24.Münazara : Ekonomik Kalkınma Uğruna Çevreye Zarar Verilebilir Mi Verilemez Mi?

R
  • Kullanıcı Restful
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Münazara
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Merhaba ForumBahane.Net Kullanıcıları

24. Münazara İle Yine Sizlerle Birlikteyiz.

Gruplar Belirlendi ve Münazara Esnasında Karışıklığın Önlenmesi İçin Grup Üyelerine Ranklar Eklendi.

Münazara Süresi 3 gündür
.

Münazara Üyeleri Dışında Hiç Kimse Yorumda Bulunamaz , Yapılan Yorumlar Silinecektir.


Desteğinizi Teşekkür Butonu İle Gösterebilirsiniz.

24Saat Boyunca Münazaraya Katılımda Bulunmayan Münazaracı Diskalifiye Edilecek ve Bir Sonraki Münazaraya Katılma Hakkını Kaybedecektir.


24.Münazara konusu :Ekonomik kalkınma uğruna çevreye zarar verilebilir mi verilemez mi?


Kırmızı Grup:
"Ekonomik kalkınma uğruna çevreye zarar verilemez''fikrini savunacak.

Mavi Grup:"Ekonomik kalkınma uğruna çevreye zarar verilebilir'' fikrini savunacak.


Kırmızı Grup
The
Jose

Mavi Grup
Morfinyus
Baggins

Yorumların Saygı Çerçevesinde Yapılmasını Temenni Ediyoruz.


Arkadaşlarımıza Başarılar Diliyoruz.

 
Kırmızı Gruba başarılar dilerim.




Çevre, binlerce yıl başta insanlığa ve bütün canlılara bereketli toprakları, can veren ormanları, su kaynakları her bir adım kuytu köşesiyle ev sahipliği yaptığı gibi bundan sonra binlerce yıl daha bu görevini sürdürmeye devam edecektir.

Çevre ye muhtaçlığımız had safhadadır. Aldığımız nefes, her yudumuna ihtiyaç duyduğumuz su, sağlıklı beslenmenin temel taşı gıda maddeleri, yaban hayatı ve nebatatın doğal yaşam sürecini sürdürmesiyle ayakta duran çevresel etmenlerin yerini doldurabilecek alternatif kaynaklar üretmek belki de asla mümkün olamayacak.

Tüm bunlarla birlikte insanoğlu çağlar haritasında hızını maksimuma çıkardı ve yakın geçmişiyle bugünü arasında ki yaşayış farklılığı hiç olmadığı kadar açıldı.
Günümüz de Enerji kaynakları metropollere yığılan insanlar için olmazsa olmaz bir hal aldı. Enerji açığı dışa bağımlılığı; dışa bağımlılık ekonomiye içinden çıkılmaz bir kaosta gün geçtikçe daha çok hırpalıyor.

Ekonomi ve Çevre nin birbirleriyle çatıştığı başlıkları sıralarsak;

* Enerji Kaynakları (HES ler, Nükleer Santraller)
* Sanayi Tesisleri (Yerleşke Açısından)
* Turizm Tesisleri(Yerleşke Açısından)
* Ulaşım (Yerleşke Açısından)

Enerji Kaynakları;

Bugünün dünyasın da enerjiye olan vazgeçilmez ihtiyacı uzun uzadıya anımsatmak yerine bu enerjiyi bizlere sağlayan kaynakların çevreye gerçek etkilerini yansıtmaya çalışacağım..

Hes ler; Projelendiği bölge de tarım ve ormancılığı durdurduğu bir gerçektir. Bununla birlikte bölgede ki ağaçlar yok edilmemekte, daha uygun bölgelerde çevreyle işbirliğini sürdürmekte, su altında kalan tarım arazilerinin onlarca kat fazlası HES lerin tamamlanmasının ardından öncekinden daha fazla sulama imkanı bulabilmekte buna paralel HES gölleri çevresinde ağaçlandırma çalışmalarıyla çoğu zaman bir önceki konuma göre daha verimli bir çevre yaratılmaktadır. Bununla birlikte HESler projelendikleri bölge için reddetilemez büyüklükte bir istihdam ve bölge ekonomisinde devasa büyüklükte bir hareketlilik meydana getirmektedir.

Nükleer Santraller ise yarım yüzyıl önce ki kötü anıların tekrarı olarak görülmek yerine bugünün teknolojisiyle artık bir milyon kat daha güvenli, daha verimli, daha insancıl, daha doğaya dönük enerji kaynakları halini almışlardır.
Elbette doğayı katledecek bir yıkım makinasını Anadolu nun verimli topraklarının kalbine işleme gibi bir plan gerçekleştirilemeyecektir ama şunu da kabul etmek gerekir ki üst düzey güvenlik tedbirleri ve uzman personellerce sürdürülen bir nükleer santral verimliliğini karşılayacak bir enerjiyi İran yada Rusya dan temin etmek çok daha taşınamaz ekonomik yükümlülüklerle boğuşmak demektir.


Sanayi Tesisleri;

Bu tesislerle birlikte akla gelen ilk düşünce yarattığı istihdamdır. Türkiye ekonomisin lokomotiflerinden olan sanayi dinamizmimiz yarattığı farkla Çalışkan Türk insanını geleceğe güvenle bakabilen insanlar haline getirme görevini Cumhuriyetin ilk yıllarından bugüne taşımayı bilmiştir. Bu tesisler gelişen ekonomi ve yasama nın çıkardığı kanunlarla çevreye daha barışık hale gelmiş ve geçmiş tatsız izlenimlerinin yerini yemyeşil yaşam alanlarıyla birçok spor ve kültür etkinliğine ev sahibi haline gelen yaşam merkezleri haline gelmişlerdir.


Turizm Tesisleri;

Turizm, bilindik lakabıyla Bacasız Sanayi.. Geçtiğimiz çeyrek yüzyılda turizm bölgelerimizin bir çoğunda doğa katliamları yaratan bir bacasız canavar halini alıp cennetten birer köşe olan doğa harikalarını beton perçinlerle çirkinleştirme yarışına yenik düşmüştür. Yarattığı ekonomi, sağladığı istihdam, Türkiye nin reklamına olan katkısı gibi tüm getirilerini 10la çarpsak bile yaratılan zararı asla temin etmeyeceğine kendisini kandırma çabasında olmayan herkes şahitlik edebilir..

