A-Z Tüm Hastalıklar

  • Kullanıcı Hüma
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Genel Sağlık Konuları
Konu sahibi son olarak 188 gün önce görüldü
İLAÇ DÖKÜNTÜLERİ
Herhangi bir ilaç kullanırken, bir döküntü meydana gelirse döküntünün nedeni olarak o ilaçtan şüphe edilmelidir.
Belirtiler:
- Kızarıklık, döküntü, kabarcıklar ve cilt içinde kanamalar dahil, cilt değişikleri
- Kaşıntı
- Herhangi bir reçetesiz ilaca veya reçeteli ilaca allerjik reaksiyon gösterilebilir.
İlaç reaksiyonları basit bir kaşıntı veya döküntüden çok fazla şeyler de yapabilir: ateş, nöbetler, bulantı, kusma veya ishal, nabız bozuklukları, nefes alma zorluğu, astım veya idrar azalması bunlardan bazılarıdır. Bunlara ek olarak laboratuar tahlilleri hemoglobin değerinde veya akyuvar sayısında bir değişim gösterebilir. Böylece, bir ilaç reaksiyonunun belirtileri son derece çeşitlidir.
Cilt döküntüleri çeşitli biçimlerde olur. Bu döküntünün nedenini belirlemeyi zorlaştırır. İlaç döküntüleri genellikle ilk dozun alınmasından az sonra başlar. Bu zaman ilişkisi daha başka problemlerin çıkma ihtimaline karşı bir uyarıcı olabilir.
Birçok ilaç reaksiyonunun ilk ve en erken belirtisi ateştir. Döküntüler, ilaç reaksiyonu olayının genellikle başlangıç safhalarında görülerek böyle bir reaksiyonun başladığına dair uyarı görevi yapar.
Tedavi:
Eğer döküntünüz ilaca bağlıysa, ilacı bırakınca belirtiler genellikle kesilecektir. Fakat, ilaç reçeteliyse, kesmeden doktorunuza danışın.
Eğer döküntünüz kaşıntılıysa yulaf unu banyoları veya nemli pansumanlar rahatlatabilir. Lokal hidrokortizon kremi de faydalı olabilir.

 
İNME
İnme, beynin bir bölgesinde, kan akışının engellenmesi ya da beyindeki damarlardan kanın dışarı sızmasıyla ortaya çıkan bir hasardır. "İnme" terimi, olayın ani başladığını vurgular.
Bazen bir baş ağrısı, sadece baş ağrısı değildir ya da baş dönmesi ile kollarınızda ve bacaklarınızda hissettiğiniz güçsüzlük sadece ne kadar çok çalıştığınızın bir işareti olmayabilir.
Dengeli beslenmek için gıdaya gereksinim duymanız gibi, beyninizin de (vücudun diğer bölümleri gibi) normal işlevini görebilmesi için oksijenleşmiş kanla beslenmesi gerekir. Yeterli miktarda oksijenleşmiş kan ulaşamadığında beyin hücreleri hasar görür ya da ölür.
Kalpten beyne ve kafaya kan taşıyan damarlarda (karotis) daralma ya da tıkanma, beyne ulaşan kan miktarını azaltır. Daralma ve tıkanmaya ateroskleroz (arter duvarlarının kalınlaşması) gibi birkaç hastalık yol açar. Karotis daralması (stenoz) için ilaç ve cerrahi tedavi mevcuttur. Tam tıkanma durumunda (karotis oklüzyonu) tedavi seçeneği çok azdır.
Her iki durum da inme (yeterli kan ulaşmaması nedeniyle beyin dokusunda hasar) ya da geçici iskemik atak (birkaç haftada geçen inme benzeri semptomlar) riskini artırır.
İnme, erişkinlerdeki işlevsel yetersizliğin birinci nedenidir.
Özellikle, kan basıncınız yüksekse ya da sigara içiyorsanız, kendinizde ya da bir yakınınızda inme riski olup olmadığını doktorunuza sorun.
Karotis Nedir?
Kalpten kafaya ve beyne kan ulaştıran ve boynun her iki tarafından geçen büyük kan damarlarıdır.
Stenoz Ve Karotis Oklüzyonu:
Arterlerin, kısmen tıkanmaya yol açacak biçimde daralmasına stenoz denir. Bir yağ plağı ya da kan pıhtısı kanın geçişini engelleyerek darlma ya da tıkanmaya neden olur. Karotis oklüzyonu, karotisin beyne kan akışını azaltacak biçimde tamamen tıkanmasıdır.
Stenozun Saptanması:
Doktorunuz boyundaki karotiste uğultu (arterde anormal kan akışı sesi) olup olmadığını steteskopla saptayabilir. Karotis uğultusu karotis hastalığının göstergesidir. Doktorunuz ultrason taraması ya da anjiyografi ile karotiste kısmi tıkanma olduğunu doğrulayabilir.
İnme Ya Da Geçici İskemik Atak Semptomları:
Aşağıdaki semptomlardan biri görüldüğünde hemen acil servise ulaşmak için ambülans çağırın ya da doktorunuzu arayın.
- Ani görme, konuşma ve denge bozukluğu
- Ani ortaya çıkan uyuklama ve şiddetli baş ağrısı
- Ani zihinsel bozukluk ve bellek kaybı
- Bir gözde ani geçici körlük ya da başka görme kusurları
- Kolda ya da bacakta ya da tüm vücutta uyuşma, güçsüzlük ya da felç
- Ani konuşma ya da yutma güçlüğü
- Koma ya da nöbetler
İnme Nasıl Önlenir?
- Kan basıncınızı sık kontrol ettirin. Sürekli olarak yüksekse (>140/90 mmHg) kontrol altına almak için doktorunuzun önerilerini uygulayın.
- Atriyal fibrilasyonunuz ya da diyabetiniz varsa ya da kolesterolünüz yüksekse, doktorunuzun önerdiği tedaviyi uygulayın.
- Sigara içiyorsanız, bu alışkanlığınızdan vazgeçin.
- Alkol alıyorsanız, ılımlı miktarda kullanın.
- Düzenli egzersiz yapmayı günlük etkinliklerinizin önemli bir parçası haline getirin.
İnmeyle İlişkili Risk Faktörleri:
Aşağıdaki durumlardan herhangi biri varsa, inme gibi ciddi tıbbi sorunlara yol açmaması için doktorunuzla görüşerek tedavi uygulayın:
- Yüksek kan basıncı (hipertansiyon) inmenin en önemli nedenidir.
- · Arter kanallarının daralması (ateroskleroz), özellikle beyne kan taşıyan arterlerde kısmi tıkanma (karotis stenozu)
- · Kalp atışında düzensizlik (atriyal fibrilasyon) gibi kalp hastalıkları, yüksek kolesterol (kandaki yağların yüksek düzeyde olması) ya da kalp krizi (miyokard enfarktüsü)
- · Sigara içme, aşırı alkol kullanımı, fiziksel etkinlik eksikliği ile sebze ve meyve açısından yetersiz beslenme gibi yaşam tarzıyla ilgili etmenler
- · Diyabetin neden olduğu komplikasyonlar inme riskini artırabilir.
- · İnmeyle ilişkili uyarı niteliğindeki kısa süreli belirtiler (geçici iskemik atak)
Aşağıdaki Durumlarda Hemen Yardım İsteyin:
Kendinizde ya da tanıdığınız birinde inmeden kuşkulanıyorsanız, hemen tıbbi yardım isteyin ve ambulans çağırın. İnmeye yönelik bazı tedaviler sadece kısa zamanda tanı konulup uygulanırsa yararlı olduğundan, hemen tıbbi yardım sağlanması önemlidir. İnmeyle ilgili uyarılar şunlardır:
- Özellikle vücudun tek yanında olmak üzere yüz, kol ya da bacakta uyuşma ya da güçsüzlük
- Ani konfüzyon (zihin karışıklığı), konuşma ve anlama zorluğu
- Bir ya da iki gözde ani görme sorunu
- Ani yürüme zorluğu, baş dönmesi, denge ya da koordinasyon kaybı
- Ani ve nedeni bilinmeyen şiddetli baş ağrısı
Yapılması Gerekenler:
Uyarıcı belirtiler ortaya çıktığında, hastaneye götürülmek üzere bir ambulans servisinin telefonunu arayın.
Tedavi:
Karotis endarterektomisi, karotisteki tıkanmayı ortadan kaldıran cerrahi bir işlemdir. İnme ya da geçici iskemik atak semptomları olan ya da olmayan, bir ya da iki taraftaki karotiste %60 tan fazla tıkanma görülen hastalarda ameliyat önerilebilir. Ameliyat, tam tıkanma durumunda ya da akut inmesi iyileşmekte olanlarda tavsiye edilmeyebilir.
tPA gibi pıhtı eritici bir ilaç, inmede acil tedavi olarak etkili olabilir. Bu ilacın etkili olması ve iyileşme şansını artırabilmesi için, inme belirtilerinin başlangıcını izleyen ilk 3 saat içinde uygulanması gerekir.
İnme vakalarının yaklaşık %80 i iskemiktir (beyin arterlerinde kan pıhtılarının oluşmasına bağlı), geri kalanları ise hemorajiktir (kan damarının yırtılmasına bağlı beyin kanaması). ABD de inme, ölüm nedenleri arasında, kalp hastalığı ve kanserden sonra üçüncü sırada yer almaktadır ve bu ülkedeki erişkinlerde önde gelen sakatlık nedenidir. Her yıl inme geçiren Amerikalılar ın üçte birinin, bu hastalık nedeniyle öldüğü tahmin edilmektedir.
İnme geçiren bir hastanın, hemen tanı konarak hastaneye yetiştirilebilmesi için, sadece risk taşıyanların değil herkesin, inmenin uyarıcı belirtileri konusunda eğitilmesi gereklidir.
 
