Bekleyişlerin en zoruymuş seni beklemek.
Yüzünü göreceğim günü hayal etmek;
yaslanmak dünün mutluluğuyla yarınlara, yarının umuduyla bugün yastığa.
Yıpratılmış tarihlerin esiri olmak. Her başlayan günün, yarının dünü olacak olmasını düşünmekten kaçışlarım, hem seni bir ömür isteyip, hem o bir ömrün sonsuz olmasını isteyişlerim. Tutsak eden binaların arasında gökyüzü görebilmek için yalvarmak betonlara. Belki sen çıkacaksın bulutların arasından karşıma. Her zamanki ışıltınla.
Kahvemden bir yudum daha alıp ayağa kalktığımda nedensizce pencerenin yanında buldum kendimi. Aşağıda olmanı öyle isterdim ki. Aslında,
baktığım her yerde olmanı öylesine isterdimki..
Kulağımda bir uğultu, ‘kahven soğuyacak gir içeri’
Kahvemin soğumasına neden olmana öyle aşığım ki..
Öyle alıştım ki.
Bak sensiz bir gece daha. Alışamadığım onlarcası gibi, dizilmişler yanyana.
Ne uyumak istediğim oluyor, ne de uyanmak.
Dokunmak istediğim olup, dokunamayışlarımdan.
Gece öyle yakınken bana, aydınlığın neden bu kadar uzakta? Doğacak ‘güneş’ görevini bahşetmemiş miydi sana? Bak sonbahar geliyor, üşüyorum. Sarılıp ısıtsana beni kollarında. Söyle,
sıcaklığın kaç kilometre uzak bana?
Özledim sevgilim.
Lütfen dokun artık, bir kez daha
-sonsuza kadar-
bana.
Özledim işte özledim sürüsüyle..