Akın Sezer

Konu sahibi son olarak 4 gün önce görüldü
Haberini Beklerim…

Kır çiçeklerinde gördüm gözlerinin gülüşünü,
Denizde seyrettim dalgalanan hoş görünüşünü,
Çılgın rüzgara açmış kollarını yelkenliler, yarışırcasına…
Sallanan aşk oturağımda düşündüm bensiz dününü!

Bir anda Girit’e uzandı geleceğim,
Açtım kollarımı sarıldım doğasına!
Şahlanan yüreğimi nasılda eyledim,
Dönerken boynu bükük yollarında!

Ey rüzgar, yağmura hükmeden, nerdesin?
Ey hünkar, onca halk emrinde neden eylersin?
Ey yar, içimde sessiz dışımda bensiz gezersin?
Sana varan yollar kapalı, neden benzedi dağlara?

Garip bir dervişim, elenirken aşk eleğinde,
Adem'den beri aynı kader yaşar yüreğimde,
Çareme deva ararım sınırlı ömrüm tünelinde!
Eylerim hevesimi mecnun sabrı ile,
Gel diyen haberini beklerim!
 
Habibim...

İstanbul, Fatih’ini özlüyorum
Her yerinde ahdini izliyorum
Demokrasi kılıcı gözlüyorum
Rumeli hisarında çok garibim!

Ulubatlı Hasan’larım ağlıyor
Mehmetçik yüreğimi kor dağlıyor
Kerbalada Hüseyin’im eğliyor
Namert kanlı terörist, sanki rakibim!

“Şehitler ölmez” bahsi imandandır
Ölüm öcü-ucube şeytandandır
Vatan, bayrak kaldıysa civandandır
Kardeşlik, İslam ile tek sahibim!

Ya Rab, gafletten uzak yaşat bizi!
Yüreğimizden çıkart yalan hazzı!
Gelecek geçmişine sadık yazı,
Özgürlük, sünnetinde yol habibim!
 
Hak Kardeşlik…

Manevi kardeşlik düşer izleri,
Yayılır aleme çok şekilleri,
Şeytandır dinleme şerdir dilleri,
İçtence yapışır hayra sevgisi!

Ebu Bekir’in pir sadıklığında,
Yaşar Ömer’in hak arayışında,
yücelir Osman'ın her infakında,
Ali’nin ilmiyle dostluk tamamdır.

Yücelir âlimin hak duasında,
Her secdeye hâkim nur suratında,
Ensardan Medine kardeşliği sor!
Rahmet saçar asrın son kulvarında.

Derinden alırken huzur nefeste,
Çağlar yankısı bir evren kafeste,
İmdada koşar her aczde fakrında,
Allah için dostluk cennet özletir.
 
Hakkıyla Öl...

Neysen o ol başkasına benzeme!
Yaşadıkların senin hayalin,
Duydukların senin vicdanın
Duaların senin hıçkırıkların,
Yalanın dahi senin olsun...

Ölüm hep ilk senaryon,
Kefen en güzel giysin olsun...
Kâbe gibi sade görün
Sadece Allah için dön...
Rabbinden başka dostun olmasın!

Üzerine titrediklerin,
Her ana sığan yiğitliklerin,
Yas tutmadan dileklerin,
İslam üzere doğdun, Hakkıyla öl...
 
Hal ve Kabul…

Samimi insanın yüreği elmas gibidir...
Paha biçilmez,
Araçla geçilmez,
Kaf dağının ardında masalsı tas gibidir!

Çok az insan böyle yaşar,
Erdem dozunu aşar,
Bakidir yolu görenler şaşar…
Geçmişi artık, anlık duyduğu ses gibidir!

Bu yüzden acısız mutluluk olmaz,
Güzele, iyiye davette tat olmaz!
Dil söyler ama pratikte hayat bulmaz,
Parmağa takılan alyans gibidir!

Sen ilk önce mutlu ol,
Nefsine yar, rabbine kul…
Ömür devam ediyor kalsan da dul,
Gerisi umut bağlanan seans gibidir!
 
Haramzade güç…

Bugünlerde moda ekip ve çeteler,
Hepsinde idealler, altında yemeler!

İhale-yurt dışı… Kapar kepçe kepçe,
Akıtır salyalar kırdıkça kelepçe!

En iyiyi bilir, koltukta el ense!
Kendine olmazsan kul, kıvratır pense!

Adaleti ondan sor ne koysa kefeye,
Aman ha! Çok kızar zalimsin demeye…

Yol keser, memursa sürer, onda sükse!
Ölüm yokmuş gibi tamah eder lükse…

Koltuk tatlı gelir haramda, beleşse!
Taviz verildikçe ölür ruh, kalleşçe…

Mazlum duasında, peygamber asasında
Kırılır bin kalem, masum yasasında!

Bedel ne ağırdır üç kuruşluk düşe,
Karun gibi pişman, çeker düşe düşe…
 
Hasbıhal...

Cemaatlar var, kaynaklar akar!
Kur’an sünnet yar, bekçidir duvar...
Hangi engel kor, ibadet bıkar!
Şansa bakar zar, şeytani kulvar...

Yok bir engel, sermayen zengin!
Okunur ezan, hac yolun engin!
Defile-kutlu doğum bol, ergin...
Adı var yani, ruhuna zarar!

Edersen alay tövbe yerine,
Sürersen kalay örtü şerrine,
Bedel öderken küsme kaderine!
Cehennem kordur, yanarken şalvar...
 
Hasır Altı…

Gönlüme bir hazan çöktü maziden
Tersinden aktı umut yüreğime asiden...
Yaşlı gözlerim yaşlı adamın urbasında
Ne zaman geldim bu tünele sahiden?

Özlüyorum ölen anam, halam, dahasını
Geçmişin fotoğrafta kalan hatıralarını…
Artık yüzler yabancı selam başkasına,
Samimi iki çift laf, piyango torbasında!

Artık serilmiyor hasır, yataklar kuş tüyü
Taş binalar arasında, tarih oldu antik kuyu
İmanla alay edilir, medyumda medet büyü
Kimse senden korkmuyor, yalnızım yarabbi…
 
Hasret...

Sizde benim gibi akşama uzanan demlerde,
Hissediyorsunuz cemre aşkları yüreğinizde!
Yalnızlık nöbetlerinde,
Aşkın kurak çöllerinde,
Zemzem içer gibi Leyla diyen Mecnun dilinde...
Şiirlerim hasret sizin gözlerinize!
 
Hastayım…

Her çiçek genç âşık,
Kelebek ömründe…
Hastalıkta öyle değil mi azcık!
Gerçi uzun gibi gelir örümcek ağı görünümünde,
Şimşek gibi anlık sancı her düğümünde,
Yaşatır aşinalık…

Yemeyi, içmeyi, gezmeyi… Özleriz,
Ruh döngüsünde!
Alışkanlıklar çırpınmaktadır darağacında,
Marabaları ağlamaktadır ağasına,
Dört duvara mahkûm küheylan yalnızlığında,
Ne seven nede sevilen hoşnut değildir sonuçta!

Sağa sola dönen balina gövdeli beden,
Aslında zayıftır, ince Mehmet heybetinden,
Bu halde Voyvoda işkencesi çekmekten!
Şifa deyip almadıklarını,
Spor deyip yapmadıklarını,
Tavsiyededir artık kulakları!
Bilmişlik, kibrini… Çoktan gelmiştir kabrine gömmekten!

Aczinin duaları,
Muson yağmuruna karışır gözyaşları,
Ahla-vahla inlemeler ince perde olur acıdan kurtuluşa,
Şimşek gibi iner aynı yere sonra, bellenen tarla gibi!
Halsiz bırakır yüreklenen azıcık umutta…

Terleyen alın,
Ateşini eritir kumsalında!
Uyku yayılır bedene yorgunluktan,
Kısa anda olsa ruh sevinir kurtuluşuna!
 
Hayali Dosta Mektup...

unutamadığım dost insan;

geçmişinde yaşadıkların, ölmüş tavuğun başına gelmiyecek kadar kötü ve berbat olabilir. bu kadar şeyden sonra hayatını bu şekilde durgun ve neşeyle sürdürebilmen-kabullenmen, senin zengin ruh halinden yansıyan başka bir güzellik. seni bir kere daha sevgiyle andım, geçmişin film şeridinde. içten gülüşünü ve gamzelerini özledim. sana dua ettim. bundan sonrada yine işlerin en iyisine yönelesin, huzur bulasın, sadece kendi mutluluğunu düşünen, sadece huzuru kendi içinde bulan, artık geçmişin izinden sıyrılıp, sadece güzel şeyleri yaşayan ve mutlulukla yaşlanan bir hayatın olur umarım. senin gülmeni ve huzurlu olmanı en çok isteyen, sana yakınlık derecesinde her zaman yanında olan, içini dökebileceğin, her şeyini güvenip paylaşabileceğin ender dostlarından biriyim hala... En azından bunu geçmişinde hayellerinde kalan kırıntılardan biliyorsun. sana zarar vermek değil, aksine mutlu olmanı dileyen ve gerçekten samimi olarak paylaşan, hala içinde kalmış bir parçanım, bir ekmek kırıntısı kadar taze.

Dünya çelişki üzerine kurulmuş. ne kadar acı yaşarsa yaşasın insan, yeni acılara hayır demiyecek kadar çelişki dolu yaşıyoruz. eğer hiç bir sorunumuz olmasaydı, herhalde ´niçin bu dünyada yaşıyoruz ki? ´ derdik. hep rahatlık batar bu yüzden. bu yüzden ne geçmiş nede geleceğimi düşünüyorum sadece şu yaşadığım anı Allah rızası üzerinde yaşamaya gayret ediyorum. sahiplenmek yerine, yaşadığım her şeye lüks katacak ve heyecan verecek her şeyi, özelleştirerek seçiyorum. daha doğrusu yaşamaya gayret ediyorum. lütfen elinden geldiğince, kendin için ve şu anı yaşa. içinden bana gelmek geçiyorsa, başını omuzuma koyup ağlamak istiyorsan yarına erteleme. ya yarın-biraz sonra yoksa? sende biliyorsun ki, seni anlayabilecek, senin hislerini kullanmayacak ve sadece sen olduğun için seninle paylaşabilecek en doğru adresim sana. aynı kültürün içinden geçmiş, istekleri ve hevesleri, kültürü, anlayışı aynı süzgeçten elenmiş aynı dünyanın iki kişisiyiz. her şekildeki içten paylaşımımız bize mutluluktan başka bir şey vermez burada veya herhangi bir yerde. lütfen yazışma teklifimi yabana atma, fırsatın ve zamanın olduğu en acil bir zamanda buraya gel. yazışalım. paylaşalım. birlikte gülelim ve ağlayalım. dudaklarımız klavyemizdeki ruhla konuşsun, ruhumuz dinlensin ve huzurla kalsın! senin uzun zaman yaşamadığın mutluluğun varlığını sana anlatmama müsaade et olur mu? o kadar özledim ki seni, hayallerimde yaşayan seni o kadar istiyorum ki görmeyi. nerdeyse onca yıldır sabırla beklenen ve hala beklediğim güzel ve muhteşem bir konumun var ruhumda ve bedenimde ve senin kişiliğinin içinde. lütfen tebessüm et ve her şeyi yapabileceğin ölçülerde bırak. zorlama. maddesel her şeyi aşmak kolay ama insan ruhen yıprandı mı, sağlığın bozuldumu, geri dönüşü olmayan mutsuzluklar kapını çalar insanın. önce sağlık-ruhsal doyum sonra maddesellik ok? ve şunu kesinlikle bilmelisin ki, her zaman yanındayım! ruhundayım. hissettiğin an, çağırdığın an gelecek kadar yakınındayım. yeterki gözlerini kapat ve beni düşün, budistler gibi değil-bir müslüman gibi. bir fırsatını bul bana gel. yada ben sana. sessizim, yalnızım, fırtınalar esiyor yüreğimde, muson yağmurlarına karışır ağlarım...

beden ölüyor,
güzellik ölüyor,
alışkanlıklar ölüyor,
neler ölüyor...
ömrüm özgürlük emsali,
avcının boş ateşi,
yaşlının dillenen kahrı,
yanardağlarımla patlarım
anılar ölüyor,
dostlar ölüyor,
ailem ölüyor,
gurbet ölüyor,
kefenler soluyor!
ben yokum dünyanda,
anlatan yansıtan biçimlendiren paletin solgun renginden kaçıyorum dört duvar acı bombalıyor,
özlemler yalnızlığımdan korkuyor neler yoruyor
çölü yeşile boğacak kadar çok ağlıyorum...
mendil teselli ediyor! ağlıyorum...
yağmur kıskanıyor! ağlıyorum...
amazon taşırıyor! ağlıyorum...
sevgisizlik sarsıyor! ağlıyorum...

hala ankaragücü-galatasaray maçında kaza anında gözlerim
hala master yapmak için geldiğim üniversite yollarındayım
hala atatürk anadolu lisesi bahçesinde geç gelişlerinle beklediğim yolda kalablığın içinde seni gözlemekteyim,
halanın iş yerine geldiğimiz, karla kaplı yoldan inişimiz hatıramda
bahçelide, gümüşçülerde..
kızılayda ve nerdeyse 2 den fazla sene... birden koptun benden!
bilsen ne kadar direndim sana gelmemek için...
adresin var elimde...solgun ırmağa benzedi!
bilsen seni ne kadar özledim..
bilsen seni unutabilmek için neler vermezdim...
sen benim ölene kadar yaşadığım gizlenmiş sevdam, heyecanım...dostumsun!

yüreğim karışsa,
Allah dostlarına...
hamza gibi şehit
hiç kefenim solmasa...

belki,,, belki o zaman sen yok olurdun kaf dağımın arkasında!
 
Hayaller Dağlar...

Aslında sendeki gibi gözlere
Hasretim gönülden safi özlere
Neyleyim yaşamı ruhsuz köşklerde
Delikanlı yiğit kızsan döşümde

Her er hayal kurar silah nöbette
Yalnızlık ağlatır çile gözlerde
Ana yar dostlar kara bir leke
Uykusuz kaldığım dar gözelerde

Yetiş imdadıma seher yıldızı
Güneşi yaralar cümbüşü sazı
Dağlar yollar orman sevgisiz koman
Egeye sığmıyor efe damarı

Fırat’ta gölgesi akar denize
Yıkmış ne devletler aşk cemrelerde
Kıvrılır yakıcı çöl cehennemde
Cennetine hasret hayaller dağlar!
 
Haydi Gözlerini Kapat...

Mevsimlerden yaz, aylardan haziran
Beşiktaşta buluşuyoruz ve vapurla eminönüye
Oradan burgaz adaya!
Yaklaşık bir bir buçuk saatlik deniz yolculuğuyla
ve tefekkürle
Hoş bir yolculuk yapıyoruz...

Gözlerim fotojenik görüntünde
Zengin bir ruha bürünmüş gözlerinde
Slow mırıldanıyorum dudaklarımda
Sahile indiğimizde...

Yumuşacık kollarında dans ediyoruz
Gökyüzü masmavi, toprak yumuşacık deniz uysal...
Hayal bu ya el ele geziyoruz...
Ellerimizde kocaman külahlarda dondurma, başka güzel..
Yüzümüzde izleri, karşılıklı siliyoruz!
Gülüyoruz...
Koşuyoruz...
Anları çatlatırcasına yaşıyoruz!

Haydi gözlerini kapat şimdi,
Mevsimlerden yaz ve haziran ayı...
Ben istanbulda
ve sen yanımda
Neler neleri paylaşıyoruz!
 
Haykırışlar…

Şarkılar dilimde dolaşırken gecenin bağrında,
Haykırışlar Sessizliğe kavuşmuş sadece deniz dalgaları,
Uykuya mahkûm bedenlerin boş bıraktığı…
Lambanın altında,
Havuz başında,
Titreyen suyla dövülen günahtan kurtulmuş bakir ay ışığı…
Sivrileri kovan güvenlik elemanları,
Birde hayalimi öldüren can sıkıntısı,
Eğlenceye doymamış bedeli ağır yalnızlık!
Evsiz kedi-köpek şaşkınlığında yansır inlemesi
Düşün rengi siyah umutta müphem karanlık
Dolanır kekeler iç geçiren haykırış pembe mavi sarı
Tuvalin içinden taşar gecekondu vücutlar
Barınağını inşa eder üç beş saatte ne ki…

Dolu gibi düşer yere zıplar yine zıplar,
Mayasında vardır erimek sıcaklık zıpkınlar,
Sabah olsa yine ses dışarıda bıktıran dırdırlar,
Sabrın mucizesi düşer elma gibi Newton’un önünde
Ne yeni keşiftir nede bilinmez bilinir…
Dövdükçe zaman uslanır ruh azalır sağırlar
Köşeler döner döndükçe kusar keşkeden bıkar mimarlar
Üretmek zor iş şikâyet dalında yaprağı
Sokulur usulca kulluğun kulsuzluğu…

Yar aradım kendime bilmişliğim ölçüsünde,
Bilmediklerim kusurlarım azgınca efelendi döşümde,
Tali yollar hem karanlık niye her an sözlerimde,
Israr ediyor laf dinlemez çocuk gibi…
“Sende kimsin? ”
“Sen hangi yaşam iksirimsin? ”
“Senden umut yok, murat yok… Yok… Yok...”
“Bedel çok vaat çok… Sıfır kadar sıfır çok! ”
“Sanki hâşâ yeni dinim misin? ”
Ölüm diriliyor ruhumda Etna lavları
Nefes almak için arıyorum yayla evleri
Soğuk suyla yıkandıkça ateşimin tezenesi
Kelebek ömründe harcadığı anla gülüyor şeytan şehitleri son şehvetleri
“Sen gerçeğim olamazsın nasıl büyüledin birden? ”
“İman tüm safi sevgisiyle sarmışken”
“Şaşkınım beynim aklım nasıl aldın elimden”
“Sen gerçek düşmansın ayırdın ruhumu tenimden…”

Güllere baktım arının mucizevî gözünde,
Kanatlarım çırpındı kâinat körpesinde,
Uçtum nar olsa da içinde cehennemler
Cennet zor yol katlanmak gerek her dönemecine…
Tefekkür bahçesinde tövbe ilahisinde dalga dalga bengisuyu akar boğazıma
Kalbim çırpınır aklım teslim olur nur cemalin sünnetine
Yine döner özüm dünya gibi güneş döngüsünde…
 
Helalleşme...

Konuşurken sabırla yüzüme bakarken
Gerçekte Arizona çöl bakirliğinde kum tanelerini
Ruhunda Habil-Kabil kavgası varken sebebi
Nefsinde sabır olmasa olacaksın fırlatan!

Beni dinliyor diye keyif alırken
Asker karavanası damak tadı ile
muhabbet boş vitesteyken
Sendeki cehennemi fark etmem bile!

İçinden bitsin diye dualar ettiğini
Çin işkencesiyle nefes alıp verdiğini
Fren patlamasıyla şiddetli infilakı
Tahmin edebilir miyim böyle bencilken!

Kul hakkıyla gelmeyin der yaradan
Helalleşmek sünnet hoşnutluk kardeşlikten
Her anıma girer böylesi binlerce elekten
İbrahim makamından yükselirken
Dünyaya “Hakkınızı helal edin! “ diyesim geliyor.
 
Hepimiz Şehidiz...

Hırant Dink ölmüş
Millet anlaşmış gibi “Hepimiz Ermeni’yiz! ” i söylemiş...
Yıllarca doğuda otuz binde fazla masum ölmüş
Cenazelerinde “Hepimiz şehidiz! ” söylenmemiş!

Biz tarihiz,
Şanlıyız,
Hür yaşarız,
Şeytanın askerlerinden korkmayız!

İmanımla dost ederim Allah’ı
Kainat efendisi peygamberim sünnetini...
Ecdadım rehberim, al-yıldız bayrağım,
İyiyi söylerim kötüden men ederim!

Ha bedenimiz ha yurdumuz,
Emanetimizi sonuna kadar koruruz!
Biliriz ölüm düğün günümüz,
Şehit mertebesinde cennete koşarız.
 
Her Asıra Hoşgörü…

Hangi İnsan?

İlla tenlere dokunmak,
Ölesiye sahiplenmek…
Kimliksiz ruha gizlenmek,
İnsana has şekiller…

İlk laf sorgudur tanışı,
Güven duvarı tanısı,
Affetmez görse yanlışı,
Vardır manasız fiiller…

Ortak kader sevinçtir,
Sevilmek bir kıvançtır,
Mahrem deşmek utançtır,
Özlemdir, bu çağda diller…

Tek bir Allah’a inanırım,
Huşu kalple bağlanırım,
İki batın hoş anarım,
Ne kadar az şu gönüller…

Her bakılanda ayna var,
Tefekkürde-manada var,
Acı veren yarada var,
Hoşgörü bekler sebiller!

Gezinmek tavafta gibi,
Dokunmak sarrafta gibi,
Sunmak hak tarafta gibi,
Huzura baki deliller…

Sabır çok zorlayan nimet,
Yokken fakirde bir ziynet…
Varlıktayken kordur diyet,
Hastalık yaşayan eller…

Savaşmak, dalaşmak, kapışmak menfaat yangınında,
Benlerim, yanlarım, sanlarım saadet imtihanında,
Yargılar, sanılar, bilgiler cehalet kervanında,
Mecnun Leylasız yaşamı manasız kılar çöller!

Beklenti, mucize, büyüler mekanik harman,
Romantik, duygusal, anlayış şematik buhran,
Zulümler, zalimler, hainler fanatik akran,
Mutsuz, tatsız-tuzsuz insan, Mevlana’lar diler!

İşte İnsan: Mevlana!

Moğol talanına bir nevi diyet,
Horasan’dan başlar Konya’ya hicret…
Muhacir ruhunda düşerken suret,
İlim dokusuyla süslendi yollar…

Savaş ortamında çıkarsız sevgi,
Öldürmek yerine yaşattı ezgi,
Hoşgörü ruhunda tavizsiz örgü,
Kim olursa olsun açıldı kollar…

Evrensel İslam gönüllere yar,
Cennet-cehennemle sınırlandı kar!
Onun yorumunda bitti korku-nar,
Her çağa sundu ışık, değişti haller…

Her insana ses,
Her zikre nefes,
Hür cennet heves,
Mesnevi okurken yeşerdi güller…

Kur’an ve sünnet,
Ne yüce davet,
Mevlana suret,
Huzur yaşadı aşka susayan sefil…

Yaşlansa da cürümle,
Öğüt verdi zulüme…
Düğünüm dedi ölüme,
Dinler törende birleşti, insandan seller!

Çiçekler razı,
Irmakta hazzı,
Tükenmez yazı,
Yalnız aşk söylenir, eser yelinde…

Haktan alıp halka ver,
Dünyalık yunar gider,
Şeytan azat, seyreder
Abasında aka, bürünür şallar!

Konya şehri avreti,
Gören gözde sureti,
Aşarken üç boyutu,
Medine’den yansır, kubbesi yeşil…

Mevlana’da hislerim,
Birikir heveslerim,
Aşk-sevgi beslerim,
Yunus gibi âşık, şevke dalarım…

Sonuç:

Eğer hayatta olsaydı,
Bu yarışmayı bilseydi,
Her bir şiire dalsaydı,
Birinci olur muydu bilelim…

Hoşgörünün sofrasında,
Beklentiler safhasında,
Yazar mıydı mahyasında,
“Bu şiir birincidir, açıkla tellalım? ”
 
Her Gün Bize Bayram Olsun!

Özledim...
Özledim...
Özledim...

Sonbahar yapraları dökülürken
Hayal ettim buluştuğumuzu yıldız parkında
Bir bayram günü, mesala günlerden
Perşembe...

Hava soğuk ama
Güneş öylesine kavurucu
Sen gelene kadar yanaklarımda
Küçük benler peydahlanmış buzlu!

Bir ayağım Görorland adasında
Diğeri ekvator çizgisinde
İkisi de yakıyor
Beklemekle-kavuşmak arasında!

Neyse, uzaklardan yavaş, yavaş geldiğini görüyorum
Sislerin arasından el sallıyorsun sanırım
Yüzün gülüyor
Bedenin sanki heyecanım!
Sana doğru koşuyorum

Özlemişim
Özlemişim
Özlemişim
Çok özlemişim!

Hani şiir ya,
Sarılıyorum sana...
Dönüyor başımız birlikte
Selam söylüyorum biraz sonra yıldızlara
Akşam ay dolunay seferinde
Biz coşkunun fethinde
El ele yürüyoruz!

Hem ne bayram...
Sallanıyor doğa ve istanbul
Ayak izlerimize yetiş ve bizi bul
Yalnız Allaha kul
Namaz kılıyoruz ortaköyde
Okunduktan sonra ezanım!

Coşku besteliyor her yol
Geçiyoruz bir çok karakol
Dertleşiyoruz bol, bol
Keyfimize diyecek yok üsküdarda...

Bir daha böyle uzak kalmak yok söz mü?
Düşsekte ölüm uykusuna ağıt günü
Beraber gideceğiz ve çözeceğiz düğümü
Yastığa düşen gölgenin sonunda!

Özlemek
Gözlemek
Sözleşmek
Yok...

Yoklar yok...
Çoklar çok
Adaklar kesik kesik
Her gün bize bayram olsun!
 
Her Seçim Bizimdir...

Her dert yaratıldığında,
Dermanda yaratılırmış...
Çareye giden yola bakıldığında,
Tek bir seçime adım atılırmış!

Bahtına iyi veya kötü bir son,
Yaşamda ağlatan veya güldüren yön,
Kadere sığınan zavallı dön-dön,
Yaşanan dünyası karartılırmış...

Cahili-alimi her şeyi biliyor,
Lafa bal karıştırıp seviliyor,
Kandırmaca işe heves ediliyor,
Kötü son için şerli, azıtılırmış...

Yaşarken iyiyi Allah’tan belleyiniz,
Kötüyü kendi seçiminizden eleyiniz!
Mutluluk meleği sabrı, ertelemeyiniz
Kulun dönüşü olmaz dileği, yaratılırmış!

Mazluma adalet küllü iradede,
Sonunda çıkarmış aheste-aheste!
İyi davranış hem sağlıkta hemde hastalıkta,
Amellere, sonsuz sevinçle katılırmış...
 
Geri