2.Münazara Konusu : Toplumun İlerlemesinde Kadın Mı Daha Önemlidir Erkek Mi?

Z
  • Kullanıcı Z3yn3P
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Münazara
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Göndermeyen kişiyi yetiştiren kim ? gene kadında bitiyor ;)

Evet itiraf için teşekkür :p kadında bitiyor.Kadın kötü yetişirse çocukta kötü yetişir.İyi yetişirse çocukta iyi yetişir.Kadının nasıl yetiştiği önemli.Kadında bitiyor yani evet.Keşke her kadın iyi yetişsede süper bir toplum olabilsek Ama olamıyoruz işte malum sizinde dediğiniz gibi herşey kadında bitiyor çünkü.. :p
 
Evet itiraf için teşekkür :p kadında bitiyor.Kadın kötü yetişirse çocukta kötü yetişir.İyi yetişirse çocukta iyi yetişir.Kadının nasıl yetiştiği önemli.Kadında bitiyor yani evet.Keşke her kadın iyi yetişsede süper bir toplum olabilsek Ama olamıyoruz işte malum sizinde dediğiniz gibi herşey kadında bitiyor çünkü.. :p

Konumuz Toplumun ilerlemesinde Kadın mı daha önemli erkek mi ? :) Günümüz toplumunun Cokta ilerde oldugunu düsünmüyorum yani kadınların toplumu pekte ilerlettigini sanmıyorum
 
Konumuz Toplumun ilerlemesinde Kadın mı daha önemli erkek mi ? :) Günümüz toplumunun Cokta ilerde oldugunu düsünmüyorum yani kadınların toplumu pekte ilerlettigini sanmıyorum

Kadın tam anlamıyla özgür değilki ilerlesin :p Fransa'da özgür.Almanya'da,İtalya'da,Britanya'da Japonya'da özgür. Bu ülkelerin gelişmişlik düzeylerinin analizini sunmama gerek yok sanırım.

Türkiye'de tam anlamıyla özgür değil.

Mısır,Suriye,Irak vs. Özgür değil

Eh bunlarınkinide sunmayayım dimi ?
 
Kadın tam anlamıyla özgür değilki ilerlesin :p Fransa'da özgür.Almanya'da,İtalya'da,Britanya'da Japonya'da özgür. Bu ülkelerin gelişmişlik düzeylerinin analizini sunmama gerek yok sanırım.

Türkiye'de tam anlamıyla özgür değil.

Mısır,Suriye,Irak vs. Özgür değil

Eh bunlarınkinide sunmayayım dimi ?

Topluma yön verenin kadın oldugunu söylemediniz mi ? Çocukları Eğiten, yetistirenin kadınlar oldugunu söylemediniz mi ? Sizin söylediklerinizden yola cıkıyorum eğer yetistiren kadınsa Özgürlügü saglayabilcek gücte olduklarını düsünüyorum :) ama senin söylediklerine göre erkekler daha baskın Saydıgın bütün ülkelerde (:
 
Topluma yön verenin kadın oldugunu söylemediniz mi ? Çocukları Eğiten, yetistirenin kadınlar oldugunu söylemediniz mi ? Sizin söylediklerinizden yola cıkıyorum eğer yetistiren kadınsa Özgürlügü saglayabilcek gücte olduklarını düsünüyorum :) ama senin söylediklerine göre erkekler daha baskın Saydıgın bütün ülkelerde (:

Hayır.Erkekler biyolojik jestlerinin verdiği avantajı kullanıyor sadece.Kadına şiddetle eve tıkıyor.Konumuz kadının mı erkeğin mi toplumu ilerlettiği.Hangi cinsiyetin birbirini daha iyi susturduğu değil.Erkekler fizyolojik olarak kadınlardan daha güçlü ve bunun verdiği jestlede şiddet uygulamaktan tutun neler yapıyor.Toplumların gelişmesinde psikolojik güç önemlidir oysaki.
 
kadına şiddetle eve tıkıyor bumu yani konumuz hani kadın zekiydi akıllıydı o zaman akıllarını kullansınlar şiddete ugramasınlar psikolojik suçlar bu sadece erkeğin verdiği bir şey değilki bu erkeğinde kadınında sucudur bir çocugu nasıl yetiştirirseniz toplumda aynı veriyi gösteriyor bir çocuk ailede şiddeti görüyosa şiddeti güzel bişey sanıp aynı hataları kendide yapabiliyor güçlüler her zaman için yenmeye güçsüzler her zaman için yenilmeye mahkumdur hangi bir ülke güçlü bir ülkeyi haltedebilirki bir ülkede en önemli olan şey birlik beraberliktir bir ülkede birlik beraberlik olmazsa o ülke çökmeye yenilmeye mahkumdur zaten mesela bir örnek verelim bir ince cubugu kırabilirsin ama bu ince cubuklar çogaldıkça kırmakta zordur yani eğer erkekler olmasa peki siz şiddetle erkek eve tıkıyor diyosunuz şiddete ugramasın aklı yokmu bu kadar hani kadınlar erkeğe yön verirdi hani erkekler koca bebekti şimdide bu bebek kadınlara şiddetmi uyguluyor yani özgürlükten bahsetmişsiniz bizim toplumumuza özgürlük yokmu herkes her istediğini söylüyor türkiyedeki insan hakları özgürlük hakları hangi toplumda var acaba
 
hani kadın zekiydi akıllıydı o zaman akıllarını kullansınlar şiddete ugramasınlar

bu cümle kadar kötü bir cümle daha okumadığımı belirtmek isterim kusura bakmayın ama :)
Neyse o cümlenin üstünden atlıyor ve kendi yorumuma geçiyorum..

Yok ülkemiz ileride değildir kadınların toplumu pekte ilerlettiğini sanmıyorum yorumunun üstünede kendi görüşümü belirteyim; Toplum denilen kavramın ne olduğunu çözemeyen birçok insan vardır elbette. Bunun içinde kadınlarda vardır inkar edilemez. Ama genele baktığınızda kadının önemi burda çıkıyor. Kadın ev bakar,kadın çocuk bakar, kadın kendini geliştirir, kadın çocuğun ödevlerine yardım eder,kadın o ödeve yardım etmek için önce kendi araştırma yapar. kadın koca'ya bakar. kadın çocuğla baba arasındaki iletişime destek verir. kadın sorunları yoketmeye çalışır.Sonuç olarak kadın heryere dallarını uzatmaya çalışırki önce kendi evini güçlendirip sağlıklı bireyler yetiştirsin. sonra o sağıklı bireylere topluma kazandırsın..

Saygılar .
 
hımm kötü cümleyse güzelim sende kullanmasaydın yani herneyse toplumda kadının yeri başka erkeğin yeri başkadır hem biz türk toplumunu pekte ilerletmiyor kadınlar demedikki kadının varlığıda inkar edilemez erkeğin varlıgı hele hiç inkar edilemez sağlıklı bireylerin geliştirilmesinde tek başına kadın yeterlimidir sence erkeğin yani sağlıklı bireylerin yetiştirilmesinde katkısı yokmu yani yani diyosunki kadın tek başına herşeyde yeterlidir ilginç miş o zaman erkekler ne işe yarıyor herşeyi kadınlar yapıyosa

 
biz türk toplumunu pekte ilerletmiyor kadınlar demedikki
Takım arkadaşının yazdıklarını es geçmişsin o zaman arkadaşım :)
Aynı takımda olduğunuz bir üye tarafından yazılmıştı aynı konu içinde onada yanıt verdim o kadar..
ben erkekler bi işe yaramıyor demedim zaten. Kadınların baskınlığından bahsettim ..
 
kadın bu kadar baskınsa madem niye kadınlar ikinci planda o zaman neden erkeklere baş kaldıramıyor her daim erkek birinci planda oluyor ve kadınlar erkeğe muhtaç olduklarını hissediyolar bence baskınlık diye bişey yok kadın her zaman için bir erkeğe muhtacdır
 
Bir köle azad ettiğinizde babanınızın hakkını ödeyebiliyorsunuz.Ama anneninkini asla.

Çocuğun kalbine sevgi,şefkat gibi manevi duyguları anne yükleyebilir.Çünkü o duyguları en iyi yaşayan kadındır.Neden sürekli işadamlarının fazlalağından yola çıkıp konuşuyorsunuz ki.İnsanların kişiliklerini psikanalize vurmadan yorumluyorsunuz.Sanki karakterleri gökten gelmiş gibi.Bir insanın başarılı olabilmesi için başarılı ve eğitimli bir anne tarafından eğitilmesi gerekir.Ben diyorum ki ağaçtan daha önemli birşey var oda iklim,toprak.Ağaç meyve veriyor ama lezzetini toprağından yaşadığı ikliminden alıyor.Şimdi bir doğu anadoluda yetişen meyvelerle serada yetişen meyveleri bir tutamayız.Aynı şekilde toplumdada böyle.Erkekler ya başarılı ve sağlam karakterli oluyor.Ya başarılı ama bozuk karakterli.Aynı şey kadınlardada çünkü bir kadınıda anne yetiştiriyor.Yani kadın.Gelişmiş toplumların arkasında duran işadamı ve işkadınlarına en çokta onlara o özgüvenin %70'ini veren anneye şükran borçluyuz.

Bkz. Tatmin edici bir makale

Annesiz büyüyen bebekler

İlk birkaç yılda çekilen anne yoksunluğu, yaşam boyu silinmeyen izler bırakıyor.

Yaşadığımız acı günler içinde gündem sürekli olarak farklılık gösteriyor. Hepsinin temeli depremin getirdiği sorunlar olmakla beraber ilk günler geçtikçe psikolojik sorunların ağır bastığını görüyoruz.

Çok sayıda kayıp verildi. Bu acı herkesi etkiliyor ancak, sorun annesini kaybeden bebekler açısından çok daha büyük. Bu konuyla ilgili olarak daha önce de yayınladığım bir yazı var. Sayın Oya Ünal’ın hazırladığı bu yazıyı güncelliği nedeniyle tekrar yayınlıyorum.


Annelik, tümüyle içgüdüsel bir yetenek değil, büyük ölçüde sonradan kazanıldığı kanıtlanmış bir duygu ve davranıştır. İlk yaşlarda, özellikle oral dönemde (bebeklik döneminde) çocuğun en büyük gereksinimi sevgi, ilgi ve ihtiyaçlarının zamanında, yeter ölçüde giderilmesidir. Devamlı, dengeli ve kararlı bir sevgi, çocuğun sağlıklı büyümesi, sağlam bir kişilik geliştirmesi, çevreye uyumu açısından çok gereklidir. Bir başka gereksinim olan güven duyma, dengeli bir sevgi ortamında doğar. Güven duygusu sağlıklı olarak gelişen kişi, hem kendine güvenir hem de dış dünyaya, insanlara güvenir. Böylelikle bağımsız olmayı, kendi başına kararlar almayı, karşılaştığı güçlüklerin üstesinden gelmeyi öğrenir. Sevgi; kısacası ilgi, sevecenlik, sıcaklık annede olması gereken özelliklerdir.

Anne, bebeğin bakımı sırasında okşamasıyla, tutuşuyla, konuşması ve gülüşüyle çocukta huzur ve mutluluk yaratır. Bebeğin cevabı ise gülüşü ve çıkardığı seslerdir. Anne-bebek arasındaki bu diyalog, sevginin devamlı olması ile sürer gider. Sevginin sürekliliği kadar, en çok bir-iki kişiden gelmesi de önemlidir. Sevgi veren, ilgilenen kişilerin durmadan değişmesi, bebek için güven verici olmaz.

Anne mutlu olmalı

Annenin yavrusuna özenle bakabilmesi, yeterli ilgi ve sıcaklığı göstermesi kendisinin sağlıklı ve mutlu olmasına bağlıdır. Sorunlu bir gebelik veya zor bir doğum geçiren anne, bebeğiyle yeterince ilgilenemeyebilir. Aile üyelerinden birinin hastalığı, kocanın işsizliği, parasal problemler, karı-koca arasındaki geçimsizlik vb. anneyi etkileyebilir. Ya da bebeğe bağlı sorunlar, erken doğum, sakat doğum gibi olaylar annenin daha özverili olmasını gerektirmektedir.

Yeterli bir segiyle büyümemiş bir anne, çocuğuna da doğal olarak yeterli sevgi verememektedir. Ayrıca annenin çocuk yetiştirebilecek yaş ve olgunlukta olması da önemlidir.

Bu dönemde iki değişik anne tutumundan bahsetmek mümkündür;

Anne aşırı verici, bebeğine çok düşkündür. Aynı zamanda da yeterince bakamadığı, beceremediği düşüncesiyle endişelidir. Çocuğun her ağlayışında ne yapacağını şaşırır. Her an soluğunu dinler. Kucağından indirmez. Sallar, olur olmaz besler. En ufak bir şeyde hastalandığını sanıp doktorlara götürür. Bebek annenin bu tutumunu sezip tepki gösterir.

Diğer bir tutumda ise anne çocuğuyla duygusal yaklaşımda bulunmaz. Bebeğin bakımı ona ağır bir yük gibi gelir. Onunla konuşmayı, gülüşmeyi gereksiz görür. Çocuğun kakasından, kusmuğundan iğrenir. Hareketleri soğuk, adeta kurgulu gibidir. Bebeğin, bütün zamanını aldığından yakınır. Bu tutum içinde olan annelerin bebekleri de bu gerginliği hisseder, hırçınlaşır, tepki gösterir. Pek çok annenin tutumu da bu iki tutum arasında yer alır. Şunu hatırlatmak gerekir, annenin yaşadığı geçici bunalım ve sıkıntılar çocuğu etkilemez. Burada sözü edilen sürekli tutumlardır. Anne, sıkıntılarına rağmen çocuğunun tadını çıkarabiliyor, mutlu olabiliyorsa, gerçekten iyi bir anne örneği sergiliyor demektir.

Anne ile bebeğin arasındaki ilişkinin niteliği kadar, sürekliliği de çok önemlidir. İlk bir yıl içersinde annenin uzun süreli ayrılığı, çocuğu ruhsal yönden etkilemektedir. İlk üç yaşta çocuk, annesinin ayrılığına birkaç hafta dayanabilir. Bebeklik çağında bu ayrılığın bir haftayı geçmemesi gerekir. Dört, beş yaş çocukları tanıdık bir kimse yanında anne ayrılığına bir-iki ay süreyle katlanabilirler. Ancak anne ile ilişkinin niteliğine, annenin yerine geçecek olan kişiye bağlı olarak çocuğun tepkisi çok farklı olabilir. Yedi-sekiz yaşlarından sonra, çok sarsıcı, etkileyici bir olay olmadıkça bir yıl ayrı kalabilmektedir. Ondört-onbeş yaşlarından sonra kalıcı iz bırakmaz.

İlk tepkiler

Anne ayrılığına çocuk ağlamayla tepki gösterir. Hırçınlaşır, huysuzlanır. Çocuklarından bir süre ayrı kalan anne, babalar dönüşlerinde, kendilerine yabancı gibi davrandığını, tepkisiz kaldığını görürler. Çocuk sanki onları unutmuş gibi davranır. Bir süre sonra ise, onlara sokulur. Sanki tekrar anne, babası gidecekmiş gibi korkar. Hiç yanlarından ayrılmak istemez. Geceleri bile beraber yatmak ister. Anne-babasına düşkünlüğü iyice artar. Annenin hastaneye yatması ve başka zorunlu nedenlerle, altıncı aydan sonra olan anne-çocuk ayrılığında, çocukta ağır etkilenmeler ortaya çıkmaktadır. Bebekte huzursuzluk, sürekli ağlamalar başlar. Yemekten içmekten kesilir. Uykusuzluk, kusmalar olur. Canlı, neşeli çocuk gider, hasta bir görünüm gelir. Bebeğin gelişimi yavaşlar. Bu ayrılık bir, iki ayı geçerse, bebekte çevreye ilgisizlik, inlemeler başlar. Çevreye donuk bakar.Bu etkilenme bebeklik depresyonu olarak isimlendirilir. Çocuk, önce annenin gidişini tepkiyle karşılar, sonra yasını tutar. İçine kapanmaya başlar. Eğer annenin yerini tutan kişi yabancı değilse daha hafif geçirir. Anne ilk üç ayda geri dönerse, bebek eski durumuna, canlılığına kavuşur. Üç aydan uzun süren ayrılıklarda kendini toparlaması çok güç olur.

Anne yoksunluğu, annenin ölmesi, boşanmalar ve tamamen terkedilmiş çocukları içermekle birlikte, sevgi ve ilginin yoksunluğunu da anlatmaktadır. Var ama aslında yok olan anneler...

Doğumdan kısa bir süre sonra, çeşitli nedenlerle anneden ayrılıp yuvalara yerleştirilen bebeklerde çeşitli gelişim bozuklukları ortaya çıkmaktadır. Boyları ve ağırlıkları yaşıtlarına göre geri kalır. Sık hastalanırlar. Hastalıkları ağır geçer, ölüm oranı yüksektir. Çevreye ilgisiz olmakta, ilgi ve uyarmaya geç tepki vermektedirler. Baş sallama, baş vurma, yerinde sallanma vardır. Çevreye boş bakışlarla bakarlar. Geç yürür, geç konuşurlar. Tuvalet eğitimleri de geç kalır.

Doğumdan kısa bir süre sonra anneden ayrılıp yuvalara yerleştirilen bebeklerde görülen bedensel ve zihinsel gelişme geriliği ile sık hastalık ve yüksek bebek ölüm oranı gibi sorunların tümüne, Yuva Hastalığı veya Kurum Hastalığı (hospitalizm) adı verilir. Yatılı yuvalardaki ilgi, uyarma ve sevgi yetersizliği buna yol açmaktadır. Kısacası, anne yoksunluğudur. Çünkü bebeğin en önemli ihtiyaçları olan ilgilenme, kucağa alma, sevme, okşama, konuşup gülme yeterince sağlanamamakta, sonuç olarak da olumsuz etkilenmektedir.

Yuvalarda yetişip de daha sonraki yıllarda izlenen çocuklarda ilk görülen davranış, çevreyi genel umursamazlık, ilgisizliktir. Kolay arkadaşlık kuramaz, çekingendirler. Düşünme ve kavramaları zayıftır. Zekaları donuk, duygusal tepkileri de künttür. Kuşkulu, saldırgan olurlar. Çalma, okuldan kaçma gibi davranış bozuklukları sık görülür.

Depresyon ve anne ölümü

Depresyon adı verilen ruhsal çöküklük ve intihar eğilimi gösteren kimselerde, beş yaşından önce anne ölümü yüksek oranda bulunmuştur.

Bebek için önemli olan, anne ya da onun yerini tutan bir kimseyle sıcak ve sürekli bir ilişki içinde olmaktır.

Özellikle ilk yıllarda, annenin sağladığı bakım ve sevgi çok önemlidir. Bu açığı sonradan kapatmak çok zordur. Yuvalardan alınıp evlat edinilen çocuklarda bu durum açık bir şekilde görülmektedir.

Doğumdan birkaç hafta sonra yuvaya yerleştirilen çocuklarla, bir yaşından sonra yerleştirilen çocuklar karşılaştırıldığında, bir yıl anne-baba yanında olanların daha uyumlu olduğu görülmüştür.

Anne yoksunluğu ne kadar erken başlar ve uzun sürerse, davranış bozuklukları ve ruhsal dengesizlikler o oranda çok olmaktadır.

Kimsesiz çocuklar için çözüm, yuvalardan çok, koruyucu aileler olmalıdır.

Alıntı
 
Münazara 5 Kasım gecesi 23.00 'da sona erecektir arkadaşlar bilginize. :)
 
Psikolojik güç toplumların ilerlemesi için gerekliliktir.

547060_552107161472029_1493027677_n.jpg
 


Savaşın ortasında komutansız kalmak gibidir babasız kalmak

savaşın ortasında komutansız kalmaktır,babasız kalmak

Babanız yaşıyorsa hala çocuksunuzdur. Bu harika.

İnsan babası ölünce büyüyor çünkü. Yalnız başına kalıyorsunuz o zaman artık.

Çocukken her şeyi bilen, herkesten güçlü olan babamız biz büyüdükçe küçülüyor.

Zamanını tamamlamış ve geçmişte kalmış bir yaşlı olarak kendi köşesinden bize bakıyor. Uzakta olsa da, bize dokunamasa da...

Usandıracak kadar ayrıntılı sorularla hayatı öğrendiğimiz, her şeyi bilen babamızın sorularıysa biz büyüdükçe artık bize sıkıcı gelmeye başlıyor. Müdahale etmese, soru sormasa ne iyi olur dediğimiz zamanlar çok oluyor artık. Biz ondan daha iyi biliyoruz ya her şeyi. Zaman artık onun zamanı değil ya... Teknoloji gelişti ya... Her şey değişti ya...

Oysa ne zaman ki babanızı kaybediyorsunuz, işte o zaman gerçekten büyüyorsunuz. Çünkü çınarın gölgesi yok artık üzerinizde. Sizi fark etmediğiniz halde yağmurdan, güneşten koruyormuş meğer o gölge.

Siz de aile kuruyorsunuz, baba oluyorsunuz, sizinde gölge yaptığınız ve koruduğunuz birileri oluyor ama o gölgeyi çok arıyorsunuz.

Babanız öldüğünde büyüyorsunuz.
Artık soru soracağınız, öğreneceğiniz, azarını duyacağınız, takdirini alacağınız, akşam eve dönerken yolunu gözleyeceğiniz, korkacağınız bir babanız yoksa büyüyorsunuz.
Yarınınızdan sorumlu tuttuğunuz, her istediğinizi almak zorunda olan o kişi yoksa artık...

Hep sessiz ağlayan, suskun seven, en zor dönemde bile yıkılmaz görünen, sırtınızı dayadığınız çınar ağacınız yoksa artık...
Büyüyorsunuz o zaman işte.

Savaşın ortasında komutansız kalmaktır, babasız kalmak.


</H1>
 
Babasızlık büyüyen sorun!
Artan gayri meşru ilişkiler, çığ gibi büyüyen boşanmalar, sokaklara bırakılan çocuklar babasız yetişecek yeni bir kuşağı doğurmak üzere. Babasızlık kuşağını birçok dert şimdiden sarmış durumda.
İngiltere'de 8 yaşındaki kız çocuklarına doğum kontrol ilaçları dağıtılmaya başlandı. Avrupa "çocuk anneler" probleminin önüne geçme çabasını gösterirken, dünyada artan babasız çocuk probleminin ülkemizde de yaşandığını kaydeden Doç. Dr. Sefa Saygılı, Avrupa'da yaşanan bu gelişmeleri medyanın çocuklardaki cinsel duyguları erken uyarmasından kaynaklandığını belirtti.
Saygılı, Avrupa'da 8 yaşındaki kızlara doğum kontrol ilaçları dağıtılmasının cinsellikle ilgili "erken hamilelik, AIDS, frengi, psikolojik kırılmalar gibi ciddi problemlerin varlığından kaynaklandığını söylerken, Türkiye'de de aileler arasında aynı kırılmaların yaşanmasına dikkat çekti.

Babasız aile olur mu?
Modern hayatın dede, nine, amca, dayı gibi saygın üyelerden oluşan geleneksel aileyi böldüğünü dile getiren Doç. Dr. Saygılı, bir aşama daha ileri gidilerek ayrılan eşlerden dolayı "babasız aile"lerin ortaya çıktığını kaydetti.
Baba çocuğun büyümesi için vazgeçilmezliğini ve ideal bir çocuk için anne baba ve sıcak bir aile ortamının mutlaka gerekli olduğunu belirten Saygılı, "Çocuk için en birinci ve ideal model anne ve babadır. Bütün çocuklar etkili bir babaya muhtaçtırlar. Babanın gücünü, varlığını ve desteğini hissetmek isterler. Çünkü çocuğun uyumlu psikolojik gelişmesinde güçlü ve sevgi dolu bir baba vazgeçilmezdir." dedi.
Anneler çok yıpranıyor
Saygılı, babanın anneyi dengeleyen, güven veren, koruyan, önemli bir model olarak çocuğun karşısında durduğunu belirterek, "Babasını karşısında bulamayan çocuk örnek olarak yalnızca anneyi görüyor. Bu sefer de çocuğun cinsi kimliğinde birtakım sapmalar meydana geliyor. Babanın ilgisizliği veya olmaması, çocuğu pasif, kendine güveni az, başarılı olamayan, kendini ifade edemeyen bir ruh haline sokuyor. Babasız büyüyünce çocuk evliliğe, aileye gereksiz gözüyle bakıyor." şeklinde konuştu. Bu arada çocuğu için iki önemli rol ve görevi yani anne ve babalığı bir arada yapmaya çalışan annenin çok yıprandığını, yer yer yetersiz kaldığı için kendisini ve çocuğunu suçladığını belirterek, bütün bu olumsuz şartlar içerisinde olumlu bireylerin yetişmesini beklemenin imkansız olduğunu söyledi.

Babanın rolü nedir?
Baba, anneden açıkça farklı bir insandır ve bu farklılığın algılanması çocuğun cinsel kimliğini kazanmasına katkıda bulunur.
Babalarıyla sevgi dolu ve güçlü ilişkiler yaşamayan çocuklar, eşleriyle sağlıklı ve tatmin edici bir iletişimde zorlanırlar.
Parkta anneler "Tırmanırken dikkatli ol!" diye uyarırken babalar, "Tepeye kadar çık!" diye bağırırlar. Babalar, çocuklarını sınırlarını zorlamaya iterler.
Islah evlerindeki çocukların yüzde 70'i babasızdır.

Babasızlık annesizlikten daha kötü
Annesizliğin çocuk üzerindeki menfi etkileri sıkça konuşulmasına rağmen, uzmanlar baba yokluğunun daha tesirli olduğunu ortaya çıkardılar. Çukurova Üniversitesi’nden Doç. Dr. Yaşare Aktaş, Türk toplumunda anne yokluğunun çok önemsendiğini söyleyerek “Oysa araştırmalar bunu doğrulamamaktadır. Baba yokluğunun da en az anne yokluğu kadar hatta daha fazla olumsuz etkilere yol açtığı ortaya çıkmıştır. Hele 5 yaşından önce babasız kalanlar... Boşanma ya da ayrılığa bağlı baba yokluğu ölümden daha yıkıcı etki yapar. Baba eksikliği, ağabey, amca, dayı, büyükbaba hatta komşu gibi bir model ya da vekilin bulunduğu durumlarda bir ölçüde azalırsa da erkek çocuklar saldırgan ve güvensiz olurlar. Kızlar ise annelerine bağlanırlar. Ailede otorite ve güven temsilcisi olan baba, çocuğun dengeli bir birey olması için model oluşturur ve rehberlik eder. Araştırmalar, baba yoksunluğunun zihinsel gelişim üzerinde de olumsuz etkiler yaptığını göstermiştir” dedi.
 
hmm madem alıntılarla destekleniyor bende patlatayım bikaç tane alıntı bakalım ..



Çocuk eğitiminde Anne'nin rolü
Aile toplumun en küçük kurumudur. Aile birliği içinde, çocukluktan itibaren yaşlılık dönemlerine kadar fiziksel ve ruhsal açıdan çeşitli aşamalardan geçerler. Toplumsal hayatımızda ilişki içinde olduğumuz kişileri tanımalı, sosyo-ekonomik ve kültürel özeliklerini bilmeli, duygu, düşünce ve davranışlarında meydana gelen değişimi izleyebilmeliyiz. Bu nedenle gerek bireyin meydana gelen davranışlarının değerlendirilmesinde, gerekse toplumsal yapının analizinde anne faktörü önemli bir değişken olarak karşımıza çıkmaktadır.
Çocuk korunmaya, ilgiye ve sevgiye muhtaç bir varlıktır. Anne'nin uygun tutum ve davranışlarıyla çocuğun ruhsal ve davranışsal gelişimi sağlıklı yapılandırılabilir.



Çocuk eğitiminde çocuğu gerektiği şekilde yetiştirmek ve topluma hazırlayabilmek, hayatın ilk gününden itibaren çocuk ile ilgilenmeyi,onun ile karşılıklı etkileşime girmeyi,ona değer vermeyi,ona vakit ayırmayı,onun bakım,beslenme ve korumasını sağlamayı,sevgi ihtiyacına karşılık vermeyi gerektirir.Günün her anını çocuğuyla birlikte geçiren anne,bu sayılan özelliklerin hepsini yerine getirerek, çocuğun eğitiminde aktif olarak rol oynar.Hamilelikle birlikte anne karnında başlayan eğitim süreci, doğumdan sonra yine ilk eğitimci olan annenin çocuk üzerindeki etkileşimleriyle gelişerek devam eder.



Annelik, bizim toplumumuz ve dinimiz açısından çok önemli bir makamdır. Gücünü inançlarımızdan alan bu büyük makamın gereği sadece, çocuğu dünyaya getirmekle yerine getirilemez. Bir annenin en önemli görevi, topluma ruh ve beden sağlığı yerinde olan insanlar kazandırmaktır. Bir annenin cehaleti asla kabul edilemez bir olgudur; her şeyden evvel bir insan yetiştirmenin ağırlığı omuzlarda mutlaka hissedilmelidir.





Kız çocuklarının istenilmemesi, önemsenmemesi erkek çocuk oluncaya kadar çocuk yapma şeklinde cinsiyet seçimi yapılarak başlatılan kadına yönelik şiddet, kız çocuklarının okul çağında okula gönderilmeyerek eğitim hakkının elinden alınması, adölesan döneminde kendi fiziksel gelişimini tamamlamadan evlendirilmesi ve gebe kalması, evlendikten sonra da eş tarafından fiziksel, psikolojik, cinsel boyutta aile içi şiddet olarak da her yaş ve her dönemde farklı şekilde tahrip edilmelerine rağmen kadın pes etmeyen tek varlıktır .


Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk; “bizim toplumumuzun başarı gösterememesinin nedeni, kadınlarımıza karşı gösterdiğimiz ihmal ve kusurdan doğmaktadır” diyerek, sosyal hayatta kadının öncü rolü üstlenmesini savunmuştur.




Erkekler olmasada olur kimse diyemez diyecek olanın aklından şüphelenirim. ben sadece kadın'ın bu konuda erkeklerden önde olduğunu savunuyorum .

Saygılar ..
 
hmm madem alıntılarla destekleniyor bende patlatayım bikaç tane alıntı bakalım ..


Alıntılarla desteklenmesi konusunda bence grubunuz en son fikir beyan etmelidir. Bir önceki mesajlara bakarsanız yapılan alıntılar hep grubunuz tarafından yapılmıştır. :)

Bizler kadınlar arka plandadır derken tamamen güçlerini göz ardı etmiyoruz. Bir kadın her şeyden önemlisi çocuk dünyaya getiriyor anne oluyor bu yüzden saygı duymayacak insanın alnını karışlarım. Ve ister istemez çocuğun gelişiminde çocukla daha çok ilgileniyor. Bu kadından kaynaklı bir şey değildir. Çocuğun o çağlardaki ihtiyaçlarının anne de mevcut olmasındadır.

Kişi ilerleyen yaşlarda önüne bir idol seçer. Ve idol de genel olarak baba olur. Neden mi ? çocuğun hangi mesleği sececeğine baba etki eder, gideceği okulu baba belirler büyük oranda. Çocukta ister istemez babanın izinden gider. Eğer erkek işe yaramaz alkolik kumarbaz olsa bu seferde akıllı bir çocuksa eğer şu fikir belirir kişinin gözünde. Ben okumalıyım büyük adam olmalıyım babam gibi işe yaramaz alkol içen kumarbaz ailesine sorumluluğunu yerine getirmeyen birisi olmamalıyım ben büyüyünce bunları yapmayacağım diyen bir birey yetişir ve ilerde bunların hiç birini yapmaz. Bu sadece bir örnekti yani bu örnekte de baba nın payı vardır
 
Alıntılarla desteklenmesi konusunda bence grubunuz en son fikir beyan etmelidir. Bir önceki mesajlara bakarsanız yapılan alıntılar hep grubunuz tarafından yapılmıştır. :)

ben biz hiç alıntı yapmadık dedimmi ? hiç sanmıyorum?
Neyse Arda bey bence biz sizinle bu konuda tartışamıyacak kadar ayrı dillerden konuşuyoruz..
 
Usul erkan banal bulduğu halde, cihan sultanı Kanuni sultan Süleymana nikah kıydırmayı başarabilmiş sultan HÜRREM SULTAN ! ;)

Osmanlıyı Yıkan Kadın

Osmanlı İmparatorluğunun yıkılışı nerede başlamıştır yani hangi olay bizim yükselişimizi engellemiştir? Bana göre çoğu tarihçinin de tespit ettiği ve söylediği gibi ipin koptuğu yer Kanuni Sultan Süleyman"ın oğlu Mustafa"yı boğdurtmasıdır. Mustafa; Kanuni Sultan Süleyman"ın karısı Mahidevran Sultan"dan olan ilk çocuğudur. Kişilik olarak yiğit cesur ve hoşgörülüdür. Yeni Çerilere, saraydakilere ve halka kendisi sevdirtmiştir. En büyük çocuk olduğundan dolayı kanuniden sonra tahta o geçecektir. Geleneklere göre Amasya"ya vali olarak atanır Mahidevran Sultan"da çocuğuyla beraber Amasya"ya gider.Fakat bu gidiş onun son yolculuğu olur. Kanuniden sonra Osmanlıyı daha da büyütecek potansiyele sahip olan şehzade Mustafa Babası Kanuni"nin padişahı tahtan indirmeyi planladığı yalanına inandığı için öz babası tarafından Ereğli ovasında boğdurtturulur. Halbuki Şehzade Mustafa"nın bu suçla uzaktan yakından alakası yoktur zaten kendisi şehzadedir ve taht gelecekte onundur. Kanuninin aklına giren kendi öz oğlunu boğdurtan kişi ise tahmin ettiğimiz gibi Hürrem Sultandır.


İşte bir kadının bırakın toplumu,imparatorluk üzerindeki akılları donduracak etkisi !!!
Şimdi diyeceksinizki iyide zararı olmuş evet Hürrem sultanın zararı olmuş ama sonuçta entrikalarını kullanıp kukla gibi oynatabilmiş çevresini !!! Dileseydi aksinide iyi yöndede yapardı bunu !


Nefertiti arkadaşımın paylaştığı gibi

Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk; “bizim toplumumuzun başarı gösterememesinin nedeni, kadınlarımıza karşı gösterdiğimiz ihmal ve kusurdan doğmaktadır” diyerek, sosyal hayatta kadının öncü rolü üstlenmesini savunmuştur.

Bir kadın akıllı,eğitimli ve ha kettiği değeri görürse toplum ilerler.Hürrem gibi hırslarının kurbanı olursada toplumda etkisi olur ama kötü yönde ! Siz siz olun kız çocuklarınızı çok çok iyi eğitin !!! ileride hırslarının kurbanı olmasınlarda topluma zarar vermesinler.Anneler !!! Çocuklarınızın kalbine sevgi aşılayın ! İleride kızınız büyüdüğünde Jr.Hürrem olmasın ! iyi olsunki toplum sıçradıkça sıçrasın !
 
hmm madem alıntılarla destekleniyor bende patlatayım bikaç tane alıntı bakalım ..


Alıntılarla desteklenmesi konusunda bence grubunuz en son fikir beyan etmelidir. Bir önceki mesajlara bakarsanız yapılan alıntılar hep grubunuz tarafından yapılmıştır. :)



Alıntı elbette yapılacak ;) fikirlerin belgelerle desteklenmesi savunulan fikrin doğruluğunu perçimler ;)
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri