ibaret.

Sen bayım.. Dostluğun hassı,İnsanlığın en güzel örneği.Adamın dibisin Lan.
:)
 
[FONT=&quot]Hayat![/FONT]
[FONT=&quot] [/FONT]
[FONT=&quot]Hayat bir yol önündedir[/FONT]
[FONT=&quot]Yaşam bir at binenindir[/FONT]
[FONT=&quot]Bağ ol biat sözünledir[/FONT]
[FONT=&quot]Sen git yolun seninledir[/FONT]
[FONT=&quot] [/FONT]
[FONT=&quot]Alem-i Sır[/FONT]
[FONT=&quot]* * * [/FONT]
BİAT: Bir kimseye bir hususta bağlılığını bildirme, söz verme. Arapça aslı bey'at olup, sonradan dilimize biat diye geçmiştir. Lügatte satmak ve satın almak demektir. Alış verişte bayi (satıcı) ile müşterinin (alıcının) el ele tutuşarak bir şeyde pazarlık etmelerine(alış veriş sözleşmesi yapmalarına) denir. Bu mana genelleştirilerek bir hususta el ele vererek yapılan akde, sözleşmeye, söz vermeye de biat denilmiştir. Biatler, mahiyetleri itibariyle aynı olmakla beraber, konuları bakımından birbirinden ayrılırlar.
 
[FONT=&quot]Dost! [/FONT]

[FONT=&quot]Yaşam var oldukça dostlarda olmalı,
Dost dostuna, sevgi ve saygı sunmalı
Dostun gönlünde taht kurup yer almalı [/FONT]

[FONT=&quot]Tahtın önünde post olup yayılmalı [/FONT]

[FONT=&quot]Alem-i Sır[/FONT]
 
[FONT=&quot]...var olan![/FONT]
[FONT=&quot] [/FONT]
[FONT=&quot]Teşekkürün bir çiçektir sunulan
Huzur ve dostluk veriyor anılan
İkisi de bir arada tutulan
Dostunun, dostu oldukça var olan

Alem-i Sır[/FONT]
 
[FONT=&quot]Dostla![/FONT]
[FONT=&quot] [/FONT]
[FONT=&quot]Gönül kıraathanesinde dostla[/FONT]
[FONT=&quot]Sohbet-i muhabbetimizle ola[/FONT]
[FONT=&quot]Ehl-i Keyf kahvesi karşı karşıya[/FONT]
[FONT=&quot]İçerken bakalım Arş-ı Âlâya![/FONT]
[FONT=&quot] [/FONT]
[FONT=&quot]Alem-i Sır[/FONT]
 
[FONT=&quot]Sevmek ve Sevilmek![/FONT]

[FONT=&quot] [/FONT]

[FONT=&quot]Aşkın gölgesinde, aşk ile…[/FONT]

[FONT=&quot]İki gönül bir bedende![/FONT]

[FONT=&quot]Yoğrulurken sevgi ile…[/FONT]

[FONT=&quot]Sevmek ne güzel, sevilmek de![/FONT]

[FONT=&quot] [/FONT]

[FONT=&quot]Alem-i Sır[/FONT]
 
[FONT=&quot]…yaşasak![/FONT]

[FONT=&quot] [/FONT]

[FONT=&quot]İster, toplum bizleri dışlasın[/FONT]

[FONT=&quot]İster, bizler toplumu dışlayalım[/FONT]

[FONT=&quot]Bu dünyada yaşıyoruz, başka yer yok![/FONT]

[FONT=&quot]Dışlamayı, içlenmeyi bıraksak da yaşasak![/FONT]

[FONT=&quot] [/FONT]

[FONT=&quot]Alem-i Sır[/FONT]
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri