Aklımdasın diyen balıklar, ömrümsün diyen kelebekler gördüm..!!!

Konu sahibi son olarak 4543 gün önce görüldü
Bazen Öyle Bir Noktaya Geliyorum ki;
Bir Çok Şeyin Adını Koyamaz Oluyorum..
Dost, Düşman, Aşk, Öfkem ve Neşem Hepsi Birbirine Karıştı..
Net Olan Bir Şey Var ki;
Kalbim Yumuşadıkça İnsanlar Daha Bir Acımasızlaşıyor..
İşte Bu Yüzden Artık Kabuğum Daha Bir Sert..
Attığım Adımlar Ürkek ve Yavaş..
Hayallerim Sınırlı..
Kalbimin Anahtarı ise Sadece Samimiyet..
Gerisi de Allah’ a Emanet..
 
Yüreğinin En Eyvallah'ından Öpsem ..
Islak Bir Günah'a Kazınacaktı Adım ..
 
Ey Sevgili !
Gönlünle gönlümü fethetmeye gel bir leyl vakti...
Öyle bir gel ki; gökyüzüne karışsın bütün sevda sözcükleri...
O sevinçle havaya savurayım,yanaklarımda biriktirdiğim tebessümleri..
 
Yine adına süründü dilim.Sürç-ü lisan ettiysem A ş k ola..!
 
Beni alıp çıkarsalar feza füzesiyle gözümü bağlayıp,
atsalar sırtımdan itip;

Yine İstanbul'a düşerim.

'Yer çekimi' değil;

'Yar çekimi' derim.



Küçük İskender
 
`Kıyıda köşede kalmış gülüşlerimi
Cebimde kalan bir kaç umudu da alıp yanıma
Solumda kalan söylenmemiş sözleri ardımda bırakarak
Di'li geçmiş zamanların izlerini silercesine
Yara bere içindeki kanayan dizlerime aldırmadan yürümek
Bir kaç satırlık (da olsa) başlagıçlara ..
Ve;
Kendimden bile esirgediğim düşlerde olmak istiyorum.. `
 
Öldüm!
Ve bana neden öldüğümü soruyorlar.
'Can alıcı' bir güzelliği vardı diyorum…

Yapraklar koparken canı yanar mı dalların,
Ya da üşür mü kar taneleri ayrılınca bir bulutun koynundan?
Kimse bilmez,
Küs oldukları için dokunmaz aslında bir diğerine hiçbir yağmur damlası,
düşerken…

Sevgilim canımı acıtıyorsun!
Gelmekle gitmek arasındaki fark kal’maktır!
Bilmiyor musun?

Dur!
Yani bekle biraz.
Yani sus…
Gözlerim çözsün önce alnıma mıhladığın anlamsız bakışları.
Ayrılıktan makyaj olmaz sevgilim.
Sil dudaklarına sürdüğün gitmek zorunda olma yalanlarını.
Bak korkutuyorsun içimdeki çocuğu.
Yokluğun bile olmadan mı uyunacak yoksa bu gece?
Dur!
Yani bekle biraz.
Yani yalnızım…
Kaç keşke’yi kurban edersen diline, o kadar kalbe alınmayacak bir günah olur aşk!

Kalbin nasıl diye sormuştu kırıp giderken.
Kal, bin yerinden daha kırılsın diyebildim sadece, içimden…

Küsmüyorum yüzüme savurduğun rüzgarlara.
Elbette en soğuk kış bile yaza kadar sürüyor.
Yalnız'ca,
Sensiz üşümek bile canımı yakıyor…

Ezgin Kılıç
 
Bunlar sana yazılmış son satırlardır...
Bir daha ne sokağına uğrarım, ne de aklına geleyim...
Sevgilim...
Kırık bir kalple veda ederken sana, iki elim birden şaha kalkıyor.
Yüreğin dert görmesin, dert görecek kadar kimseyi sevemeyesin...

Ezgin KILIÇ
 
Kırılmış bir düşün eksik iki parçasıydık biz seninle.
Eksik iki yüz, eksik iki kalp…
Yarım bir yaşanmışlığın yamalı iki cebi kadar her an düşürmeye meyilliydik birbirimizi içimizden…

Düşün ki;
En sevdiğimiz oyuncaktık biz ikimiz birbirimizin elinde.
Bir çocuğun uyumadan önce sıkı sıkıya sarıldığı, ya da yatağının başucuna bıraktığı o küçük oyuncak…
Çocukça belki,
Ama göz göze geldiğimiz anlarda gözümüzün o kör noktasında,
O karanlık kuytusunda,
O derin,
O sonsuz karanlıktaki bir gülümseyiş kadar saf ve masumca…
Kırılan o en sevdiğim oyuncağın ayağıma batan küçük parçası kadar karmakarışığım.
Canımı yakan o küçük parça mı, kanayan ayaklarımın senden uzaklaşamaması mı, yoksa en sevdiğim oyuncağın kırılışı mı?
Karışıklığım, bile bile göndermek seni…
Bildiğim halde gitmek belki,
Ölmek ya da öldürmek gibi…

Sustum…
Konuşmanı istedim çünkü, hiç susmadan hep senin konuşmanı…
Sesin huzurluydu, sesin beynimin hiç gidemediğim bir yerlerinde, hiç görmediğim ama varlığını bildiğim bir çelişkiyi okşuyordu.
Git diyordum, sırtımı hiç dönmeden kal diye yalvarır gibi…
‘Git…’

Gitmek zordu çünkü,
Gitmek anlamsızdı,
Gitmek acıtıyordu,
Gitmek yakmak gibiydi cennetteki bütün ormanları.
Hakkım yoktu,
Durdum ve gitmeni istedim…

Yavrusunun üzerine düşmüş bir fil acizliğinde şiddetli bir suikast düzenlemek isterdim kendime.
Kendi sonumu bilmekten korktum, kararımdan dönmekten, vazgeçmekten korktum…
Oysa bir sevgiliye iyi bir anne olunabilirdi, İyi bir baba,
Kardeş,
Harika bir arkadaş ya da…
Bunları benimle hissettiğini biliyordum, ölmekten korktum; yalnız bırakmaktan seni, korkmandan korktum…
Bağışla, ölemedim…

Rakımı yüksek bir dağın zirvesiydi gözlerin, oradan düşmeyi o kadar istedim ki…
Her göz kırpışında, gözünü her çevirişinde, kapatışında bir başka bakıyordun.
Başka akıyordun içime,
Başka kayboluyordum,
Başka, bambaşka seviyordum seni; düşemiyordum…

Ölüler tanıdım zamanla; sende, bende nefes olan onlarca ölü…
Milyonlarca öpücükle tanıştım, milyarlarca kızıl dudakla…
Sen…
Ahh, huzur prensesi…
Seni öldürmek kadar günah mıdır, tüm dünyayı gömmek acaba?

Yeryüzünden gökyüzüne düşer gibi sevdim seni…
Avuçlarının üzerine toprağa düşmek gibi değil, acısız, ağlamaksız…
Bir sonu olacak gibi değil,
Sonu olmayan bir düşüş gibi…
Sırtüstü uzanan bir ölünün, dipsiz bir gökyüzüne düşen ruhu gibi sevdim seni.
Bakınca mavi,
Düştükçe kararan bir düş gibi, hiç bitmeyecekmiş gibi,
Bir sonu olmadan yani…
“Sevdim”, hepsi bu…

Ezgin KILIÇ
 
Seninle anlaşmamız gereken bazı şeyler var...
Öyle olmadık zamanlarda gelmemelisin aklıma, gittiğin yerde kal... Saçma sapan bir şarkının nakaratında olma, ya da cok alakasız bir şiirin son mısrasında...
Bak anla beni, biliyorum hepsini farkında olmadan yapıyorsun ama acıtıyorsun...
Ben sana olan hislerimi ulaşamayacağım bir yere koydum, bırak öyle dursun...

Ezgin KILIÇ
 
Herkes içinden özler sevdiğini.
Suskun, yalnız ve derinden; içi içinden geçerken…

Ezgin KILIÇ
 
/ Ömrümün kıyılarında fısıldadığım
Devrik cümleli sesler döküldü suskunluğuma.
Yeni bir şiir düştü dilimden
Bolca sen kokan ..

Kokun...
Uzun soluklu nefesler tutma sebebim...
Bıraktığımda ölme .../​
 

8jmj.jpg


"Hepimiz büyüktük. Küçük küçük parçalarla, aynı üzüntüden
payını alan büyük ve hüzünlü kişiler."

 
gözlerini getir,
yarı umutsuzlugumda
yaprak gibi döküleyim önüne
solayım, beter olayım
gözlerini getir öleyim...
bilmeden çocukça sevildigini
ve bayram sabahınca beklendigini
kaf Dagından günesi getirir gibi
getir gözlerini öleyim...
kimsesizim, ilk kez bu kadar suskunum
sana söylemiyorum
yıldızlara uzanmısım her aksam
ve baglanmıs ve kınanmıs
ve karsında yitirilmisim
Ne olur gözlerini getir
getir gözlerini öleyim...
ben biraz sirim, biraz divane
Çarmıha gerseler öldüremezler
sırrım kalemimde degil yüregimdedir
Istersen dost, istersen düsman gibi
getir gözlerini öleyim...
ben yine kaybettim, görmüyor musun?
safak yangınından yaralı çıktım
ve ben,
gözlerinle yıkılası bir siire basladım
kaçtıkça sana döndüm
ve artık gülü bıraktım
menekse yapragını, kitaplarımı,
suskun maceramı...
bu siir bitsin...
bana pesini bıraktıgım bir hayatı degil,
gözlerini getir,
getir gözlerini, öleyim...
 
hiç kimseye benzetemediğim yanLaRın içindi
sende kaLan suskunLuğum..
ve en çok seni söylemekti,
seni sana anLatmaktı doyasıya..
ve heR iki cümLe aRasında
hiç kimse oLmayışının
ifadesini anLatabiLmekti heR düşüm..
düşLeRimi geRçekLeştiRemedim kadaR düştüm..
 
Geri