acta non verba

Konu sahibi son olarak 355 gün önce görüldü
akşamları oturup arkadaşlarla birer bir şeyler içiyoruz, yine bu akşam da öyle yaparken, laf lafı konu konuyu açtı biraz derinlere daldık sanirim. arkadaş durup dururken hem en saçma hem de en can alıcı soruyu sordu. " otuz yıllık hayatında ,hayatından çıkan biriisiyle vedalasman gerekse bu kim okurdu ya da böyle biri var mı ? " diye.
çok düşündüm hem de çok, bir ara öyle dalmışım kafamda belli belirsiz bir şarkı çaldı, ne sözünden bir şey cikarabildim ne de melodisinden. neyse o kadar çok insan geçti ki gözümün ve bilincimin önünden sonunda buldum doğru ismi.
ben onu kaybedeli 13 yıl olmuş, o öleli 7 yıl. sanırım veda etmeyi beceremedigimden boyle aklımda yer ediyor sürekli.

neyse bu gece dusugum ben biraz.
iyi değilim, hiç.
 




kendimi alamadım bu gündüzün kavaklarından
bahçe zenginindir zati biz kiracı aptal
allah zenginindir artı ben binayı yakmam
ben binaya bakmam sevgilim tamam konuşma
boynuma saplanan bi ormanın nefes sesi
turkuazdan akan kılcal damar ipleri
abstract ve kabuğumdan beklediğim o saygı
ve inzal hayatım boyuncadır bekledim
var ol en büyük beddua bu
yüzümden düşen aynalar ki padişahın safsatası
bildir selayı var ol binada kaybol
bi merdiven bul orda ışıksızca kahrol
 
kendime sakladigim şeyleri böyle ulu orta paylaşıp açık edince, evinde ikramlık bulamayınca kendi etinden bir şey koparıp ikram etmiş bir anne gibi hissediyorum. bak bunlar canımdan, bu da acımin bir parçası, iyi bak.
huzurlu bir yanılgınin gölgesinde kendini temize cek, pakla, pur ol, akla aklının kıyılarını.
bu savaş bu yarayla sürdürülemez, tek kürekle karşı kıyıya geçilemez.
öğren.

 
  • Beğen
Tepkiler: Aze
İnsan ölüyorsa acıdan ölür bir gün
kendine bir daha uğrayamadığından,
koyduğu yerde durmayışındandır hayatın
hatanın dönüşsüz oluşundandır.

Hiçbir aşk titremez sonsuza değin
bütünlüğünü yitirişinden ölür bir mum
ve insan kanatlarından
ayrılır bir gün.

birhan keskin
 


Beni artık öldüm sayacaklar
Gözlerin ıslak bir korku var, korkarım
Hırkam çok ince yakın mı uzakların
Hayat kahvaltını etmeden üstüne gelmiş sanırım
Bu dünyada seni en iyi ben tanırım
 
dişlerinin arasında çatırdar kemiklerim
yârim!
bak tarihî şeyler oluyor memlekette
i̇smail de sırf sana rastlarsa diye şık giyiniyor.

tabii ya bugün cuma geç çıkacaksın
salma zülfünü ve dahi ben duvarlara toslarım
belki bu duvarları aklım alırdır diye.
bir dönem külttün kült i̇smail de biliyor.

kaşlarını çattığın beri ben yüzüm düşüyor.
yârim! - otomatiğe bastım gel
ben çıkamıyorum bu tek odalı mağaramdan.
kara sevda sana bana ah aklım almıyor.

 



Akıllı bekleyişimе eşlik ederkеn bir deli sessizlik
Sanki ölmek için elini ilk defa tuttuğum o yeri seçmiştim
Sanki hesabı senin ödediğin o boktan restoranın önünden yeni geçmiştim
Ben bir daha aşk şarkısı yazmamaya yemin etmiştim
Sen ki bir falezin yamacında kendinden vazgeçip beni seçmiştin
Ben o gün seni götürmek için paramın yeteceği en fiyakalı yeri seçmiştim
Haklı bir vejetaryen gururla sokaklarda kedi sevmiştin ya
Ben her şeyin bir oyun olduğu çocukluk yıllarıma geri dönmüştüm
Şimdi sonsuz yıllar sürecek bir yalnızlığın ortasından
Senin yelken açtığın yeni aşkın şerefine yazıyorum
Geri dönmen için değil
Sende açtığım yaraları iyileştirmek için bir yama arıyorum
Kendimden nefret etmek için sürekli gidiyorum
Ama hep sana varıyorum
 


Where do you run
All the stitches I pulled
Coming undone
I can give you a heart to attack if you want
Smile with your knife in my back till your gone
 


balbalında bir yazı: sonunda uyandım
dudağıma değen ses kalabalık ve kanlı bir mücazatı mı dirliyor?
niçin hâla göğsüm ağrıyor
dünyaya özgün değil miydi yoksa bu?

ii.
devasa bir yılandan kaçıyor insanlar
ve bağırıyorlar:
"peşimizi bırak artık ey geçmiş!"
her defasında tökezleyip düşüyorlar
anladım ki kurtuluş o kadar kolay değilmiş
 
nehrin kıyısına evler kurdum
didindim kovdum tüm kötü masalları
didindim ıslandım güneşte
sevdim kalbinde kaynayan sözün kırmızı yağmurunu
kendisi oldum sözünün, diğer sözleri duymadan
kavradım sevginin kutluluğunu
ve baktıkça sana tertemiz bir melek düştü dünyaya
gülümsedi tanrılar, çıldırtan bir gururla
-sen, karanlık ormanlara düşen o yüce ışık
sen bereketi öpüşlerin
bal eden hayat yükümü, uzakta ol istediğin kadar
kendimden bile yakınsın bana-

iii.

üryan cadılar dolanırdı aklımda
yalnız bir kasabada yalnızdım
bir kuş sesinden, bir böcekten ve bir zambaktan bile yoksun
bu çıldırtan sessizlikte, sensizlik kadar sessizdim
düşündüm seni, düşündükçe ibrahim oldum
yoldum sakallarımı bir nehre bıraktım
yüzünü nehirlerde gördüm
her gün göreyim diye gözü olmak istedim nehirlerin
bir kıvılcım doğurdum sevgilim

Ali Baran Tuyur​

 
i.
ruhumu çürütüyor zaman ve hisler sin kazıyor
ismi olmayan bir adamken şu bahçelerde resimler kusardım
devamı yorgunluğuma haşırdıyor
bu kentte her güzel kız aşklarından asılıyordu
yarın, onların siyah beyaz nağmesi
göğsünün tellerinde hüzünlenmiş bir selamet sahnesi
ormanın mavisinden türküler vesairelerden bahsederken zihnimdeydi sevgisi

ii.
ne denli sahip ne denli sahidir
neden mi bıraktım beni, vazgeçmek efsanedir
kederli bir cumartesinde akşamında ince bir keman sesiyle canlanırdı cadıların zehri bitmeyen gülüşmesi
olur ya bazen
damarımdaki siyah kanı sağtılar semazen
geçmiş ve gelecek lanetli şahsen
insan doğduğunda cennetten kovuldu zaten


Ali Baran Tuyur.
 
lütfen kalbini aç, eve dönüyorum.

 



" yani aşk, tanrı’nın varlığını kanıtlar mı?
" aşk, tanrı’nın varlığını mı kantılar yoksa kendisi midir bilmiyorum.
" ama senin için aşk ve tanrı aynı şey.
" boşluğumu ve pis umutsuzluğumu bu düşüncede dinlendiriyorum.

Ingmar Bergman / Through a Glass Darkly
 
Geri