A-Z Tüm Hastalıklar

  • Kullanıcı Hüma
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Genel Sağlık Konuları
Konu sahibi son olarak 187 gün önce görüldü
Sinüzit nedir, belirtileri nelerdir?
Sinüs; burun ve göz çevresindeki kemiklerin içindeki boşluklara verilen addır. Bu boşlukların burun içine açıldıkları kanallardaki tıkanıklıklar nedeniyle iltihaplandığında ortaya çıkan enfeksiyona 'sinüzit' denir. Sinüzitin akut ve kronik (müzmin) olmak üzere iki tipi vardır. Akut sinüzitte; burun tıkanıklığı, sarı, yeşil veya kanlı burun akıntısı, gözlerin etrafında ağrı, diş ağrısı ile karışabilen yanak ağrısı, yüzde basınç hissi, öne eğilmekle artan yüz veya baş ağrısı, kötü ağız kokusu belirtileri bulunabilir. Bazen de kuru öksürük, hafif ateş veya mide rahatsızlığı şikayetleri görülebilir. Kronik sinüzitte, belirtilerin süresi üç aydan uzundur. Koyu burun akıntısı, geniz akıntısı, burun tıkanıklığı, koku alamama ve özellikle geceleri artan öksürük belirtileri görülebilir. Artış gösterdiği bir mevsim var mıdır? Kış aylarında ve kasım ayından mart-nisan aylarına kadar olan dönemde en sık olarak görülür. Sinüziti azdıran unsurlar nelerdir? Kış aylarında, özellikle kaloriferli evlerde iyice kuruyan hava, sinüzit gelişimine neden olacak ortama zemin hazırlayabilir. Öte yandan hafif nezle grip hali varken uçak seyahati yapılması, su altı dalış yapılması, uzun süre soğuk havaya maruz kalınması ve nazal alerji durumunun devam etmesi sinüzite sebep olur veya var olan sinüzitin daha ağır seyretmesine yol açar. En çok hangi hastalıklarla karıştırılır? Gerginlik tipi baş ağrısı, migren, burun bölme eğriliğine bağlı burun tıkanıklıkları ve nazal alerji sinüzitle karışır. Etkili bir tedavisi var mıdır? Akut sinüzitin tedavisi, antibiyotikler ve burun açıcı ilaçlarla yapılır. Eğer sinüzit kronik hale gelmişse ve sinüslerin burun içine açılan deliklerinde açılmayacak tıkanıklıklar oluşursa ameliyatla tedavi etmek gerekir.. Ameliyattan sonra sinüzit tekrarlar mı? Eğer beraberinde çok ağır bir nazal alerji varsa ve ameliyat sonrası hastanın ilaç tedavisi ile durumu iyi takip edilmezse sinüzit tekrarlayabilir. Sinüzit kişinin yaşam kalitesini, sosyal yaşamını nasıl etkiler? Sinüzit; hastaların yaşam kalitelerine direkt olarak olumsuz etkiler. Akut sinüzitte; ateş, baş ağrısı ve burun akıntısı tıkanıklığı vardır. Hasta, koku almakta dahi güçlük çeker. Kronik sinüzitte ise bütün bunlarla beraber başta bir ağırlık doluluk hissi vardır. Hastanın konuşması, ses tınısı dahi değişir.​
 
Saç Dökülmesi (Alopesi)
Kemoterapi saçlarınızın uzamasını ve gelişmesini sağlayan saç foliküllerinizi etkilemektedir. Saçlarınızda incelme ya da dökülmeler olabilir. Saçlarınız daha sonra tekrar uzayacaktır. Saçlarınızı 3 günde bir şampuanla yıkayın, her gün yıkamak saçı yıpratır. Proteinli şampuan kullanın, sonrasında saçınızı kremleyin. Saçlarınızı yavaşça tarayın. Yumuşak ve geniş uçlu fırçalar kullanın. Perma yaptırmaktan, saç boyamaktan ve fön çektirmekten kaçının. Saç kıvırıcı maşalar, sıkı saç bantları kullanmayın. Güneşe çıkacağınız zaman şapka takın. Aşırı dökülmelerde peruk kullanabilirsiniz. Değişik renklerde eşarp, türban, şapka takabilirsiniz. Saçlarınız dökülürken ağrı yapıyorsa sirkeli suyla masaj yapabilirsiniz. Saç kaybı çoğunlukla geçicidir. Saçlarınız tedavi sonrasında değişik yapıda veya renkte uzayabilir. Bu normal ve beklenilen bir durumdur.
 
Şaşılık ya da göz kayması nedir?
Şaşılık veya göz kayması gözlerin düz bakış pozisyonunu kaybederek farklı yönlere doğru bakmasıdır. Gözlerden bir tanesi tam karşıya bakarken diğeri içe, dışa, yukarı veya aşağıya bakma durumunda olabilir. Kayma durumu sürekli olabileceği gibi zaman zaman da ortaya çıkabilir. Görülme sıklığı, yaklaşık olarak yüzde 4 tür. Kız ve erkek çocuklarda aynı sıklıkta görülmektedir. Şaşılık neden olur? Şaşılığın nedeni tam olarak bilinmemektedir. Gözü hareket ettiren 6 adet kas bulunmaktadır. Her iki gözde normal pozisyonda olması için bu kaslar bir denge içinde bulunmalı ve koordineli bir şekilde hareket etmesi gerekir. İşlevsel, nörolojik veya kaslardaki yapısal bozukluklar, kaslardaki dengesizlikler, beyin merkezinin etkilendiği serebral polsi, down sendromu ve hidro sefali gibi hastalıklar, görmeyi düşüren kataraktlar, glokom veya travmalar gözlerin paralelliğini bozarak şaşılık nedeni olabilmektedirler. Ne zaman görülür? Doğumda bebeklerin göz gelişimi henüz tamamlanmıştır. İlk 3 ay içinde gözlerde kayma tespit etmek zordur. 3 aydan sonra gözlerin pozisyonu belirginleşir. 3–4 ay sonra gözlerde kaymayı fark eden aile mutlaka bir göz doktoru ile görüşmesi gerekir. Yalancı şaşılıktan nasıl ayırt edilir? Bebeklerde, doğuştan genelde burun kökleri geniştir ya da göz kapağının iç tarafındaki deri kıvrımı bulunması ile gözler içe doğru dönük görünümü vermektedir. Bu duruma yalancı şaşılık tabiri kullanmaktayız. Bu yaş ilerledikçe düzelmekte ancak aile çocuğunu göz hekimine muayene ettirmeden bu yalancı şaşılıktır büyüğünce düzelir düşüncesinde olursa göz tembellenir şaşılık tedavisinde geç kalınmış olabilir. Yalancı ve gerçek şaşılık arasındaki fark ancak göz hekimi tarafından ayırt edilebilir. Nasıl teşhis edilir? Kayma, göz hekiminin yapacağı özel muayene yöntemleri, tetkik aletleri ve testlerle tanısı konulur. Bunlar gözün damlalı ayrıntılı muayenesi, göz kaslarının normal hareketlerinin muayenesi, örtme kapama testi, prizma muayenesi ve Sinoptofor, Hess perdesi gibi testlerdir. Genetik faktörler etkili midir? Toplumda yüzde 4 sıklıkla görülür. Kız ve erkeklerde eşit oranda rastlanıyor. Ailesel hikayesi olanlarda daha sıklıkla görüldüğünden genetik geçiş riski göz önüne tutulmalıdır. Erişkinlerde şaşılık görülür mü? Erişkinlerin yüzde 1'inde şaşılık görülebilmektedir. Bunların çoğu çocukluktan beri bulunan şaşılık vakalarıdır. Eğer erişkin kişide şaşılık meydana geldiyse diyabet, tiroid hastalığı, myestania gravis, beyin tümörleri veya felçler araştırılmalıdır. Erişkinde bulunan şaşılığın belirtileri nelerdir? Çocukluktan beri şaşılık bulunuyorsa çok az belirti bulunabilmektedir. Ancak ileri yaşlarda oluşursa şaşılık en sık görülen belirti çift görme olacaktır. Bazı erişkinlerde gözde ağrı, baş ağrısı, başı sürekli eğik tutmak gibi belirtiler bulunabilir. Dışa bakış bulunan çocuk ve erişkinler güneş ışığının altında tek gözlerini kapatmayı tercih ederler. Çift görmenin sebebi nedir? Çocukların aksine erişkinler yanlış yöne bakan gözden gelen görüntüyü yok sayamazlar ve bu çift görmeye neden olur. Bunun tedavisi tek gözün kapatılması ya da gözlerin tekrar ameliyatla doğru pozisyona getirilmesiyle sağlanır. Erişkinlerde şaşılık tedavisi nasıl yapılır? Göz Egzersizleri: Konverjans yetmezliği adı verilen okuma Ya da çalışırken gözün yeterli çalışmaması gibi özel durumların tedavisinde kullanılır. Prizmalı Gözlükler: Küçük kaymaların tedavisinde kullanılır. Çift görmenin azalmasını sağlar. Enjeksiyon: Birkaç ay boyunca enjekte edildiği kası felç eden bir ilacın kullanılması esasına dayanır. Seçilmiş vakalarda faydalı olan bir yöntemdir. Ameliyat: Her yaşta en sık kullanılan tedavi yöntemidir. Uyumlu olan vakalarda lokal anesteziyle yapılabilmektedir. Ameliyat kozmetik nedenle, çift görmenin azaltılması, gözlerin birlikte kullanılmasının sağlanması, gözlerdeki ağrının azaltılması amacıyla yağılabilmektedir. Ancak her ameliyatta olduğu gibi bu ameliyatlarında riskleri mevcuttur.
 
Tiroid Nedir?
Tiroid Nedir? Tiroid bezi boynun hemen önünde bulunan kelebek şeklinde, hormon üreten bir bezdir. Ürettiği hormonlarla vücutta besinlerden enerji oluşmasını sağlar.Tiroid bezinin çeşitli nedenlerle büyümesine guatr adı verilir. Guatr iki grupta ele alınır: Tiroidin yaptığı hormona göre; Hipertiroidi ve Hipotiroidi olmak üzere iki şekilde görülür. Nodüler Guatr; tiroidin büyümesine bağlı ortaya çıkar. Guatr Nasıl Ortaya Çıkar? Tiroid bezi iyodun oluşturduğu hormonla dokuda besinlerin enerjiye dönüşmesini sağlar. Tiroid bezinin az ya da çok çalışması sonucunda ise guatr ortaya çıkar. Guatra neden olan faktörlerin başında iyot eksikliği yer alır. Hastalığın ortaya çıkmasında genetik faktörler de etkilidir. Ülkemizde bazı bölgelerde iyodun hormona dönüşmesini engelleyen maddeler suda ve lahana gibi bazı besinlerde bulunuyor. Orta Anadolu, Karadeniz sahili, Isparta ve Burdur'da iyot eksikliğine bağlı gelişen guatra sıkça rastlanıyor. Hangi Belirtilerle Ortaya Çıkar? En sık dile getirilen şikayet, boğazdaki şişkinliktir. İlk dönemde gözle görülür bir şişkinlik ortaya çıkmaz, üçüncü derece guatr fark edilir derecede şişkinliğe neden olur. Tiroid bezinin aşırı hormon yapmasına bağlı ortaya çıkan halk arasında zehirli guatr diye adlandırılan hipertiroidinin belirtileri; aşırı iştaha rağmen kilo kaybı, sinirlilik, titreme, gözün dışarı doğru çıkması, aşırı terleme, çarpıntıdır. Tiroid bezinin az çalışması sonucu ortaya çıkan hipotiroidin belirtileri ise; kilo artışı, hareketlerde yavaşlama, vücutta su tutulması ve kabızlıktır. Nasıl Teşhis Edilir? Muayene, ultrason ve kan tetkiki ile guatr teşhisi konur. Nodül tespit edilen hastalarda sintigrafi adı verilen yöntemle tiroid bezinin fonksiyonel bir haritası çıkarılır. Nodüllerin çalışıp çalışmadıkları tespit edilir. İnce iğne aspirasyon biopsisi adı verilen yöntem ile tiroid kanseri olup olmadığı belirlenir Çocuklarda Guatr Görülüyor Mu? Guatr çocuklarda da ortaya çıkıyor. Çocuklarda ortaya çıkan guatrın kanser olup olmadığı mutlaka araştırılmalı. Ailede guatr kanseri varsa çocuğun boynunda ortaya çıkan beze ve tiroid şişmesi gibi şikayetlerin nedeni araştırılmalı. Tedavide Nasıl Bir Yol İzleniyor? Her guatr ameliyat ile tedavi gerektirmez. Estetik kaygı, nefes borusuna baskı, yutkunmada bozukluk, ses kısıklığı, kanser ve kanser şüphesi varsa cerrahi müdahale yapılır. Hasta doğru değerlendirilip doğru zamanda ameliyat edilmeli. Cerrahide hastalığın kanser olup olmamasına bağlı değişiklik yöntemler uygulanıyor. Kanser teşhis edildiğinde tiroid bezi cerrahi müdahale ile tamamen çıkartılır. Kanserin durumuna göre halk arasında atom denilen radyoaktif iyot tedavisi uygulanıyor.
 
Testis torsiyonu nedir?
Testis torsiyonu nedir? Testisin kendi etrafında dönmesi (torsiyonu) ile damarlarının testisin kan dolaşımını sağlayamaz duruma gelmesidir. Testis torsiyonu tedavi edilmezse ne gibi riskler doğurur? İlk 8 saatte tanı konulmaz ve cerrahi tedavisi yapılmaz ise testis kanlanamadığı için nekroz (çürüme) ortaya çıkar. Ani skrotum (yumurtanın içinde bulunduğu torba) şişliği, hassasiyet, ağrı, ilerleyen zaman içinde gelişen kızarıklık ile belirti verir. Çocukta hangi yaşlarda ortaya çıkar? En sık pubertede (buluğ çağında), 2. sıklıkta da yenidoğan döneminde görülür. Özellikle inmemiş testis ya da retraktil testis tanısı almış çocukta testis torsiyonu riski daha yüksektir. Ancak torbaya inmiş testiste de torsiyon riski vardır. Hastalığın tanısı nasıl konur? Tanı, muayene ve Dopler Ultrasonografi ile konur. Başvuruda gecikmiş olguların tanısında zorluk ortaya çıkabilir ve testis sintigrafisi yapılması gerekebilir. Tedavisi nasıldır? Tedavide acil cerrahi uygulanır. Erken başvuru ve ilk 8 saat içinde acil cerrahi uygulanması ile testisin kan dolaşımını bozan bu durum testisin canlılığı kaybolmadan tedavi edilebilir ve ilgili testis fonksiyonunu sürdürür. Testis ameliyat ile detorsiyone edilir (dönmüş testis normal pozisyonuna geri döndürülür), testis normal pozisyonunda torbaya dikiş ile sabitlenir. Eş zamanlı olarak torsiyon riskini ortadan kaldırmak amacı ile karşı taraftaki testis de torbaya dikiş ile sabitlenir. Ancak başvuruda ya da tanıda gecikme ile ilk 8 saatte acil cerrahi müdahale yapılmaz ise dolaşımı bozulmuş olan testis canlılığını kaybeder, cerrahi girişim yapıldığında canlılığını kaybetmiş testis görülür, bu çürümüş testisin çıkarılması gerekir. Testis torsiyonu hangi hastalıklarla karıştırılabilir? Şu hastalıklarla karıştırılma riski vardır: Orşit (testisin enfeksiyonu), Epididimit (sperm kanalının Epididim adı verilen testise en yakın kısmının enfeksiyonu), Appendiks testis torsiyonu (testisteki doğumsal appendiks adı verilen saplı çıkıntının kendi etrafında dönmesi) Appendiks epididimis torsiyonu (epididimdeki doğumsal appendiks adı verilen saplı çıkıntının kendi etrafında dönmesi) Bu dört sorun için de cerrahi girişime gerek yoktur, antibiyotik tedavisi ve antienflamatuar tedavi kullanılması yeterlidir. Testis torsiyonu ise sadece acil cerrahi müdahale ile tedavi edilir. Ayırıcı tanı önemlidir. Ebeveynlere öneriler neler olmalıdır? Bebeğinizin bezini değiştirirken daima iyi bir gözlemci olunuz! Bebeğinizin açıklayamadığınız bir huzursuzluğu var ise mutlaka bezini açıp testisleri ve torbasının görünümüne, şişlik ya da kızarıklık olup olmadığına bakınız! Bebeğinizin testislerinde ya da torbasında kızarıklık, şişlik ya da hassasiyet fark ederseniz en kısa zamanda doktora başvurunuz! Çocuğunuzun kasık ya da torbada hissettiği ağrıyı ciddiye alınız ve TORSİYON ihtimalini düşünerek en kısa zamanda doktora başvurunuz!
 
Tiroid Kanseri Nedir?
Tiroid Bezi Nedir? Tiroid bezi, boyunda orta hatta yer alan, 20–25 gram ağırlığında ve iç salgı fonksiyonu olan bir organdır. Tiroid bezinin iyot kullanarak yaptığı hormon bütün vücut metabolizmasının düzenlenmesinde rol oynar. Tiroid bezi hastalıkları toplumda çok sık (yaklaşık her 10 kişiden 3'ü) rastlanmaktadır ve genellikle belirti vermezler. Ancak tiroid bezi nodüllerinin bir kısmı kanser olarak ortaya çıkmakta veya sonradan kansere dönüşebilmektedir. Tiroid Kanseri Nedir? Tüm kanser türleri arasında en az görülenlerinden biri olan tiroid kanserleri aynı zamanda tedaviye en olumlu cevabı gösteren kanser türüdür. Tiroid kanseri, over kanserinden sonra en sık görülen endokrin kanseridir. Tiroid kanserleri tüm kanser vakalarının yüzde 1'den azını oluşturmaktadır. Çocuklarda nadir görülmekle birlikte, yirmili yaşlardan sonra görülen kanserler içinde ilk 5 sırada yer almaktadır. Her yıl 1000 kişiden birinde tiroid nodülü oluşmaktayken, 50.000 kişiden birinde tiroid kanseri oluşmaktadır. Tiroid nodülleri kadınlarda erkeklerden daha sıktır, ancak erkeklerde görülen nodüllerde kanser görülme sıklığı kadınlardan daha fazladır. Toplumda görülme sıklığı yüzde 4,2 olan tiroid kanserlerinin oluşma riski hayat boyunca kadınlarda yaklaşık yüzde 0,7, erkeklerde ise yüzde 0.25'tir. Tiroid Kanseri Nasıl Belirlenir? Ultrasonografinin rutin uygulamaya girmesi ile artan tiroid nodülü tespit etme oranına paralel olarak bu nodüllere tanısal yaklaşım oranı da artmıştır. İnce iğne aspirasyon biopsisi ile daha çok tiroid kanseri teşhis edilebilir hale gelmiştir. Yapılan çalışmalarda, yetişkinlerde bu şekilde tesadüfen tespit edilebilecek tiroid kanser sıklığı yüzde 6 gibi yüksek oranlara çıkmaktadır. Tiroid kanserlerinin sıklığının artmış gibi görülmesinin önemli bir başka sebebi ise, iyi huylu tiroid hastalıkları nedeni ile ameliyat edilen vakaların patolojik incelemelerinde ayrıntılı ince kesitli inceleme yapılmasıdır. Bu şekilde tiroid kanseri yakalama olasılığı yüzde 5'ten yüzde 13'e çıkmaktadır. Tiroid Kanserine Neden Olan Etmenler Nelerdir? Baş ve boyun bölgesinin radyasyona maruz kalması tiroid kanseri sıklığını artırır. Çocukluğunda 200–700 rad civarında radyasyon almış kişilerde 20–25 yıl sonra tiroid kanser sıklığının arttığı saptanmıştır. Bir araştırmada 500 rad civarında radyasyon alan şahıslarda tiroid kanser sıklığının yüzde 2 civarında olduğu ortaya konmuştur. Rusya'daki Çernobil nükleer santrali kazasından sonra o bölgede yaşayan kişilerde tiroid kanserinde büyük artış olmuştur. Yıllar önce akne, kafa derisinin problemleri, boyunda tüberküloz, kafa derisinin mantar enfeksiyonları, yüzün kan damarı tümörleri, büyümüş timus, tonsillit, boğaz ağrısı, kronik öksürük ve fazla saçlar gibi nedenlerle radyasyon uygulanmış olan vakalarda tiroid kanseri yüzde 30 daha sık görülmektedir. Bu tip tedaviler günümüzde artık uygulanmamaktadır. Ek olarak baş ve boyun bölgesinde kanser saptanıp bu alana radyasyon uygulanan hastalarda tiroid nodülü ve kanseri görülme olasılığı da artmaktadır. Eğer geçmişte bu tip bir tedavi size uygulanmış ise bu durumda mutlaka doktorunuza başvurmalı ve tiroid bezinin incelenmesini istemelisiniz. Tiroid Kanseri Belirtileri ve Tanısı Tiroid bezi kanseri genellikle belirti vermez. Guatr nedeniyle takip edilen hastalarda veya tesadüfen başka bir hastalık için yapılan tetkiklerde ortaya çıkabilir. Nadiren boyunda kitle, ses kısıklığı, yutkunma güçlüğü; çok nadiren de kemik kırıkları veya hipertiroidi (zehirli guatr) ile ortaya çıkabilir. Medüller kanserli hastaların yüzde 30'unda yüzde kızarma, ishal ve yorgunluk olabilir. Kişide tiroid nodülü olup olmadığını saptamak için günümüzde kullanılan en etkili yöntem tiroid ultrasonografisidir. Daha eskiden kullanılan tiroid sintigrafisi yöntemi, günümüzde nodül tespitinde değil, daha çok aktivitenin belirlenmesinde kullanılmaktadır. Son yıllarda tiroid hastalıklarında tanısal yöntemlerin ilerlemesi, teknik imkanların gelişmesi nedeni ile bir çok vakada tiroid ultrasonografi ve ince iğne aspirasyon biopsi yapılabilmektedir. Bu nedenle başlangıç halindeki tiroid kanserlerinin dahi teşhis edilme olanağı günümüzde çok yüksektir. Ancak şunu da belirtmekte fayda var ki, otopsi çalışmalarında yüzde 50 oranında tiroid nodülü saptanmaktadır. Yani halen toplumda ultrasonla bile tespit edilemeyen tiroid nodülleri mevcuttur. Tiroid bezinde nodül saptandıktan sonra eğer kuşku varsa, nodülden yapılan ince iğne aspirasyon biyopsisi ile tiroid nodüllerinin kötü huylu olup olmadığı ortaya konur. İnce iğne aspirasyonu, iyi ellerde düşük riskli, hızlı sonuç veren ve kolay uygulanan bir yöntemdir. Biyopsi sonucu iyi huylu gelirse ve hastanın başka bir yakınması yok ise tiroid nodülleri takip edilebilir. Biyopsi sonucu kuşkulu veya kötü huylu gelirse, tedavi aşamasına geçilir. Tiroid Kanseri Tedavi Yöntemleri Nelerdir? Tiroid kanseri tedavisinin en etkili yöntemi cerrahidir. Bazı merkezlerde tiroid kanserinde tiroid bezinin sadece bir kısmının çıkarılmasının yeterli olabileceği düşünülse de, en güvenilir yöntem tiroid bezinin tamamen çıkartılmasıdır. Bu yöntem nüks olasılığını azaltmakta ve ameliyattan sonra yapılacak radyoaktif iyot tedavisi gibi cerrahi olmayan tedavi yöntemlerinin etkinliğini de en üst düzeye çıkartmaktadır. Tiroid cerrahisinde görülebilen ses kısıklığı, kalsiyum düşüklüğü gibi komplikasyonlar, ameliyat deneyimli bir ekip tarafından gerçekleştirildiğinde en aza inmektedir. Cerrahi esnasındaki bulgulara, kanserin patolojik verilerine ve total tiroidektomi sonrası yapılan tüm vücut taramaları sonucuna dayanılarak ameliyattan sonra hastalara radyoaktif iyot tedavisi uygulanabilir.
 
Uykusuzluk (İnsomnia) Nedir?
Uykuya dalmakta veya uykuyu sürdürmekte güçlük veya uykunun dinlendirici olmaması gibi şikayetler "uykusuzluk" olarak tanımlanır. Yetişkinlerin yüzde 10–15'inin süregen ve ciddi uykusuzluk tarifi son derece yaygındır. İlerleyen yaşlarda ve kadınlarda daha yaygındır. Uykunun zamanı ve süresi altta yatan hemeostatik uyku sürdürümü ve sirkadiyen (biyolojik saat) süreçlerle belirlenir. Uykusuzluk, bilişsel ve psikomotor performans kaybı, düşük yaşam kalitesi, artmış sağlık harcamaları, artmış iş okul devamsızlığı ve artmış duygudurum ve anksiyete bozuklukları veya madde kullanımı ile ilişkilidir. Akut Uykusuzluk Nedir? Genellikle 1 gün ila 3 hafta sürer. Yabancı mekânda bulunma, durumsal stres, akut tıbbi hastalık veya ağrı, vardiyalı çalışma, kafein veya alkol kullanma nedenleri ile oluşabilir. Yanlış öğrenilmiş davranışlar ve uykuya dair kaygı duyma, (şartlanılmış uykusuzluk) gibi sebepler ile uykusuzluk kendi kendine kötüleştiren döngü üretmez ise genellikle zaman ile düzelir. Tedavide altta yatan neden çözülmelidir. Birkaç günden uzun süren uykusuzluklarda uzman hekim kontrolünde medikal tedavi başlanmalıdır. Stres azaltıcı teknikler önerilmelidir. Kronik Uykusuzluk Nedir? Birincil kronik uyku bozuklukları (tüm kronik uykusuzlukların yüzde 10–20 kadarıdır) Kronik uykusuzluk 3 alt tipten oluşur. Şartlanmaya bağlı veya psikofizyolojik uykusuzluk aslında uykusuzluk ve onun sonuçlarından korkunun yol açtığı bir anksiyete bozukluğudur. Uyku durumunu yanlış algılama polisomnografik olarak kaydedilen uyku ile hastanın algıladığı uyku arasındaki bir tutarsızlık İdiopatik uykusuzluk genellikle yaşam boyu sürer ve genellikle diğer nedenlerin dışlanmasıyla tanı konulur. Tedavide bilişsel-davranışçı tekniklerin uzun dönemde en iyi etkinliğe sahip olduğu gösterilmiştir. İkincil Kronik Uyku Bozuklukları Psikiyatrik Hastalıklar Tüm uykusuzlukların yüzde 50den fazlası olarak kronik uykusuzluğun en yaygın nedenidir. Tedavi altta yatan psikiyatrik hastalığın etkili, iyi tolere edilen ajan ile tedavisi ile olabilmektedir. Uyku Bozuklukları Huzursuz Bacak Sendromu Kadınlarda erkeklere göre iki daha fazla görülen yalnızca akşamları veya geceleri var olan yada gündüz ile kıyaslandığında daha kötü olarak hissedilen daha çok bacaklarda hareketle hafifleyen uyuşma ve rahatsızlık şikayetlerinden oluşan bir sendromdur. Şikâyetler uykusuzluk ile alevlenir. Altta yatan biyokimyasal ve anotomik patolojiler bilinmemektedir. Bununla birlikte kronik böbrek yetmezliği, demir eksikliği, romatoid artrit, antidepresan kullanımı ve gebelikte sekonder olarak ortaya çıkabilir. Medikal tedavi ile şikayetler azaltılabilir. Sirkadiyen Ritm Bozuklukları Bedenin biyolojik saatinin gerçek saatin gösterdiği zamana uyumlu olmadığı bir hastalık grubudur. Bu durum uygun koşul ve zamanlarda uyumakta güçlük ve/veya uygunsuz gündüz vakitlerinde gündüz vakitlerinde uyuklamalara yol açar. Nöbet, istemli veya gece vardiyalı çalışan ya da zaman dilimine karşı seyahat eden kişilerin çoğunda yaygın bozukluktur. Madde Kullanımı( alkol kafein) İlaçlar/ Tıbbi /Nörolojik Bozukluklar Ağrı, solunum yetmezliği, sık idrara çıkan uykusuzluk yapan en yaygın tıbbi nedenlerdendir. Parkinson hastalığı, Alzheimer hastalığı, ve multiinfarkt demans gibi bozukluklar uyku merkezlerinde tutulumla uykusuzluk oluşturabilir. Antidepresanlar, dekonjestanlar, kortikosteroidler uykusuzluğa neden olabilir. Tedavi altta yatan neden tedavisi ile mümkün olabilmektedir. Sağlıklı Bir Uyku Nasıl Olmalıdır? Uykusuz insanların bir bölümünde sadece uyku hijyeninin düzenlenmesiyle önemli ölçüde yarar sağlanabilmektedir. Uyku hijyeni için şu noktalara dikkat edilmelidir: Çok aç ya da tok olmamak, Kafeinli, alkollü, kolalı içeceklerden ve tütün kullanımından kaçınmak, Düzenli egzersiz yapmak, ancak akşam saatlerinde heyecan oluşturacak aktivitelerden kaçınmak, Uyku gelmeden yatağa girmemek, Yatak odasını sadece uyku ve cinsel ilişki için kullanmak, Uyuyamadığında uyumaya çabalamamak, yataktan ve yatak odasından çıkarak başka bir yerde zaman geçirip uyku gelince yatağa dönmek, Ne kadar uyunursa uyunsun sabah belirli bir saatte kalkmak, Gündüzleri uyumamak ve yatak odasını ses, ışık, ısı yönünden izole etmek.
 
Yüz Felci
Yüz Felci nedir? Yüz felci; yüz hareketlerinin genellikle tek taraflı azalması veya kaybolmasıdır (fasiyal sinir denilen yüz sinirinin, tek taraflı ya da nadiren iki taraflı hasarlanmasına bağlı gelişir). Kaş kaldırma, göz kapama, diş gösterme, gülme ve yanak şişirme gibi hareketler bozulur. Hangi dış ve iç faktörler yol açar? Beyinle beyin sapı arasındaki veya beyinle yüz kaslarına kadar olan bölümdeki birçok hastalığa bağlı olarak yüz felci gelişebilir. Beyinle -beyin sapı arasındaki yüz felci nedenleri nöroloji tarafından incelenir. Beyin sapından sonraki yüz siniri hastalıklarında oluşan yüz felcine ise periferik yüz felci (bell felci) denir; en sık rastlanan yüz felci şeklidir. Periferik yüz felcini ise yapacak pek çok neden vardır: Viral ve diğer orta kulak iltihapları. Sistemik hastalıklar (şeker hastalığı en basta gelir, hipertansiyon, nörit yani sinir iltihabı, sarkoidoz, vitamin eksikliği vb). Tümoral hastalıklar; yüz sinirinin direkt kendisinden kaynaklanan tümör veya sinirin geçtiği bölgelerden kaynaklanan tümör ile dıştan sıkışması yoluyla yüz felci olabilir. Travmalar; kulak çevresine veya yüze gelen darbeler yüz sinirini hasara uğratarak yüz felci yapabilir. Ameliyatlar; kafa içinde kulak çevresinde başka sebeplerle yapılan ameliyatlar sırasında yüz siniri hasarlanabilir. Felç gelmeden önce dilde, gözde, kulakta, yüzde, genelde hangi belirtiler oluşur? Hasta felçli yüz tarafındaki kulağının arkasında bir ağrı veya işitmede erkenden bir zorlanma hissedebilir. Hiperakuzi; sık görülen, özellikle telefonla konuşurken fark edilen, seslere karsı artmış, hoşa gitmeyen bir duyarlılık olmasıdır. Bazen hasta yüzünde olaya eşlik eden bir uyuşma algılar. Ama yapılan muayenede gerçek bir duyu kaybı bulunmaz. Ne kadar sürer? 7-10 gün ilaç tedavisi ile birlikte aynı taraf yüze uygulanacak masaj tedavisi, sıcak uygulaması, yüz kaslarını çalıştıracak egzersiz önerilir, aynı tarafla sakız çiğneme tavsiye edilir.
 
Yenidoğan Tarama Testleri:
Yenidoğan tarama testleri, saptandığında tedavisi mümkün olan bazı hastalıkların tanınması için uygulanan testlerdir. Hayatın ilk aylarında belirti vermeyen bu hastalıklar önceden tanınamaz ise bebekte ciddi hasar oluşturabilir. Tanı konduğunda koruyucu tedavi uygulanabilir ve tam bir iyileşme sağlanabilir. Yenidoğan Servisinde her yenidoğana kan tarama ve işitme testleri yapılır. "Hipotiroidi" ve "Fenilketonüri" tarama testleri her bebeğe rutin uygulanan kan testleridir. Hipotiroidi, tiroid hormonlarının eksikliğidir. Bu durumda TSH yükselir. Fenilketonüri, protein sindiriminde eksik bir enzim nedeniyle bir aminoasitin vücutta birikmesidir. Erken teşhis edilmezse her iki hastalıkta da ciddi zekâ geriliği oluşabilir. Tarama testleri bebek 72 saatini doldurduktan sonra yapılmalıdır. Eğer bebek normal doğumla doğmuş ve bir iki gün içinde de taburcu olacaksa, birinci haftada yapılan kontrol muayenesi sırasında kan örneği alınır. Bu testler için topuktan alınan birkaç damla kan yeterlidir. Test sonuçları bir, iki hafta içinde belli olur. Yenidoğan işitme taraması Bebekler doğdukları andan itibaren duyarlar. İşitme taramasında, bebeğin alın ve kulak arkasına yerleştirilen elektrotlar sayesinde kulağa verilen seslerin, beyinde yarattığı dalgalar ölçülür. Tarama yapılmadan ailenin gözlemiyle bebekte işitme kaybı, en erken 18 aylıkken saptanabilmektedir. Oysa işitme kaybı ilk altı ayda tanındığında, işitme cihazları ile işitme ve konuşma kabiliyetleri normale yakın gelişmektedir. Bu nedenle işitme engelli bebeklerin erken tanınması önemlidir. Bebeğiniz işitme taramasını geçemezse, bir ay sonra yenidoğan servisinde kontrol işitme testi yapılır. En iyi cihazlarla bile, 100 bebekten 4'ü testi geçememektedir. Ancak test tekrarlandığında, bu oran 1000 bebekte 3-4'e düşmektedir.
 
Zoonotik (Hayvanlardan Bulaşan) Hastalıklar Nelerdir? Kist Hidatik Hastalığı nedir?
Evimizde veya bahçemizde beslediğimiz, kendimize en yakın dost seçtiğimiz hayvanlardan bulaşan birçok hastalık vardır. Bu hastalıklar "zoonotik hastalıklar" olarak adlandırılır. Zoonotik hastalıklardan bazıları Brucellosis (Brusella Hastalığı), Cysticercosis (Tenyalar), Deli Dana Hastalığı ( BSE ), Hydatidosis ( Kist Hidatik ) ve Kuduz Hastalığı'dır. Bu hastalıklar vücutta bölgesel veya yaygın tutulumlar yapar. Bu hastalıklar içinde ülkemizde en sık görülen hastalık ise Kist Hidatik'tir. Bu hastalık başta karaciğer olmak üzere tüm sistemleri tutabilen bir parazite bağlı enfeksiyon olarak tanımlanır. Hastalığın Etken Paraziti ve Bulaşma Şekli Nasıldır? Etken parazit: Echinococcus granulosus, Echinococcus multilocularis ve Echinococcus vogeli'dir. Hayat siklusunda kesin konak köpekler ve diğer carnivorlardır (et yiyiciler). Sıcakkanlı omurgalıların çoğu "koyun, keçi, sığır ve insanlar" arakonaktır. Ergin parazit 3–6 mm uzunluğundadır ve köpeklerin ince bağırsağında yaşar. Köpek dışkısı ile atılan yumurtalar arakonak tarafından alındığında bağırsak duvarına penetre olur, daha sonra dolaşım sistemine geçer, başta karaciğer olmak üzere değişik organlara dağılarak kist hidatidleri oluşturur. Bu kistlerin içi sıvı dolu olup çocuk başı büyüklüğüne kadar ulaşabilir. Enfeksiyon kesin konağa hidatid kistli organların yenmesiyle geçer. İnsan enfeksiyonlarında bulaşma en çok köpeklerin dışkıları ve kılları ile olur. Köpeklere enfekte sığır ve koyun artıkları verilmemeli, mezbahalarda teşhis edilen enfekte organlar sahipsiz köpeklerin ulaşamayacağı şekilde usulüne uygun olarak imha edilmeli, sahipli köpeklerin periyodik kontrolleri ve koruyucu ilaçlamaları düzenli olarak yapılmalıdır. Hastalığın Belirtileri Nelerdir? Hastalığın başlarında kistin küçük olduğu dönemlerde uzun yıllar boyunca belirtisiz seyredebilir. Fakat kist büyüdükçe; bulunduğu bölgeye ve oluşturduğu basıya göre belirtiler ortaya çıkar. Karaciğer yerleşiminde sağ yan ağrısı, bulantı, kusma ve sarılık gibi belirti ve bulgular görülür. Akciğer tutulumunda; solunum sıkıntısı, öksürük, kan tükürme, göğüs ağrısı görülür. Diğer organ ve sistem tutulumlarında da bu bölgelere ait tablolar ortaya çıkar. Örneğin kafa içi tutulumlarda; baş ağrısı, kafa içi basınç artışı, kusma, şuur kayıpları görülebilir. Myokard (kalp kası) tutulumunda ritm bozuklukları, iskemi bulguları, kalp kasının ölmesi hatta yırtılma gelişebilir. Kemik tutulumlarında kendiliğinden kırıklara neden olabilir.Kistin patlaması durumunda alerjik reaksiyonlar ortaya çıkar. Akciğerdeki kistin patlamasıyla olmasıyla ağızdan kist sıvısı gelir, boğulmalara neden olabilir. Hastalığın Tanı ve Tedavisi Tanı; klinik bulgular, radyoloji, etkenin görülmesi ve tanısal amaçlı yöntemlerle konur. Radyolojik görüntülemede ultrasonografi, tomografi, manyetik rezonans teknikleri ayrı ayrı veya birlikte kullanılabilir. Kist sıvısı bronşlara, idrara, safra yollarına veya bağırsağa boşalırsa bu mataryellerde etkene ait yapılar görülebilir. Klinik ve radyolojik bulgularla kist hidatik şüphesi oluşan hastalarda Ekinokoklara karşı serumda oluşan antikorlara bakılır. Bunun için serolojik yöntemlere sıklıkla başvurulur. Serolojik yöntemler olarak indirek hemaglütinasyon, lateks aglütinasyonu, indirek floresan antikor testi ve enzim immuno assay kullanılabilir. Ulaşılabilecek bölgelerdeki kistler için ilk tercih edilecek tedavi cerrahi müdahale veya ciltten drenajdır.​
 
Zatürre (Pnömoni) Nedir?
Pnömoni, halk arasındaki bilinen tabiriyle zatürre; kısaca akciğer dokusunun iltihaplanmasıdır. Bakteriler başta olmak üzere çeşitli mikroorganizmalara bağlı olarak meydana gelir. Bazı pnömoni türlerinde hasta kişiden sağlam kişilere doğrudan bulaşma riski vardır. Ama hastalık çoğunlukla, hastanın kendi ağız, boğaz veya sindirim kanalında bulunan mikropların akciğere ulaşmasıyla meydana gelmektedir. Normal durumda hastalığa neden olmayan bu mikroplar, vücut savunması zayıf düşmüş kişilerde pnömoni oluşturur. Dolayısıyla pnömoni'nin oluşmasında bulaşmadan çok, kişinin vücut direncini kıran risk faktörleri rol oynar. Hastalık Nasıl Yayılıyor? Pnömoni'ye zemin hazırlayan grip ve benzeri viral solunum yolu enfeksiyonları ise çok bulaşıcıdır. Hapşırık ve öksürükle yayılabildikleri gibi, ağız ve burun sekresyonları ile bulaşmış bardak, mendil, çatal- kaşık gibi eşyalar aracılığıyla diğer kişilere geçebilir. Pnömoni'ler tüm dünyada ve ülkemizde en sık görülen ve en fazla ölüme neden olan hastalıklar arasındadır. Özellikle bebeklerde, çocuklarda, yaşlılarda ve bilinen başka bir hastalığı olan kişilerde pnömoni'ler daha ölümcül olabilmektedir. Bir kişinin pnömoni'ye yakalanmasının kolaylaştıran çeşitli risk faktörleri vardır. Bunlardan korunmak mümkünse, pnömoni'ler önlenebilir. Erişkinlerde Pnömoni Oluşmasını Kolaylaştıran Risk Faktörleri: İleri yaş Kronik hastalıklar: Akciğer hastalıkları (KOAH, bronşektazi, akciğer kanseri), kalp hastalıkları, böbrek hastalıkları, karaciğer hastalıkları, şeker hastalığı, sinir sistemi hastalıkları (kas hastalıkları, inmeler, bunama), yutma güçlüğü yapan durumlar (çene, kas, sinir hastalıkları, tümörler, yemek borusu hastalıkları), bağışıklık sistemi hastalıkları (AIDS, kan ve lenf bezi kanserleri) Sigara kullanımı Alkol alımı Kusmalar Geçirilmiş uzun süreli ameliyatlar Grip salgınları Pnömoni Belirtileri Nelerdir? Üşüme- titreme, 39- 40 °C'ye varan yüksek ateş, öksürük, kirli, iltihaplı (yeşil, sarı, pas rengi) balgam çıkarma ve yan ağrısı olabilir. Bazı pnömoni türlerinde ise sinsi başlangıç olur. Birkaç gün devam eden iştahsızlık, halsizlik, eklem ve kas ağrılarını takiben kuru öksürük, ateş yükselmesi, bulantı, kusma, baş ağrısı gibi belirtiler olabilir. Bu şikayeti olan hastalar mutlaka doktora başvurmalıdır. Pnömoni ihmal edilmemesi gereken bir sağlık sorunudur. Erken teşhis edilmesi ve gecikmeden tedaviye başlanmasının ölümleri azalttığı bilinmektedir. Hastanın yakınmaları pnömoni'yle uyumlu ise genellikle yapılan muayene ve akciğer röntgenindeki bulgularla teşhis konulabilir. Gerekirse kan ve balgam tahlilleri yapılabilir. Pnömoni Hastalığının Tedavi Yolları Nasıldır? Birçok vakada pnömoni evde tedavi edilebilir. Ağır olguların, yaşlı hastaların, oksijen tedavisi veya yoğun bakım desteği gerektiren hastaların hastaneye yatması gerekir. Tedavi hastaya göre değişir. Tedaviye erken başlandığında ve ayaktan tedavi edilebilen olgularda sonuçlar yüz güldürücüdür. Ancak teşhis ve tedavisi gecikmiş, ağır pnömoni olgularında ölüm oranı yüksektir. Pnömoni'den Korunma Yolları Nelerdir? Pnömoni'den korunmak için pnömoni oluşumunu kolaylaştıran olumsuz faktörler düzeltilmelidir. Bu amaçla kronik hastalıkların uygun şekilde takip ve tedavisi, stresten kaçınma, dengeli beslenme ve hijyenik barınma koşullarının sağlanması, alkol, tütün ve ilaç bağımlılığının kontrolü ile ağız ve mide içeriğinin solunum yollarına kaçmasına = aspirasyona yol açan risk faktörlerin azaltılması gerekir. Pnömoni'ye yol açabilen veya kolaylaştırıcı olan grip salgınları sırasında kalabalıkta temasın azaltılması, maske kullanılması ve özellikle yüksek riskli gruba grip bulaştırabilecek kişilerin aşılanması korunma için önemlidir. Grip virüsünün bizzat kendisi pnömoni'ye yol açabildiği gibi, diğer mikroorganizmalara bağlı pnömoni türlerinin ortaya çıkmasını da kolaylaştırabilir. Gribin ağır seyrettiği ve ölümcül olduğu olgular çoğunlukla pnömoni'nin gribe eşlik ettiği olgulardır. Bu nedenle pnömoni'lerin ve buna bağlı ölümlerin önlenmesi için grip salgınlarının da önlenmesi gerekmektedir. Gripten korunmak üzere aşılar geliştirilmiştir. Bu aşılar bir yıl süreyle korunma sağlar. Grip aşıları her yıl eylül, ekim aylarında ya da en geç kasım ayında bir doz kas içine yapılmalıdır. Grip aşıları gribe yakalanma riski yüksek veya grip olduğunda gribin ağır ve ölümcül seyredebileceği kişilere uygulanmalıdır. Pnömokok Aşısı: Pnömoni nedenleri arasında dünyada en sık rastlanan mikroorganizma Streptococcus pneumoniae' dir. Pnömokok dediğimiz bu bakteriye karşı hazırlanmış aşı bulunmaktadır. Pnömokoklar başta üst solunum yollarında olmak üzere pnömoni dışında enfeksiyonlara da yol açabilir. Bu aşı tamamen olmasa da yüksek riskli kişilere uygulandığında kısmen koruma sağlayabilmektedir. Aşı kas içine yapılmaktadır. 5 yıl sonra tekrarı yapılır. Pnömokok Aşısı Önerilen Kişiler: Bağışıklık sistemi normal olup kalp hastalığı, akciğer hastalığı, şeker hastalığı, alkolizm, siroz, beyin- omurilik sıvı kaçağı gibi kronik hastalığı olanlar Bağışıklık sistemi yetersiz olup pnömokoksik hastalık riskinin artmış olduğu dalağı alınmış kişiler, bazı kan hastalıkları, kronik böbrek hastalığı bulunanlar ve organ nakli yapılmış olanlar AIDS taşıyıcısı erişkinler 65 yaş ve üzerindekiler Grip ve pnömokok aşıları yüksek ateşli bir hastalığın seyri sırasında yapılmaz Grip aşısı yumurta alerjisi olanlara uygulanmamalıdır. Her iki aşı da oldukça güvenlidir. Aşı uygulanan yerde ağrı ve kızarıklık gelişebilir. Ateş, halsizlik, kırıklık gibi bazı yan etkiler olabilir, bunlar geçici ve hafiftir.
 