İNTUSSUSEPSİYON
İntussusepsiyon, barsağın, genellikle ince barsağın bir kısmının, barsağın başka bir kısmının içine girdiği bir durumdur. 3 aylık il~ 6 yaşındaki çocuklardaki barsak tıkanmasının en yaygın nedeni budur.
Belirtiler:
- Ani, şiddetli karın ağrısı.
- Kuvvetsizlik ve uyuşukluk.
- Sık sık safra çıkararak kusma.
- Kuşüzümü jelatinine benzer kanlı dışkı.
- Yüzeysel nefes alma.
- Şok.
Nedeni bilinmemektedir, ama bazı vakalarda, intussussepsiyon ile bazı virüs enfeksiyonları arasında bir bağlantı vardır.
Tipik olarak, intussusepsiyon daha önce iyi olan bir çocukta aniden patlak verir. Çocuk birden bire sık aralıklarla ortaya çıkan şiddetli bir karın ağrısı duyar. Başlangıçta çocuk ağrılar arasında normal olarak oynamaya devam edebilir, ama bir süre sonra kuvvetsizleşir ve uyuşuklaşır.
Teşhis:
Çocuğunuzda bu belirtiler varsa, doktoru aramakta gecikmeyin. Belirtiler ve fiziksel bulgular, teşhiste bulunmak için yeterli olabilir. Ancak genellikle karın röntgeni ya da baryum röntgeni gibi başka testlere de gerek duyulabilir.
Tedavi edilmeden bırakılırsa, çok tehlikeli olabilir. Ancak, tedavi ilk belirtilerin ortaya çıkmasından sonra 24 saat içinde başlarsa çocukların çoğu iyileşmektedir.
Tedavi:
Teşhis için kullanılan baryumlu lavman, birbirinin içine girmiş barsağı normal yerine itmek için yeterli olabilir. Ancak bu tedavi"den sonra tekrarlama oranı yüzde 10 kadar yüksektir. Birçok durumda, ameliyat gereklidir; ameliyattan sonra genellikle tekrarlama olmaz.

 
İRİS ILTIHABI (İRİTİS)
Sıklıkla genç erişkinlerde görülür ve vakaların çoğunda neden frengidir. Kornea yaraları, şeker hasta1ığı, romatizma, diş apseleri ve burun iltihapları da iritis nedenleri olabilir.
Belirtileri:
Gözde şiddetli ağrı duyulur. Göz aşırı sulanır ve kızarır. Hasta, parlak ışığa bakamaz. Korneanın rengi bulanıklaşır ve gözbebeğinin ışığa karşı refleksleri düzensizleşir.
Seyri:
Gözbebeğinin refleksleri zamanla tamamen kaybolur ve görme iyice bulanıklaşır. Böyle bir kriz birkaç hafta sürebilir.
Tedavi:
Nedene yöneliktir. Dinlenme, camları koyu renkli gözlük kullanılması, fazla okumaktan kaçınılması salık verilir. Ayrıca, göze ılık pansuman yapılır ve ağrı giderici ilaçlar verilir. Atropinli damlalar ya da merhemler kullanılır.
 
İRRİTABL (HASSAS) MESANE
Sık sık aniden gelen ve bazen tuvalete yetişemeyecek kadar sıkıştıran, idrara çıkma ihtiyacı hissediliyorsa, nedeni mesane hassasiyeti irritabl mesane; zaman zaman kasılmaları kontrol edilemeyen mesane olabilir. Bazen durumun sorumlusu bir enfeksiyondur. Ama genellikle mesane kronik olarak iltihaplanmış gibi bir görünüm yerse de neden belirsizdir. Bu rahatsızlık bezdirici olsa da tehlikeli değildir. Mesane iltihabından farklı olarak düşünülmelidir.
Belirtiler:
- Ani ve bazen kontrol edilemeyen idrara çıkma ihtiyacı.
- Geceleri sık sık idrara çıkma ihtiyacı.
Teşhis:
Doktor laboratuvarda incelemek üzere idrar örneği alır. İdrar yaparken özel bir röntgen filmi alınabilir (Bir boşaltma sistogramı). Ucu ışıklı ince bir boruyu uretra yoluyla mesaneye sokarak sistoskopi yapmak da bir başka olasılıktır.
ilaç Tedavisi:
Enfeksiyonları tedavi etmek için antibiyotikler kullanılır. İmipramin veya kalsiyum kanal blokerleri mesanenin kasılmasını sağlayan kasları gevşetip rahatlatabilir. Başka ilaçlar da kasılmaları kontrol eden sinirlerin aktivitesini yavaşlatabilir.
Mesane hassasiyeti (irritabl mesane) enfeksiyona bağlı değilse, çoğunlukla mesane kaslarının egzersizi ve güçlendirilmesiyle çözümlenebilir. İdrar yaparken, idrarı mümkün olduğu kadar uzun bir süre tutmaya çalışmak buna bir örnektir.
 
İSHALLER
İshal, dışkılama sayısında artışla beraber, dışkının şekilsiz bir hal alması olarak tariflenir. Normalde dışkı kuru ve şekilli iken, ishal durumunda içerdiği su miktarı artarak şekilsiz olur. İshal nedeniyle bağırsak hareketleri artar, normal süreden daha kısa aralıklarla dışkılama ortaya çıkar. Örneğin günde bir kez katı, şekilli dışkılaması olan bir kişi, günde 3-4 kez veya çok daha fazla dışkılıyorsa veya dışkı cıvıklaşmış, su gibiyse ya da sümüksü olmuşsa ishalden bahsedebiliriz.
İSHAL NEDENLERİ NELERDİR?
İshale neden olan pek çok durum mevcuttur. İshal nedenlerinin başında mikrobik ishaller gelmektedir ki, yaz ishalleri de bu gruptandır. Mikroplar dışında başta antibiyotikler olmak üzere çeşitli ilaçlar, çeşitli mide-bağırsak hastalıkları, bazı hormonal hastalıklar, bağırsak veya bağırsak komşuluğunda ortaya çıkan tümöral durumlar, aşırı ve ani ısı değişimleri de ishale neden olabilir. Heyecanlanma, üzüntü, korku, stres gibi durumlar da ishale neden olabilir.
YAZ İSHALLERİNİN NEDENLERİ NELERDİR?
Yaz ishaline neden olan mikroplar, bakteriler ile protozoon denilen gözle görülmeyen parazitlerdir.
YAZ İSHALLERİ NASIL ORTAYA ÇIKAR?
Doğadaki sıcaklık artışıyla tüm canlıların su ihtiyaçları da buna paralel olarak artar. Dolayısıyla insanlar, yaz aylarında daha fazla su tüketir. Böylece, bu tüketimin beklenmeyen bir sonucu olan yaz ishalleri, çoğunlukla mikroplu suların içilmesi veya bu sularla yıkanmış meyva ve sebzelerin yenilmesiyle ortaya çıkar. Bazen insanlar ishal olup bu mikropları dışkıları ile çevreye yayabilir. Dışkıyla bulaşmış ellerin ağıza götürülmesi sonucu da ishal olabilir. Her zaman kullanılan suların sağlıklı olup olmadığını bilmek mümkün olmaz. Doğada, özellikle insan ve hayvan dışkılarıyla kirlenmiş sularda yaşayan, ishal nedeni olabilecek çeşitli mikroplar bulunmaktadır. Bunlar özellikle durgun sularda, kanalizasyonun karıştığı sularda, iyi ilaçlanmamış içme ve kullanma sularında, özellikle yaz aylarında uzun süre canlı kalarak çoğalır. Bu suların içilmesi veya böyle sularla bulaşık, sıcak ortamda beklemiş gıdaların, örneğin çiğ sebzelerle hazırlanmış salataların ve meyvaların tüketilmesi sonucu ishal yapan mikroplar, ağız yoluyla alınarak insanların bağırsaklarına ulaşır. Bunların bir kısmı bağırsak duvarında iltihap oluşturarak hem bağırsak hareketlerini artırır, hem de barsağa su ve iltihabi hücrelerin geçişine neden olur; bir kısmı da bağırsakta iltihap yapmadan, salgıladıkları toksin denilen zehirli maddelerin etkisiyle su ve tuz geçişini artırmak suretiyle ishale neden olur.
YAZ İSHALLERİNİN BELİRTİLERİ NELERDİR?
En önemli belirti, dışkılama sayısının artması ve dışkı vasfının değişmesidir. Dışkı, cıvık, patates püresi görünümünde olabileceği gibi, sümüksü ve iltihaplı veya su gibi olabilir. Dışkı miktarı ve su içeriği, ince bağırsaklarda hastalık yapan parazit ve bakterilerin ishallerinde fazladır, kalın bağırsakta hastalık yapanlarınkinde ise azdır; ayrıca bunlarda dışkılama sayısı diğerlerine oranla daha fazladır. Su gibi tariflenen ishallerin çoğunluğu paraziter nedenlidir. En sık giardia denilen protozoon neden olur. Bu tip ishallerin en ciddisi ve hayatı tehtid edeni ise dışkının pirinç suyu görüntüsü olarak tariflendiği, kolera bakterisinin yaptığı ishaldir. İltihaplı dışkılamaya neden olan bakterilere ise tifo ve tifo benzeri hastalıklara neden olan salmonella bakterilerini örnek verebiliriz. Kalın bağırsakta ishale neden olan bakterilerin bir kısmı ve bazı parazitler dışkının iltihaplı, sümüksü görünmesine, aynı zamanda bağırsak duvarını da zedeleyerek damarların kanamasına neden oldukları için, kanlı olmasına da neden olurlar. Dışkının böyle kanlı ve iltihaplı olması dizanteri olarak adlandırılır. Nedenlerinden birisi şigella denilen bakteri, bir diğeri amip denilen protozoondur. İshalle birlikte bulunan diğer belirtiler karın ağrısı, karında buruntu hissi, bazen bulantı, iltihabi durumlarda bunlara ilaveten ateş olarak karşımıza çıkar. Dışkılamadan sonra tam rahatlayamama da bir diğer belirti olabilir. Örneğin kalın bağırsak ishallerinde ağrı ve rahatlayamama sıktır. Aşırı su ve tuz kaybına bağlı olarak kalp damar sistemine, böbreklere, sinir sistemine ait kalp ritm bozuklukları, böbrek yetmezliği, şuur bozuklukları gibi belirtiler de olabilir. Dilin kuruması, cildin parlaklık, nem ve yumuşaklığını kaybetmesi, gözlerin göz çukuruna çökmesi gibi belirtiler, su kaybının işaretleridir.
İSHAL OLUNCA NE YAPMALIYIZ?
İlk tedbir olarak kaybedilen su ve tuzu geri koymak için pratik olarak hazırlayacağımız şu solusyonu içebiliriz: Bir litre kaynatılmış soğutulmuş suya 1 çorba kaşığı şeker, 1 tatlı kaşığı sofra tuzu ve 1 çay kaşığı karbonat konularak karıştırılır, içilebildiği kadar sık aralıklarla içilir. Ancak mikrobik ishallerin hemen hepsi 24 saatten fazla devam eder ve hemen hepsi ilaç tedavisi almadan düzelmez. Bu nedenle, 24 saatten fazla süren ishallerde en yakın sağlık merkezine başvurularak muayene ve tetkik olunması gerekir. Çünkü farkında olmadan dışkımız yoluyla çevreye mikrop bulaştırabilir, ayrıca ishalin tedavisiz kalarak daha ciddi sağlık problemlerine yol açmasına neden olabiliriz.
SAĞLIK KURULUŞUNDA NELER YAPILACAKTIR?
Sağlık kuruluşunda, şüphelenilen gıdaların ve suyun olup olmadığı ve ne zaman tüketildiği, ishalin ne zaman başladığı, karın ağrısı, ateş, dışkıda iltihap ve/veya kan olup olmadığı, yakınımızda başka hasta insanların olup olmadığı sorulacak; muayenenin ardından dışkı tahlili ve kültürü, kan sayımı ve gerekirse diğer kan tetkikleri istenecektir. Tüm verilere göre hekim tedaviye karar verecektir.
NASIL TEDAVİ EDİLİR?
Sıvı ve tuz kaybının az olduğu, ishalin hastanın komforunu çok bozmadığı durumlarda, hastaneye yatırılmadan genellikle sadece uygun bir diyetle hasta ayaktan tedavi edilir. Aşırı su ve tuz kaybı, ağır dizanteri halleri, kolera şüphesi olan durumlarda hasta mutlaka hastaneye yatırılarak öncelikle kaybedilen su ve tuzun yerine konması amacıyla serum verilir, daha sonra uygun ilaçlara başlanır. İshal diyeti nasıldır? İshali olan kimselerin düzelene kadar posasız ve yağsız gıdalar alması gerekir. Yani sebze ve meyvalar, kuru yemiş, çikolata, kızartmalar gibi gıdalar alınmamalıdır. Yağsız makarna, pirinç pilavı, haşlanmış patates-patates püresi, haşlanmış yağsız et ve tavuk, yağsız ızgara köfte yenebilir. Ayrıca bol miktarda içeçek alınmalıdır.
İYİLEŞME ŞANSI NEDİR?
Uygun tedaviyle yaz ishallerinin tedavisi oldukça yüz güldürücüdür; hemen hepsinde iyileşme tamdır. Ancak mikroplu ortamla temas devam ediyorsa, gerekli tedbirler alınmadıysa ishalin tekrarlama şansı her zaman vardır.
YAZ İSHALLERİ NASIL ÖNLENEBİLİR?
Bu ishallerin önlenmesinin en önemli yolu, menşei bilinmeyen suların tüketilmemesi ve kişisel temizliğe dikkat edilmesi, özellikle ellerin her yemekten önce ve sonra yıkanmasıdır. Kullanılan ve içilen suların klorlanması pekçok mikrobun yaşamasını önler. Şüpheli suların, şüpheli olmasa bile salgın olduğu bilinen yerlerdeki suların kaynatılarak kullanılması gereklidir.
 
İktidarsızlık nedir?
İktidarsızlık nedir? Halk arasında iktidarsızlık tıp dilinde ise´erektil disfonksiyon´ olarak tanımlanan rahatsızlık, penisin sertleşmesi demek olan ereksiyonun, cinsel birleşmeyi sağlayacak derecede olamaması yani fonksiyon bozukluğudur. Aslında bu tür fonksiyon bozukluklarının bir kez ya da seyrek olarak görülmesi, hemen herkeste zaman zaman olabilen bir durumdur. İktidarsızlıktan yani erektil disfonksiyondan söz edilebilmesi için sertleşme kusurunun sürekli ya da çok sık olması gerekiyor. İktidarsızlığın toplumda görülme oranı nasıldır? 'Cinsel güç´ çoğu erkek için temel konulardan biridir. Penisin sertleşme yeteneğinin azalması ya da kaybolması bu nedenle pek gündeme getirilmez. Ancak yapılan çalışmalar her on erkekten birinde böyle bir sorun olduğunu ortaya koymuştur. Tabii ki bu sıklığın yaşla da ilgisi var. Genç yaşlarda çok düşük olan bu oran, yaşla paralel olarak artmaktadır. Erektil disfonksiyonu olanların sadece yüzde 10 kadarı bu konuya çare aramaktadır. Sorunu olduğu halde doktora başvurmayan, çare aramayanların bu denli çok olmasındaki etkenlerden birinin utangaçlık ya da böyle bir sorunun olduğunun başkası tarafından duyulmasını istememe olmasına karşın daha önemli bir grup bu konuda bir çare olduğunu bilmediği için, bir anlamda ´kaderine rıza göstermektedir'. İktidarsızlık neden olur? Çoğu erkekte stres, yorgunluk, endişe ya da aşırı alkol kullanıldığında zaman zaman karşılaşılan bu durumun endişe edilecek bir yönü yoktur. Eğer bu durum çok sorun edilirse, ´başarısızlık korkusu´ eklenecek ve psikolojik olarak ciddi bir sorun haline geldiği için aslında geçici bir durumkken sabit bir sorun haline dönüşecektir. Her birleşmede bir önceki ´başarısızlık´ hatırlanacak, tekrarlama korkusu, cinsel hazzı engelleyerek penisin sertleşmesini önleyecektir. Bundan 20 yıl öncesine kadar erektil disfonksiyonun oluşum mekanizmaları yeterince bilinmediği için olayın çoğu zaman psikolojik kökenli olduğu düşünülürdü. Daha sonraki çalışmalar bunların %70´inde organik sorunlar da olduğunu ortaya koymuştur. Böylece vakaların büyük bir kısmında organik ve psikolojik sorunların bir arada bulunduğu anlaşılmış oldu. Erektil disfonksiyonu anlamak için penisin sertleşme mekanizmasını ana hatlarıyla gözden geçirmekte yarar var. Cinsel uyarılar karşısında vücutta bazı kimyasal işlemler oluşmaktadır. Penise gelen ve penisten giden sinirlerin de katkısıyla atardamarlardan gelen kan toplardamarların kapanması sonucu penisin yapısını oluşturan süngersi cisimlerin içinde birikmekte ve penisin sertleşmesine neden olmaktadır. Daha sonra da toplardamarlar gevşeyerek biriken kanın boşalmasını sağlamakta ve sertleşme sona ermektedir. Bu mekanizmayı etkileyen bir çok organik neden penisin sertleşmesini engellemektedir. Fiziksel nedenler Organik ya da fiziksel olarak adlandırılan nedenlerin başlıcaları şunlardır; Atardamarların daralması sonucu penise gelen kanın azalması Toplardamarların gereğinde kapanamayıp, gelen kanı geri kaçırması Penise gelen ya da giden damarların hasarlanması Hormon bozuklukları İlaçların yan etkileri Alkoliklik ya da uyuşturucu bağımlılığı Şeker hastalığı Aşırı sigara içmek Yüksek kolesterol Penisin süngersi yapısını etkileyen hastalıklar İnmeler (beyin kanaması vb.) sinir sistemi hastalıkları Ciddi organik kronik hastalıklar (böbrek yetersizliği, karaciğer yetersizliği vb.) Psikolojik nedenler Bir erkekte sertleşme kusurunun aniden ortaya çıkması, bazı birleşmelerde normalken bazen kusur olması psikolojik etkenleri düşündürür. Bazen tetikleyici faktör kolayca bulunabilir. Örneğin cinsel eşiyle ciddi uyuşmazlıklar, sevişme sırasında durdurulma ya da ev veya işte ciddi sorunlar gibi. Cinsel birleşme sırasında tatmin konusunda kaygılar duymak, depresyon yaşamak, ortamın uygunsuzluğu cinsel bilgi azlığı gibi konular da psikolojik etkenler arasında yer alabilir. Böyle bir sorunla karşılaşan kişilerin ilk olarak bilmesi gereken şey, erektil disfonksiyon üzerinde özellikle son yıllarda yapılan çalışmalarla artık bunun tedavisi mümkün olmayan, çaresiz bir dert olmadığıdır. Bunu bilmenin önemi, sebebin organik olduğu hallerde bile olayın içinde psikolojik etkenlerin de katkısıdır. ´Başarısızlık´ korkusu sorunun ağırlaşmasına yol açacaktır. Bundan sonraki basamak yaşam biçimindeki değişmelerdir. Sigarayı bırakmak, alkol miktarını azaltmak, stresten ve endişelerden uzaklaşmaya çalışmak çoğu kişide çare olacaktır. Bunlarla çözüme ulaşamayanların tıbbi yardım aramaları gerekir. Eğer bünyelerini tanıyan bir aile hekimleri varsa, sorunu ilk olarak onunla konuşmaları daha uygun olacaktır. Hekimleri bunu çözemediği taktirde üroloji klinikleri ya da uzmanlarının muayenehanelerine gönderecektir. İktidarsızlığın tedavisi nasıldır? Hekim, yaptığı tetkiklerle sorunun kaynağının ne olduğu ve hangi yöntemlerle tedavi edilebileceğini belirler. Erektil disfonksiyonun tedavisinde bazı yöntemler bulunmaktadır, hekim hastanın durumuna göre bunlardan birini ya da birkaçını bir arada uygulayabilir. Cinsel yaşamı düzenleme: Özellikle sorunun psikolojik kökenli olduğu hallerde bunun yararı olmaktadır. Eşlerin cinsel yaklaşımlarını araştırarak bu yönde düzenleyici önerilerde bulunmak yararlı olmaktadır. Seks tedavisi olarak da adlandırılan bu uygulamalar, diğer tedavi yöntemlerinin yanısıra da uygulanabilmektedir. Vakum aletleri: Vakum aletlerinin çok değişik modelleri bulunmaktadır. Hepsi hemen hemen aynı prensiple çalışan bu aletlerde bir tüp ve bu tüpün içindeki havayı boşaltan bir pompa sistemi bulunmaktadır. Penis bu içine konulmakta ve pompa ile silindirin havası boşaltılarak vakum yaratılmaktadır. Penisin dışındaki bu vakum etkisi ile kan penisin süngersi cisimlerinin içine dolar ve penisin doğal ereksiyonu gibi sertleşme olur. Yeterli ereksiyon sağlanınca penisin dip kısmına bir sıkıştırıcı band yerleştirilir. Silindirin mandalı açılarak içine hava girişi sağlanır ve silindir uzaklaştırılır. Band ile sıkıştırıldığı için kan geri akamayacağından penis ereksiyonu devam eder. Bilinmesi gereken husus sıkıştırıcı bandın yarım saat içinde çıkartılması gereğidir. Penis içine iğne: Oldukça etkili bir yöntemdir. Hastaya ya da eşine, cinsel birleşme öncesi penisin süngersi cisimlerine iğne yapılması öğretilir. Bu amaçla kullanılan değişik ilaçlar bulunmaktadır. İğne yapıldıktan 10-15 dakika kadar sonra ereksiyon gerçekleşmektedir. İdrar kanalına ilaç: İğnesiz tedavilerden biridir ve oldukça etkilidir. Küçük bir tablet özel uygulayıcısıyla üretradan (dış idrar yolu) içeri itilir. Burada eriyen ilaç, idrar yolu duvarından emilerek penis dokusunu etkiler ve 5-10 dakika içinde ereksiyon gerçekleşir. Ağızdan hap kullanımı: Yakın bir zamana kadar bu amaçla kullanılan ilaç Yohimbin´di. Afrika´da yetişen bir ağaçtan elde edilen maddelerden üretilen bu ilaçla yapılan bir çok çalışma ereksiyon sağlamada yararlı olduğunu göstermiştir. Halen mevcut, etkisi kanıtlanmış ve lisansı alınmış tek ilaç Viagra´dır. Cinsel birleşmeden bir saat kadar önce yutularak kullanılır. İlacı olumlu yönlerinden biri de cinsel uyarılma olmadığı zaman ereksiyon olmamasıdır. Hormon kullanımı: Erektil disfonksiyonu olanların küçük bir kısmında neden hormon bozukluğudur. Bunlar arasında en sık rastlananı, erkeklik hormonu olan Testosteron´un eksikliğidir. Böyle bir durum tesbit edildiğinde bu hormonu içeren ilaçlarla takviye yapılarak başarılı tedavi sağlanabilir. Testosteron eksikliği laboratuvar testleri ile kanıtlanmadığı sürece bu hormonu kullanmak yarar sağlamadığı gibi hormon dengesini bozucu etki yaratabilir. Cerrahi tedavi: Erektil disfonksiyonu olan vakaların bir kısmında penis damarlarında, yeterli kan akışına izin vermeyecek derecede bozukluklar bulunabilir. Bu gibi hallerde yapılan ameliyatla damarlardaki sorunlar düzeltilebilir. Penis protezleri: Ameliyatla penisin içine yerleştirilen cihazlardır. Başlıca iki tipi bulunmaktadır. Bir tipi yarı sert çubuklar şeklindedir. Penise yerleştirildiğinde sürekli bir sertlik yaratır, gerekli olmadığı zaman aşağıya doğru bükülmeye olanak verir. Diğer tipi daha karmaşık bir yapıdadır. İçerdiği hidrolik sistem nedeniyle gerektiğinde sertleşme sağlar. Bu sertleşme, skrotuma (testis torbası) yerleştirilen bir pompa ile sağlanır. Cinsel birleşme ertesinde de aynı mekanizma ile yumuşama sağlanmaktadır. Penis protezi konulması sırasında penisin süngersi dokularının önemli bir kısmı çıkarılmaktadır. Bu nedenle daha sonra başka tedavi yöntemlerinin kullanılması söz konusu değildir. Bu nedenle protez ameliyatına karar vermeden önce diğer tedavi yöntemleri ile ilgili tetkiklerin yapılmış olması ve kesin karar verilmesi gerekmektedir. İktidarsızlık yaşayanlara önerileriniz neler olabilir? Sorunlar paylaşıldıkça küçülür. Bu kural erektil disfonksiyonda da geçerlidir. Bazen erektil disfonksiyonu olan erkeklerin eşleri, bilmeyerek de olsa psikolojik sorun yaratırlar. Sorunun konuşulup tartışılması bazen sorunun ortadan kalkmasını bile sağlayabilir. Cinsel uyum, yetersiz ereksiyon ve erken boşalma gibi hallerde de çare olabilmektedir. Bazı çiftler bunu yaşlanmanın doğal bir sonucu olarak algılayıp çare aramazken, bazıları da ileri derecede mutsuz olabilmektedir. Yaşlanma ile erektil disfonksiyon sıklığı artmakta ise de tedavi yöntemleri sayesinde ne kadın ne de erkek için çok ileri yaşlara kadar cinsel yaşamı sürdürmemek için bir neden yok.


 
Kuduz
Kuduz nedir? Genel olarak hasta hayvanların ısırması sonucu bulaşan, beyin iltihaplanmasına yol açarak ölümle biten bir virüs hastalığıdır. Hangi Hayvanlardan, Nasıl Bulaşır? Kuduzun doğadaki temel kaynağı kurt, çakal, tilki, domuz, ayı, sırtlan gibi vahşi hayvanlardır. Ayrıca sadece Güney Amerika'da görülen bir tür yarasa kuduz virüsünü taşımaktadır. Kuduz virüsü bir şekilde köpek, kedi, eşek gibi evcil hayvanlara geçerek bunlar arasında da varlığını sürdürebilir. Yılan, kertenkele gibi soğukkanlı hayvanlar kuduz virüsü taşımazlar. Kuşlar, tavuklar, fareler, hamsterler ve tavşanlar tarafından ısırılmalar kuduz riski taşımazlar. Hemen hemen bütün hayvanlar kuduz virüsünü aldıktan sonra hastalanarak ölürler. Sadece yarasalar kendileri hastalanmadan kuduz virüsünü taşıyabilirler. Kuduz virüsü hasta hayvanların ısırmaları sonucu oluşan yaralarla insanlara geçerek hastalık oluşturur. Daha nadir olarak açık yaraları olan kişiler, yine bu hasta hayvanların salyaları ile kirlenmiş ayak ve pençeleri ile tırmalamaları sonucu kuduz virüsünü alabilirler. Kuduz riski taşıyan yaralanmaların hemen hepsi nedensiz saldırılar ile oluşurlar. Hayvanlar bir şeyler yerken, kendilerine verilmiş bir yiyecek tekrar alınmak istenirse, hayvanın canı yakılırsa, yavruları olan hayvanların yavrularına dokunulduğunda veya yaklaşıldığında veya sürüyü ya da bir bölgeyi korumak amacıyla yetiştirilmiş çoban ve bekçi köpeklerinin bölgelerine girildiğinde, yaklaşıldığında meydana gelen ısırma olayları genellikle kuduz açısından masum olaylardır. Fakat av köpeklerinin yol açtığı yaralar her zaman kuşkuyla karşılanmalıdır. Kuduz Olan Hayvanların Özellikleri Kuduz olan hayvanlar hastalığın ilk döneminde davranış değişiklikleri gösterir. Başlangıçta ürkek ve korkak olurlar. Sık sık idrar yapar, aşırı su içme isteği olur. Önceleri gözden uzak durmaya çalışırken giderek sahibinin emirlerini dinlemez hatta sahiplerine de saldırırlar. Köpekler evlerini terk ederek bir daha geri dönmezler. Hastalık ilerledikçe ağızlardan çok miktarda salya çıkarmaya başlarlar. Giderek dengeleri kaybolur, oluşan felçlerle yürüyemez hale gelir, düşerler. Kuduz olan bir hayvan en geç bir hafta içinde ölür. İnsanda kuduz nasıl gelişir? Kuduz hayvanın yol açtığı yara yerindeki sinirler yoluyla virüs beyine gider ve burada üreyerek çoğalmaya başlar. Bu süreç yavaş ilerlemektedir. Virüsün vücuda girişinden sonra hastalık belirtileri çıkana kadar geçen süreye kuluçka dönemi denir. Bu dönem ortalama 20 – 60 gün arasında değişmekle beraber, ısırık yerinin beyine yakınlığı, yaranın büyüklüğü ve yara yerinin sinirlerden zenginliğine bağlı olarak kuluçka süresi kısalabilir veya uzayabilir. 4–5 güne kadar kısalabilir veya bir yıla kadar uzayabilir. Kuduz şüpheli ısırıklarda neler yapılmalıdır? Bu konu kuduz hastalığının nasıl olduğu nasıl geliştiğinden çok daha önemlidir. Çünkü kuduz hastalığı riski olduğunda tedavi değil alınacak önlemler hayat kurtarıcıdır. Bunların en başında gelen en etkin işlem yara yerinin bol sabunlu su ile yıkanmasıdır. Uygulanması her yerde yapılabilecek olan bu çok kolay işlemin yaralanan kişinin kuduz olma riskini yüzde 90'ın üzerinde azalttığı saptanmıştır. Yapılacak ikinci en önemli işlem mümkünse yaralanmaya yol açan hayvanı gözetim altına almaktır. Daha önce değindiğimiz gibi kuduz olan hayvan en geç bir hafta içinde ölmektedir. Gözlem altına alınan hayvanın 10 gün sağ kalması kuduz riskinin ortadan kalktığını gösterecektir. Bu, bizi gereksiz korku ve panikten koruyacaktır. Diğer önemli nokta ise en kısa zamanda bir sağlık kuruluşuna başvurmaktır. Olayın nasıl olduğu, ısıran hayvanın sahipli olup olmadığı, gözlem altına alınıp alınmadığı konularında doğru ve eksiksiz bilgi verilmelidir. Hastayı değerlendiren hekim tüm verileri dikkate alarak verecektir. Yaranın yeri, yaranın büyüklüğü, ısırılmanın bir nedeninin olması, yaranın sabunlu su ile yıkanmış olması, hayvanın gözlem altında olup olmadığı göz önüne alınarak aşılama yapılıp yapılmayacağına karar verecektir. Bundan sonra hastanın yapması gereken hekimin öğütlerini eksiksiz yerine getirmektir. Neler yapılmalı neler yapılmamalı? Isıran ya da yaralanmaya yol açan hayvanı kızgınlıkla öldürmek yanlıştır. Saldırı devam etmiyorsa devam eden bir tehlike yoksa ısıran veya tırmalayan hayvanlar kesinlikle öldürülmemelidir. Oluşan yarayı değişik yöntemlerle tedavi etmeye çalışılmamalıdır. Ne olursa olsun bir sağlık kuruluşuna başvurmayı ihmal etmemek gerekir. Önemsiz görerek olay göz ardı edilmemelidir. Genel olarak Yiyeceğini yemekte olan hayvanlardan uzak durulmalı Tanınmayan hayvanlara yaklaşılmamalı Hayvanların canı yakılmamalı Evde veya işimiz gereği bakılan yetiştirilen hayvanların aşıları zamanında yaptırılmalı Hasta veya yardıma ihtiyaç duyan hayvanlara dikkatle yaklaşılmalı Yavruları olan hayvanlara dikkat edilmeli Evcil hayvanlar kontrol altında tutulmalı Önemli önemsiz her türlü yaralanmada mutlaka eller ve yaralar sabunlu su ile yıkanmalıdır. Kuduz aşısı Kuduz riskinin var olması durumunda alınacak en etkin önlem aşıdır. Eski yıllarda yapılan aşıların oldukça fazla yan etkileri vardı. Buna karşın koruma gücü yüksek değildi. Günümüzde insan hücrelerinde üretilen virüslerle yapılan aşılar kullanılmaktadır. Yan etkileri yok denecek kadar azdır, koruma güçleri de yüksektir. Klasik program ısırılma olayını 0. gün sayarak 3., 7., 14., 28., ve 90. günde birer doz koldan yapılan aşılama biçimindedir. Daha önce aşılanmış kişilerin aşılanması, meslek gereği (veterinerler v.b.)ısırılmaya maruz kalmadan yapılan aşılama, ısıran hayvanın gözlem altında bulunduğu süre içinde yapılan aşılama gibi değişik aşılama programları uygulanabilir. Buna başvurulan kurumdaki hekim karar verecektir. Riskin çok yüksek olduğu durumlarda ise kuduz antiserumları kullanılmaktadır.

Kuduzun doğadaki temel kaynağı kurt, çakal, tilki, domuz, ayı, sırtlan gibi vahşi hayvanlardır. Ayrıca sadece Güney Amerika'da görülen bir tür yarasa kuduz virüsünü taşımaktadır. Kuduz virüsü bir şekilde köpek, kedi, eşek gibi evcil hayvanlara geçerek bunlar arasında da varlığını sürdürebilir. Yılan, kertenkele gibi soğukkanlı hayvanlar kuduz virüsü taşımazlar. Kuşlar, tavuklar, fareler, hamsterler ve tavşanlar tarafından ısırılmalar kuduz riski taşımazlar. Hemen hemen bütün hayvanlar kuduz virüsünü aldıktan sonra hastalanarak ölürler. Sadece yarasalar kendileri hastalanmadan kuduz virüsünü taşıyabilirler. Kuduz virüsü hasta hayvanların ısırmaları sonucu oluşan yaralarla insanlara geçerek hastalık oluşturur. Daha nadir olarak açık yaraları olan kişiler, yine bu hasta hayvanların salyaları ile kirlenmiş ayak ve pençeleri ile tırmalamaları sonucu kuduz virüsünü alabilirler. Kuduz riski taşıyan yaralanmaların hemen hepsi nedensiz saldırılar ile oluşurlar. Hayvanlar bir şeyler yerken, kendilerine verilmiş bir yiyecek tekrar alınmak istenirse, hayvanın canı yakılırsa, yavruları olan hayvanların yavrularına dokunulduğunda veya yaklaşıldığında veya sürüyü ya da bir bölgeyi korumak amacıyla yetiştirilmiş çoban ve bekçi köpeklerinin bölgelerine girildiğinde, yaklaşıldığında meydana gelen ısırma olayları genellikle kuduz açısından masum olaylardır. Fakat av köpeklerinin yol açtığı yaralar her zaman kuşkuyla karşılanmalıdır.
 
Karın Ağrısı nedir? Nedenleri nelerdir?
Akut Karın Ağrısı Nedir? Nasıl Teşhis Edilir? Altı saat içinde birden bire başlayan karın ağrısı ile kendini gösteren karın hastalığı, akut karın ağrısı olarak tanımlanır. Bağırsakta olan iltihabi bir olay ise kendisini iştahsızlık, bulantı ve kusma gibi belirtilerle gösterir. Ani başlayan karın ağrısı olan her hasta detaylı bir şekilde ele alınmalıdır. Bir haftayı aşan bir süredir karın ağrısı olan hastada 'akut karın' tablosu düşünülmez, ancak bu durum bir hekim tarafından incelenmelidir Karın Ağrısının Nedenleri Nelerdir? Karnın değişik bölgelerindeki ağrılar, o bölgeye has organların hastalıklarının belirtisi olabiliyor. Mide ve bağırsak bozuklukları, böbrek taşları, kadın ve erkek üreme organlarının hastalıkları, şeker hastalığı, böbrek üstü bezi hastalıkları, kadınlarda adet sancıları, bazı kan hastalıkları, kurşun ve morfin gibi maddelerin zehirlenmeleri ve zona gibi hastalıklar nedeni ile karın ağrısı oluşabiliyor. Sadece karın boşluğundaki organlar değil, akciğer iltihapları, kalp krizleri ve kaburga kırıkları karın ağrısı yaratabiliyor. Karın Ağrısı Başka Hastalıklarla Karıştırılabilir mi? Karın sağ üst bölümünde olan ağrılardan karaciğer, safra kesesi ve yollarının hastalıkları ve ülser sorunları sorumlu olabilir. Karın sol üst bölümünde olan ağrılarının sebebi dalak, pankreas, ve karın şah damarının (aorta) hastalıkları olabilir. Göbeğin üst bölümünde olan ağrılarda yemek borusu, mide ve on iki parmak barsağının, gastrit, ülser ve reflü gibi hastalıkları akla gelmelidir. Karın sol alt bölümünde olan ağrılarda, kalın bağırsak iltihapları, yumurtalık sorunları, karın şah damarının hastalıkları, idrar sorunları, dış gebelik sorunu ve apandisit problemi olabilir. Karın sağ alt bölümünde olan ağrılarda apandisit, idrar sorunları, dış gebelik sorunu, yumurtalık sorunları, fıtık boğulması, safra kesesi ve yolları sorunları düşünülmelidir. Karın Ağrısının Tedavi Yolları Nelerdir? Karın ağrısı şikayetinin altında farklı sebepler olabileceği için bilinçsiz bir şekilde ilaç almamak gerekiyor. Ancak yemek sonrasında gelişen, hafif şiddetteki karın ağrılarında hafif buzlu su içilmesi, tost yenmesi, elma suyu içilmesi veya muz yenmesi öneriliyor. Dikkat edilmesi gereken en önemli nokta ise şudur: "Karın ağrısının nedeni kesin olarak bilinmiyorsa ve daha önceden bir hekim tarafından tanısı konulmamışsa, ağrı kesici ilaç almamakta yarar vardır." Karın Ağrısı'nda Mutlaka Doktora Gidilmesi Gereken Haller: Şiddetli, tekrarlayıcı, artan ve devamlı karakterde ağrılar Ağrı ile nefesin kesilmesi, baygınlık hissi, kanama, kusma ve yüksek ateş olması Karın ağrısının göğse, boyuna ve omuza yayılması Dışkıda kan görülmesi Karında gerginlik ve şişme olması Bu araştırmalar sırasında hekimin deneyimi, görgü ve bilgisi büyük önem taşımaktadır. Tedavi tamamen saptanan soruna göre düzenlenir. İdrar yolunda taş belirlenmesi halinde ön planda ilaçlarla tedavi planlanırken, apandisit sorunu gibi cerrahi bir sorun saptanması halinde acil ameliyat önerilmektedir.​
 
Koroner Anjioplasti Nedir?
Koroner Arter anjiyoplastisinin tam adı Perkütan Transluminal Koroner Angioplasti (PTCA) dır. Bu deri içine (percutaneous) ve kalp damarları içinde (koroner transluminal) ameliyatın yapılması ve bu şekilde damarların genişletilmesi (angioplasti) anlamına gelir. Bu yöntem ismi kadar zor bir yöntem değildir ve lokal anestezi (uyuşturma) altında uygulanır. Bu yöntem "Koroner Anjiografl denilen ve teşhis koymaya yarar yönteme benzer.​
 
Kulak Çınlaması ve İşitme Azlığı Şikayetinde Uyulacak Öneriler
Gürültülü yerlerden ve yüksek sesli müziğe maruz kalmaktan korunun. Özellikle mesleksel olarak gürültüye maruz kalmalarda işitmeyi koruyucu önlemler önerilir. Kan basıncını kontrol ettiriniz. Çünkü yüksek veya düşük tansiyonda kulaklarda çınlamaya sebep olabilir. Tuz alımını kısıtlayın (fazla tuz dolaşım sisteminizi bozacaktır.) Tuzlu yiyeceklerden uzak durun ve yemeğinize tuz eklemeyin. Kahve(kafein), kola, sigara(nikotin) ve alkolden uzak durun. Günlük egzersizler kan akımınızı düzenler. Düzenli spor yapın. Yeterince dinlenin ve çok yorulmaktan sakının. Sinirliliğinizi ve gerginliğinizi en aza indirin. Sesten endişelenmeyin. Kulak çınlamanız sizin sağır olmanıza ve aklınızı kaybetmenize neden olmaz. Bu sesleri rahatsız edici ama önemsiz bir gerçek olarak kabul edin ve olabildiğince yok saymayı öğrenin. Bazı ilaçlar, kulak çınlamasına ve işitme azalmasına sebep olabilir. Gerekmedikçe uzun süreli ilaç kullanılmamalıdır.​
 
Karpal Tünel Sendromu Nedir?
Karpal Tünel Sendromu bir ya da her iki elin ilk üç parmağını tutan ilerleyici özellik gösteren hastalıktır. El bileğinin ortasında bulunan ve ilk 3 parmağa dağılan medyan sinirin bası altında kalması sonucu ağrı, uyuşukluk ve güçsüzlükle kendini gösterir. Hangi Sıklıkta ve Yaşlarda Görülür? Genellikle 40 – 50 yaş arası hanımlarda daha sık görülür. Nedenleri Nelerdir ve Kimlerde Daha Çok Görülür? Bilek kanalı yapısal olarak dar olan kişiler klinik belirtilerin ortaya çıkmasına yatkın olan kişilerdir. Şişmanlar, alkol alanlarda, şeker hastalığı ve damarsal hastalıklarında normal durumlardan daha sık görülebilir. Karpal tünel sendromuna kanal içindeki basınç artışı neden olmaktadır. Bu basınç elin pozisyonuna bağlıdır. El, el bileği çevresinde oluşan kırıklardan sonra kronik bası ortaya çıkabilir. Kiriş kılıflarının enfeksiyonu veya kalınlaşması kanalda mekanik daralmaya neden olur. Sınır kılıfının tümörleri, avuç içi enfeksiyonları medyan sinir bası belirtileri ortaya çıkarır. İş yerindeki mekanik nedenler vakaların çoğunda etkin rol oynamaktadır. Belli hareketlerin sık olarak tekrar edilmesinin karpal tünel sendromu ile ilişkisi mevcuttur. Marangozlar, tenis oynayanlar, elleriyle sıklıkla bulaşık yıkayanlar, şoförler ve benzeri şekilde el bileğini tekrarlayan hareketlerle meşgul olanlar daha yatkındırlar En sık olarak erkeklerde kasaplık mesleği ile uğraşanlarda görülmektedir. Hanımlarda hamilelik sırasında görülür. Bu durum geçicidir. Doğumu müteakiben birkaç hafta içerisinde normale döner. Ayrıca hipotiroidi olan kişilerde de rastlanabilir. Karpal Tünel Sendromu'nun meydana gelmesinde bazı başka hastalıklarında rolü vardır. Romotoid artirit, üremi, amiloidoz, damar anomalileri, Tendonitis bunlardan birkaçıdır. Klinik Belirtiler Nelerdir? Hastalar gece uykuya daldıktan birkaç saat kadar sonra tüm elde şişme hissi ve uyuşma karıncalanma hissi ile uyanırlar. Parmaklar sertleşmiştir, hasta ellerini şişmiş ve gerilmiş hisseder; fakat gerçekte objektif bir değişiklik gözlenmez. Hastalar ellerini sallar ve ovarlar, çoğunlukla yataktan kalkarlar ve kısa süre sonra rahatlarlar. Bazen bir gece içinde birçok kez tekrarlayan uyuşmalar olur ve hastalarda ciddi uyku bozukluğuna yol açar. Nadir olmayarak eldeki uyuşmalar on kol omuz ve boyuna kadar çıkar. Ellerin çok kullanıldığı işlerde ev hanımlarda çok çamaşır yıkamadan ve temizlik işlerinden sonra şikâyet artar. İlerleyen dönemde kuvvet kaybı ve avuç kaslarında erime ortaya çıkar Hastalığın tanısı nasıl konur? El bileğine refleks çekici ile vurulduğunda, hasta el parmaklarında elektrik çarpması yani şok benzeri bir yanıt alınır. Bu Tinel bulgusu olarak bilinir. EMG testi ile büyük oranda kesin tanı konulabilir. Elektrofizyolojik ve klinik bulgular iyi bir şekilde değerlendirildiğinde diğer tetkiklerin pek anlamı kalmaz fakat bazı özel vakalarda manyetik rezonans görüntüleme faydalı olabilir. Hastalığın tedavi çeşitleri nelerdir? Konservatif Tedavi: İleri duyusal ve hiçbir motor bozukluğu olmayan hastalarda bileği nötral pozisyonda tutan fakat parmakların serbestleşmesine imkân veren gece istirahat bileklikleri çok faydalı olduğunu görüyoruz. Karpal kanala hidrokortizon enjeksiyonu sonrasında uzun süre şikâyetler ortadan kalkar. Ağızdan düşük doz kortizon tedavisinin iyi sonuçlar verdiği bildirilmiş olsa da bu tedavinin daha sonraki sonuçlarından bahsedilmemiştir. Cerrahi Tedavi: İlaç tedavisi ile şikâyetleri geçmeyen hastalara daha fazla zaman geçirmeden yani sinir harabiyeti daha fazla artmadan cerrahi tedaviye alınmalıdır. Cerrahi olarak sinir üzerindeki bası ortadan kalktığında sinir üzerindeki harabiyette daha fazla ilerlemeden duracaktır Bu cerrahi müdahale için hastanın hastanede yatması gerekmez. Ayaktan gelen bir hastada lokal anestezi ile o bölge uyuşturulur.​
 
Koroner Anjio Nedir?
Daralmış veya kendisine kan gelmeyen arterler kalp krizi, anjina veya öteki problemlerin meydana gelmesine sebep olurlar. Bazı yakalarda özel diyet ve ilaçlar bu tür arteryel sorunların önlenmesi için iyi bir tedavi yöntemi olabilirler. Diğer vakalarda ise by-pass ameliyatı ve koroner anjiyoplasti ameliyatı en iyi çaredir.
 
Kadına Ait Doğum Kontrol Yöntemleri
Kadınlara yönelik başlıca yöntemler gebeliği önleyici haplar ve rahim içi spiraldir. Ancak bundan başka iğne, diyafram, erkek döl hücrelerini öldüren tablet ve fitiller ile tüp ligasyonu denilen kadının tüplerinin bağlanması yöntemleri de doğum kontrolde etkili yöntemler arasındadır. Haplar (Gebeliği önleyici haplar, oral kontraseptifler) Haplar, kadınlık hormonları içerir. Her gün düzenli ağızdan alındığında, yumurtanın oluşumunu engeller. Ayrıca, rahim ağzındaki salgıları kalınlaştırarak spermin geçip rahme ulaşmasını önler. Çok etkili bir yöntemdir ancak, cinsel ilişki olsa da, olmasa da her gün aynı zamanda unutulmadan alınmalıdır. Kadın hapı almayı unutursa, gebe kalma tehlikesi vardır. Daha önce hiç gebe kalmamış kadınlar rahatlıkla kullanabilir. Rahim içi araç (RİA, Spiral) Rahim içi araç, esnek materyalden yapılmıştır, rahmin içine sağlık personeli tarafından yerleştirilir. Yerleştirildikten hemen sonra etkisi başlar ve 10 yıl boyunca etkilidir. RİA, spermlerin kadının tüplerine ulaşmasını engeller. Çıkarıldıktan hemen sonra gebelik geri döner. Daha önce hiç gebe kalmamış kadınlar, eğer birden fazla kişi ile cinsel ilişki kurmuyorsa kullanabilir, yine de ilk seçenek olmamalıdır. Üzerinde hiçbir katı maddesi olmayanlar hormonlular ve bakır içerenler olmak üzere RİA'nın birçok çeşidi bulunmaktadır. RİA, sağlık kuruluşlarında (sağlık ocağı, ana çocuk sağlığı ve aile planlaması merkezleri ve hastanelerde) yerleştirilir. İğneler (aşı, enjekte edilen hormonlar) İğneler, hormon içerir. Her ay ve 3 ayda bir yapılan iki türü vardır. Yapıldıktan sonra kana yavaş yavaş hormon salınır. Hapa benzer şekilde yumurtanın oluşumunu engeller. Ayrıca rahim ağzındaki salgıları kalınlaştırarak spermin geçip rahme ulaşmasını önler. Daha önce hiç gebe kalmamış kadınlar da rahatlıkla kullanabilir. Diyafram İnce plastikten yapılmış, rahmin vajene açılan kısmına yani rahim ağzına yerleştirilen bir kapaktır. Spermlerin rahme geçişini engelleyerek gebelikten korur. Kadın, her cinsel ilişki öncesinde diyaframı kendi yerleştirir, cinsel ilişki sonrasında ise çıkarır. Erkek döl hücrelerini öldüren tablet ve fitiller (Spermisitler) Erkek döl hücrelerini öldüren tablet ve fitiller, gebeliği önlemek için cinsel ilişkiden önce kadın tarafından vajenin içine yerleştirilir. Bu maddeler, spermleri rahme ulaşmadan öldürür ve yumurtayı dölleyemez hale getirirler. Kadının tüplerinin bağlanması (tüp ligasyonu) Kadının gebelikten korunmak için kullanabileceği kalıcı ve geri dönüşü olmayan bir yöntemdir. En etkili gebeliği önleyici yöntemlerden biridir. Artık daha fazla çocuk sahibi olmak istemeyen çiftler için uygundur. Eşin rızası gereklidir. Tüpler, sadece yumurtalık ve rahim arasında köprü görevi yaptığı için tüplerin bağlanmasının gebeliğin engellenmesinden başka hiçbir etkisi yoktur. Erkek Doğum Kontrol Yöntemleri Erkek doğum kontrol yöntemlerinin başlıcaları ise kondom ve vazektomi denilen erkeğin sperm kanallarının bağlanmasıdır. Kondom (prezervatif, kılıf, kaput) Kondom, erkeklerin kullandığı gebeliği önleyici yöntemlerden biridir. Penis ile vajen arasında bir engel oluşturarak spermlerin geçişini önler. Kondomu eczanelerden, büyük marketlerden ve sağlık kuruluşlarından (sağlık ocağı, ana çocuk sağlığı ve aile planlaması merkezleri ve hastanelerden) alınabilir. Erkeğin kanallarının bağlanması (Vazektomi) Çiftlerin gebelikten korunmak için kullanabileceği kalıcı ve geri dönüşü olmayan bir yöntemdir. En etkili gebeliği önleyici yöntemlerden biridir. Artık daha fazla çocuk sahibi olmak istemeyen çiftler için uygundur. Eşin rızası gereklidir. Kanallar, sadece testisler (hayalar) ve meni kesesi arasında köprü görevi yaptığı için kanalların bağlanmasının boşalan sıvıda spermlerin olmamasından ve gebeliği engellenmesinden başka hiçbir etkisi yoktur. Kısa süren bir işlem ile her iki kanal bağlanır. Böylelikle, spermlerin kanallardan geçerek meni kesesine gelmesi engellenmiş olur. Kanallarının bağlanması, erkeğin hastanede yatmasını gerektirmeyen basit bir operasyondur. Ameliyattan sonra, yeri iyileşene kadar dikkat etmekten başka yapılması gereken hiçbir şey yoktur. Erkeğin sertleşmesini, boşalmasını, meninin miktarını, rengini, cinsel istekleri ve cinsel tatmini etkilemez.​
 
Kireçlenme (Osteoartrit) Nedir?
Kireçlenme (Osteoartrit) Nedir? Kireçlenme (osteoartrit); eklemlerde, oynaklarda dejenerasyonla ilerleyici ve oynakların işlev bozukluğuna yol açan bir hastalıktır. Kireçlenmenin tanısı röntgen filmi çekilerek ve hasta muayene edilerek kolayca konulabilmektedir. Genelde erkek ve kadınlarda eşit sayıda ortaya çıkar. Erkeklerde daha çok kalça ve belde görülür. Kadınlarda ise kullanıma ve zorlanmaya bağlı olarak küçük eklemler dediğimiz el-parmak eklemleri, boyun ve dizde kireçlenme şikayeti daha çok yaşanır. Kireçlenmeyi öncesinde önlemek mümkün değildir. Ancak ağırlık veren işlerden kaçınmak biraz olsun kireçlenmenin oluşmasını engelleyebiliyor. Kireçlenmeler çalışma şekline bağlı olarak değişik eklemlerde kendini gösteriyor. Örneğin; çiftçilerde kalçada, el tabancası ve matkapla çalışan işçilerde dirsekte, hamallarda sırt ve belde, futbolcularda diz ve ayakta, bilgisayar ya da tezgahta uzun saatler çalışanlar da boyun ve sırtta öncelikli olarak ortaya çıkıyor. Evreleri Kireçlenme kemiklerdeki yıpranmaya (dejenerasyon) başladığı ilk evresinde eklemlerde şişlik ve sıcaklık görülüyor. İleri evrede kaslarda ve eklem çevresindeki bağlarda spazmla kontraktür dediğimiz hareket kısıtlılığı durumu ortaya çıkar. Bu sertlik önce ilk adım sertliği denilen sabahları yataktan kalkıp, ilk adımı atıncaya kadar geçen evredeki sertliktir. Yürümekle, hareket ettirmekle ağrı ve spazm azalır. Hareket kısıtlılığı, eklemde şekil bozukluğu, ellerde ve parmak kenarlarında şişme, sırtta eğrilme, kalçada şekil bozukluğu, dengesiz yürüme, dizde eğrilmeler ve topallama ortaya çıkar. Bu durumdaki hastalara genel olarak travma, düşme, çarpma ve zorlayıcı hareketten korunmayı öneriyoruz. Ayrıca belli aralıklarla hasta eklemini dinlendirmesi gerekiyor. Hareketsiz Kalmayın Kireçlenme rahatsızlığı yaşayan kişilere hareketsiz kalmayı engelleyecek miktarda ve eklemlerinize yük, ağırlık vermeyi arttırmadan egzersiz yapmayı öneriyoruz. Örneğin; bisiklet çevirmek, otururken ağırlık kaldırmak, günde 30- 40 dakika yürüyüş gibi aktiviteler hastalığın tedavisi için önemli bir yol kat edilmesini sağlamaktadır. Eğrilik durumlarında ayağa tabanlık, kısa tarafı yükseltmek, karşı tarafa baston kullandırmak, boyuna ya da bele korse takmak gibi yardımcı cihazlar kullanılabilir. Yükü azaltmak için iş yerinde çalışma saatlerini düzenlemek, şişman ise kiloyu azaltmak yerinde olur.​
 
Kolit nedir? Nedenleri nelerdir?
Kalın bağırsağın iltihabi hastalıklarına kolit denir. En bilinen türü ise ülseratif kolittir. Ülseratif kolit birçok hastalıkla benzer özellikler taşır. Hastanın kliniği, laboratuar, endoskopik tetkik ve biyopsi, radyolojik tetkikler ve histopatolojik tetkik, hastalıkların ayırıcı tanısında birlikte değerlendirilmesi gereklidirler. İnce bağırsak ve kalın bağırsağın enfeksiyonları, AIDS, bağırsak parazitleri, bağırsak fıtıklaşmaları sonucu oluşan divertikül denilen bağırsak cepleşmelerinin iltihaplanması (divertikülit), kanser hastalarının tedavisinde kullanılan radyasyona bağlı gelişen radyasyon koliti, birçok hastalıkta kullanılan antibiyotikler, bazı romatizma ilaçları, bazı romatizmal hastalıklar ülseratif kolit benzeri hastalıklara neden olurlar. Ülseratif kolit nedeni bilinmeyen ve bağırsaklarda kronik iltihabi değişikliklere neden olan stres, sıkıntı, sigara, enfeksiyonlar gibi birçok faktörle nükslerle seyreden kronik iltihabi bir bağırsak hastalığıdır. Hastalığın görülme oranı kadın ve erkeklerde hemen hemen eşit seviyededir ve daha çok 15–30 yaşları arasında görülür. Ayrıca hastalık genetik geçiş gösterir, yakın akrabalarda ve hasta ebeveynlerin çocuklarında hastalığın görülme sıklığı artar. Kolit hastalığının belirtileri nelerdir? Hastalık kalın bağırsağın en alt kısmında rektumda başlar ve yukarıya doğru mukoza ve submokozal etkiler gösterir. Bağırsaklarda ise daha çok yüzeysel etkiler gösterir. Kolit daha çok kalın bağırsaklarda sınırlı kalır. Bazen hastalık bağırsağın tüm katmanlarını tutarak bağırsak delinmesi, fistül ve apselere neden olur. Hastalık hafif, orta ve ağır formlarda görülür. Kramp şeklinde karın ağrısı, kanlı mukuslu ishal, tenezm (tam boşalamama hissi),hastalığın orta ve ağır formları ise bulantı, kusma, ateş, kilo kaybı ve iştahsızlığa da neden olur. Kolit hastalığı sırasında hastanın beslenmesi nasıl olmalıdır? Kolit hastalığının alevli döneminde hastanın günlük alması gereken gıdalar hazır solüsyonlar seklinde damar yolu ile verilerek bağırsağın istirahate alınması sağlanabilir ancak bu yöntem akut iltihabi durumun gerilemesini sağlarken uzun süreli olması durumunda ise faydası tartışmalıdır.​
 
Liposuction nedir?
Liposuction yani yağ aldırma; estetik cerrahi denildiğinde toplum genelinde en çok akla gelen terimlerden biri oldu. Öyle ki Amerika'da yapılan son araştırma; liposuction'ın, kadın erkek farkı gözetmeksizin, estetik cerrahi girişimlerin başında yer aldığını gösteriyor. Hazır gıdanın, hareketsiz yaşam ve stresin damgasını vurduğu 1980'li yıllardan bu yana fazla kilolar da başımızı derde sokuyor. 1980'li yıllardan bu yana sağlıklı beslenme ve egzersizi hayatlarına bir türlü sokamayan ve estetik kaygısı fazla olan insanlar için liposuction bir çıkış yolu oldu. Ancak 'kilo aldıysanız, hemen gidip yağlarınızı aldırıp eski formunuza kavuşabilirsiniz' yanılgısına düşenler; hem mutsuz oldu, hem de doğru endikasyon ile yapıldığında gerçekten mükemmel bir işlem olan bu cerrahi girişimin adını kötüye çıkardı! LİPOSUCTİON NE İŞE YARAR? Boyuna göre normal kiloda olan bir erişkinlerde, bölgesel şekil bozukluğuna yol açan yağ birikimlerini (göbek, kalça yanları, diz içleri ve erkeklerde böğür bölgesi gibi) uzaklaştırmak Erkeklerde görülen jinekomasti denilen meme büyümesini tedavi etmek. Boyun germe, karın germe ve meme küçültme ameliyatlarında bölgenin daha iyi şekillendirilmesini sağlamak LİPOSUCTİON HANGİ İŞE YARAMAZ? Kilo verme işlemi Sık kilo alıp verenler, doğum yapan kadınlar ve orta yaş üzerindeki insanlarda; bölgesel yağlanmaya eşlik eden deri ve karın duvarı sarkmasını toplama (deri üzerinde görülen çatlaklar, deride elastikiyet kaybını gösteren en önemli işaretlerdedir) Selülitlerden kurtulma Ne yersen ye, bir daha asla kilo almama Popo kaldırma EN SIK LİPOSUCTİON UYGULANAN BÖLGELER HANGİLERİ? Karın ve bel çevresi Kalçalar Uyluk iç ve dış yanı Dizlerin birbirlerine bakan yüzleri Boyun Üst kol Meme (erkek ve kadın) DAHA AZ TERCİH EDİLEN BÖLGELER? Bacakların dizin altında kalan kısımları: Özel ince kanüller ile yapılmalıdır, özellikle lipoödem vakalarında tercih edilir. Gluteal bölge (popo): Gluteal bölgenin kalkık ve dolgun görünümü negatif yönde etkilenebileceği için; daha çok asimetri olan ve gluteal bölgenin aşırı çıkıntılı olmasından şikayetçi olan vakalarda tercih edilir.​
 
Lipoliz nedir?
Lipoliz etkili bir lokal zayıflama, bölgesel yağ eritme yöntemidir. Uygulamada soyadan elde edilen fosfatidil kolin kullanılır. Önceleri değişik bileşikler şeklinde (lineloik ve oleik asitle hazırlanmış bileşikler) mezoterapi kokteyllerinde çok az miktarlarda kullanmakta iken lipoterapi de saf ve çok miktarda uygulanmaktadır. Yanında bazı doku canlandırıcı ve kan akışını artırıcı ajanların yanı sıra dokunun sert veya yumuşak, sarkık veya fit olmasına göre de eklenen yardımcı ajanlar değişmektedir. Uygun hasta seçildiğinde liposuctiona yakın sonuçlar aldığından oldukça etkili bir tedavi yöntemidir. Fosfatidil kolin, yaklaşık 10 yıldır kolesterol düşürücü, tansiyonu kontrol etmeye yardımcı olarak ve felçli hastalarda yine benzer amaçlarla damardan uygulamalarla oldukça yüksek dozlarda kullanılmaktadır. Bu nedenle etkinliği ve güvenilirliği kanıtlanmış ve FDA tarafından onaylanmış bir etken maddedir. Gelişmiş organizmaların hücre zarlarının çoğunda bulunan bir fosfogliseriddir. Etkisini yağ hücresinin zarının akışkanlığını ve geçirgenliğini artırarak gösterdiğinden ipidik bileşimin hücre dışına çıkışını kolaylaştırır. Sonuçta yağ hücresini normal boyutlara getirerek hatta yağ hücresini yok ederek etkisini gösterir. Lipoliz hangi amaçlarla kullanılır? Lipoterapi yağlanmaya bağlı şekil bozuklukları, selülit tedavisi, jinekomasti, lipom ve göz etrafındaki yağların giderilmesinde, gözaltı torbalanmalarında kullanılmaktadır. Yaklaşık beş yıldır kolesterol birikintisi olarak adlandırılan gözaltındaki yağların yok edilmesinde etkili olmuştur. Ayrıca cerrahi yolla yağların çekilmesinden sonra ortaya çıkabilen şekil bozukluklarının tedavisinde de uygulanabilir. Özellikle sellülitin meydana getirdiği portakal kabuğu görünümünün yok edilmesinde çok etkilidir. Erkeklerin sırt yağ birikintilerinin tedavisinde de kullanılır. Lipoliz hangi bölgelerde etkilidir? Lipoliz vücuttaki yağlar dışında gıdıyı, çene altındaki yağları ya da gözaltındaki torbaları da azaltabilir. Liposuction yapılması zor olan koltuk altı bölgesinde de oldukça etkilidir. Ayrıca kollar, karın, bel, kalça, basen ve bacak bölgesinde uygulanabilmektedir. Dengeli beslenme uygulandığı ve egzersizle desteklendiği sürece sonuçlar uzun sürelidir. Lipoliz kaç seans uygulanmalıdır? Lipolizin kaç seansta başarılı olacağı kişinin kilosuna, yaşına ve vücudundaki yağ miktarına göre değişir. Genellikle sorunlu bölgelere minimum iki ile dört seans uygulanması gerekmektedir. Hastaların yüzde 80'i ikinci seanstan sonra vücutlarındaki değişikliği fark ederler. Her seanstan sonra, vücut doğal yollarla çözülen yağ atıklarını kendi kendine sıfırlar. Çok sık uygulamalarda sonuçta total yağ kaybı ortaya çıkabilir. Yüksek doz uygulamalarda da elde etmek istediğiniz etkiyi aşabilmek mümkündür. Etkiyi gözlemleyerek 4–6 hafta aralıklarla uygulama yapılmaktadır. Etkinin üçüncü haftadan sonra görülmeye başlandığını, giderek pik yapıp 6 haftadan sonrada devam ettiği gözlemlenmiştir. Asıl etkiyi ikinci seanstan sonra görmek mümkündür. Bu süreden sonra hastalar, incelmenin çevreden de fark edildiğini gözlemleyebilmektedirler. Seans sayısı 4–8 olarak planlanmakla birlikte bunu belirleyen, kullanılan ilaç miktarı ve hedef yağ kitlesinin büyüklüğüdür. Bir seansta da uygulanacak doz miktarı bellidir. Seanslardan sonra herhangi bir rahatsızlık hissi oluşuyor mu? O bölgede hafif morarma olabilir. Özellikle ilaç enjekte edildikten hemen sonra, kaşınma, biraz yanma ve kızarıklık olabilir. Ama bunlar birkaç gün içinde kendiliğinden yok olabilmektedir. Aksi durumda doktora başvurmalısınız. Kimlere Uygun Değildir? 18 yaşından küçük hastalara, Gebe veya emziren kadınlara, Şeker hastalarına, Kanser hastalarına, Karaciğer veya böbrek bozukluğu olan hastalara, mevcut bir infeksiyon geçiren hastalara, İlaç alerjisi olanlara. Lipoliz nasıl etki eder? Bu tedavi yöntemi vücuttaki bölgesel yağ birikimlerini deride gevşemeye yol açmadan yok edebilmektedir. Çünkü doğal yollardan yağ yakılımını artırmaktadır. Beklenilen kozmetik sonuçlar 4–8 seans arasında gerçekleşmektedir.
 
Meme Kanseri nedir?
Hücrelerin kontrol dışı çoğalmaları ve bulundukları yerden ayrılarak başka organlara yerleşip orada da çoğalmaya devam etmelerine kanser denir. Meme süt üreten üniteler, sütü taşıyan kanallar ve destek dokusundan oluşur. Memeyi oluşturan dokulardan kaynaklanan kansere meme kanseri denmektedir. Kanserin kaynaklandığı hücre grubuna göre de tiplendirilmektedir (duktal karsinom, lobüler karsinom v.b). En sık meme kanseri kanalları döşeyen hücrelerden (invaziv duktal karsinom) kaynaklanmaktadır. Meme kanserinin risk faktörleri nelerdir? Meme kanserinin risk faktörlerini yaş, hormonal faktörler, yaşam biçimi ve ailede meme kanseri olması şeklinde sıralayabiliriz. Meme Kanserinden korunma yolları nelerdir? Kadın olmak meme kanseri için bir risktir. Bu nedenle her kadının özellikle menopozdan sonra beslenmesine dikkat etmesi (vejetaryen ağırlıklı diyet), alkol alımının günde 1 bardağı aşmayacak şekilde olması, ideal kilonun korunması ve haftada 3–4 saat olmak koşuluyla spor yapması meme kanseri riskini azaltır. Ancak ailede meme kanseri hikayesi olan ve genetik testlerde yüksek risk taşıyan hastalarda ek korunma yöntemlerine ihtiyaç vardır. Kendi kendine meme muayenesi ne derecede etkilidir? Meme kanserinin erken teşhisindeki en önemli metottur. 20 yaşını geçmiş her kadın adet döneminin başlangıcından 7–10 gün sonra olmak şartıyla ayda bir kez kendi kendine meme muayenesi yapmalıdır. 40 yaşına kadar 3 yılda bir, 40 yaşından sonra ise her yıl hekim muayenesinden geçmelidir. Memede ele gelen her kitle kanser midir? Meme muayenesinde ele gelen kitlelerin ancak yüzde 20 sinde kanser saptanır. Bu nedenle memenizde kitle saptadığınızda konusunda uzman bir hekime başvurmak telaşlanmamak gereklidir. Erken teşhis için mutlak hekim görüşü alınmalıdır. Tanı nasıl konur? Memede kitle saptandığında konusunda uzman bir hekime başvurulmalıdır. Hekim muayenesi sonrası kitlenin özelliklerinin belirlenmesi amacıyla mammogarafi ve/veya ultrasonografi yapılması uygun olur. 25 yaş altındaki kişilerde mamografi uygun değildir. Eğer kistik bir kitle saptanırsa genellikle iyi huyludur. Ancak solid bir kitle saptanırsa radyolojik kriterlere göre biyopsi önerilebilir. Bu durumda iğne biyopsisi önerilen yöntemdir. Patolojik inceleme sonucunda kesin tanı ortaya çıkar. Memede kitle saptanır saptanmaz çıkarılma yöntemi çok uygun değildir. Meme kanseri tedavisi nasıldır? Tedaviyi belirlemede temel nokta hastalığın evresidir. 1 cm'nin altındaki tümörlerde cerrahi, radyoterapi (memenin tamamı alınmamışsa) ve reseptör durumuna göre hormononoterapi yeterliyken daha ileri evrelerde tedaviye kemoterapi eklenmesi gerekmektedir. Özellikle bazı hastalarda memenin korunması önem arz etmektedir. Meme korumada meme ve tümör büyüklüğü önemli olmakla birlikte büyük tümörlerde dahi meme korunabilmektedir. Cerrahiden önce kemoterapi uygulanmasıyla hem tümör küçültülebilmekte hatta tamamen kaybolabilmekte hem de tümörün kemoterapiye cevabı izlenebilmektedir. Tümörün kemoterapi sonrası küçülmesiyle meme korunabilir. Memenin korunmasıyla hasta ek risk almamaktadır. Özellikle son yıllarda kemoterapide önemli gelişmeler olmuştur. Unutmamak gereken nokta meme kanserinin deneyimli bir ekip tarafından tedavi edilmesi gerekliliğidir.

 
Menopoz nedir?
Menopoz kadinda menstruasyonlarin son bulmasina verilen isimdir. Yunanca aylik kanamalar anlamina gelen "mens" ve durma anlamina gelen "pausis" kelimelerinin birlesmesiyle ortaya cikmistir. Aslinda kadinda dogal yaslanma surecinin bir parcasi olup kadinin yumurtaliklarinin daha dusuk seviyelerde estrojen ve progesteron uretmesi ile karakterizedir. Yumurta gelisiminin de imkansiz oldugu bu donemde kadin gebe kalabilme yetenegini de kaybetmis olur. Kadinlar cocukluktan genc kizliga adim atarken bir gunde adet kanamalari gormeye baslarken, menopozun olursum sureci birkac yil alir. Ulkemizde ortalama menopoza girme yasi 49 olmakla birlikte bu gelismis bati toplumlarinda birkac yil ileridedir. Kadinlarin cok buyuk orandaki kismi 42 ile 57 yaslari arasinda menopoza girerler. Menopoz bir hastalık olarak mi algılanmalıdır? Menopoz kesinlikle bir hastalik veya saglik problemi olmamakla birlikte bazi kadinlar bu donemlerinde daha fazla destek ihtiyaci duymaktadir. Bunun sebebi de kadinin hormon seviyelerindeki degisikliklere uyum surecinde yasadigi bazi problemlerdir. Bircok kadin menopozda hicbir sikinti yasamaz veya cok az rahatsizligi olur. Bazi kadinlarda ise cok siddetli semptomlar gorulebilir. Bu durumun hangi kadinlarda olacagini onceden tahmin etmek ise imkansizdir. Menopoza giren kadınlar ne gibi problemler yaşayabilir? Menopoza yaklasildigini gosteren ilk isaret adet periyotlarinin duzensizlesmesidir (siklasma veya seyreklesmesi). Bunun disinda hizli kilo almaya baslanmasi, ani duygu durum degisiklikleri, sicak basmalari, gece terlemeleri, uykusuzluk, eklem agrilari, yorgunluk, cinsel isteksizlik ve kuruluk, kisa sureli hafiza problemleri, sindirim sistemi aliskanliklaridaki degisiklikler, ciltte kuruluk ve sik tekrarlayan uriner sistem enfeksiyonlari yasanabilecek diger problemlerdir. Bu problemler pek cok kadinda 3-5 yillik menopoz doneminden sonra kendiliginden kaybolur. Menopozda yasanan problemler butun kadinlarda ayni mi olur? Menopozda gorulebilen sikintilar kisiden kisiye farkliliklar gosterdigi gibi degisik toplumlar arasinda da farkliliklar gosterebilmektedir. Ornegin Japon kadinlari daha az menopozal semptomlar gosterirken, Yunanistan kokenli kadinlarda yuksek oranlarda sicak basmasi sikayetleri izlenmektedir. Bu farkliliklarin genetik miras, diyet, yasam stili ve sosyokulturel farkliliklara bagli olabilecegi dusunulmektedir. Menopozda hormone tedavisi nedir? Menopoz doneminde agir sikayetleri olan hastalarda, hormone replasman (yerine koyma) tedavisi olarak adlandirilan tedaviler ile menopoz oncesinde vucutta yuksek seviyelerde bulunan fakat menopozla birlikte seviyeleri cok azalan bazi hormonlari disaridan verebilmekteyiz. Bu tedaviyi cesitli yollarla (agizdan, yapistirma bantlari, vajinal veya rahim ici araclar) ve farkli hormonlarin kombinasyonlari seklinde, kisinin ihtiyacina gore istedigimiz dozlarda verebiliriz. Menopoz donemindeki kadinlarin dikkat etmesi gereken belli basli durumlar nelerdir? Menopozal gecis ve menopoz yillarinin daha kaliteli gecirilmesi icin yapilabilecek cok basit uygulamalar mevcuttur. Menopoz hakkinda mumkun oldugu kadar cok dogru bilgi sahibi olun. Bunun icin bilimsel dergiler olmak uzere tum gorsel ve yazili basin organlarini takip edin. Menopoza girmis ve bu sureci tecrube etmis yakinlariniz ve/veya akrabalarinizla konusun Diyetinize dikkat edin. Dusuk yagli, yuksek proteinli, lif acisinda ve calsiyum acisindan zengin besinlerin tuketin. Bunun yani sira sicak icecekler, baharatlar ve kafein iceren iceceklerden kacinmak sicak basmalari ve terleme gibi sikayetleri azaltacaktir. Duzenli egzersiz yapin. Unutmayin ki duzenli egzersiz kisinin menopoz yillarinda daha sik gorulen kalp hastaliklarindan ve kemik erimesinden korunmasinda onemli etkilere sahiptir. Daha ince ve kat kat giyinin ki ortam sicakligi ve sicak basmasi sikayetlerinizin durumuna gore uzerinizdekileri yavas yavas cikartarak uygun vucut sicakligini yakalayabilesiniz. Cinsel yasaminizda karsilastiginiz veya yillar icerisinde karsilasabileceginiz sorunlari ve cozumlerini doktorunuza danisin. Sosyal hayatinizi ve is hayatinizi yeniden dizayn ederek stresinizi azaltin Mutlaka doktorunuzla yakin temas icerisinde olun ve genel saglik sorunlariniz hakkinda konusun. Sizin onemsemediginiz bazi durumlar ciddi rahatsizliklarin baslangic belirtileri olabilir. En onemlisi, bu adimlar sonucunda yapacaginiz tercihlerin yasam kalitesine dogrudan etkisi olacagina inanin.​
 
Geri