Yasama nın kendini yenilediği bugünler de Çevre ve Doğa değerlerini tanıyabilecek marifette bir siyasal iktidar kurulması umutları gerçeğe dönüşürse Turizm değerlerimiz betona dönük bir geçmişten yeşile dönük bir geleceğe taşınacağı hayalini kurmaktayız.

Ulaşım

Geçtiğimiz bin yılda değeri en çok artan olgu Zaman olmuştur.
İnsan ömrü yaklaşık 0.40 oranında uzamış, iletişim çağına geçilmesiyle tüm kıtalardan milyarlarca insan birbirleriyle iletişimlerini anlık boyuta taşıyabilmiş, aylarca süren yolculuklar havacılığın son yüzyılda sıfırdan başlayıp bugüne taşınan becerikliliğiyle saatlik hal almış ve insanoğlu zamanın değerini gün geçtikçe daha bir fark eder hale gelmiştir.

Beraberinde sağlıksız trafik imkanları benzeri sebeblerle 2014 te meydana gelen kaza sayısı 1.199.010 dur.
Karayollarının daha sağlıklı hale gelmesi hem Zaman kavramının değeri hem de Trafik kazalarının azaltılabilmesi fikirleri açısından mecbur kalınan bir durumdur.
 
Kırmızı grup olarak Mavi gruba başarılar diliyorum.
Ekonomik kalkınma uğruna çevreye zarar verilemez fikrini savunmaya geçeyim.

Öncelikle çevre tanımını yapacak olursak:canlıların tüm sosyal fiziksel kimyasal ve biyolojik işlevlerini sürdürdükleri ortamdır.
Canlıların tüm sosyal,fiziksel,biyolojik işlevlerini sürdürdükleri ortamlara ne pahasına olursa olsun bir zarar verilmesi kabul edilemez.
Ekonomik kalkınma içinde çevreye zarar verilmemesi gerekir. Sonuç olarak ekonomik kalkınmanın sürekliliğinin bir garantisi yok.Demek istediğim ekonomik kalkınma 5-10 -15 yıllık planlardır.Bu planlar sonucunda nasıl sonuçlar alınacağı veya toplumun ne kadarının bu kalkınmadan yararlanacağı da aşikardır.
Peki Çevreye zarar vermeye değermi? Sonuç olarak çevreye verilen zararlar özellikle sanayide verilen zararlar bitki örtüsünün değişmesine,iklimlerin değişmesine sebebiyet veriyor.Bu zararların bütün insanlığa yansıdğı bütün dünya canlılarının bu zarardan etki göreceğide bir gerçek.
Ekonomik kalkınma belli bir topluma ve o toplumdaki belli bir zümreye etkisini hissettirirken. Çevreye verilen zararların sonucu olarak; her toplum,toplumun her bireyi kısacası dünya üzerinde yaşayan bütün canlı varlıklar zarar görecektir.
Çevreye zarar vermek Dünyanın gidişatına çomak sokmak demektir.
 
Enerji Kaynaklarının çevreye verdiği zararlar:
-Fosil yakıtların çevre ve insan sağlığı açısından yarattığı olumsuzluklar ap açık ortadadır nasıl mı ?
*Fosil yakıtlar yakıldığında altı sera gazının açığa çıkmasına neden olur.Sera gazının zararları ortada.
*Fosil yakıtların yanması sonucu ortaya çıkan CO2 ve metan gazı bünyelerinde ısı tutma özelliğinden dolayı ısının bir kısmını atmosferde tutmaktadır. Buda dünyanın her geçen gün normal ısı seviyesinin daha üstüne çıkmasına sebeb olur.Bunun sonucu olarak;İklim değişiklikleri,küresel ısınma sorunları ortaya çıkar.
*Ayrıca fosil yakıtların yenilenemez olması ayrı bir sorundur.
SANAYİ:
Şimdi gelelim sanayi'ye sanayi kalkınmada başrol oynar. Fakat bu başrolü oynarken doğaya ve çevreye hiç saygısı yoktur. Neden mi ?
*Öncelikle atmosfere karbondioksitten ziyade daha zehirli atmosferine yayılmasına neden olur.
*Kloroflorokarbon gazını yine atmosferde salınmakta.Ve bu gaz ozon tabakasını yoğunluğunu azaltır ve ozon tabakasanın delinmesine/aşınmasına sebeb olur.
*Yapılan silahlanmaya dayalı sanayiden bahsetmeye gerek varmı ? Tamamen güç gösterisi uğruna yapılan silah sanayileri hem ürettikleriyle dünyayı yaşanmaz hale getiriyorlar hem de sanayi aşamasındaki adımlarla dünyaya ciddi zararlar vermektedir.
Turizm:
Turizmin normal şartlar altında doğaya zarar vermemesi gerek değil mi ?
Çünkü turistlerin ilgisini çeken turistik yerlerdeki doğa manzaraları veyahut yaşam tarzlarıdır. Ama sözde Ekonomik Kalınma adı altında turizm de tamamen çevre kirliliği üzerinden tamamen dünyayı bitirme planı içine dahil olmuştur.
*Doğayla uyumsuz turizm tesisleri kuruluyor.
*Hektarlarca orman arazileri turizm için ortadan kaldırılıyor..
*Antik tiyatrolarda konserler düzenleniyor turizm amaçlı veyahut eğlence amaçlı. Bunun ne gibi zararı olur derdim fakat araştırınca pek öyle değilmiş. Yapılan konserlerdeki ışık,aşırı gürültü,ve yoğun insan akımı bu antik tiyatroların daha da aşınmasına sebeb olur.Kültürel çevreye etkiside varmış Ekonomik kalkınmanın :)
*Turizm bölgelerini nüfus yoğunluğunun fazla olduğu yerlerdir.Nufüs yoğunluğunun sonuçları:
-Çarpık kentleşme ile çevresel görüntü kirliliği
-Gürültü kirliliği&hava kirliliği
-Konut sayısının artılması gerek,bunun içinde ağaçlık arazilerin ortadan kaldırılarak yeni konutların yapılması.

Değermi bunca şeye diye sorarım tekrar ?
Ekonomik Kalkınma para indekslidir.Parayla yeme içme seyahat ihtiyaçlarınızı karşılayacaksınız ?
Bu ihtiyaçları doğa zaten kaç milyar yıldır sunmuyor mu size ?
Aç kalmamak için tarım, seyahet için dağlar,bayırlar yetmiyormu ?
 
Fosil yakıtların çevre ve insan sağlığı açısından yarattığı olumsuzluklar ap açık ortadadır nasıl mı ?
*Fosil yakıtlar yakıldığında altı sera gazının açığa çıkmasına neden olur.Sera gazının zararları ortada.
*Fosil yakıtların yanması sonucu ortaya çıkan CO2 ve metan gazı bünyelerinde ısı tutma özelliğinden dolayı ısının bir kısmını atmosferde tutmaktadır. Buda dünyanın her geçen gün normal ısı seviyesinin daha üstüne çıkmasına sebeb olur.Bunun sonucu olarak;İklim değişiklikleri,küresel ısınma sorunları ortaya çıkar.
*Ayrıca fosil yakıtların yenilenemez olması ayrı bir sorundur.

Öncelikle artık fosil yakıt tüketimi yapan sanayi kuruluşu da, enerji projesi de
yok denecek kadar az. Ülkemizde yıllardır bunun önüne geçen kanunlarla
çevremiz korunuyor ve bugünün sanayi tesisleriyle çevre arasında ki uyumsuzluklarda
bu maddelerin yer almadığını belirtmek isterim.
Artık büyük iş yerleri, hava limanları, sosyal tesisler, alışveriş merkezleri vs gibi büyük kuruluşlar enerji üretebilmek için emisyon oranları idealize edilmiş doğal gaz, elektrik ve nükleer enerji kullanıyorlar.

SANAYİ:
Şimdi gelelim sanayi'ye sanayi kalkınmada başrol oynar. Fakat bu başrolü oynarken doğaya ve çevreye hiç saygısı yoktur. Neden mi ?
*Öncelikle atmosfere karbondioksitten ziyade daha zehirli atmosferine yayılmasına neden olur.
*Kloroflorokarbon gazını yine atmosferde salınmakta.Ve bu gaz ozon tabakasını yoğunluğunu azaltır ve ozon tabakasanın delinmesine/aşınmasına sebeb olur.
*Yapılan silahlanmaya dayalı sanayiden bahsetmeye gerek varmı ? Tamamen güç gösterisi uğruna yapılan silah sanayileri hem ürettikleriyle dünyayı yaşanmaz hale getiriyorlar hem de sanayi aşamasındaki adımlarla dünyaya ciddi zararlar vermektedir.


Kloroflorokarbonlar ozon tabakasına verdiği zararlardan dolayı 1987 yılında genetiği Montreal'de imzalanan bir protokol ile üretiminde sınırlandırma getirilmiştir. Bu kapsamda 1996 Ocak ayında yalnız astım ilaçları için gerekli küçük miktar kloroflorokarbon gazı dışında üretimi durdurulmuştur.



Turizm:
Turizmin normal şartlar altında doğaya zarar vermemesi gerek değil mi ?
Çünkü turistlerin ilgisini çeken turistik yerlerdeki doğa manzaraları veyahut yaşam tarzlarıdır. Ama sözde Ekonomik Kalınma adı altında turizm de tamamen çevre kirliliği üzerinden tamamen dünyayı bitirme planı içine dahil olmuştur.
*Doğayla uyumsuz turizm tesisleri kuruluyor.
*Hektarlarca orman arazileri turizm için ortadan kaldırılıyor..
*Antik tiyatrolarda konserler düzenleniyor turizm amaçlı veyahut eğlence amaçlı. Bunun ne gibi zararı olur derdim fakat araştırınca pek öyle değilmiş. Yapılan konserlerdeki ışık,aşırı gürültü,ve yoğun insan akımı bu antik tiyatroların daha da aşınmasına sebeb olur.Kültürel çevreye etkiside varmış Ekonomik kalkınmanın :)
*Turizm bölgelerini nüfus yoğunluğunun fazla olduğu yerlerdir.Nufüs yoğunluğunun sonuçları:
-Çarpık kentleşme ile çevresel görüntü kirliliği
-Gürültü kirliliği&hava kirliliği
-Konut sayısının artılması gerek,bunun içinde ağaçlık arazilerin ortadan kaldırılarak yeni konutların yapılması.

Değermi bunca şeye diye sorarım tekrar ?
Ekonomik Kalkınma para indekslidir.Parayla yeme içme seyahat ihtiyaçlarınızı karşılayacaksınız ?
Bu ihtiyaçları doğa zaten kaç milyar yıldır sunmuyor mu size ?
Aç kalmamak için tarım, seyahet için dağlar,bayırlar yetmiyormu ?[/SIZE][/COLOR][/FONT]

Yapılan konserler hakkında öncelikle yorum yapmak istiyorum. Antik tiyatrolarda yapılan konserler insanın ruhuna iyi gelir. Çünkü yoğun iş stresi, yaşama koşulları insanı yorar ve kafa dağıtmak için konser gibi etkinlikler kesinlikle oldukça rahatlatıcıdır.
Konser verilen tarihi mekanlar şimdiye kadar sayısızca doğal afete uğramış(şimşek, yoğun rüzgar, deprem gibi) fakat herhangi bir değişim olmamıştır. Bunu da göz önünde bulundurmuş olursak konserlerde çıkan ses, görüntünün vereceği zarar çok da etkili olmayacaktır.
Biraz da duygusal bakarsak insanların ihtiyacı olan şeyler karşılanmalı.

Turizm bölgelerini nüfus yoğunluğunun fazla olduğu yerlerdir denildi. Tabii ki bunun çevreye zararı olacak. Ülkemize gelen turistler için bir çok konaklama alanı, vakit geçirecek alanlar olması gerekir. Çünkü bilindiği üzre turizm ülkeye döviz girdisi sağlar, işsizliği azaltır, vergi gelirlerini arttırır, milli gelir seviyesinin artmasını sağlar, farklı kültürlere sahip bireylerin birbirini tanımasını, kültürler arası diyalogların gelişmesini, ön yargıların yok olmasını sağlayarak, dünya barışına katkıda bulunur.
Yani yaşanabilir bir ülkede yaşamak için turizm için yapılandırılmalar olması mutlaka gerekmektedir.
 
Dünya'yı sadece İnsanoğlunun kullanacağını varsayarsak dediğiniz önlemleride makul görecek olursak;İnsalar ekonomik kalkınma için çevreyi buyursunlar kirletsinler diyebiliriz..
Fakat eminim ki sizde Ekonomik kalkınma için çevre kirliğinin önüne tamamen geçilemiyeceğini biliyorsunuzdur.
Şunu özelikle belirtmek isterim. Çevrede sadece insan yaşamıyor. Bu dünya sadece insanların hizmetinde değil. Kirliliğinden yakındığımız çevrede Su altı canlıları başta olmak üzere hayvanlar,Ağaçlar başta olmak üzere bitkiler var.
Peki bu Ekonomik Kalkınmanın hayvanlara veyahut bitkilere yararı nedir ? Onların aş derdi iş derdi olmayacak demi bu kalkınma projesinden sonra..
Farbrikalardan çıkan zehir dolu atıkların nerelere döküldüğü kafi..
Nesli tükenen balık türleride ortada..
Ayrıca ozon tabakası aşınmaya devam ediyor,Küresel ısınmaya hergün dahada yaklaşıyoruz önlemler alındıysa.. Buna sebep olan nedir acaba? Ayrıca kömür ocaklarıda bu ekonomik kalkınmanın bir basamağıdır.
Kömür ocaklarındaki çökmeler sonucu ölen insan sayımızda ortada :)
 
sevgili dostlarım

bu nasıl bir zihniyettir ki; bizim gibi çapsız insanoğlunun cebine
bir kaç dipsiz kuruş daha fazla girsin diye o mestinaz güzelliği katlediyor.
bu zamana kadar sırf 'ekonomik kalkınma' adı altında ürettiğimiz bu bahaneyle çevreye verdiğimiz zararları anlamamız için kaç kayda değer ansiklopedi eskitmemiz gerekir hiç düşündük mü?
değerli arkadaşlarım; göğsümüze sapladığımız şu kendi çıkarlarımız için bir ekolojik dengeyi adeta yerle yeksan ettik farkında mısınız?
yaptığımız bu sorumsuzluğun bedelini bizler ödemesek bile, gelecek nesile nasıl ve hangi yüzümüzle hesap vereceğiz sorarım sizlere?
yüzyıllardır bizim çevreye yararımızdan çok külliyen zararımız dokunmuştur.
bknz dostlar; çevreyi o kadar çok kirletiyor ve zarar veriyoruz ki, 12. yüzyılda Fransa’da Kral Philippe Auguste çevredeki atıkların kaldırılmasını istemiştir.

Sevgili arkadaşlar;
''19. yüzyıl sanayileşmesinde ortaya çıkan tablo korkunçtur. Tüm sanayi bölgelerinde metalurji ve demir çelik kuruluşları karaları, suları, havayı kirlettiler. Charles Dickens’in romanları, komünizmin teorisyeni Friedrich Engels’in yazıları, Londra’nın kirlenmişliğinin kitaplardaki en bilinen delilleridir. 1930’da hava kirliliğinden Belçika’nın Mosa Vadisi’nde 63 kişi öldü. 1952 yılında ise Londra’da yaşanan felaket çok daha büyüktü. 4000’i aşkın kişi nefes alma zorluğundan, insanların doğayı tahribinin bir sonucu olarak öldü.'
Günümüzde bu durum çokta parlak değildir. Dökülen kimyasal atıklar sebebiyle deniz altı canlılarının göz göre öldürülmesi bir katliamdır !
Bu vesile ile vücutlarında biriken zararlı maddeler deniz kirliliğine sebeb olmaktadır, ve yine zararı bütünüyle insanoğlu görmektedir.
Bunları nasıl görmezden gelerek hayasız bir biçim de kalkıpta ekonomik kalkınma'dır bu çevreye zarar vermez diyebiliriz!?
Kurunun yanın da yaşlarıda yakmaya devam mı edeceğiz ekonomik kalkınma bahanesiyle?
Aziz dostlarım; Kara'sıyla Deniz'iyle şu yaşadığımız Dünya'nın kendi halinde bilinen dengesini değiştirmeyelim isterim.
Ekomik Kalkınma ileri ki nesillerde meydana gelecek olan kanser vb gibi hastalıkları tedavi edebilecek mi?
Para ve hırs uğruna yerinden amansızca söktüğünüz ağaçların yerine kendi çocuklarınızı ellerinizle gömeceğinizi bilmenizi isterim.

Değerli dostlarım; cebimize üç,beş kuruş girecek diye toplu ölümlere sebebiyet vermiş durumdayız.
Sizlere son olarak şunu hatırlatmak isterim
İnsanoğlunun öldüğün de yatacak bir mezarı var en azından lakin;
hunhanca öldürüp katlettiğimiz canlıların bir mezarı yok malesef.
Hırslarımız uğruna bu kadar ucuz yollu bahanelerle binlerce sana kıymamak dileğiyle
hoş kalın.
 
Dünya'yı sadece İnsanoğlunun kullanacağını varsayarsak dediğiniz önlemleride makul görecek olursak;İnsalar ekonomik kalkınma için çevreyi buyursunlar kirletsinler diyebiliriz..
Fakat eminim ki sizde Ekonomik kalkınma için çevre kirliğinin önüne tamamen geçilemiyeceğini biliyorsunuzdur.

Çevre kirliliğinin tek temeli ekonomik kalkınma değildir, tüm ekonomik kaynaklar bir kenara çekilse bile çevreyi tüketen, kirleten, yıpratan bir insanoğlu var.. Ekonomik çabalar çevre için en az tehdit oluşturan buna karşın en yüksek geri dönüşü sağlayan bu sağladığı geri dönüşle çevre için en büyük hizmeti sağlayan projelerdir.


