yine soluksuz izlediğim devam belgeseli olmuş. belgeselin yarısı bir babanın kızını bu örgütten kurtarma sürecini anlatırken kalan kısmı bu örgütün nasıl bu seviyeye geldiğini anlatmış. yine vurucu detaylar vardı. aklımda kalanları yazayım. babanın reşit olmayan kızıyla ilgili emniyet ve savcılıkta bir sonuç alamaması, atv, kanal d gibi medyanın önde gelen kanallarının adnan oktar isminin geçmesi sebebiyle babanın haberini yapmayı kabul etmemesi, akit gazetesinden bir muhabirin bir röportajı sonrası medyanın ilgi göstermesi, adnan oktar'a yapılan daha önceki soruşturmalarda dönemin başsavcısı'nın adnan oktar'la yakın ilişkisi olması, turgut özal'ın alnı secdeye değen, hem de bilgisayar kullanan eğitimli çocuklar diyerek devlette örgüte alan açılması, 17 yaşındaki kızın kaçırılması sonrası eve yapılan baskında evde eski bir içişleri bakanının çıkması, ponçik gösterilen ttb başkanı şebnem korur fincancı'nın emniyet hakkında sahte işkence raporu düzenleyerek bu örgüte yardım etmesi, 140journos'ın bu iddiaları kendisine sorduğunda cevap hakkını kullanmayarak kaçtığını, aynı şekilde şebnem korur fincancı'nın adnan oktar'ın kitabının isminden etkilenerek işkence atlası kitabını yazması, derin devletin ta kendisi denen mehmet ağar'ın bile şikayetten çekildiği bir ortamda gazeteci fatih altaylı'nın ve manken ebru şimşek'in şikayetlerine devam etmesi... daha birçok ayrıntı vardı belgeselde.
en kötüsü de belgesele konuk olanlar kişiler tarafından yarın bir gün adnan oktar'ın çıkabilecek olma ihtimalinin dile getirilmesi. bir türkiye gerçeğini net olarak ortaya koymuşlar.