Dikkat Eksikliği

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), çocuğun gelişim düzeyine uygun olmayacak şekilde yaşanan aşırı hareketlilik, dikkat sorunu ve dürtüsellik belirtileriyle karakterize, çocukluk çağının en sık görülen psikiyatrik bozukluklarındandır. Okul öncesinde ve okul çağında belirgin olup, bazı durumlarda erişkinliğe kadar da sürebilir. DEHB, erken fark edilip tedaviye başlandığında çok iyi sonuçlar alınabilen bir bozukluktur.
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Türleri

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’nun üç ayrı türü vardır.
• Dikkat Eksikliğinin Önde Olduğu Tip: Dikkat eksikliği belirtileri ön plandadır. Diğer iki belirti (hiperaktivite ve dürtüsellik) ya yoktur ya da dikkat eksikliği kadar şiddetli değildir.
• Aşırı Hareketliliğin ve Dürtüselliğin Önde Olduğu Tip: Hareketlilik ve dürtüsellik belirgin olarak mevcuttur. Dikkat eksikliği belirtileri, dürtüsellik ve hareketlilik kadar şiddetli değildir.
• Birleşik Tip: Dikkat Eksikliği, hiperaktivite ve dürtüsellik belirtilerinin tümünün tanı alacak kadar şiddetli biçimde olduğu, en sık görülen tiptir.
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Belirtileri Nelerdir?

Dikkat Eksikliği: Çocuğun gelişim düzeyine oranla, dikkat gerektiren konularda zorluk çekmesidir. Dikkat eksikliğine sahip çocuklar, genellikle aşağıdaki belirtileri gösterirler;
• Dikkati yoğunlaştırmada güçlük çekerler.
• Çok basit uyaranlarla dikkatleri kolayca dağılır.
• Unutkan ve dağınık olurlar.
• Dalgın ve hayal alemindeymiş gibi görünürler.
• Organize olmada zorluk yaşarlar.
• Sık sık basit hatalar yaparlar.
• Dikkat ve sabır gerektiren işlerden kaçınırlar.
• Dinleme kapasiteleri az olduğundan verilen komutları alamayabilir ve eylem haline getiremeyebilirler.
• Akademik performanslarını maksimum düzeyde yansıtamayabilirler.
• Zevk aldıkları işler dışında aşırı isteksizdirler.
• Verilen bir sorumluluğu sürekli ertelemekten ötürü, sonunu getirmede zorluk çekerler.
Hiperaktivite: Çocuğun gelişim düzeyine oranla çok daha hareketli, aceleci veya aşırı konuşkan olmasıdır. Hiperaktiviteye sahip çocuklar, genellikle aşağıdaki belirtileri gösterirler;
• Otururken bile kıpır kıpırdırlar.
• Sürekli etrafta amaçsızca gezinir ve koşma ihtiyacı duyarlar.
• Çoğunlukla aşırıya kaçacak derecede konuşurlar.
• Etkinliklere veya oyunlara sakin bir şekilde katılmakta zorluk çekerler.
• Uygun olmayan yer ve zamanlarda koşma, tırmanma gibi eylemlere geçerler.
Dürtüsellik: Çocuğun sonunu düşünmeden eyleme geçmesi olarak tanımlanan dürtüsellik, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunda en fazla problem yaşanan belirti kümesidir. Dürtüselliğe sahip çocuklar, genellikle aşağıdaki belirtileri gösterirler;
• Sabırsızdırlar.
• Korkusuzdurlar, eyleme geçerken yaşıtlarına oranla cesur davranırlar.
• Sıralarını beklemekte güçlük çekerler.
• Empati kurmakta zorluk çekerler.
• Verilen yönergeleri sonuna kadar dinlemezler.
• Kurallı oyun oynamakta problem yaşarlar.
• Grup oyunlarında agresif olurlar.
• Çevrelerine sözle ve fiili rahatsızlık verirler.
• Kuralları sevmez, otoriteye karşı çıkarlar.
• Karşılarındaki kişilere orantısız tepki verirler.
• Yaşadıkları zarar verici veya üzücü bir olaydan ders çıkarmazlar.
• Diğer çocuklarla oyun oynarken ya da bir grup etkinliğine katılırken, sürekli kendi isteklerini yerine getirmeye çalışırlar.
DEHB’in Görülme Sıklığı Nedir?

Yapılan araştırmalara göre, DEHB’nin çocuklarda görülme sıklığı %3-6 arasındadır. Erkek çocuklarda kız çocuklarına oranla daha fazla görülür.
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğunun Nedenleri

DEHB’nin nedenleri tam olarak bilinmemekle birlikte, genetik, biyolojik ve çevresel faktörlerin üzerinde durulmaktadır.
Genetik: DEHB’nin kalıtsal olduğu kesinleşmese de, yapılan araştırmalara göre, tanı alan çocukların birinci derece akrabalarında da DEHB tanısına rastlanmıştır.
Biyolojik: Yapılan araştırmalar, sinirler arası iletişimi sağlayan ve nörotransmiter adı verilen kimyasallarda; dopamin, serotonin ve nöropinefrin ile DEHB bozukluğu arasında ilişki olabileceğini göstermiştir.
Çevresel Faktörler: Annenin gebelik sırasındaki beslenmesi, ilaç, alkol, sigara kullanımının, ayrıca doğum sırasında veya sonrasında yaşanan tıbbi sorunlarının, erken doğum, düşük doğum ağırlığı, demir eksikliği, kimyasal zehirlenme gibi nedenlerin de DEHB’ye neden olduğu düşünülmektedir.
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu tıbbi bir sorun olduğu için, anne baba ya da bakım veren kişilerin buna neden olduğu inancı yanlıştır. Anne babaların bu noktada dikkat etmeleri gereken, çocukların uyum problemleri ve akademik alanda yaşadıkları zorlanmalarda, doğru tutum ve davranışlar sergileyerek tedavi sürecine destek olmalarıdır.
GELİŞİM DÖNEMLERİNE GÖRE DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU

Bebeklik Dönemi
Birçok anne baba, çocuklarının farklı olduğunu bebeklik ve erken çocukluk döneminde fark eder. Belirtiler arasında anne babaların İlk fark ettikleri, çocuklarının aşırı haraketliliğidir. Ebeveynleri bu çocukları genellikle huzursuz, atlayan, zıplayan, sürekli hareketli biçimde tanımlarlar. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklar, bebeklik dönemlerinde ayrıca uykularından da sık sık uyanır ve kucağa alınmamaya karşı direnç gösterebilirler.
Oyun ve Okul Öncesi Dönem
DEHB’si olan çocuklar, bu dönemde daha fazla dikkat çekmeye başlarlar. Temel belirtilerin yanı sıra, başka çocukları itip kakma, oyuncaklarını çekme, sıra bekleyememe, vurma, bağırma gibi zarar verici davranışlar daha yoğun gözlemlenir. Yaşıtlarının yapmaktan korktuğu oyunlara kolayca girer, gürültülü oyunları tercih ederler.
Okul Dönemi
Okul döneminden önce genellikle uyum problemleri görülürken, okulla birlikte bu problemlere yönergelere uyma, dersi takip etme konusunda sıkıntılar ve ders dışındaki şeylerle uğraşma eşlik eder. Ders çalışma ve ödev yapma konusunda genellikle sorun yaşarlar ve bu durum anne babayla çocuk arasında iletişim problemlerinin yaşanmasına neden olur.
Akademik sorunlar dışında birinci ve ikinci sınıflarda aşırı hareketlilik, çok konuşma gibi problemler devam ederken, 8-9 yaşlarından itibaren doğruyu söylememe, büyüklerle tartışmaya girme, arkadaşlarla sık sık kavga etme gibi davranış sorunları başlar.
Ergenlik Dönemi
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu, ergenlik döneminde de sık karşılaştığımız bir bozukluktur. Bu çocuklar, düşünmeden hareket etme, öfkelenme, dikkatlerini kolayca toplayamama ve kimlik karmaşası yaşama konularında akranlarına göre daha fazla sıkıntı yaşayabilirler. Davranış sorunları ve akademik problemlerin devam etmesi, ebeveyn ve öğretmenlerin tepkisinin artmasına neden olurken, gençlerin kendine güvenleri ve gelecek ile ilgili planlamalarında sorunlara yol açabilir.
DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU TEDAVİSİ

DEHB’nin tedavisinde ilk adım ailenin “çocuktur yapar”, “zamanla düzelir” gibi düşünceleri bir kenara bırakıp, bunun tıbbi bir durum olduğunu kabul ederek uzmanlardan destek almalarıdır. DEHB’de psikiyatr, psikolog, aile, okul işbirliği ve tedavinin devamlılığı, tedaviden olumlu sonuçlar alınması için oldukça gereklidir.
DEHB’de ilaç tedavisi yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Tedavide kullanılan ilaçlar merkezi sinir sistemini uyararak dikkat, dürtü ve davranışların düzenlenmesine etki gösterir. Ayrıca ilaç tedavisinin düzenlenmesi ve etkili bir şekilde devam edebilmesi için, ailenin ve öğretmenin ilacın gün içerisindeki etkileri ile ilgili gözlemleri önemlidir.
DEHB’li bireylerde psikoterapiyle olumsuz davranışların düzenlenmesi ile ilgili çalışılır. Ayrıca bu davranışlar üzerinde etkisi olabilen aile iletişimi, ilişki problemleri için de bireysel ya da aile terapisi uygulanabilir.
Tedavide aile ve okulun yapması gereken, çocuğun durumu hakkında bilgilenmektir. Dikkat eksiklği ve hiperaktivite bozukluğuna sahip çocuklar, akademik alanda ve sosyal ilişkilerde yaşadıkları zorlanmalarda, suçlanmamalı ve azarlanmamalıdır. Bu çocuklar için hedef davranışlar belirlenmeli ve süreç içerisinde yaşanan problemler için sabırlı bir şekilde hatırlatmalar yapılmalıdır.
mood.ist

 
YAYGIN ANKSİYETE (KAYGI) BOZUKLUĞU NEDİR?
Anksiyete bozukluğu veya bir diğer adıyla kaygı bozukluğu nedir? Anksiyete bozukluğu, hastanın günlük hayat kalitesini olumsuz olarak etkileyen kaygı, korku bozukluklarının genel olarak ele alındığı psikiyatrinin bir alanı olarak tanımlanabilir. Hastalığın toplumdaki insanların yüzde 18’ini (yaklaşık her 5 insandan 1’ini) etkilediği düşünülmektedir. Size bu yazımızda hastalığın belirtileri, tedavisi ve panik atak anlarında yapmanız gereken bazı pratiklerden bahsedeceğiz.

Her kaygı, stres durumu hasta olduğunuz anlamına gelmiyor. Bu duyguların insan üzerinde konsantrasyon ve motivasyon anlamında çok olumlu etkileri vardır. Bu noktada bu duygularınızı ne kadar kontrol edebildiğiniz önemlidir. Eğer hayat kalitenizi düşürecek noktaya gelmemişse bunu bir kaygı bozukluğu olarak nitelemek yanlıştır. Uzmanlar hastalık durumunu yaşanan anksiyete bozukluğu krizi şiddetine göre derecelendireceklerdir.

Hastalığın seviyesi şiddet derecesine, ne sıklıkla yaşandığına ve fiziksel etkilerine göre farklı sınıflara ayrılmıştır (yaygın anksiyete bozukluğu, panik bozukluğu, sosyal fobi vb.). Bu sınıfların her biri kendi içerisinde farklı özellikler göstermektedir.

HASTALIĞIN NEDENLERİ VE ÇEŞİTLERİ NELERDİR?
1. Kaygı Bozukluğu Nedenleri
Kesin bir nedeni tespit edilememekle birlikte, yapılan araştırmalarda genetik faktörlerin birçok hastalıkta olduğu gibi bu hastalıkta da etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu konuda en önemli delil ise tek yumurta ikizlerinin birisinde hastalık teşhis edilmiş ise diğerinde de bu hastalığın görülme oranının yüksek olmasıdır.

Hastalığın yakın akrabalarda görülme olasılığı %25, tek yumurta ikizlerinin biri hasta ise diğerinde görülme olasılığı %80-90, çift yumurta ikizlerinin biri hasta ise diğerinde görülme olasılığı %10-15’tir.

Genetik faktörlerin dışında biyolojik ve sosyolojik nedenlerin de önemli olduğu düşünülmektedir.

2. Kaygı Bozukluğu Çeşitleri
Daha önce de bahsettiğimiz gibi yaşanılan belirtilerin şiddet derecesine, ne sıklıkla yaşandığına ve fiziksel etkilerine göre farklı sınıflara ayrılmıştır. Bu çeşitlerden bir kısmı şunlardır:

Anksiyete

⦁ Panik bozukluğu ve agorafobi
⦁ Yaygın anksiyete bozukluğu
⦁ Özgül fobiler
⦁ Sosyal fobi
⦁ Obsesif kompulsif bozukluk
⦁ Posttravmatik (travma sonrası) stres bozukluğu

Anksiyete Bozukluğu Risk Faktörleri
Yapılan çalışmalar hastalığın gelişiminde çevresel ve genetik faktörlerin etkili olduğunu gösteriyor. Hastalığın gelişimindeki bir takım ön belirtiler şunlardır:

Çocuk yaşlardan başlayan utangaçlık, içine kapanıklık, tutukluk,
Maddi problemler,
Boşanma, dul olma,
Küçük yaşlardan itibaren stresli, baskılı bir ortamda büyümüş olmak,
Yakın akrabalarda görülen anksiyete bozuklukları,
Ailenin büyük psikolojik problemler olması,
Öğleden sonraki ölçümlerde tükürükte kortisol seviyesinin yükselmesi,
Kadın olmak
ANKSİYETE BOZUKLUĞU BELİRTİLERİ
Hastalığın belirtileri duygusal ve fiziksel olarak görülebilir. Bu belirtilerden sadece bir tanesine sahip olan insanların hasta oldukları söylenemez.

1. Duygusal Belirtiler
Aşağıdaki duygusal belirtiler her insanın zaman zaman yaşadığı gündelik hislerle karıştırılmamalıdır. Bahsedilen kaygı bozukluğu nedenleri sürekli ve sebepsiz yaşanan yoğun duygu çarpmalarıdır. . Hastalığın duygusal belirtileri şunlardır:

⦁ Sürekli kaygı hali

⦁ En kötü olasılıkları düşünmek

⦁ Ölüm korkusu

⦁ Sebepsiz tedirginlik ve endişe

⦁ Her gün farklı nedenlerle “hasta oldum” diye düşünmek

⦁ Sürekli gerginlik ve tehlike anında hissetmek

⦁ Sebepsiz ve ani sinirlenmek, asabiyet

⦁ Sürekli yorgunluk hissi

⦁ Huzursuzluk ve tasalanma

⦁ Konsantrasyon güçlüğü

2.Fiziksel Belirtiler
Bir hasta yaygın anksiyete (kaygı) bozukluğu yaşadığını ilk seviyelerde anlayamaz. Başı ağrıdığında beyin doktoruna, kalbi sıkıştığında kardiyologa gider. Doktorlar hastaya herhangi bir beyin veya kalp problemi olmadığını, stresli günler geçirip geçirmediğini sorar ve hasta son olarak psikiyatrda soluğu alır. Hastanın yaşayacağı fiziksel belirtileri şunlardır:

⦁ Kalp çarpıntısı
⦁ Nefes daralması, nefes alma güçlüğü
⦁ Terleme
⦁ Baş ağrısı
⦁ Baş dönmesi
⦁ Tıkanma, boğulma hissi
⦁ Kas gerginliği
⦁ Sersemlik
⦁ Göğüs ağrıları
⦁ Halsizlik
⦁ Uyku düzeni bozuklukları

ANKSİYETE BOZUKLUĞU TANISI
Hastalığın tanısı konmadan önce hastanın duyduğu kaygı, korku gibi hislerin gündelik hayatını ne kadar etkilediğinin bilinmesi gerekiyor. Kaygı, korku gibi duygular gündelik hayatımızda bize konsantrasyon ve motivasyon sağlayabilen, gündelik hayatımıza olumlu katkılar yapabilen faydalı duygulardır. Ancak bu duygular kontrol dışına çıktığında bunu bir hastalık olarak nitelendirilebilir.

Kaygı bozukluğu hisseden hastalar öncelikle bunun psikolojik bir rahatsızlık olabileceğini düşünmezler. Yaşadıkları fiziksel problemlemrin ardından dahiliye, nöroloji, kardiyoloji, beyin cerrahi vb. klinikleri birer birer gezerek çok kötü durumda olduklarını, ölmek üzere olduklarını söyleyerek tedavi olurlar. Sonuçlar alındıktan sonra doktor tarafından hiçbir fiziksel problemi olmadığı, psikoloji servisine gitmeleri gerektiği söylenir. Bu dakikadan sonra tanı konulma aşamasına gelinmiştir.

Hasta aşağıdaki belirtilerden birkaçını yaşıyorsa anksiyete bozukluğu olabilir. Bu belirtiler:
⦁ Son 6 ayda sürekli korku ve kaygı yaşıyor musunuz?
⦁ Bu kaygılar günlük hayatınızı, işinizi ve ilişkilerinizi etkiliyor mu?
⦁ Kaygılarınızı kontrol etmekte, kendinizi rahatlatmakta zorlanıyor musunuz?
⦁ Eksik yaptığınız veya yapmadığınız bir takım sorumluluklarınızın başınıza kötü şeyler getireceğini düşünüyor musunuz?
⦁ Gündelik hayatta kötü şeyler yaşayacağınızı düşünüp, insanlardan ve sorumluluklardan uzak durmaya çalışıyor musunuz?
⦁ Aniden hızlı kalp çarpıntıları, göğüs sıkışmaları yaratan panik ataklar yaşıyor musunuz?
⦁ Her saniye, her yerde tehlike olduğunu düşünüyor musunuz?
⦁ Dikkat dağınıklığı yaşıyor musunuz?
⦁ Uyku problemleriniz var mı?
⦁ Kas problemleri, çabuk yorulma problemi yaşıyor musunuz?
PANİK ATAKLAR
Anksiyete bozukluğu hastalarının en ekstrem anlarıdır. Aniden tetiklenen korku ve kaygı nöbetleridir. Tetikleyici bir nedene dayanabileceği gibi sebepsiz de yaşanabilmektedir. Genel olarak 10-15 dakikada zirveye ulaşabilmektedir, 1 saat civarı sürebilmektedir. Panik atak başladığı anda ölüm, felç kalma, çıldırma vb. birçok olumsuz şey düşünülür, nefes alışverişi hızlanır, kalp krizi geçireceğinize inanabilirsiniz. Panik atak anı atlatıldıktan sonra ise hasta, o an bir dönüm noktası olarak düşünür ve günlük hayatta sürekli toplum içerisinde bunun yineleneceği, sokakta bayılıp düşeceğini, felç olacağını, kalp krizi geçireceğini düşünüp korku ve kaygısını sürekli hale getirir.

Panik atağın belirtileri:

⦁ Çarpıntı, nabzın hızlanması
⦁ Hızlı nefes alıp verme, tıkanma
⦁ Göğüs sıkışması ve göğüs ağrısı
⦁ Boğulma hissi
⦁ Baş dönmesi, bayılacağım hissi
⦁ Çıldırma hissi
⦁ O an bulunduğu ortamdan kopuş veya gerçekliğini sorgulama
⦁ Parmak uçlarının uyuşması
⦁ Mide bulantısı
⦁ Ölüm, felç olma, kalp krizi korkuları

ANKSİYETE BOZUKLUĞU TEDAVİSİ
Anksiyete Bozukluğu nasıl tedavi edilir? Hastalığın tedavisinde ilaç tedavisi ve psikoterapi tedavisi uygulanabildiği gibi ilaç ve psikoterapi tedavileri bir arada da uygulanabilmektedir. İşte anksiyete bozukluğu nasıl geçer sorusunun cevabı.

1. Psikoterapi Ile Tedavi
Anksiyete bozukluğu tedavisinde bilişsel davranışçı terapi ve farkındalığa dayalı terapi şeklinde iki yol kullanılmaktadır. Bilişsel davranışçı terapi ile ilaç desteği olmadan dahi sonuca ulaşılabildiği görülmüştür.

a) Bilişsel Davranışçı Terapi: Hastayı kaygı bozukluğuna sürükleyen düşünceleri tespit edip, bu düşüncelerle yüzleşip, günlük hayatında yaşayacağı atakların kaynağını gösterip bu düşüncelerle savaşmalarını hedefleyen terapidir.
b) Farkındalığa Dayalı Terapi: Hasta güvenli bir ortamda, telkin yoluyla korkularıyla yüzleşir ve en olumsuz şartlarla karşı karşıya bırakılır. Bu şekilde hasta sürekli kafasını kurcalayan o korku ve kaygılarıyla güvenli bir ortamda yüzleşir ve kaygıları azalır.

2. İlaç Ile Tedavi
Doktorunuzun vereceği anksiyete bozukluğu ilaçlarını düzenli olarak kullanarak anksiyete bozukluğuna karşı koyabilirsiniz. Bu ilaçların belirli yan etkileri olmakla beraber korku ve kaygılarınızı kontrol altına almanıza yardımcı olacaktır. Anksiyete tedavisinde antidepresanlar, selektif serotonin gerialım inhibitörleri, anksiyolitik ilaçlar kullanılmaktadır.

Antidepresanlar: Antidepresanlar kesinlikle doktor gözetiminde kullanılmalıdır. Bu ilaçları kullanıp birkaç saat içinde hastalıktan kurtulacağınızı düşünmeyin. Antidepresanlar 2-4 hafta içinde ancak belirgin etkilerini gösterebilir. İlacı doktorun söylediği dozun altında veya üstünde kullanmayın, azaltmak çoğaltmak veya bırakmak için muhakkak doktorunuzla görüşün, antidepresanlar birdenbire bırakılmaz. Kendinizi sağlıklı hissettiğinizde doktorunuz belli bir süre daha kullanmanızı isteyecektir. Anksiyete bozukluğu tedavisinde kullanılan ilaçlar doktor kontrolünde kullanılmalıdır.

Anksiyete Bozukluğu Geçer Mi?
Anksiyete bozukluğu tedavisi olan bir hastalıktır. Gerekli tedavileri aldıktan, gerekli ilaçları kullandıktan, hastalığınızı kabul edip onunla mücadele ettikten sonra maksimum derecede bu hastalıktan kurtulacağınızdan emin olabilirsiniz

Ne Zaman Doktora Gitmeliyim?
Eğer anksiyetenizin (kaygı) durumlarınız kontrolden çıktığını, hastalık düzeyine geldiğinizi düşünüyorsanız bir uzmana danışmanız gerekiyor. Bu düzeye geldiğinizi anlamak için aşağıdaki belirtileri yaşıyor olmanız yüksektir:

Yaşadığınız kaygılar süreklilik arz ediyorsa,
Kaygılarınız kontrolden çıktıysa; iş, aile ve sosyal yaşamınızı etkiliyorsa,
Sürekli korku ve kaygı yaşıyor ve bunun fiziksel belirtilerini görüyorsanız,
İntihar, ölüm gibi düşüncelere kapılıyorsanız derhal bir uzmandan yardım almalısınız.
Anksiyete Bozukluğundan Kaynaklanabilecek Komplikasyonlar
Hastalığın artırdığı kaygı bozukluklarının yanında, tedavi olmama veya yanlış tedavi uygulanmasının neden olabileceği komplikasyonlar:

Depresyon ve benzeri psikolojik bozukluklar,
Madde bağımlılığı,
Uyku Bozukluğu (imsonmia)
Hazımsızlık, bağırsak rahatsızlıkları,
Kronik baş ağrıları,
Sosyal ilişkilerden kaçınma,
İş veya okulda başarısızlıklar,
Hayat kalitesinin düşmesi,
İntihar etmek
KENDİ KENDİME NELER YAPABİLİRİM?
1) Sorunlarınız Ve Sosyal Çevreniz
Kaygı ve korkularınız birçok nedene dayanabilir. Karnesi zayıflarla dolu bir öğrenci, üniversite sınavına girecek bir genç, sevgilisinden ayrılan bir aşık, sürekli mesaiye kalan ve işlerini bitiremeyen bir çalışan sürekli bir korku ve kaygı yaşayabilir. Tabiki bu tür durumlarda kalan herkes anksiye bozukluğuna sahip olmasa dahi sürekli bir korku, kaygı durumu yaşayacaktır.

Bu durumlarda kendinize vakit ayırmanız büyük önem arz etmektedir. Kaygılarınızın sizi hayattan, eğlenceden, mutluluktan uzaklaştırmasına izin vermemelisiniz. Daima kendinizle barışık olup, kendinize olan saygınızı yitirmemelisiniz. Duygusal anlamda birçok yakınınız olduğunu unutmayın, çevrenizdeki insanlar siz bilmeseniz dahi her zaman siz kötü olduğunuzda size destek olacaktır.

Sorumluluklarınız yapabileceğinizin çok fazla limitleri zorluyorsa bunu çözebilirsiniz. Sorumluluklarınızı paylaşabilir, yeni bir planlama yapabilir, zamana yayabilirsiniz.

Sorunlarınızı saklamak onları yok etmeyecektir. Bir problem yaşadığınızda muhakkak bir yakınınızla paylaşmalısınız. Hem duygusal destek alır, hem de sorunun çözümü için tek başınıza kafa yormak zorunda kalmazsınız.

2) Korkularınızı Dibine Kadar Yaşamak
Kulağa korkunç gelse de en etkili yollardan birisi korkularınızın üzerine gitmektir. Bu sayede panik atak yaşadığınız sırada olabileceklere hazırlıklı olabilirsiniz.

Bunun için öncelikle panik atak yaşadığınız anı ve o anki düşüncelerinizi tüm detaylarıyla bir yere not edin. O anın başlangıcını, atak sırasında düşündüğünüz her şeyi, hislerinizi (korku, endişe, kaygı vs.) not edin.

Güvenli bir ortamda bu notlarla yüzleşmek için uygun bir saat ayarlayın. Şimdi elinizdeki kağıda bakın ve olabilecek tüm olumsuz senaryoları çizin. Ama en kötüsü olsun, olumlu her şeyi bir kenara bırakın. Panik atak anından daha olumsuz bir durum yaşamalısınız.

Örneğin başınız ağrıyor. Çok kötü şeyler olacağı kesin. Zaten sigara ve alkol kullanıyorsunuz, kesin bir şeyler ters gidiyor. Beyninizde bir kitle var. Kesin bir tümör olmalı, hem de kötü huylu bir tümör. Doktora gittiniz her şey olumsuz. Ailenize, arkadaşlarınıza nasıl söyleyeceksiniz? Anneniz, babanız çok üzülecek. Herkes size acır gözle bakacak. Size sevgiden çok merhamet duygusuyla bakacaklar. Eşiniz sizi terkedip gidecek. Kimbilir nasıl ağrılar çekeceksiniz. Kemoterapiler, saçlarınızın dökülmesi. Sonrasında tedavi de çare olmayacak ve öleceksiniz.

Üstteki senaryoda en kötüyü çizdik. Muhtemelen çoğunuz bu kadar da olmaz demiştir. Gidebileceğiniz son noktaya ulaştığınızda artık dibe batmış olacaksınız. Bundan sonrası çıkış olacaktır sizin için. Bunların hiçbirinin olmadığını gördükçe bu tür kaygılardan uzaklaşmaya başlayacaksınız.

3) Günlük Hayatta Neler Yapabilirim?
Hayatın her alanında olduğu gibi anksiyeteye karşı da spor çok önemlidir. günlük yapacağınız düzenli egzersizler bedeninize güveninizi artıracak ve halsizlik, uyuşukluk gibi fiziksel belirtileri minimize edecektir.

Diyaframdan nefes alıp vermeyi öğrenin. Panik atak sırasında hızlı hızlı nefes aldığınızda ve kalbiniz hızlı çarpmaya başladığında da bir yere oturup diyafram nefesi alıp vermek vücudunuzu rahatlatacaktır.

Kaynak: Yaygın Anksiyete Bozukluğu ; Belirtileri, Tedavisi - Pisi Piskoloji
 
PANİK ATAK NEDİR?
Panik atak temel olarak, korku, endişe ve yoğun sıkıntı duygularını içinde barındıran, zaman zaman nöbetler şeklinde ortaya çıkan bir rahatsızlıktır. Psikolojik problemlerle beraber görüleceği gibi, bazı hastalıklarla beraber de ortaya çıkabilir.

Hastalığın nöbeti başladığında kişide aniden psikolojik ve fiziksel bazı belirtiler başlar. Yoğun bir korku hali baş gösterir. Atak anında kişi kalp krizi geçirdiğini, nefes alamayacağını, öleceğini düşünür, bu düşünce ve korkuları kontrol altına alamaz. Atak sırasında kişi acilen doktora başvurur. Yaklaşık 10 dakika içerisinde en yoğun düzeylere çıkar. genel olarak 10 ila 30 dakika (azda olsa 1 saate çıktığı görülmektedir) arası devam ettikten sonra kendiliğinden geçmektedir. Atak geçtiğinde dahi kişi yalnız kalmak istemez.



PANİK BOZUKLUĞU NEDİR?
Panik bozukluğu, panik atağın beklenmedik şekilde tekrarlayıcı hale gelmesi durumudur.

⦁ Kişi geçen atakların sonrasında panik atakların tekrarlayacağına ilişkin kaygı duymak;
⦁ Kalp krizi geçirme, felç geçirme, beyin kanaması geçirme, nefes alamama, kontrolünü yitirip çıldırma gibi sonuçlara yol açacağını düşünerek günlük hayatı yaşarken sorunlar çekme ve üzülmek;
⦁ Atak geçirmekten korkarak, günlük hatatında işe gitmeme, evindışına çıkmama, sosyal hayattan uzaklaşma, ilaç taşıma gibi farklı davranışlarda bulunma gibi belirtiler göstermektedir.

AGORAFOBİ NEDİR?
Agorafobi, hastaların daha önce panik atak geçirdikleri veya geçirme olasılığının yüksek olduğunu düşündüğü yerlerden uzak durmaya çalışması durumudur.

Hastaların yaklaşık %60’ı atak geçirdikleri yerleri rahatsızlıklarıyla ilişkilendirmeye başlar ve başka bir atak geçirme ihtimalini minimize etmek adına buralardan uzak durmaya çalışır. Hasta yalnız kaldığı anda atak geçirdiğinde kimsenin yardım edemeyeceğini düşündüğünden yalnız kalacağı ortamlardan kaçındığı gibi, sokağa çıkmaktan, toplu taşıma araçlarına binmekten, dar sokaklardan geçmekten, asansöre binmekten, sinemaya gitmekten, çarşı pazar mağaza gibi kalabalık yerlere girmekten korku ve endişe duyar.

ATAKLARIN SEBEPLERİ NELERDİR?
Panik bozukluğun oluşmasını bilim 2 nedenle açıklamaktadır:

1. Panik bozukluğu, vücuttaki korku, endişe, heyecan, adrenalin gibi duyguları düzenleyen bazı salgıları sağlayan bezlerin normalin dışında çalışması durumunda meydana gelmektedir.

2. Panik bozukluğu, hayatın normal akışı içinde günlük stres, yorgunluk, hastalık gibi nedenlerle ortaya çıkan zararsız, doğal bir takın, çarpıntı, nefes darlığı, uyuşma, terleme, baş dönmesi gibi fiziksel belirtilerin, kişi tarafından paranoya haline getirilerek, ölüm, felç kalma, çıldırma, kalp krizi geçirme, beyin kanaması geçirme gibi yanlış noktalara yorulmasıyla oluşur.

Bunların dışında bazı hastalık, beslenme şekli veya kullanılan maddelerin tetiklediği de görülmektedir:

⦁ Kalp ve akciğer hastalıkları
⦁ Sara hastalığı (epilepsi)
⦁ Kan şekeri düşmesi, anemi
⦁ Beyin tümörü
⦁ Tiroid bezi problemleri, anormal adrenalin salgılanması
⦁ Sinir sistemi bozuklukları, depresyon
⦁ Kullanılan ilaçların yan etkisi
⦁ Uyuşturucu madde kullanımı ve bu maddenin bir anda kesilmesi



PANİK ATAĞIN BELİRTİLERİ NELERDİR?
Panik atağın 13 adet belirtisi vardır. Bunlardan 4 yada daha fazlasını yaşıyorsanız hasta olma ihtimaliniz yüksektir.

⦁ Göğüste ağrı ya da göğüs sıkışması,
⦁ Çarpıntı,kalbin hızlı ve kuvvetli çarpması,
⦁ Terleme,
⦁ Nefes darlığı ya da boğulma hissi,
⦁ Soluk alıp vermede güçlük, soluğun kesilmesi,
⦁ Baş dönmesi, bayılacak gibi olma hissi, sersemlik,
⦁ Uyuşma, karıncalanma,
⦁ Ateş yükselmesi, üşüme, titreme,
⦁ Karın ağrısı, mide bulantısı,
⦁ Sarsılma, titreme,
⦁ Kendine ve çevreye yabancılaşma, algılama güçlüğü (depersonalizasyon),
⦁ Kontrolünü kaybetme, çıldırmaktan korkma,
⦁ Ölüm korkusu.

PANİK BOZUKLUK KİMLERDE GÖRÜLÜR?
Çoğu hastalıkta olduğu gibi bu hastalıkta da genetik yatkınlık önemli bir belirtidir. Eğer ailenizde Panik Bozukluğu rahatsızlığı geçiren birileri varsa, bu hastalığa yakalanma eğiliminiz yüksektir.

Genel olarak 20’li yaşların başlarında görülmeye başlasa da her yaştan insanın yaşayacağı bir rahatsızlıktır. Kadınlarda daha çok görülmektedir. Her 100 insandan 2 ila 3 tanesinde görülmektedir.

Baskı ve stres altında yaşayan kişilerde daha çok ortaya çıkar. Ailesinden, arkadaşlarından, eğitmenlerinden, iş arkadaşlarından, patronundan baskı gören bir insan kolaylıkla panik atak yaşayabilir. Toplumsal, kültürel, dini vb. konularda baskı gören, kendini ifade etmekte güçlük yaşayan insanlar atak geçirmenin yanı sıra, tedavi görmez ise panik bozukluk problemiyle de karşı karşıya kalacaktır.

Alkol ve uyuşturucu bağımlıları, sürekli paranoya yaşayan insanlar, “her şey eksiksiz olmalı” şeklinde takıntı yapanlar, asosyal insanlar bu hastalığa daha yatkındır.

Anksiyete Bozukluğu belirtileri gösteren kişiler bu panik ataklar yaşar.

PANİK ATAĞI TETİKLEYEN NEDENLER
⦁ Beslenme alışkanlıkları, kötü – dengesiz beslenme,
⦁ Nefes alış verişlerindeki kontrolsüzlük, hızlı nefes alma,
⦁ Kafein içeren her şey,
⦁ Sigara, alkol, uyuşturucu,
⦁ Sindirim sistemi problemleri,
⦁ Antidepresanlar kullandığınız ilk haftada atakları tetikleyebilir
⦁ Yaşayacağınız fiziksel hastalıklar, ağrılar, görme – işitme problemleri, denge problemleri,
⦁ Kortizon, astım, amfitemon tedavisinde kullanılan ilaçlar,

PANİK ATAK TEDAVİSİ NASIL YAPILIR?
Panik Atak Geçer Mi?
Hastaların sıklıkla sorduğu bir soru bu. Panik atak tedavi edilebilen bir hastalıktır. Bilimsel olarakta ispatlanmış tedavi yöntemleri vardır. Bu yöntemler uygulandığında ve hasta sabırla tedavinin sonuna kadar devam ettiğinde hastalıktan kurtulacaktır.

Panik atak tedavisinde 2 yöntem kullanılır. Bunlar:

1 – İlaçla tedavi
2 – Bilişsel Davranışçı Terapi

1. İlaçla Tedavi
Hastalığın tedavi sürecinde uzman kişilerin yönlendirmeleri sonucu hasta ilaç kullanmaya başlar. Benzodiazepin grubundan olan bu ilaçlar ile ataklar önlenir. Bu ilaçlar atakların azalması amacıyla uzman önerisiyle kullanılır. İnternet üzerinden satın alacağınız birçok panik atak ilacı hiçbir işe yaramayacaktır. bu sahte ilaçlar panik atağınıza çözüm olmadığı gibi farklı hastalıklara yakalanmanıza neden olabilmektedir.

Panik atak ilaçlarının olumlu etkileri olduğu gibi belirli yan etkileri de mevcuttur. Muayene sonrası doktorunuzun önerdiği ilacı kullanmalısınız. Yan etkileri yaşadığınız anda doktorunuza tekrar başvurarak farklı ilaçla tedaviye devam etmelisiniz.

Panik atak tedavisinde ABD Gıda ve İlaç idaresi tarafından onaylanmış olan SSRI ve SSNRI grubu antidepresanlar kullanılmaktadır. Doktorlar genellikle bu gruptan antidepresanlarla tedaviye başlamaktadır.

SSRI ve SSNRI grubu ilaçlardan önce doktorlar trisiklik antidepresanlar kullanıyordu. Fakat bu ilaçlar hastalarda uyku, halsizlik gibi yan etkilere sebep olduğundan şu an çok fazla kullanılmıyor.

2. Bilişsel Davranışçı Terapi
Bilişsel terapi kişinin yaşadığı atakların hastanın kendisi ve çevresi ile ilgili yanlış olan saplantılarına dayalı olduğuna inanılarak geliştirilmiş bir yöntemdir. Hasta önyargıları ve varsayımlar üzerine olumsuz duygulara kapılır ve ataklar yaşar. Bilişsel davranışçı terapinin amacı ise bu önyargılar ve varsayımları belli bir sistematik içinde yıkmak ve hastanın bu saplantılarından kurtulmasını sağlamaktır.

Bir hasta girdiği her odada karşısına bir ejderhanın çıkıp onu alevleriyle yakacağını düşünebilir. Bu hepimiz için saçma bir durumdur. İşte hasta bu durumun saçma olduğuna ikna olursa bir daha böyle bir korku yaşamayacaktır. Terapi de kişinin korkularının üstüne giderek, bu korkuların aslında dayanaksız düşüncelerden kaynaklandığını anlamasını amaçlar.

Bilişsel davranışçı terapi hastanın durumuna göre 6-10 hafta gibi kısa bir sürede tamamlanacağı gibi daha da uzayabilir. Genel olarak ilk 3 seansta uzman dolduracağı formlar ve hastadan aldığı diğer bilgiler sayesinde, hastanın durumuyla ilgili verileri toplar. İlk olarak haftada bir seansla terapiye başlanır, hastanın durumuna göre 15 günde bir, üç haftada bir şeklinde devam edilir. 3-6-9-12 ay sürebilmektedir.

PANİK ATAK HASTALARI GÜNLÜK HAYATTA NELER YAPILMALI?
Spor yapmak fiziksel ve zihinsel olarak daha güçlü hissetmenizi sağlayacağından, muhakkak spora başlayın. Günde yarım saat yürüyüş bile yapmanız size fayda sağlayacaktır. Bedeninize güvenmeniz sizi halsizlik, uyuşukluk, dengesizlik gibi ataklardan kurtaracaktır.

Nefes egzersizleri yapmalısınız. Özellikle diyaframdan nefes alıp vermeyi öğrenin. Diyafram nefesi, nefes alış verişlerinizi ve kalp atışlarınızı düzenler. Çarpıntı ve nefes alış verişi hızlanması gibi ataklar sırasında uygulayarak rahatlayabilirsiniz.

Sigara ve Alkol kullanıyorsanız bırakmayı deneyin. Bu tür bağımlılıklar panik ataklara sebep olmaktadır.
Kafein içeren gıdalardan uzak durun. Kafein bir takım hormonal aktiviteleri değiştirerek atak geçirmenize neden olabilir.

Düzenli uyumalısınız.

Son Olarak
– Panik ataklar ölme, delirme, çıldırma, felç olma gibi sonuçlar doğurmaz. Bunu bilmeniz sizi rahatlatacaktır.
– Panik bozukluktan kaynaklı yaşayacağınız ataklar yüzünden kalp ilacı, tansiyon ilacı vb. ilaçlar kullanmayın. Bunları muhakkak doktor tavsiyesiyle kullanın. Bunlar başka rahatsızlıklar yaşamanıza sebep olabilir.
– Tedaviyi kesinlikle yarıda kesmeyiniz. Tedavi sonuna kadar sabretmezseniz bu hastalığın tekrarlanabileceğini unutmayın.
– Kullandığınız ilaçları doktor gözetiminde bırakın. İlaçları aniden bırakmak bayılma, baş dönmesi, dengesizlik, tansiyon gibi sorunlar yaşatmaktadır.

Kaynak: Panik Atak; Belirtileri, Tedavisi - Pisi Piskoloji
 
Depresyon Hakkında Herşey
Depresyon hakkında her şeyi anlatmadan önce, eğer bu hastalığa yakalandığınızı düşünüyorsanız ya da zaten şu an depresyondaysanız. Üzülmeyin yalnız değilsiniz, sadece 8 milyon 179 bin kişiden birisiniz. Bunu biz söylemiyoruz Türkiye İstatistik kurumu söylüyor.

Depresyon Nedir?
Bir çok kişiden sık, sık şu sözleri işitirsiniz. “Ben depresyondayım, hiç bir şey yapasım yok.” size bunu söylerken sadece üzgün hissederler fakat depresyon tüm bu söylemlerden öte bir durumdur. Depresyona insanlar genel olarak başarısızlık ya da zayıflık olarak bakarlar. Aslında bu yaygın olan yanlış inanışlardan biridir. Depresyon oldukça ciddi bir hastalıktır, sizin insanlarla olan ilişkinizi, düşüncelerinizi, duygularınıza etki eder.

Depresyon Belirtileri Nelerdir?
Depresyonun çeşitleri vardır fakat genel olarak semptomlar çok fazla ya da çok az olmakla tüm hastalarda belirli bir çerçeve çizer. Bu şikayetlerin acısı, ya da hafifliği hastalardan, hastalara değişmektedir.

Depresyona Giren Hastaların Tipik Şikayetleri Ise Şunlardır:
– Kendilerini dünyanın sonuna geldiğine, dünyada hiç bir şeyin iyi olmadığına inandırmışlardır.
– Oynadıkları oyunlardan, çalıştıkları işlerden, arkadaşlıkların sahteliğinden dem vururlar.
– Sürekli bir hareketsizlik hali söz konusudur. Eyleme geçme zorluğu yaşarlar.

Pek Çok Hasta Ise Genel Olarak Aşağıda Verdiğimi Şikayetler Ile Bize Gelirler:
– Yaptığım şeylere konsantre olamıyorum. Hiç bir şeye odaklanamıyorum.
– Bitkinim, kendime olan güvenimi yitirdim. Hiç bir şey yapacak durumda değilim.
– Tüm olanlar benim hatam, bu yüzden kendimi fazlasıyla değersiz hissediyorum.
– Gelecek karanlık bir çukur ve bende bir çukurda boğuluyorum.
– İntihara yatkın hissediyorum, hata bir keresinde çok yoğun bir hisse kapıldım. Aslına bakarsanız bir kez başarısız bir denemem olmuştu.
– Uyumakta sıkıntı yaşıyorum, bu yüzden belirli bir uyku düzenim yok.
– Yiyeceklerden zevk almıyorum bu yüzden hiç iştahım yok.

Eğer sizlere bu şikayetler tanıdık geliyorsa korkmanız gerek yok. Aslında bu ifadeleri kullanmış olsanız bile depresyon hastalığına tutulduğunuz anlamına gelmiyor. Bu ifadeler, şikayetleri sürekli kullanıyorsanız ve sürekli bitkin hissediyorsunuz, depresyon hastalığına hoş geldiniz. Hemen bir psikyatr yardımı almanızda fayda var. Anlatılarınıza bakar sizi yönlendirecek ve size hafif, orta ya da ağır depresyon teşhisi koyacaktır.

Depresyon Nasıl Oluşur?
Depresyonu asla bir nedene bağlayamazsınız, asla demek yanlış olur nadir olarak görülse de buna rastlanılabilir. Depresyon genel olarak bir çok belirtinin sürekli ve yoğun hissedilmesi sonucu oluşur.

Depresyonun oluşmasının sebepleri ise şunlardır. Bunu 2 alt başlık şeklinde açıklayacağız.

1) Fiziksel Nedenler
Ağır, sancılı bir hastalık süreci depresyonun fiziksel nedenleri arasındadır. Genetik yatkınlık, depresyonun oluşmasında ki başlıca nedenler arasındadır. bunlara sebep olabilecek durumlar ise şunlardır: Sevilen birinin kaybı, evlilik, yapacak iş bulamama, sürekli bir stres hali vb. gibi.

2) Zihinsel Sorunlar
Kendini kısa hissetmek, rahat hissetmemek, hayır cevabını verememek, aşırı alkol tüketimi, acılarla dolu bir çocukluk.

Depresyon hastalığı birden bire zuhur edebileceği gibi, yavaş yavaş sinsince kendini gösterebilir. Bazı hastalar depresyona girdiğinin bile farkında değildir. Bu yüzden depresyon hakkında okumak yararlı olacaktır.

Depresyon Nasıl Tedavi Edilir?
Korkmanıza gerek yok depresyon kesinlikle tedavi edilebilir bir hastalıktır. Fakat tüm hastalıklar da olduğu gibi bu süreç bazen sancılı bazen ise kolayca tedavi olduğu gözlemlenmiştir hastaların.

Tedavide Hedeflenen Şunlardır:
Depresyonla ilgili şikayetlere engel olmak ve hastaların depresyona yeniden yakalanmasını engel olmak. Tedavi süreci depresyon hastalığının şiddetine, ilerleyişine göre değişiklik gösterebilir. Depresyona da ki tedavi süreci sizin ve doktorunuzun karşılıklı diyaloğuna göre ilerler. Eğer isterseniz ailenizde tedavi sürecine dahil olabilir.

Hafif depresyon sürecinde ilk olarak doktor gözetiminde kalmak mantıklı olabilir fakat hasta isterse doktoruna belirli araklıklara ziyaret gerçekleştirebilir.

Orta, ağır depresyonda ise çok farklı bir süreç söz konusudur. Eğer hasta gerçekten çok ağır depresyon halinde ise birden çok tedavi çeşidi birlikte uygulanarak. Tedavi edilebilir.

Depresyonda En Çok Uygulanan Tedavi Şekilleri Şunlardır:
1)Psikoterapi
2)Antidepresanlar
3)İkisinin bir arada kullanımı.

Yukarıda ki tedavilerinin haricinde şu tedavi yöntemleri de hastanın isteğine göre kullanılabilir. Uykusuzluk tedavisi, fiziksel egzersizler, ışın tedavisi de depresyon hastalığının tedavi yöntemleri arasındadır.

Tedavi Çeşitlerinde Ki Avantaj Dezavantaj Karşılaştırması
İlk olarak antideprasan tedavisinin avantaj ve dezavantajlarını inceleyeceğiz fakat incelemeye başlamadan önce çok bilinen bir yanlışa daha değinmek istiyoruz. Antidepresanlar bağımlılık yapmazlar. Şimdi isterseniz antidepresan tedavisindeki avantajlar kısmına geçebiliriz.

Antidepresan Tedavisinde Ki Avantajlar
Hastanın içsel dünyasında iyi bir etkiye sahipler.
Kısa sürede etki ediyorlar genel gözlemlere göre minimum iki hafta içinde.
Vakit konusunda kazanç sağlıyorlar.
Doktorunuz şikayetinize yönelik yüzlerce ilaç arasından, sizi yönlendirmesi kolaydır.

Antidepresan Tedavisinde Ki Dezavantajlar
Her ilaçta olduğu gibi yan etkileri görülebilir.
Hastanın hayatına büyük bir etkileri yoktur. İlaç sadece destektir ve sizi bir anda süper kahraman, iletişim dehası ya da aşırı sosyal yapmaz.
Psikoterapi tedavisi ile karşılaştığında antidepresan kullanımı, hastanın ilaç tedavisine son verdiğine geri gelebileceği nadir de olsa gözlemlenmiştir. Antidepresan kullanmında bir diğer şikayet ise uyku sorunudur.

Depresyon Hastalığında Psikoterapi Tedavisi
Bu tedavi yönteminde sürekli olarak doktorunuzla, doktor derken burada kasıt psikolog ve ya psikyatrınızla bireysel ya da belirli bir grup halinde görüşerek psikoterapi tedavisi gerçekleştirilir

Psikoterapi Tedavisinde Ki Avantajlar
Hastalık oldukça hızlı bir şekilde iyiye gider.
Kişinin kendinin sahip olduğu güçlü, kuvvetleri yönleri görüp, geliştirmesine yardımcı olur.
Bu tedaviye katılanların çoğunda olumsuz düşünmeye eğilimin azaldığı gözlenmiştir.
Kişinin kendini fark etmesini, anlamasını sağlar.
Psikoterapi de bireysel ya da grup olarak katılabileceğiniz bir çok toplantı vardır. Bunlardan bir kaçı sosyal kabiliyetin geliştirmesi, sakinleşme, hayat tarzında yapılan değişiklik.

Psikoterapi Tedavisinde Ki Dezavantajlar
Psikoterapi tedavi süreci baya zaman almaktadır.
İlaç tedavisinde kıyaslama yapar iseniz daha fazla zamanınızı aldığından fark edecekseniz.
Terapi başlangıcı için beklenen süre de dezavantajlar gurubuna dahildir. Psikoterapi yöntemlerini 3 gruba ayırabiliriz. Analitik Psikoterapi, derinlik psikolojisi ve davranış terapisi olarak isterseniz bunlar için birde kısa açıklamalar yapalım.

Analitik Psikoterapi: Depresyon hastasında depresyona sebep olan etmenler araştırılır ardından hastaya çözümleri gösterilir.

Derinlik Psikolojisi Psikoterapisi: Çözemediğiniz ruhsal takıntılara çözümüne odaklanır.

Davranış Terapisi: Hastanın jest mimiklerine, söylemlerine, kısaca yaptığı her şeye dikkat ederek çözüm yolu gösterilir.

Depresyon Hastalığı İçin Nereden Yardım Alabilirsiniz?
Depresyon hastalığı çeşitli şekillerde ve çeşitli kurumlarda çözüm sağlanabilir. Kendinizi anlatmakta sıkıntı yaşamayın, doktorunuzun önergelerini uygulayın yeterlidir ve asla utanmayın siz bu hastalığa yakalanan ne ilk ne de tek kişisiniz ve asla unutmayın tüm anlatacağınız her şey doktor hasta gizliliği ilişki ile saklı kalır. İsterseniz yardım alabileceğiniz kuruluşlara geçebiliriz.

Depresyon Hastalığı Için Aile Hekimi Yardımı
İlk olarak çoğu kişi zaten yakın olduğu, aile hekimine anlatır durumu eğer depresyonda olduğunuzu düşünüyorsanız ilk olarak aile hekiminizle görüşebilir. Ardında ise onun yönlendirmesi sayesinde uzman bir doktora gidebilirsiniz.

Depresyon Hastalığı Için Psikiyatr – Psikolog Yardımı
Eğer depresyon hastası olduğunuzdan eminseniz. İsimlerden de anlaşılabileceği gibi alanında uzman olan Psikiyatr ya da Psikologlardan yardım alabilirsiniz.

Depresyon Hastalığı Için Psikoterapistlerden Yardım Almak
Psikiyatr ve Psikologlardan farklı olarak Psikoterapistler aynı dalda uzman fakat farklı yöntem ile tedavi sürecinde yardımcı olurlar. Bu yüzden Psikiyatr ya da Psikloglar yerine Psikoterapiste de başvurabilirsiniz.

Depresyonda tedavisinde en önemli etken. Tedaviye ayırdığınız zaman önemlidir. Hem ilaç alımlarınıza dikkat etmeniz hem de aldığınız psikolojik desteği içselleştirmeniz gerekir tüm bunları yaptığınızda dahil tamamen tedavi olmanız ya da semptomlar da azalma görmeniz için fazlaca zaman geçebilir. Bu yüzden sabırlı olmalı ve ne olursa olsun ne ilacınızı aksatmalı ne de düşünce yapınız da eski zamanlara geri dönüş yapmalısınız. En önemli nokta ise doktorunuza tam olarak kendinizi ifade etmeli, hiç bir şeyi gizlememeli yaptığınız her şeyi açık açık anlatmalısınız. Hisleriniz olabilir, gün içinde yaşadıklarınız olabilir tüm benliğinizle kendinizi açmanız tedavi sürecini hızlandırır.

Profesyonel tedavinin yanında, tedavi sürecinde yardımlaşma grubuna katılabilirsiniz, yardımlaşma grubundan kasıt daha önce bu hastalığı geçirmiş ya da geçirmekte olan kişilerdir aynı zamanda sizi anlayacağınız kişilerle de hastalığınız konuşmaktan çekinmeyin aslına bakarsanız hastalığınız konusunda herkesle konuşabilirsiniz. Bu konuda çekinmeyin, hastalığınız konusunda çekinmeyin başta da belirtiğimiz gibi bu ne bir zayıflık ne de başarısızlığının sonucu. Bu herkesin başına gelmekte.

Kendinizi Daha İyi Hissetmek İçin Yapabilecekleriniz
Depresyon hakkında bir çok konuya değindik. Nedenleri, yardım edebileceğiniz konulardan bolca bahsettik. Şimdi kendiniz daha iyi hissetmek ve tedavi sürecini hızlandırmak için yapabileceklerinizden bahsedeceğiz.

Olabildiğince insanlardan uzaklaşmamaya çalışın. Arkadaşlarınızla sürekli bir yerlere gidin, gezin eğlenin, tozun. Ailenizden uzaklaşmayın sıkıntılarınızı anlaya bilecekleri şekilde anlatın.

Kesinlikle tedaviyi yarı da bırakmayın, iyi hissetmeye başladığınız da, tamamen iyi olduğunuzu düşündüğünüzde bile bırakmayın. Özelikle bir anlık gaflete kapılıp ilaçlarını hemen bırakmayın. Bu sizi ileriden çok geriye doğru sürükler nadirde olsa ilacın anlık bırakımı ilk başta olan durumuzdan geriye götürebilir sizi.

Asla ama asla umutsuzluğa kapılmayın, korkunun sizi yönetmesine izin vermeyin, siz korkuyu yönetin. Unutmayın bu hastalığı anlatan bir çok insan var isterseniz gidin onlarla görüşün. İsterseniz onların yazdıkları yazıları okuyun. Bir şekilde mücadeleci ruhunuzu kendi kendinize zincir vurmayın. Unutmayın taşı delen suyun kuvveti değil sürekliliğidir. Sonuç alamasınız bile farklı farklı yollar deneyerek depresyonunuzun üzerine gidin. Mutlu olmaya çalışın, mutlu olduğunuzu hissettiğiniz her şeyi deneyin.

Doktorunuzun tavsiyelerini yer çekimi kanunu gibi kabullenin. Nasıl yer çekimine karşı çıkıp uçamıyorsanız. Doktorunuzun tavsiyelerine de sürekli uyun, ilaçların dozajını kesinlikle kafanıza göre artırıp azaltmayın. Eğer bir yardımlaşma grubunun içindeyseniz, grubun toplantılarına es geçip kaçırmayın. Her şeyi kusursuz planlı ve zamanlı şekilde devam edin. Bu hastalıktan kurtulma sürenizi oldukça kısaltacaktır.

Psikolog ve ya psikiyatrınız ile olabildiğince açıkça konuşun, bundan daha önce de bahsetmiştik fakat bir daha bu konuya değinelim. Gittiğiniz kişinin bir psikolog olduğunu var sayıyorum. Sorunlarınızı paylaşmakta sıkıntı yaşıyorsunuz fakat bir de şu açıdan bakın daha önce sizinle aynı hastalığı yakalanmış olan bir çok hasta var. Sizinle aynı sorunları yaşamış bir çok hasta sizin kullandığınız kelimeleri kullanmamış olsalar da temele inildiğinde aynı dertten muzdaripsiniz. Bunu aklınızdan çıkarmayın.

KAynak: Depresyon; Belirtileri, Tedavisi - Pisi Piskoloji
 
Sosyal Fobi
İnsanların en genel ihtiyaçlarından biri, insanlarla tanışmak, sohbet etmek, insanları anlamak, farklı insanlarla tanışmak, sosyalleşmek ve benzerleridir. İnsan hayatının önemli bir kısmını kapsayan sosyalleşmek terimi, insanların yaşam biçimini belirlemektedir. Fakat bazı kişiler bu gibi durumlardan rahatsız olmaktadır. Sosyalleşmeye kapalı olan insanlar, yeni kişilerle tanışmak istemeyen, kendini ifade edemeyen, karşısındaki insandan çekinen insanlardır. Bu insanlar psikolojik olarak oldukça büyük sorunlar yaşamaktadır. Bu sorunlara tıp dilinde sosyal fobi adı verilmektedir. İnsani ilişkilerden kaçınan kişiler kendi içlerinde sosyal fobi rahatsızlığı yaşayan kişilerdir.

Sosyal Fobi Nedir?
Sosyal fobi, genel anlamıyla bir yada birden fazla sosyal durumlardan kaçınan kişilerin yaşamış oldukları psikolojik sorunlara verilen addır. Bu hastalık sahibi kişiler, yeni insanlarla tanışmaktan kaçınırlar, sosyal ortamlara girmezler, tiyatro, sinema, alış veriş merkezi tarzı yerlere girmezler, ortak kullanım alanlarından uzak durmaya çalışırlar. Sosyal fobi rahatsızlığı yaşayan kişilerde genellikle özgüven eksikliği görülmektedir. Bu insanlar söyledikleri her sözde etrafındaki kişilerden kötü yorumlar alacaklarını düşünmektedir. Etrafındaki kişiler her ne kadar konuşursa konuşsun ağızlarını açmaya cüret bile edemezler. Konuşmaya çalıştıklarında ise genellikle kızarma, terleme ve titreme gibi durumları yaşarlar.
Sosyal Fobi hastalığı yaşayan kişiler genellikle rahatsız oldukları ortamlardan uzak durmaya çalışmaktadır. Birilerinin zoruyla girmiş oldukları sosyal ortamlarda ise, genellikle kendilerini rahatsız hissederler ve bu durumdan kaçınmak için ellerinden gelen her şeyi yaparlar. Bazı durumlarda bu kişilerde panik atak görülmektedir. Sosyal fobi rahatsızlığı, utangaçlığın en ağır halidir ve insanları sosyal yaşamdan uzaklaştıran en büyük etkendir.

Çocukluk yaşlarında görülen sosyal fobi rahatsızlığı çocuğun zihinsel olarak gelişimini engellemektedir. Sınıf içerisinde söz almamak, sağlıklı bir şekilde arkadaşlık ilişkilerini geliştirememek, ödevlerin yapılmaması ve benzer durumlar çocukluk yaşlarında görülen sosyal fobinin bazı belirtileridir. İleriki yaşlarda görülen sosyal fobi rahatsızlığında ise kişilerin genellikle kariyerleri ve aile ilişkileri zedelenmektedir. İş ortamında düşük potansiyel göstermek, aile bireylerinden uzaklaşmak, arkadaşlık ilişkisi kuramamak, ortak işler yapamamak, yeni projeler öne sürememek ve benzeri durumlar ileriki yaşlarda görülen sosyal fobi belirtileridir.
APA (Amerikan Psikoloji Topluluğu), Sosyal fobi hastalığı hakkında şöyle bir açıklama/tanım getirmiştir: Sosyal fobi, utanma duygusunun yoğunluk gösterdiği, başkaları tarafından küçük düşürülmekten korkulduğu ve insanlar tarafından olumsuz yorumlar almaktan korkulduğu anksiyete rahatsızlığıdır.
Yakın tarihler içerisinde yapılan araştırmalar sonucunda şöyle bir bulguya rastlanmıştır.
Sosyal fobi, psikolojik hastalıklar arasında en yaygın olanıdır.
Utangaçlık duygusundan daha öte bir duygu yaşanmaktadır ve nedenleri bakımından tahmin edilebildiğinden daha ciddi bir hastalıktır.
Sosyal fobi rahatsızlığı olan kişilerden çok düşük bir kısmı tedavi için doktora başvurmaktadır.

Sosyal Fobinin Tanı Kriterleri
Günümüzde en yaygın bir şekilde kullanılmakta olan tanı sınıflandırma sistemi DSM-V sosyal fobi kriterlerini açıklamıştır.
Tanımadık kişilerle karşılaştığında ve ya başka kişilerin gözlerinin üzerinde olabileceğini, bir ve ya birden fazla toplumsal ve ya herhangi eylemi gerçekleştrmiş olduğu bir durumdan sürekli ve belirgin bir korku hissi duyma. Hastalık sahibi insanlar küçük duruma düşeceğinden ve ya utanç hissi duyacakları bir şekilde davranacaklarından korkar (ve ya anksiyete belirtileri gösterirler.)
Korkulmakta olan toplumsal durumlarla karşılaşmak her zaman anksiyete(kaygı bozukluğu) doğurur, duruma bağlı ve ya duruma bağlı olarak gösterilen panik atak şeklini alabilir.
Hastalık sahibi kişiler yaşamış oldukları korkunun anlamsız olduğunu bilmektedir.
Korkulmakta olan toplumsal durumlardan kaçınılmaya çalışılır. Katlanmış oldukları zamanlarda ise anksiyete belirtileri gösterirler.
18 yaşından küçük kişilerde bu hastalığın süresi en az 6 aydır.
Fobi olacağı konusunda belirgin özellikler görünür. Kişilerle yaşanan arkadaşlık ilişkileri bozulur. Kariyer konusundaki işler bozulur ve kişi teklik hissi yaşamaya başlar.

Sosyal Fobi Hangi Durumlarda Ortaya Çıkar?sosyal fobi belirtileri
Sosyal Fobi konusunda yapılan araştırmalarda 4 kategori araştırmacıların önüne çıkmıştır.
En çok kaygılanacakları durumlar bir toplantıda sunum yapmak veya fazla sayılı kişiler önünde gösteri sunmak.
Toplantılara, partilere, sinemalara, tiyatrolara gitmek. Tanıdık olmayan kişilere karşın konuşmalara yapmak.
Bir malı iade etmek, kişiler arasında tartışmaya girmek ve diğer durumlardan kaçınmak.
4. Dereceden sosyal fobi, başkalarının gözü önünde yemek yemek, çalışmak gibi durumlardır.
Türk toplumu içerisinde görülen her utangaçlık durumu bu hastalık olarak anımsanmamalıdır. Türk toplumu içerisinde görülen utangaçlık durumu son derece normal bir durumdur ve sık sık rastlanılan bir durumdur.

Kimler Sosyal Fobik Olur?
Sosyal fobi birçok kişide görülebilen bir yaşantı biçimi olarak yorumlanabilir bir durumdur. Kadınlarda erkeklere göre daha fazla görülmektedir. Her insan genellikle hayatının bir kısmında bu rahatsızlığı yaşayabilmektedir. Özellikle birçok kişi ergenlik dönemi sırasında bu rahatsızlıkla karşılaşabilmektedir. Kadınlarda genellikle depresyon sonrasında yaşanabilen bir durumdur. Bu durum dünya genelinde 10 kişiden 1’inde gözükmektedir ve oldukça tehlikeli bir rahatsızlıktır.
Hastalık çeşitli yaşlarda görülebilmektedir. Sosyal fobi hastalığı konusunda bir yaş sınırlaması olmadığı gibi, süre bakımından da belirli bir süresi yoktur. 18 yaş altı kişilerde 6 aydan fazla sürebildiği gibi, ileriki yaşlarda da uzun süre kendini göstermektedir. Hastalığı yaşayan kişiler uzman kişilerden yardım almazsa, bu durum ömür boyu bile devam edebilmektedir.

Sosyal Fobi Nedenleri Nelerdir?
Yapılan araştırmalarda sosyal fobinin nedenleri tam olarak bulunamamıştır. Fakat belirgin olarak görülen bazı nedenler bu hastalığın nedenleri olarak açıklanabilmektedir.
Genetik Nedenler: Sosyal fobisi olan kişilerin genellikle genetik nedenlerden dolayı bu hastalığa yakalandıkları bilinmektedir. Akrabalık durumunda olan bir kişide bu durum daha önceden görülmüştür.
Geçmiş Yaşantılar: Sosyal fobi hastalığı yaşamış kişiler genellikle daha öncesinde yaşamış oldukları aşağılanma, küçük düşürülme, utangaçlık hissi yaşama durumlarından bahsetmektedir. Kendilerine uzak olan kişiler tarafında yaşamış oldukları bu durum nedeniyle daha sonrasında bunalım hissi yaşamış olduklarını ve daha sonrasında bu hastalığa yakalandıklarını belirtmektedirler.
Olumsuz Düşünme: Sosyal fobi hastalığı yaşayan kişiler genellikle sosyal ortamlar hakkında kendi kafalarında olumsuz düşünceler yaratmaktadır. Bu ortamlarda ben ne yapacağımı bilemem, bir şey söyleyemem, konuşamam, kimseyi tanımıyorum, kimse hakkında yorum yapamam, hiçbir şey bilmiyorum gibisinden düşünceleri nedeniyle sosyal ortamlara girememektedir. Kendi kendilerine neden sorusunu sorduklarında ise, hoşlanmıyorum yanıtını verirler. Kendilerini kandırma biçimleri genellikle bu şekildedir.
Sosyal fobik kişiler aynı zamanda kendileri hakkında olumsuz yorumlar da yapmaktadır.
Sosyal Beceri Eksikliği: Bazı kişiler sosyal ortamlar konusunda bilgi edinmemiş olabilirler. Bu durum sosyal ortamlarda kişilerin nasıl davranması gerektiğini bilmemesine neden olmaktadır. Bu nedenle kişiler konu hakkında sorunlar yaşamaya ve sosyal fobilerinin yaranmasına neden olmaktadır.
Şema Yaşantıları: Sosyal fobinin yaranmasında bazı şema yaşantılarının etkenliği söz konusu olabilmektedir.

Sosyal Fobi Tedavisi
Sosyal Fobide Bilişsel Davranışçı Terapi Nasıl Etkili Olur?
Bilişsel davranışçı terapisi kişilerde görülen duygu değişimini yani düşüncelerinizin değişimine yardımcı olmaktadır. Bu tedavi yönteminde kişilerin korku duymuş olduğu konularda destekte bulunulur. Kişilerde bulunan özgüven eksikliği, kişilerin son derece başarılı olduklarını göstererek konu hakkında tedavi edilmesi sağlanır. Terapi süresince korkmuş olduğunuz durumlarla sırasıyla yüzleşmiş olacaksınız. İlk zamanlar çekinmeler ve korku söz konusu olsa da daha sonradan yenmiş olduğunuz korkularınızı göz önünde bulundurarak bir sonraki körkuyuda yeneceğinize inanırsınız.

Psikoterapi Ya Da Psikolojik Danışma Ne Kadar Sürer?
Orta veya yüksek düzeyde yaşanan sosyal fobilerde 20 seans yeterli olmaktadır. Daha düşük seviyelerde olan sosyal fobilerde yeterli olan süre 20 seanstan daha düşüktür. Bu düşük seviyeler toplum karşısında konuşma gibi fobiler olmaktadır.

Sosyal Fobide Ilaçlar Yardımcı Olabilir Mi?
Sosyal fobi tedavisinde bazı ilaçların yardımcı olduğu söylenmektedir. Fakat bu ilaçların ismi sadece olarak doktor değerlendirmesi sonucunda doktor tarafından söylenmelidir. Kişiler tarafından söylenen ilaçlara kesinlikle inanmamalı ve denememelisiniz. Konu hakkında bir psikiyatra danışmanız ve ondan yardım almanız önerilmektedir. Aksi taktirde çeşitli sağlık sorunları yaşayabilmeniz mümkün.

Sosyal Fobi Tedavisinde Danışan Olarak Sizden Ne Beklenmektedir?
Terapi öncesinde kendiniz kaygılı veya korku dolu hissedebilirsiniz. Genellikle kişiler tarafından en çok düşünülen şey, psikiyatrın bu konu hakkında ona yardımcı olabilip yardımcı olamayacağıdır. Fakat öncelikle şunu bilmelisiniz ki, sosyal fobi konusunda günümüzde en çok kullanılan yöntem psikiyatr yardımıdır ve bu tedavi yöntemi %99 kişide işe yaramaktadır. İlk zamanlarda işe yaramaz olarak gözükse de, ileriki seanslarda psikiyatrın gerçekten sosyal fobi konusunda size yardımcı olduğunu görebilirsiniz. Sizin terapi süresince yapmanız gereken tek şey, terapilere katılmanız, terapiler boyunca aktif olmanız ve tedaviye eğilim göstermenizdir.

Kaynak: Sosyal Fobi: Belirtileri, Tedavisi - Pisi Piskoloji
 
Geri