Şunu özelikle belirtmek isterim. Çevrede sadece insan yaşamıyor. Bu dünya sadece insanların hizmetinde değil. Kirliliğinden yakındığımız çevrede Su altı canlıları başta olmak üzere hayvanlar,Ağaçlar başta olmak üzere bitkiler var.
Peki bu Ekonomik Kalkınmanın hayvanlara veyahut bitkilere yararı nedir ? Onların aş derdi iş derdi olmayacak demi bu kalkınma projesinden sonra..

Ekonomik doğrultunun insanlara dönük olduğunu kabul etmek gerekir; ama insanoğlunun doğayla barışıklığının anahtarlarından biri de hayata güçlü bir ekonomiyle tutunabilmesiyle mümkün.
Son 5 yılda sadece '81 İlde 81 Orman' projesiyle 2 milyon 2 yüzbeşbin fidan dikilerek 1470 hektar arazi ağaçlandırılmıştır.
Tüm bunların ancak güçlü bir ekonomiyle olabileceğini kabul etmek gerekir.


Farbrikalardan çıkan zehir dolu atıkların nerelere döküldüğü kafi..
Nesli tükenen balık türleride ortada..
Ayrıca ozon tabakası aşınmaya devam ediyor,Küresel ısınmaya hergün dahada yaklaşıyoruz önlemler alındıysa.. Buna sebep olan nedir acaba?

Ülkemiz de Çevre Kanunun MADDE 11 – (Başlığı ile birlikte değişik madde: 5491 s. K. m.4 – RG: 13 Mayıs 2006 - Sayı : 26167) ilgisiyle fabrikalar zehirli atıklarını


" Atık üreticileri uygun metot ve teknolojiler ile atıklarını en az düzeye düşürecek tedbirleri almak zorundadırlar. "

Benzer koruyucu tedbir maddelerle birlikte balıklarımız, derelerimiz, göllerimiz de korunmaktadır.

Küresel ısınmanın bugün geldiği noktanın nedeni Kyoto Protokolü gibi etkin önlemlerin fevkalade geç devreye girmesidir.



Ayrıca kömür ocaklarıda bu ekonomik kalkınmanın bir basamağıdır.
Kömür ocaklarındaki çökmeler sonucu ölen insan sayımızda ortada :)

İş sağlığı ve güvenliğine dönük çalışmalar özellikle meclis çalışmalarıyla 2012 den bu yana gün be gün ileriye taşınsa da bu nokta da kazaların devamının temel nedeni mevzuata aykırı çalışmaya devam eden özel madenlerdir.
Güvenilir standartlarda çalışmaya devam eden madenlerin kazaya uğramadığı avrupa madenleri istatistikleriyle görülebilecektir.
Avrupa dan rapor edilen son maden kazası 1946 da Fransa da gerçekleşmiştir.

Ekonomik kalkınma projelerinin doğa için olduğu kadar insanlar için de yıkıcı olmaktan çok yapıcı olabilmesi görülebileceği üzere mümkündür.
Tek gereken, kökten karşı çıkmak yerine yapıcı düzenlemelerle uygulanabilir hale gelmesine izin vermektir.
 
Sevgili Kayra;

İnsanoğlunun doğaya karşı en büyük suçu kontrolsüzce çoğalmaktır. Hiçbir sanayi veya nükleer çalışma olmaksızın bile senin verdiğin örneklerde görülebileceği gibi doğayı fevkalade kirletmektedir.

"12. yüzyılda Fransa’da Kral Philippe Auguste çevredeki atıkların kaldırılmasını istemiştir. "

İnsanoğlu doğayı ekonomik tüm nedenleri bir kenara bıraksak dahi yıpratmaktadır. 12. yüzyılda o küçük nüfus sayısıyla bile doğayı perme perişan eden insanoğlu, ilerleyen yıllarda sanayi yatırımlarıyla

"" Belçika’nın Mosa Vadisi’nde 63 kişi öldü. 1952 yılında ise Londra’da yaşanan felaket çok daha büyüktü. 4000’i aşkın kişi nefes alma zorluğundan, insanların doğayı tahribinin bir sonucu olarak öldü.' ""

kendini de katleder oldu.

Peki nedir 19. yy daki bu ölümler, nefes alma zorluklarıyla bugün yaşanabilir hale gelmiş sanayi metropolleri arasında ki fark ??

Çok üzgünüm ama paradır..
İlerleyen ekonomik unsurlar çevreyi koruyan tedbirlere, bu tedbirler yaşanabilir bir çevreye dönüş sağlamıştır.

Şunu kabul etmemiz gerekmektedir...
Ekonomik kalkınma çevreye verdiği küçük ölçekte de zarara karşın..
Doğa teriminin bugünlere gelmesinde öncü olmuştur.
İnsanları kentleşen, çağdaş yaşayan, doğayı sevip çevreye sahip çıkan, hastalandığında tedavisini gerçekleştirebilen ve geleceğe umutla bakabilen insanlar haline getirme görevini temiz bir çevre düsturuyla sürdürmektedir.

Söz konusu olan keyfimiz için harcayacağımız küçük miktarlar değil, yaşamımızı sürdürebilmemiz için gereken devasa miktarlardır.. Bugün üreten bir ekonomi sanayisiz, enerji kaynaklarından yoksun, turizm i bitik bir vaziyette nefes dahi alamaz...

Gerçekçi ifadelerle çocuklarımız için bir yarın bırakmak istiyorsak, ekonomik çalışmaların kanunlar çerçevesinde doğaya dönük projeler halini alıp almadığını denetlemekle birlikte onlara dost yaşamasını bilmeliyiz.
 
Çevre kirliliğinin tek temeli ekonomik kalkınma değildir, tüm ekonomik kaynaklar bir kenara çekilse bile çevreyi tüketen, kirleten, yıpratan bir insanoğlu var.. Ekonomik çabalar çevre için en az tehdit oluşturan buna karşın en yüksek geri dönüşü sağlayan bu sağladığı geri dönüşle çevre için en büyük hizmeti sağlayan projelerdir.




Ekonomik doğrultunun insanlara dönük olduğunu kabul etmek gerekir; ama insanoğlunun doğayla barışıklığının anahtarlarından biri de hayata güçlü bir ekonomiyle tutunabilmesiyle mümkün.
Son 5 yılda sadece '81 İlde 81 Orman' projesiyle 2 milyon 2 yüzbeşbin fidan dikilerek 1470 hektar arazi ağaçlandırılmıştır.
Tüm bunların ancak güçlü bir ekonomiyle olabileceğini kabul etmek gerekir.




Ülkemiz de Çevre Kanunun MADDE 11 – (Başlığı ile birlikte değişik madde: 5491 s. K. m.4 – RG: 13 Mayıs 2006 - Sayı : 26167) ilgisiyle fabrikalar zehirli atıklarını


" Atık üreticileri uygun metot ve teknolojiler ile atıklarını en az düzeye düşürecek tedbirleri almak zorundadırlar. "

Benzer koruyucu tedbir maddelerle birlikte balıklarımız, derelerimiz, göllerimiz de korunmaktadır.

Küresel ısınmanın bugün geldiği noktanın nedeni Kyoto Protokolü gibi etkin önlemlerin fevkalade geç devreye girmesidir.





İş sağlığı ve güvenliğine dönük çalışmalar özellikle meclis çalışmalarıyla 2012 den bu yana gün be gün ileriye taşınsa da bu nokta da kazaların devamının temel nedeni mevzuata aykırı çalışmaya devam eden özel madenlerdir.
Güvenilir standartlarda çalışmaya devam eden madenlerin kazaya uğramadığı avrupa madenleri istatistikleriyle görülebilecektir.
Avrupa dan rapor edilen son maden kazası 1946 da Fransa da gerçekleşmiştir.

Ekonomik kalkınma projelerinin doğa için olduğu kadar insanlar için de yıkıcı olmaktan çok yapıcı olabilmesi görülebileceği üzere mümkündür.
Tek gereken, kökten karşı çıkmak yerine yapıcı düzenlemelerle uygulanabilir hale gelmesine izin vermektir.

Fabrika bacalarından çıkan dumanların önlenebileceğini düşünmüyorum
İnsanoğlu sanayi olmadan ekonomisi olmadan ozon tabakasını nasıl delebilir onuda bilemiyorum.
Ayrıca Bitki örtüsünün değişme sebebinin direk insan olduğunuda düşünmüyorum
Küresel ısınmaya insanların sebeb olduğunuda düşünmüyorum direkt olarak /:
Sanayinin sonucu olan ürünlerle küresel ısınmaya, eko sistemin bozulmasına neden oluyordur insan.
 
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) doğu Marmara bölgesinin sağlık istatistiğini açıkladı. Açıklanan rapora bakıldığında kanserden kaynaklı ölüm oranlarında hızlı bir yükseliş göze çarpıyor. Özellikle Kocaeli bölgesi kanser ölümlerinin en fazla gerçekleştiği yer olarak öne çıkıyor. Rapordaki veriler oldukça çarpıcı. Buna göre Kocaeli’de kanserden ölenlerin oranı %25,6. Yani Kocaeli bölgesinde her dört kişiden biri kanserden dolayı yaşamını yitiriyor. Dilovası, Kandıra, Gebze gibi bölgelerde ise bu oran daha da yükseliyor.

Misal bunun sebebi tamamen oradaki sanayi kuruluşlarının yaymış olduğu kirli hava değilmi ? Devlet yasası ile korunuyorsa özellikle sanayileşmenin yoğun olduğu bu insanların kanser riskinin yüksek olmasının sebebi nedir ?
Her 4 kişiden 1'i kanser olma riski taşıyor..
Ekonomik Kalkınma insanlar için olmazsa olmaz değil.
Ekonımik Kalkınma için çevreyi kirletmek de şart değil misal sanayileşme yerine tarıma ağırlık verilse ? Ekonomik kalkınma çevreye çok çok daha az hasarla gerçekleşmeyecek mi ?
 
Sevgili Kayra;

İnsanoğlunun doğaya karşı en büyük suçu kontrolsüzce çoğalmaktır. Hiçbir sanayi veya nükleer çalışma olmaksızın bile senin verdiğin örneklerde görülebileceği gibi doğayı fevkalade kirletmektedir.

"12. yüzyılda Fransa’da Kral Philippe Auguste çevredeki atıkların kaldırılmasını istemiştir. "

İnsanoğlu doğayı ekonomik tüm nedenleri bir kenara bıraksak dahi yıpratmaktadır. 12. yüzyılda o küçük nüfus sayısıyla bile doğayı perme perişan eden insanoğlu, ilerleyen yıllardan sanayi yatırımlarıyla

"" Belçika’nın Mosa Vadisi’nde 63 kişi öldü. 1952 yılında ise Londra’da yaşanan felaket çok daha büyüktü. 4000’i aşkın kişi nefes alma zorluğundan, insanların doğayı tahribinin bir sonucu olarak öldü.' ""

kendini de katleder oldu.
Peki nedir 19. yy daki bu ölümler nefes alma zorluklarıyla bugün yaşanabilir hale gelmiş sanayi metropolleri arasında ki fark ??

Çok üzgünüm ama paradır..
İlerleyen ekonomik unsurlar çevreyi koruyan tedbirlere, bu tedbirler yaşanabilir bir çevreye dönüş sağlamıştır.

Şunu kabul etmemiz gerekmektedir...
Ekonomik kalkınma çevreye verdiği küçük ölçekte de zarara karşın..
Doğa teriminin bugünlere gelmesinde öncü olmuştur.
İnsanları kentleşen, çağdaş yaşayan, doğayı sevip çevreye sahip çıkan, hastalandığında tedavisini gerçekleştirebilen ve geleceğe umutla bakabilen insanlar haline getirme görevini temiz bir çevre düsturuyla sürdürmektedir.

Söz konusu olan keyfimiz için harcayacağımız küçük miktarlar değil, yaşamımızı sürdürebilmemiz için gereken devasa miktarlardır.. Bugün üreten bir ekonomi sanayisiz, enerji kaynaklarından yoksun, turizm i bitik bir vaziyette nefes dahi alamaz...

Gerçekçi ifadelerle çocuklarımız için bir yarın bırakmak istiyorsak, ekonomik çalışmaların kanunlar çerçevesinde doğaya dönük projeler halini alıp almadığını denetlemekle birlikte onlara dost yaşamasını bilmeliyiz.



ah benim paranın arkasına sığınmış , ıslanmamak için çatısının altına girmiş kadim dostum !
sana çok fazla kelam etmeyeceğim. Ekonomik kalkınma çevreye zarar vermez diyorsun öyle mi?!
Ben de diyorum ki; ilerde olacak gözlerinin ücra noktalarından defalarca öptüğüm çocuklarını ormanlarda değil de yerine diktiğiniz binalarda gezdir emi !
manzara olarak bol bol apartmanlar, gökdelenler izlersiniz !
eğer çocukların yüzmek vs isterse; daha önce öldürdüğünüz balıklı göller vs var !
hiç korkmadan oralarda yüzebilir ! ileride onlar gibi olacağı için yabancılık çekmesin şimdiden bol bol alışsın!

çocuklarının ayakları yosuna değil de sizin kendi imalatınız olan ağlara takılır aman dikkat !
gerçi fazla önemsemeyin böyle şeyleri. O kadar hayvan takıldı, canı bes besli orta yerinden yanıyordu. Önemsediniz mi? tabi yahu ! para var değil mi? kanayan her türlü yaraya iyi geliyor !
çocuğunun kanayan yerlerini bol bol parayla yapıştır o halde sevgili dostum !
esen kal lütfen.
 
Fabrika bacalarından çıkan dumanların önlenebileceğini düşünmüyorum

Fabrika bacalarında kullanılan emisyon sistemleri Çevresel Etki Değerlendirme raporu (ÇED) almaksızın kullanılamamaktadır.

İnsanoğlu sanayi olmadan ekonomisi olmadan ozon tabakasını nasıl delebilir onuda bilemiyorum.
Ayrıca Bitki örtüsünün değişme sebebinin direk insan olduğunuda düşünmüyorum
Küresel ısınmaya insanların sebeb olduğunuda düşünmüyorum direkt olarak /: Sanayinin sonucu olan ürünlerle küresel ısınmaya, eko sistemin bozulmasına neden oluyordur insan.


En basit bir parfüm kullanımı , ki binlerce yıllık bir öyküsü vardır yaşamımızda parfümlerin doğaya ve ozon tabakasına direkt olarak olumsuz etkimektedir.

Bununla birlikte ihmalkar yada kasıtlı orman yangınları veya orman açma çalışmaları dünya ikliminin değişiminde kesinlikle temel suç ortakları arasındadır.

Tabi sanayi yatırımlarının geçmişte gerçekleştirdiği zararları da inkar etmek değildir bu.
Bununla birlikte ekonomik yatırımların geçmişte ki etkilerini geleceğe yansıtmaya devam etmediğini de kabul etmek gerekir.
 
Fabrika bacalarında kullanılan emisyon sistemleri Çevresel Etki Değerlendirme raporu (ÇED) almaksızın kullanılamamaktadır.




En basit bir parfüm kullanımı , ki binlerce yıllık bir öyküsü vardır yaşamımızda parfümlerin doğaya ve ozon tabakasına direkt olarak olumsuz etkimektedir.

Bununla birlikte ihmalkar yada kasıtlı orman yangınları veya orman açma çalışmaları dünya ikliminin değişiminde kesinlikle temel suç ortakları arasındadır.

Tabi sanayi yatırımlarının geçmişte gerçekleştirdiği zararları da inkar etmek değildir bu.
Bununla birlikte ekonomik yatırımların geçmişte ki etkilerini geleceğe yansıtmaya devam etmediğini de kabul etmek gerekir.

Parfüm Ekonomik Kalkınma Projesi altında, Sanayinin bir ürünü değilmi ?
İnsanlar için ürettiği araç ve gereçler tamamen dünya yaşlandırıyor, dünyanın ömrünü kısıtlıyor.
Parfüm insanoğluna has özdeşmiş bir özellik değil sanayi ürünüdür.
 
ah benim paranın arkasına sığınmış , ıslanmamak için çatısının altına girmiş kadim dostum !
sana çok fazla kelam etmeyeceğim. Ekonomik kalkınma çevreye zarar vermez diyorsun öyle mi?!

Hayır ekonomik kalkınmanın çevreye zarar verdiği reddedilemeyecek bir gerçektir.
Benim kastım, bu zararların minimuma indirildiği, beraberinde ekonomik güçle beraber verilen zarar karşılığında çevre yatırımlarının istikrarlı bir şekilde sürdüğüdür.



Ben de diyorum ki; ilerde olacak gözlerinin ücra noktalarından defalarca öptüğüm çocuklarını ormanlarda değil de yerine diktiğiniz binalarda gezdir emi !
manzara olarak bol bol apartmanlar, gökdelenler izlersiniz !
eğer çocukların yüzmek vs isterse; daha önce öldürdüğünüz balıklı göller vs var !
hiç korkmadan oralarda yüzebilir ! ileride onlar gibi olacağı için yabancılık çekmesin şimdiden bol bol alışsın!

çocuklarının ayakları yosuna değil de sizin kendi imalatınız olan ağlara takılır aman dikkat ! gerçi fazla önemsemeyin böyle şeyleri. O kadar hayvan takıldı, canı bes besli orta yerinden yanıyordu. Önemsediniz mi? tabi yahu ! para var değil mi? kanayan her türlü yaraya iyi geliyor !
çocuğunun kanayan yerlerini bol bol parayla yapıştır o halde sevgili dostum !
esen kal lütfen.

Bugün, sanayinin hatta nükleer enerjinin en büyük çevresel zararlar verdiği yerlerde bile doğal bitki örtüsüne, ormanlara rastlanabilmekte ;
Sanayi atıklarıyla geçmişte toplu balık ölümleri yaşanmış derelerde yeniden oltalara balıklar takılmaya başlamış ;
Yıllarca kentsel kirliliğin kanalizasyonla denizle buluşturulduğu şehirler de sahil temizlikleri ve altyapılar sağlanarak kordon gezileri alışkanlık haline gelmiştir.

Tüm bunlar kalıcı zararların etkisi dışında çevrenin kendini yenileyebilme gücünün de sayesinde hala umut ışığı taşıyabileceğimizin işaretidir.

Tümden karşısında durulan ekonomik yatırımların karşıtlığa değil denetime ihtiyacı vardır..
Yeniden geçmiş doğa katliamların yaşanmaması için..
 
Fabrika bacalarında kullanılan emisyon sistemleri Çevresel Etki Değerlendirme raporu (ÇED) almaksızın kullanılamamaktadır.




En basit bir parfüm kullanımı , ki binlerce yıllık bir öyküsü vardır yaşamımızda parfümlerin doğaya ve ozon tabakasına direkt olarak olumsuz etkimektedir.

Bununla birlikte ihmalkar yada kasıtlı orman yangınları veya orman açma çalışmaları dünya ikliminin değişiminde kesinlikle temel suç ortakları arasındadır.

Tabi sanayi yatırımlarının geçmişte gerçekleştirdiği zararları da inkar etmek değildir bu.
Bununla birlikte ekonomik yatırımların geçmişte ki etkilerini geleceğe yansıtmaya devam etmediğini de kabul etmek gerekir.


sevgili dostum!
bir dünya zarar sayıp gelecekten bahsetmen ne büyük bir ironi öyle değil mi?
bizleri daha ne kadar güldüreceksin acaba?
gelecekte olmayacak bir dünya'dan bahsediyorsun! hadi diyelim oldu
tek başına parfüm sıkıp gezeceksin o vakit?
bizi endişelendirme.
 
Hayır ekonomik kalkınmanın çevreye zarar verdiği reddedilemeyecek bir gerçektir.
Benim kastım, bu zararların minimuma indirildiği, beraberinde ekonomik güçle beraber verilen zarar karşılığında çevre yatırımlarının istikrarlı bir şekilde sürdüğüdür.





Bugün, sanayinin hatta nükleer enerjinin en büyük çevresel zararlar verdiği yerlerde bile doğal bitki örtüsüne, ormanlara rastlanabilmekte ;
Sanayi atıklarıyla geçmişte toplu balık ölümleri yaşanmış derelerde yeniden oltalara balıklar takılmaya başlamış ;
Yıllarca kentsel kirliliğin kanalizasyonla denizle buluşturulduğu şehirler de sahil temizlikleri ve altyapılar sağlanarak kordon gezileri alışkanlık haline gelmiştir.

Tüm bunlar kalıcı zararların etkisi dışında çevrenin kendini yenileyebilme gücünün de sayesinde hala umut ışığı taşıyabileceğimizin işaretidir.

Tümden karşısında durulan ekonomik yatırımların karşıtlığa değil denetime ihtiyacı vardır..
Yeniden geçmiş doğa katliamların yaşanmaması için..


hem ekonomik kalkınma bahanesini uydurup, kirletiyorsunuz! hemde kalkmış temizlenmesi için bir umut ışığı vardır diyorsunuz!
Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu acaba?
oldu olacak elimize şeker verip ağaç kesmeye götür bizi !
çocuk kandırır gibi bahaneler üretmeyin lütfen! zira sizler için ziyadesiyle üzülüyorum.
 
*Nükleer reaktörlerin çalışması sırasında atık olarak ortaya çıkan Plütonyum ne derece ve nasıl engelleniyor ? Çünkü bu madde kanser yapıcı ve zehirli bir maddedir.
* Bir diğer radyoaktif madde olan STRONSİYUM yağış yoluyla bitkilere oradan da hayvanların sütüne geçerek insanlara bulaşır. Ve 280 yıl ömrü varmış Lösemi hastalığının en büyük nedenleri arasındaymış.
Bunlara alınmış bir önlem varmıdır ? Var ise keşke Çernobil reaktör kazasında olmuş olsaydı. Şuan Türkiyenin Karadeniz bölgesindeki insanlarımız bile bunun acısını çekmekte ve kanserle savaşmakta.
 
sevgili dostum!
bir dünya zarar sayıp gelecekten bahsetmen ne büyük bir ironi öyle değil mi?
bizleri daha ne kadar güldüreceksin acaba?
gelecekte olmayacak bir dünya'dan bahsediyorsun! hadi diyelim oldu
tek başına parfüm sıkıp gezeceksin o vakit?
bizi endişelendirme.

Bilginize ve şahsınıza saygımdan gerçekçi davranmayı gerekli görüyorum..
Bu zararlar hiç yokmuş gibi davranamayız..
Ama bununla birlikte tüm bunlar geleceğe bir doğa
temiz yaşanabilir yeşil bir dünya
Tertemiz akan ırmaklar, göçmen kuşların uğradığı göller, tarihi kentler, yemyeşil karadeniz yaylaları bırakamayacağız demek değildir.

Lütfen göz ardı etmeyelim..
İnsanoğlu ürüyor, çoğalıyor ve ihtiyaçları giderek artıyor..
Tüm bu ihtiyaçlar hiç yokmuş gibi davranamayız..
Hiç bilgisayar icad olmadı
cep telefonu asla bilinmiyor gibi davranamayız..
Artık araba yok herkes yürüyecek yada evlerinizin altına ahır yapın at besleyin diyemeyiz..
milyarlarca insana birbirinizi unutun yeniden sadece komşularınızla başbaşasınız diyemeyiz..

Bugünün gerçekliği ekonomik dayatmalar sunmaktadır bize..
Bu dayatmalar varsa eğer bu dayatmaları çevreyle dost hale getirecek
projeler, kanunlar, tasarılar, eylemler olmalıdır..
En çok da İnsanlar olmalıdır..

Eğer çevreci insanlar bu projeleri yok sayar, umutsuzca sırt çevirirse gerekliliklerin denetimi asla sağlanamaz...
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri