Akın Sezer

Konu sahibi son olarak 3 gün önce görüldü
Geri Besleme...

Kim bu dünyada birini severse,
Onunla olur ahiret’te de...
Kim gün boyunca neyle meşgul olursa,
Onu görür rüyasının kainatında da...

Elbette Yaratıcı doldurmuştur izleri,
Yaşandıkça anlatır-hatırlatır bizleri,
Paylaştıkça dökeriz meydana gizleri,
Her görünen böylece şekil bulur sanatında...

Yüreğe düşen gönüle giden tefekkür,
Güneşi cilalanır silindikçe küfür,
Tek kendisi nemalanır ettikçe şükür,
Hafifler huşuyla uçar gibi kuş kanadında...

Siyahlık ve kötü koku verir kir,
Beyazlık ve enfes esans eser nur,
Lakin ikincisi meşakkatli bir yar,
Kir dokunmak ister ona inadına...

Madem ki bizde gizli-açık her şey var,
Madem ki kirde-nurda yüreğe ince zar,
Madem ki ömürle bize tanınan an dar,
Değmez mi has kul olsak, iki cihan saadetine?
 
Gidiş Nereye?

Çağımız ahlakta sınıfta kaldı!
İki kardeş düşman, cinnetler aldı!
Dil gönüle isyan, küfürler saldı!
Madde bağımlısı zengin ölçüsü…

Ne yağmur yağıyor ne bereket var,
Hâkim yargılanır, yer güzele dar…
Gücü olan sayar kandırmayı kar,
Zahmetsiz gelsin de altın külçesi…

Günlük yaşar, söyler, batar sefiller
Bin bir yüz, numara, şerde ehiller
Her şey mubah, varsa para kefiller
Dansözün ritminde oynar kalçası…

İyiyi emredip şerri reddeden,
Derviş gibi yoksul, uzak elitten!
Sabır rızkı, Allah rızası yurttan
Dökülür ruhuna iman alçısı!

Huzur yok, ağızda tat, acıtıyor!
Mirasına sahip çık, yurt batıyor!
Aldanma kâfire, ateş satıyor
Midemizi bozar iğrenç salçası!
 
Gitseydik Bize...

Yolum düşse hemencecik İzmir’e
Varsam düşlerimdeki emelime
Otursak, konuşsak aşkla göz göze
Başka deryalara, gitseydik biz'e!

Tutsam sıcacık pamuk ellerini
Dokunur gibi sazımın teline
Haz nağmeleri hoş dillerimizde
Başka bir aleme, gitseydik biz'e!

Aşık Veysel’in kara dostu gibi
Karaca oğlanın güzeli gibi
Ömer Hayyam’ın güzel düşü gibi
Ruhumuz sevişse, gitseydik biz'e!

İzmir’de mesala kalsak konakta
İçsek sıcacık çaylar yan yana
Doysalar ekmek atsak martılara
Neşe içimizde, gitseydik biz'e

Dudaklarımız çılgınca birleşse
Hazlar düşse an, an bedenimize
Kalsak hep yalan dünya cennetinde
Bahar nefsimizde, gitseydik biz'e
 
Gittiğin Gün...

Kapıkule zindanlarına girdi hislerim
Her yerden su akıyor neminde tenim
Aylarca prangalı yalnızlığına esirim
Ne ışık vardı ne ümit nede tesellinde!

Gittiğin gün
Öylesine sıcak kuraklık hakimdi çöllerinde
Çatlamış dudaktan hançer saplanır döşüme
Sonsuz kum topraklarda hayalin ölümünde
Birkaç çalı-yeşillikte anıların inler halime!

Gittiğin gün
Sanki toprağım ayrıldı bir bir köklerinden
Birikti sular arkımda yanardağın sönerken
Güneş ve susuzluk aldı aşk yörüngesinden
Örttü makberimi sensiz kalan istikbalimde...
 
Göle Maya Tutmaz…

İnsan gibi davranmayı istemiştim,
Bir bahar günümüydü ne günlerden…

Umutlu,
Neşe dolu,
Sabahın cıvıl, cıvıl renk cümbüşünü yaşarken…
Bir yandan yağmurun tılsımlı dokunuşu,
Diğer yandan suyun çukurlarda gizemli var oluşu,
Heyecan katmıştı temiz havasında yüreğime!

Oysa yine yürüyordum o an,
Oysa hissediyordum basarken bile ıslanmış toprağa…
Hala bir çıkarı yaşıyordum sahiden,
Doğaya ihanet, alışkanlık ya…

Ne tuhaf hissedince,
Şimdide,
Ayağımla ezdiğim otlar için üzülüyorum!

Göle maya tutmaz Nasreddin,
Hayalin sözde, yaşanır oysa gerçeğin!
 
Gölgeler...

Ruhumdan bir parça gibi gölgeler
Takip eder yaşadıklarımdan sanki ölmüşler
Rüzgar yapışır güneş yakar- gök mavi yer yeşil
Tutunur her yaşta yalnızlık-acınası özlemler...

Tatilde değişiklik-doğu bloğunu parçalar sanılır
Deniz kum sevdası-ormanları yakar cayır cayır
İçime siner vampir yarasalar-talihsiz bir an
Emer kene gibi-mucizeler beni yaşatır...

Gölgeler büyür-güneş her tende sarar yangınları
Beğenmezdim ya-zenci görünümüm parçalar aynaları
Yerlisi yaylaya kaçar-delisi plajlara
Yokluk görmüş gibi yirmi dört saat yer-otel zavallıları!
 
Gölgeyim!

Konu okumak....
Hangi alfabeyle hocam?
Sokak mı, ev mi, ofis mi, daha neler; diyorum okumak!
Mevla işaret etmiş tefekkür var, her an duam...

Elbette sizde haklısınız,
Hemen diyeceksiniz bizi tanımalısınız?
Peki ne olmalı, dilimiz, dansımız, yemeğimiz, raksımız...
Korsan gibi,
Aç kurtlar sarmışken kalbimizi!
Biz bulamamışken neydi o sorular ve cevaplarımız!
Size bakıyorum bana benzer bedenler sarar evrenimi...
Neden tanıyayım ki madem görüyoruz benzer şekli?
Ver selam,
Gerisi boş vesselam...

Çiçekte gölgem,
Güneşte, çölde, dolunayda, denizde, kelebekte gölgem...
İllaki iki ayak mı aradığımız, ya mana ya erdem?
Ruh dedikleri,
Her canda sebepleri,
Çizilmiş sınırı ve edepleri,
Şaşırmazken her anı dirhem, dirhem...
Hem düşün sen çiçeği tanıyor musun, çizer şekli sadece kalem!
İsmini,
Hizmetini,
Biliyor musun yaratılış sebebini ki....
Hem duyar gibiyim bilmem!

Bu kadar gölge içinde aradığın ben miyim?
İçinde seni çizen aradığın gen miyim?
Yoksa canlı-cansız her çeşidin toplamı beden miyim?
Sen görmezsen gölgeni, hazır cevap vicdanının mıyım?
Ezberlersen ve tembelsen,
O çiçeği öldürür ve ezersen,
Düşünmez ve sadece seyredersen,
Her söylediğimde şahlanan yalanın mıyım?
Bilirsin gölgeyim, asla ezilmem!

Ruhta gölgedir,
Dokunamazsın imgedir,
Onu bir ömür görmeyen kör ve sağır yargıdır!
Tanı ama beni değil onu,
Hiç ölmeyecek sonsuzunu,
Ara ayar bilmesen de gölgenin dozunu,
Bedenin ötesi işte bu algıdır...
Dervişler gibi uç, yılan gibi değiştir derini, at korunu!
Diyeceksin artık, kimsenin önünde eğilmem!
Okuduğum bu başkasını bilmem...
 
Görmediklerimiz…

Gülmeyi denedim kabirler başında,
Güllere sarıldım soğuk musalla taşında!

Ne acılar çektim tövbeler inledi,
Bulunduğum yer ağlayıp dinledi!

Şiir yazdım hoş resimler karaladım,
Oku dedim nefsime yaranamadım!

Dans ettim müzik sonuna kadar açık,
Benzedim avarelere abartıyla yaşadık…

Eğlence olsun dedim yaşam, delikanlı
Beceremedim görünce her yerde acı!

İçim kütüphane aşamam suskunluğumu,
Taşırım sanki Notre Dame’ın kamburu!

Nefesim toprakla teması çoktan unuttu,
Her yeşillenen lükstü gerisi kuruntu!

Dost dedim zorlu ihanetler öğretti,
Bedenimden kopardı şerler söyletti!

Kimseye kalmaz koltuk ünvan dünya,
Kefen sarar nasipse bir gün biter rüya!

Doğa yılda dört kez değişir insan başka,
Yinede değişmez zorlasa her an baksa!

Tarih bir ibret onu eleştiren cahildir,
Keşke deme sabret şükür inanmaktır!

Deprem sel baskını tufanlar illaki olacak,
Dualar dilde son çare kul Hakk’a sarılacak!

Her sınav kişiyi bağlar hasta yatağında ağlar,
Kusur içimizi dağlar eleştirmek kolaydır ağalar…

Her amel akıtır kana kandıra kan göğsünde,
Sınav biter dünya söner dehşeti gördüğünde…
 
Görmek…

Karanlık içinde ışık aramak,
Umuda bağlanmak kadar eskidir…
Gözler alıştıkça görünür mekân,
Kabirden berzaha baki etkidir...
 
Görseydim Seni...

Okyanuslara uzandı özlem şarkısı,
Görmek istedim gözlerini, resmini!
Esen rüzgarın kasırga olsa ne yazar
Koşardım peşinden, bilseydim nereye gittiğini...

Güneşe sordum, martılarla sohbet ettim,
Denizcilere selam verdim her limana gittim,
Konakladım yürüdüm,
Her kadında seni seyrettim…
Aştım muson yağmurlarını
Kızgın çölleri...
Yinede umudum tükenmedi,
Her seher vakti uyandım!

Görseydim seni,
Yaşardım Arşimet’in sevincini...
'Buldum... Buldum...' diyen çığlığımda
Duyardın mutluluk soslu sesimi!

S
 
Göz ve Dudak…

Gözler dudaktan önce tebessüm ederse,
Samimiyetten şüphe yoktur!
Dudak yalana yamalı, dikişleri kaderse
Gözler bakir yeşillik, süslemeye toktur…

İnsan sessizde okur manayı anlar,
Hayrı da şerri de içinde yorumlar…
İnsan sadece dudaktan çıkanı dinler,
Istırabı da hazzı da ulaşana çoktur!

Göz ruhun- dudak bedenin aynası,
Göz gizemli-dudak çöp torbası,
Göz basınca dudağa imdat kornası,
Güven cilası yüzde, nurla aklanır!
 
Gurbet Ve Hastalığım!

Her yanımda sızı ve acılar...
Karanlık çökmüş odama gecenin bir vakti!
Boğazımda geçmişin elleri,
Gözlerimde bir damla uyku yok kabus gibi,
Işığı özledim, vakit geçmiyor...geçmiyor!


Kalkmaya mecalim,
Düşünmeye sabrım,
İmdat demeye arkadaşım,
Yok.. yok...yaşadım öylesine çaresizliği!

Hani müzik dinlesem,
Televizyon seyretsem,
Telefonu açıp alo desem,
Kafamda ağrı, tahammülüm yok seslere!

Ter üstüne ter...yatağım yıkandı,
Gözüm nane limon kaynatacak birini aradı,
Hissettim yalnızlığımı-ölüm anını
İşin kötüsü kimseye veda edemeyeceğim!

Acı ruhuma sindi,
Hislerim yön değiştirdi,
Bu dünya bana dar geldi,
Uçtum sevgilinin koynuna, sabahın ilk ışığında...
Yıldızlar kayar gibi!

Gurbette aşkta, yalnızlıkta, hastalıkta çekilmiyor canım...
 
Gurbet...

Kompartımana oturur trenden el sallar gurbetçi...
Uzakta inekler yayılır, dağlarda karlar, görünür tarlalar
Gitme der gibi gözü yaşlı hanımlar, analar, babalar...
Tren bu düdüğünü öttüre, öttüre uzaklaşır
Uzaklaştırır nelerinden!

Ne olsun geçim derdine,
düşer Mehmet gurbet eline...
dil bilmez usul bilmez çiledir çekilmez!
kahreder anlara,
hasret voyvodasına,
Napolyon parasına,
Yemez içmez eskitmez...
Ne varsa sokar yastığının altına!

İki satır mektup yazardı önceden,
Şimdi telefon internet derken,
Görüntülü konuşmakta mümkün teknolojiden,
Sanal işte, teselli bir yerde...
Konuşunca ecnebi dilinden,
Yenince yeniden yemeğinden,
Havasını çekince, binalar arasından geçince...
Özlem hasretle düğümlenir tekrar yüreğinden!

Her yer büyükçe çevrilmiş hapishane...
Ne içkisi, ne sigarası, nede eğlencesi huzura bahane!
Disneyland, son model arabalar, modern metrolar
Bakınca boyun kıran kule hiper marketler,
Seven olmayınca neye yarar köy-vatan özlemine!

Sayılır günler alınınca uçak bileti,
Hediyeler bir, bir paketlenir öyle kıymetli!
Bebek bekleyen baba gibi sığmaz dar mekana cesedi...
Tespihe emanet sayar gününü,
Uçaktan daha hızlı gider ruhu,
Ayak bastığı yerde başlar ilk göz ağrısı düğünü...

Gurbet...ah gurbet!
Ne ilk nede son muhabbet!
Fakirin kavalı çaldırır zenginlik masalı,
Ömür geçer...bestelenir sabret!
 
Gül…

Sonbahar yaprakları varsın uçsun,
Toprak yağmura inat varsın kurusun,
Hayvanlar, böcekler varsın kış uykusunda uyusun!
Fırtınalar, depremler varsın korkuya doyursun…

Huzurlu yaşa, varsın bedenin yorulsun
Ama gül...

İçtiğin su, aldığın nefes yaşama bağlasın,
Aşkın tılsımı sürünerek yüreğinde barınsın,
Gözlerin sevgisiz kalmasın,
Benimle yaşasın son dansın!
Ne kaldı ki yaşamdan acısız…

Uzaklıkta, özlemde derdin olsun varsın
Ama gül...

Denizin meltemimle dalgalansın,
Güneşim temmuz sıcağın olsun yaksın,
İçtiğim suyun aşk çeşmenden aksın,
Gökyüzünden yağmur boşalırken
Gözlerin ayrılık acısına ağlasın…

Hayallerin çölde serabımı yaşasın
Ama gül…

Gülmek için ara bahane,
Ömrün şu an yaşlanmakta,
Her salisen ölürken
Yalnızlığına toprağın sarılmakta…

İkindi vakti güz mevsiminde canlanmakta,
Düşerken aklar saçlarına!
Elinden ne gelir önlenemeyeceklere nasılsa
Neler geçiyor dele, deşe…

Gül kaderine tövbe-istiğfar niyetine
Ama gül…
 
Gülen Dudaklarımda...

Tozlu yollar, arkamda çöl fırtınaları
Kırılmış taşları savurur istikbalime!
Direnir kaderim tekerler gibi,
Düşerim dost yollara!
Acıları nükseder paramparça kır çiçeklerinde,
Sağımda solumda!

Metro ceviz kabuğu,
Işınlanırım içinde hayallerime...
Fırtınalar Formula-1 heyecanında,
İte kaka fırlatır ne kadar dirensem de!
Cüz-i irademde yaşarım korkuyu,
Düşer gibi başıma onlarca dolu...

Acı benzer yemekteki sosa,
Zevk verir yerken,
Tahammülü zordur sonra çıkış yollarında...

Can yaşamak ister, ölmekte zor ve karanlık,
Dayanırım boşlukta, uçar gibi havada imanla!
Ölmek kadar zor yaşamak, zor nelere katlanmak,
Tevafuk ki şereflendim sünnete sarılmakla!
Sırlar kavuştu izlerine gölgede manalarda,
Yalnız değilim, kör gibi uçan tozu bile görmezken
Kaybolur dehşeti tanıdıkça,
Gülen dudaklarımda...
 
Güllerin Efendisi…

Mantık süzgecinde boğulurken
Gerçek imdat demeden
Hayal huzurla beslenir…
Gülecektir murat ettiklerine!
Kandır beni,
Eğer bana kanabileceksen su gibi...
Katlanabileceksen çölünde cehennem yaksa...
Cennet özlerken!
Bilmem... belkide sana,
İçimden gelircesine ve elimden ne olduysa yazıverdi kendi kendine
Düşünce bulutları,
Akıl soyutlamaları
Sihir peşinde macera tutkuları...
Dolanıverdi adımlarıma!

İçinde ne varsa
Dışında körebe oynasa da
Her şarkı seni anlatsa da dansında
Olacağım çok yakınında…
Hesap günü mahşer başka!

Tüm sevdiklerin senden kaçacak
Sonbahar yaprakları gibi ruhun dağılacak, dağlanacak…
Günahların kezzabın,
Aklın ızdırabın,
Bedenin ateşin,
Gölgesinde haykıracak!

