acta non verba

Konu sahibi son olarak 359 gün önce görüldü


uçurumun başında
sabrımın sonundayım anla
 


Ruhun or*spu olmuş senin karakterin erkek mi?
En korkak arkadaşım en abinizden erkektir!
 


Benim adım yok artık, geçip giderken Dünya'dan
Hangi suçumla bildiysen, beni oradan terk et
Geçer bir gün elbet o sokaktan gemiler
Ben işte tam o gün için yıkılmam ve kaviyim
Ben yakışmam hiçbir şiire
Çünkü bak, ben en solgun ayaklanmanın en öfkeli haliyim
Gel beri, ger beni, terk edip kendini yer beni
Sermedim yere ben kendimi, cesetler gördüğümden beri
Sen bana kendimden daha uzaksın, benim yolum yok
Ve şarkılar yazarım, kara bi' sabah öldüğünden beri
Selam ve merhaba, yeniden yapmak için gemiler yakanlara
Çünkü yalnız onlar baki!
Ardındayım o denizin
Ama sen düşünme beni, kabzam kara, sırtım haki.
 


sanırım büyüyorum en sonunda
hala ayıp bi şey demedim hesap et ordan
yine de sen iste böleyim denizi ikiye
bi an peşimizden gelemesinler diye
sen üzülme boynunu bükme
gelse bile bi gün ölüm ensemden göğsüme
vurmak istedim yerleri göğe
 
Kahve ikram etsem kalbini kazanmış olur muyum..
günlerdir kahve içmediğimi mi hissettin... şu an kalbim sade sade diye atıyor <3
kahvemizi başka yerde içelim, edri bey iç ni bi döksün.

şuraya şarkı da bırakayım ayıp olmasın...
 
Son düzenleme:
- seni seviyorum dedi mi sana?
- demedi. ama seviyor gibiydi. bana öyle geliyordu yani. tamam benim gibi sevmiyordu belki ama sevecekti. benim sevmesi için gereken her şeyi yapıyordum. tek istediğim umudumu kırmaması ve bana biraz güvenmesiydi.
- öyle olur mu lan? sevmek denilen şey böyle bir şey değil. süs bitkisi gibi ışığı suyu sağlayınca yeşertip büyütemezsin onu. sana karışık gibi görünen şey aslında çok basit birini seviyorsan seversin sevmiyorsan da sevmezsin. bazen de ikisi birbirine karışır.
- peki abi, sevip sevmediğini nasıl anlarsın?
- bak o biraz karışık işte. bir sevgilim vardı benim. sürdü bir süre. geçmiş zaman. neyse bir hafta sonu beraberdik bununla. gezdik, yedik, içtik falan. sonra pazar akşamı trene bindirip uğurladım ankara'ya. trenden inince aradı hemen beni. sanki az önce yanından ayrılmışım gibi değil de aylardır görüşmemişiz gibiydi. bir ara peş peşe seni seviyorum dedi. seni seviyorum seni seviyorum seni seviyorum... çok hoşuma gitti elbet. biraz daha konuşup kapattık.
- ee, sonra?
- salı günü ayrıldık, yine bir telefon konuşmasıyla. eski sevgilisi aramış bunu, buluşmuşlar. sonra aslında birbirlerini unutamadıklarını fark edip tekrar denemeye karar vermişler. ne deniyorlarsa artık. bozuldum tabi. ağladım, yalvardım, tehdit, küfür kıyamet.. ama faydası olmadı tabi.
- yani yalan mı söylemiş? sevmiyor muymuş seni?
- bilmiyorum. başta öyle zannettim tabi. sonra zaman geçince şöyle düşünmeye başladım. belki o ana kadar ve öncesinde gerçekten sevmiştir beni. hatta belki insan aynı anda iki kişiyi bile sevebiliyordur. yani belki yalan söylememiştir.
- yani abi?
- yanisi şu. sen artık bir şey yapma. bırak. eğer seviyorsa seviyordur. sevmiyorsa da sevmiyordur. üzerine gitmenin, sıkıştırmanın hiçbir faydası olmaz. bırak. sevecekse seni, sever. sevmeyecekse de ne yaparsan yap sevmez. o yüzden hezeyana kapılıp saçmalama.
- iyi de abi ben onu çok seviyorum.
- biliyorum. bakma inanmaz gibi durduğuna, bence o da biliyordur. ama şunu unutma bu tek başına hiçbir işe yaramaz. eğer birini seviyorsan ve o seni sevmiyorsa bundan çok güzel kaos çıkar. bir sürü şiir, sağlam bir roman ve anlatacak bir sürü hikaye çıkar. uykusuz geçen geceler, parklarda içilen şaraplar, yerli yersiz kıskançlık krizleri çıkar. ama sevgine karşılık çıkar mı? o biraz zor işte...



( hüzünlü piç )
 


Felek karşımda dikilirken bir tek senin için yere sermiyorum
Hepsine git demiştim bir tek sana gel diyorum
 


Sevmene gerek mi var gücüm yok çok arsızım
Ölmeme gerek mi var baharda, günahsızım
 


Beni yordun, dayanıyordum
Kalbimdeki kırıklara
Tükeniyordum, sabrediyordum
Başka dudaklara dokunmana


Zorlanıyordum, düşlüyordum seni
Beni sevmişsin gibi
 


Eski hatalarım
Canımı bağladı
Bilmem hangi
Acıma ağladım
Pişman mıyım hayır
Yüzüme vurmayın
Alışamazsam
Bana dokunmayın
 
Sabahları bir şeylerle uyanmaya alıştığınızda, mesela bir ten, boyuna çarpan ılık bir nefes, üzerinize rastgele atılmış, komik görünen ama bir o kadar da huzurlu bir çift kol... Bunlardan sonra bir gün yalnız uyanıyorsa eğer insan; sabah kahvesini içerken derisini lime lime doğramak istiyor bir jiletle. Ya da kendini bir banyo küvetinde boğduktan sonra masanın üzerinde hazır bulunan pasaport, bir küçük çanta ve kabul edilmemiş duaları eski gazeteye sarıp siyah bir poşete koyduktan sonra dikkat çekmesin diye, hiç bilmediği coğrafyalara kaçmak istiyor. Anlamsız gelen dillerde şarkılar dinleyerek, sadece bir nota beyninin içinde gezen tarla farelerini besliyor diye, dikenli tel bağlayıp ayak bileğinden, yüksek tepelerden aşağı atlayası geliyor insanın. İblis bungee jumping’i. Bunu ben icat ettim. Anlamsız bir dilde şarkı, hiç bilmediğin bir coğrafya ve anlamını bildiğin bir intihar, anlamı acıtan bir yalnızlık, anlayıp da anlamamazlıktan gelen bir uzaklık. İnsanın canı yanarken bir özlemde ya da bir ayrılıkta, kanatan şarkılar dinlemeli. La vie en rose dinleyip mezarlıkları ve morgları düşlemeli...

Batuhan Dedde
 
Geri