8. Ev

P
  • Kullanıcı Phoibos
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Üye Günlüğü
Sorgulayan akıl, önce erdemli duruşu, insan onurunu, doğal hakları ve özgürlükleri belirledi. Bilimin önemine vurgu yaptı. Bu özgürlüklere ulaşmayı güçleştiren etkenleri sorguladı. Ardından da bu etkenlere karşı büyük bir savaşım başlattı. Amacı, savunduğu değerleri yaşama geçirebileceği bir dünya yaratmaktı. Ne var ki, ileri olan her düşünce ve girişime karşı duruş, bütün dönemlerde etkiliydi. Bu savaşımı verenler, köhnemiş geleneklerin, dinsel algılama ve yorumların çetin direnişi ile karşılaşıyorlardı. İleri ve geri olan şey - ya da şeyler - arasındaki bu savaşımlar - günümüzde olduğu gibi - bütün dönemlerde vardı. Böylece insan onuru, türlü engellemelere karşın bu savaşımdan başarıyla çıktı. İnsanı ve insancıl değerleri merkez olarak alan yeni bir dünya görüşü yaratıldı. Toplumların içinden çıkan, toplumuna karşı sorumluluk duygusu besleyen ve diyet borcunu ödemeyi "onur" sayan entelektüeller bu savaşın insan ve haktan yana olan şövalyeleriydiler. Bu savaşımın sahnesini ve o sahnedeki dekorları "tarih" oluşturuyordu.
 
Promethe, Oliympos'da oturan ve ölümsüzlüğü simgeleyen Zeus'un elinden ateşi günün birinde çaldı. Ateş, ışık saçıyor ve ısıtıyordu. Tuttu, çaldığı ateşi ışığa ve ısınmaya çok gereksinimi olan insanlara verdi. Böylece insanoğlunu çepeçevre saran zifiri karanlıklar aydınlandı; onu tir tir titreten soğuk yerini sıcaklığa bıraktı.
 
Toplumsal yapı, bir toplumda var olan bütün kültürel etkenlerin bir araya gelmesiyle oluşur. Bir toplumu başka toplumlardan ayıran en belirleyici özellik, o toplumun kültürüdür. Bir kültürün yarattığı en üst siyasal örgütlenme modeli ise devlettir. Bir siyasal örgütlenme modeli olan devlet ve devletin özü olan toplum, gelecek için önünde bir takım amaçlar belirler. En ilkel toplumsal ve siyasal örgütlenme modellerinde de, günümüzün modern devletlerinde de siyasal iktidarlar, toplumların önüne ulaşılmasını vaat ettikleri bir takım amaçlar ortaya koyarlar. Tarihte çoğu kez görüldüğü gibi; hedef olarak toplumun önüne konulanlar, baskıcı ve totaliter rejimlerde, halkın isteklerine ve eğilimlerine uygun bir amaç olmayabilir. Hatta çoğu zaman baskıcı (müstebit) hükümdarların ya da topluma hükmeden diktatörlerin kendi şan ve şereflerini yükseltmeye dönük çabalar uğruna toplum kesimleri bir avuntu içinde sürüklenebilir. Bu derdin devası, toplumun bilinçlenmesi ve demokratik değerleri benimsemesidir.
 
Öyle de olsa, bu tür toplumsal modellerde bilinçsiz ya da ideolojik eğilimler içinde beyni yıkanmış kitleler hiç de kendilerini ilgilendirmeyen hedeflere kilitlenmişlerdir ya da kulluk bağlılığı içinde bu amaç için acımasızca harcanabilmektedirler. Ya da, ülkü/mefkure olarak adlandırılabilecek bu duruş, - toplumdan topluma değişiklikler olmakla birlikte yine de genel olarak - biraz da tinsel / mistik bir eğilimle, bütünüyle ya da kısmen uhrevi bir erek olarak ortaya konulabilir. Yine de bu eğilim, geleneksel / dinsel siyasal yapılara dayanan toplumlar için bir amaçtır. Dolayısıyla bu genel durum bile, toplumların yapısı ve devletlerin niteliği üzerine önemli bir gözlem yapma olanağı sunar. Her siyasal yapının değişik karakteri, nitelikleri ve amaçları vardır. Toplumsal ve siyasal örgütlenme modeli nicelik olarak değiştikçe, kimi zaman tarihten gelen etkenlerin de yönlendirmesiyle, toplumların içine itildikleri refleksler ve amaca yönelik ivmelerde farklılıklar ortaya çıkar. Farklılık, geçmişin geleneksel / dinsel algılama biçimleriyle, günümüzün çağdaş algılama biçimleri arasındadır. Temel sorun, bugünü yaşarken, ne kadar bugünde kalabildiğimizle ilgilidir.
 
Geleneksel devletler, kişilerin, daha doğrusu hükümdarların ve onları çevreleyen bir elit sınıfın, şan ve şöhretini yüceltmek, ağırlıklı biçimde kişi ya da kişilere ait olan mülkiyeti olabildiğince büyütmek gibi bir amaç güdüyorlardı. Günümüz modern devleti ise, modernleşebildiği ve çağdaşlaşabildiği ölçüde, insanına gönenç olanakları sunmayı amaçlıyor. Bu durum, günümüzde sömürgecilik kavramının geldiği boyutu dikkate aldığımızda, belli ölçülerde safdillik olarak algılanabilir. Her devlet, belli ölçüde çıkarlarını düşünür. Çıkar sağlama dürtüsü, kimi devletleri başka halkların felaketine yöneltebilir; hatta buna yönelen kimi devletler, halklarının felaketlerini de bu ihtiraslarının bedelleri olarak getirebilirler. Amaç yayılma ve istila olunca, göstermelik ilkeler, bu amaca ulaşmak için hoyratça araç olarak da kullanılır.
 
Geri