Sen en iyisi yine Ömer Hayyam gibi yaşa
Ağustos böceği misali aşkın raksın perdesini arala
Karıncan olmaya razıyım sadakat tahtında…
Samimi tövbeler dökülür dilimde
Sen gelince nurunla güllerin efendisi…
 
Gülüm....

Gülüm sana hiç küsülür mü?
Tatlı yüreğin üzülür mü?
Kır çiçeklerinde düşünü
Görmeden durulur mu?

Ne desem şimdi hepsi bahane!
Sığınırım gülüm sonsuz sabrına,
Keder bahçesinde ahtır sensizlik!
Güne batan gibi eğilmiş başımla,
Tüm evrenimi kaplar sessizlik…

İçimde Latin müzik ve dansları,
Âşık gözlerin eritir hazzımı,
Görmeyi dilerim bir gece gündüz
Nefesine yakın dinlerken yazgını!

Çölümde nevruz, güneşin öldürmekte,
Sahran düş, mecnun gibi soldurmakta,
Dost cemren hayal meyal görünmekte,
Merhem ol suyunla çatlamış dudaklarıma!

Neler geçmedi hastalıkta bir gün biter,
Yanımda oldukça silinir şerlerden izler,
Dünyada da hurimsin korun cennetime siner,
Sevginle yaşlanmak gülüm çavdar ekmektir, yedirir…
 
Güneşini…

Seher yeline seslendim,
Güneş ne zaman gelecek?
Karanlığın gizlediği çıkacak ezberimden,
Yeniliklere şahit gözlerim ne heyecanları bilecek...
Hatırladım, hafifçe gülümseyerek dediğini 'deli...'

Bağırdım boşluğa doğru,
Kim bilir ava çıkmış kaç yabani hayvan duydu beni!
Aç midelerinden gelen sesleri dinlerken, gözler yolu
Bense ışıklarda umutla aradım seni...

Dereler akıyor-ay dolunay,
Yapraklar rüzgârla sallanıyor, bitmez say-say
Ağzında şeker yerken tay,
Uykusuzluk tuttu, karıştırdım resimlerini!

Doğallık bozulmasın, doğa yerinde çok şükür.
Gece karanlık-gün aydınlık hisseder hala özgür.
Ağızdan çıkar mı bir laf bu verilmiş sözdür.
Karanlığın içinde ezberledim yazdıklarını!
Görene kadar güneşini...
 
Güya...

Müslüman için bu dünya,
Eğlenme ve dinlenme yeri değildir!
Yaz geldiğinde deniz kenarı rüya,
Kış geldiğinde kayak merkezi hülya,
Tembellik bedeninde oynatır salsa...
Başka din simsarı gibi serseri değildir,
Bu dünyayı cennet sanarlar güya...

Elbiseni değiştir kimliğine uygun,
Kemal imana koş, ruhunda olgun!
Aşkı Allah’ta ara, secdende rıza...
Kalma boş işlerde bir hayli yorgun!
Kafire benzer misin her an yargıla,
Her şeyini verene kendini hazırla...
Sen aldırma, ahmaksın sanarlar güya!
 
Güzel Kadın…

Gülüşüne bakarak sana kapıldım güzel kadın!
Sonsuzluğu yaşayan kim var ki, baki kalsın canın...
Her nefes çekişinde kalmasın kimliksiz ahtın!
Kelebek kadar ömrün olsun, fanisin üzülme
Yeterki onun kadar dolu-dolu, açık olsun bahtın...

Olgun yaşlara erişen insan,
Oluyor sevgi ve paranın değerine kanan!
Kusurları, yargıları, neleri unutuyor bir gülmede…
Haz bahçesinden uzak, yaşlanıyor emanet beden
Bir demlik çay var yanımda, gel birlikte içelim güzel kadın!
Mahzun bakma öyle, değer mi bu dünya üzülmeye…

Umutları gördük,
Kusurları örttük,
İçimize acıdan kıvranan neleri ördük,
Yinede kimseyi mutlu edemedik güzel kadın…
Çayın buharında,
Her sıcak yudumda,
Ne çok güldük seninle güzel kadın!
Kıyamet kopsa, olsa sözün-vaadin,
Olsun çayın damak tadın!
Mutlu olalım birlikte güzel kadın,
Ne olur hiçbir şey düşünme!
 
Geri